Osman Yüksel Serdengeçti'nin hayatı, duruşu, fikirleri çerçevesinde kaleme alınan biyografik mahiyete sahip bu kitabın yazarı olan Rasih Yılmaz’ın Osman Yüksel’i tanıma ânı hayli ilginç. Henüz 7 yaşında iken bir vesile ile evlerine misafir olarak gelen Serdengeçti’yi tanıma şansına kavuşan Rasih Yılmaz, yıllar sonra uzun bir araştırma ve inceleme döneminden sonra yazdığı kitabı için o ilk ve tek karşılaşma ânının iç dünyasında teşekkül ettirdiği tesire değinmeden geçemiyor. Devrin olaylarına ve zihniyetine ışık tutan, Allah demenin yasaklandığı bir devirde İslam davasına baş koyan Serdengeçti’nin doğumundan ölümüne kadar geçen hayatı içinde adım adım ilerleyen, düz yazılarından, şiirlerinden iktibaslar yapılan, röportajlar ve fotoğraflarla zenginleştirilen kitap, Serdengeçti’nin dünyasına ilk defa adım atacaklar için olduğu kadar, Onu uzun süredir tanıyan ve okuyanlar için de besleyici bir niteliğe sahip. Kitabın Önsöz'ünü iktibas ederek sizlere bu ekmekten bir parça uzatıyorum. Tamamını yemek isteyenler buraya tıklayarak indirebilir ve okuyabilirler. :)
Kitabın sonunda geniş bir fotoğraf albümü var, onu da istifadenize sunmak ve müşahhas sahadan mücerret zemine akacak olan bir temaşa sofrasını kurmak istiyorum. Albüm için tıklayınız.
---
Önsöz
Gerçeğin Yeniden Keşfi
Takvim yaprakları, 21 Nisan 1980'i gösteriyordu. Bir cenaze törenine katılmak için Akseki'nin Değirmenlik Köyü'ne giden babam, defnin ardından İstanbul'a dönerken otobüste bir dost edinmişti. Sabah gün ağarırken yolculuk sona ermiş, babam arabada tanıştığı dostunu da yanına alarak eve gelmişti. Kapıdan içeri giren babamın arkasında ki yaşlı adam, eşikte biraz sıkılgan bir şekilde eve girmek ile girmemek arasında kararsız bir biçimde duruyordu. Annemin güleryüzlü daveti kendisini rahatlatmış olsa gerek ki içeriye doğru bir adım attı. Gözüme ilk takılan sürekli titreyen elleriydi. Zorlukla ve bastonuna dayanarak yürüyordu. Yavaşça kanepenin kenarına oturdu. Babamın hareketlerinden anladığım kadarıyla karşımda elleri titreyerek duran yaşlı adam, saygıyı hak eden birisiydi. Alnındaki kırışıklıklar ise yıllarca çektiği çilenin birer ispatı gibiydi sanki. Annem kahvaltı hazırlamak için hemen harekete geçti. Köy tarhanasından yapılacak bir çorbanın en iyi kahvaltı olacağını söyleyen yaşlı adam, tercihini de böylelikle belli etmiş oldu. Mesajı alan annem, hemen işe koyuldu. Kısa sürede kahvaltı masası hazırlandı. Yaşlı adam önüne gelen çorba kasesine ilk önce küçük küçük doğradığı ekmekleri attı. Ardından titreyen eliyle aldığı kaşığı kaseye daldırmaya başladı. Her daldırışının ardından elini ağzına götürene kadar çorbanın yarısı tekrar geri dökülüyordu. Bir türlü ellerinin titremesini engelleyemiyordu. Buna rağmen babamın ve annemin tüm yardım ısrarlarına rağmen vakur bir biçimde yardımı da reddediyordu. Kısa süre sonra yaşlı adam yarı aç yarı tok bir biçimde sofradan kalktı.
Cebinden çıkarttığı mendiliyle alnında oluşan ter damlacıklarını silerken gözleri bir ara bana ilişti. Çocuk ürkekliğinde yüzüne bakan ben, bir anda onun üzerimde oluşturduğu elektrikle titredim. Şimdiye kadar hep susmuş, onu gözlemleyerek tanımaya çalışmıştım. Ondan pozitif bir sinyal almış olmalıyım ki yavaşça yanına yaklaşarak bir şeyler sormak istedim. Aslında ne soracağımı da tam bilmiyordum. Belki de babamın ve annemin büyük bir saygıyla hürmet ettiği bu yaşlı adamla konuşmak istemiştim yalnızca. Ama beceremedim, tekrar geri adım attım. Yavaşça yanıma yaklaştı, bakışlarımdan düşündüklerimi okumuşçasına titreyen ellerini başıma götürdü ve bir dede şefkatiyle okşadı. Ardından babama dönerek ismimi sordu. Daha sonra tekrar gözlerini çevirdi. Daha sonra ise dedem Ali'yi anımsatan çökük elmacık kemiklerinin üzerinde yer alan yüz hatlarını yukarı kaldırarak tatlı bir biçimde gülümsedi. Bu onun yüzünü son görüşüm oldu. Kısa bir toparlanmayla birlikte babamla Aksaray'daki evine gitmek için yanımızdan ayrıldılar. O günlerde pek de farkında değildim, kiminle kahvaltı yaptığımın. Ancak geçen zaman, titreyen elleriyle başımı okşayan bu adamın kim olduğunu tanıma fırsatı verdi bana. O bir devre mührünü vurmuş, Müslüman-Türk sentezi tezinin fikir babası, haksızlığa karşı hep mücadele vermiş ve ömrü boyunca serden geçmiş birisiydi. O, Osman Zeki Yüksel Serdengeçti'ydi.
Belki henüz 7 yaşındayken o tatlı gülümsemesiyle vücuduma yüklediği enerjinin sonucu yazdım bu kitabı. Belki de bu kitabın yazılması için kader yıllar önce sebepler oluşturarak böyle bir buluşmayı ayarlamıştı. Kimbilir?
Ancak ortada bir gerçek var ki; birkaç saat evimizde beraber olma fırsatı bulduğum Osman Yüksel Serdengeçti'yle konuşmak için gerçekleştirdiğim boş hamlenin ardından, yıllar sonra dolaylı da olsa Toros Yüzlü Adam' ile diyalog kurduğumu düşünüyorum. Belki de ortaya çıkan bu kitap, Müslüman-Türk sentezi kuramcılarından fedakâr ve vefakâr insan Osman Yüksel Serdengeçti'ye 'Altın Nesil' den naçizane bir teşekkür. Yaklaşık 3 yıl inceleme fırsatı bulduğum Osman Yüksel Serdengeçti'nin hayatı ve ruh halinin, aynı doğup büyüdüğü Toroslar'ın yüzeyi gibi oldukça sarp, inişli-çıkışlı, bazen de bir yayla yamacı kadar yalın olduğunu farkettim. Bu halini en iyi biçimde yansıtacağını düşündüğüm için kitabın ismine Toros Yüzlü Adam"ı ekledim... Genelde belgelere dayanan, içine yerleştirilmiş röportajlar ve resimlerle zenginleştirmeye çalıştığım "Serdengeçti - Toros Yüzlü Adam: Osman Yüksel" in ilk baskısı, 1998 Mayıs ayında gerçekleşti. Geçen süreç içerisinde okuyucunun büyük ilgisi ile karşılaşan bu eser 5 baskı yaptı. Kitabı yazdığım sırada da yaşım henüz 24'tü... Olayları yorumlarken ele aldığım kriterle tamamen farklıydı. Oysa geçen zaman hem Osman Yüksel'i hem de birçok fikirsel akımı daha değişik perspektiflerle incelememe sebep olmaya başladı. Zamanın yenilenmesine karşı değişim kaçınılmaz bir hal alıyordu. Ve ender dostlardan yönetmen Zeki Demirkubuz'un eseri okuyup 'Osman Yüksel bir düşünceye hapsedilmeyecek kadar bu ülke için fedakâr bir isim' yorumunu yapınca yazdığım bütün bölümleri yeniden gözden geçirme zorunluluğu hissettim... "Serdengeçti - Toros Yüzlü Adam: Osman Yüksel" in özüne yine sadık kaldım. Ama farklı düşünce ve inançlardan bireylerin de bir insan olarak kendilerini bulabileceği bir Osman Yüksel portresini gün yüzüne çıkarttım. Varolan bir gerçeği yeniden keşfiydi aslında yaşanılan değişim...
Bu kitabın oluşmasında beni sabırla destekleyen sevgili eşime ise sonsuz teşekkürü bir borç bilirim.