ÖNSÖZ
— Bu kitabın yazarı, bir terbiyecidir. O, bütün hayatı gibi, mesleğini de Allah ve Resûlü'nün hizmetine vakfetmiş bulunuyor. Ona göre, son nefesine kadar, bu yolda yürümek ve son nefesini bu uğurda vermek, nimetlerin en büyüğü olacaktır.
•
Elinizde bulunan bu kitap, çok uzun bir çalışmanın ve araştırmanın mahsulüdür. Bir taraftan «muasır pedagojinin» veri (donné) lerine, diğer taraftan İslâm'ın, ezeli ve ebedi kuşatan, yüce esas ve ölçülerine dayanarak bir senteze ulaşmak gayreti, önceleri bizi çok zorlayacak sanmıştık. Ancak, çalışmalar ve araştırmalar derinleştikçe, hayretle gördük ki, «çağdaşlık» ve «modern pedagoji», sadece, İslâm'ın aydınlığında birer değer haline gelmekte, ondan uzaklaştıkça veya ondan uzak düştükçe gerçek mânâsını kaybetmektedir.
— Bazı kimselerin, «ilm-i Hâl» mefhumundaki derin ve ulvî mânâyı idrak etmeksizin, tam bir küçümseme edası içinde «Canım, malum ilmihâl bilgileri!» deyip geçtiği saha, meğer ne muhteşem imiş. Şuuruna varma dan. aceleden «ilmihâl» biçiminde söylenen şey, meğer «ilm-i hâl» imiş. Evet, ne güzel terkib...
— «İlm-l Hâl», bir bakıma, bir müminin hayatını «beşikten mezara kadar» kuşatan İslâmî inançlar, emirler ve yasaklar nizamı demektir. Yani, bütün ihtişamı ile İslâm Nizam'ında İslâm terbiyesi...
— «İlm-i Hâl», bir bakıma, bir müminin, «doğum öncesinden başlayarak ölüm sonrasına kadar», bütün hayatını, İslâmî iman ve atmosfer içinde mânâlandıran yüce nizam demektir.
— İlm-i Hâl, bir bakıma mücerret insanın «yaradılışından ebediyetlere doğru akışına kadar, bütün sırları kurcalıyan ilim...
— İlm-i Hâl, başta insan olmak üzere, bütün mevcudata, bütün mahlûkata, bütün ruhlar âlemine, meleklere, cinlere ve herşeye İslâm'ın getirdiği yepyeni bir bakış tarzı demek... «İlm-i Hâl» bilmeyen, ne İslâm'ı bilir, ne de onun dünya ve kâinata bakışını...
— «İlm-i Hâl» Yüce Allah'ın Şanlı Peygamber'e vahyettikleri... O'nun da bizlere «tebliğ» ettikleri herşey... Bir müminin bütün sorularına cevap veren islâmî ilim...
•
— Elinizde bulunan bu kitabın arkasında, binlerce ciltlik bir kitaplık var... Önce, dilimizde mevcut bulunan bütün «ilmihâl» kitapları gözden geçirilmiş, başta İmam-ı A'zam, İmam-ı Gazali ve İmamı Rabbanî Hazretleri olmak üzere, pekçok «Ehl-i Sünnet vel-Cemaat yolunun» büyüğüne ait eser ve bilgiler toplanmış, Allah ve Resûlü'nün emir ve ölçüleri, mümkün olan hassasiyetle takibedilmiş ve bütün bunlardan sonra, günümüzün sosyolojik, psikolojik, pedagojik ve fennî gelişmeleri de nazara alınarak bir senteze gidilmeye çalışılmıştır. Bu sentez yapılırken, İslâm'dan asla ve kat'a taviz verilmemiş, Ehl-i Sünnet Vel-Cemaat yolunun berrak aydınlığı, ısrarla takibedilmiştir,
*
— Bununla birlikte, elinizdeki kitabın, birçok bakımdan «yepyeni» olduğunu da göreceksiniz. Yenilik, muhtevada değil, biçimde gerçekleştirilmiştir. Fakat, bu esnada, hayretle görülmüştür ki, «muhteva» ile «biçim» arasında, «ruh» ile «beden» arasında mevcut olan cinsten, bir bütünlük ve alâka vardır. Nasıl ki, değişmeyen bir ruh, sürekli olarak yenilenip duran Ve yeni biçimler (formlar) içinde tazelenen bir organizma ile bütünle-şiyorsa, muhteva ile biçim arasında da böyle bir intibak çizgisi vardır. Yani, islâmî ruh ve muhteva, onu idrak ve takdim eden kişi ve kadrolara göre cazibe kazanmaktadır.
— Gerçekten de «Kişinin dini, aklı kadardır». Allah, bizleri, ham softaların ve kaba yobazların ahmaklığından ve kendi küfrünü hakikat sanan ve dinde «yenilik» iddiasıyla dini tahribe yönelen beyinsizlerin şerrinden korusun. Bizleri, islâm'ın, bütün zamanları ve mekânları aşan ebedî yeniliği içinde, yepyeni sentezler ve mesajlarla akıp giden değişmez hakikatine ulaştırsın.
— Biz, bu kitabı telif ederken, istedik ki, okuyucu, hem «şeriatın., hem «tasavvufun» dengesini bulsun. Yani, o bir taraftan «şeriatı» öğrenir ken, diğer taraftan «tasavvufun» da zevkine varsın.
— Kitabımızın «BİRİNCİ ANA BÖLÜM»ünü kaleme alırken, bu hususa, bilhassa ehemmiyet verdik. «Allah ve âlemler» başlığı altında, varlığın mahiyeti nedir? Nerden gelfp nereye gidiyoruz? İslâm'da tevhid ve kesret, bir «Kitab-ı Ekber» olan kâinat nedir?, gibi sorulara cevap ararken, «şeriatın çizdiği hudutlar» içinde kalarak «tasavvuf yoluna» baş vurmayı uygun gördük. Tasavvuf çizgimizi, bilhassa, İmam-ı Gazali ve İmam-ı Rabbanî Hazretleri gibi din büyüklerine uygun tutmaya çalıştık. «Şeriatı» ve «Tasavvufu», tezatsız bir bütünlük içinde kavrayan bu yüce din büyüklerini ne kadar anlayabildikse o kadar konuşabildik.. Hiçbir zaman, haddimizi aşmadık.
— Daha sonra, «Yaratılmışlar âlemi» ile ilgili satırları yazarken, muasır ilmî gelişmeleri, yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'in aydınlığında değerlendirmeye çalıştık. Bu esnada, büyük bir saadetle tekrar tekrar öğrendik ki, İslâm, bütün asırların önünde bulunmaktadır ve Şanlı Peygamberimizin nuruna bütün zaman ve mekânlar muhtaçtır.
— Bu kitapta, en hayatî İslâmî bilgileri, «doğumundan ölümüne kadar insan» «bir müslümanın 24 saati», «bir müslümanın bir haftası» ve «bir müslümanın bir yılı» başlıkları altında inceledik. Konuları, ehemmiyet sırasından çok insan gelişimindeki safhaların aktüalitesine göre işledik. Yani, insanı, «bebeklik», «ilk çocukluk», «ikinci çocukluk», «ergenlik ve mükelleflik», «gençlik ve ihtiyarlık» safhaları içinde ele aldık ve her safhada İslâmî emir ve ölçüleri ortaya koymaya çalıştık.
*
— Bu kitabı yazarken, bütün içtîmaî, iktisadî, ahlâkî ve harsî gelişmeleri «İslam'da aile» başlığı altında inceledik. Ailenin fonksiyonlarını belirtirken, topyekûn cemiyet hâdiselerini, bunun içine sığdırmaya çalıştık. Başarılı olduk mu bilmem? Ayrıca, bütün cemiyet hâdiselerini, aile içine sığdırma gayretimiz, sadece bir telif zarureti olarak mütalâa edilmemeli. İslâm'da «ailenin ehemmiyetini» belirtici bir tavır olarak da değerlendirilmelidir. Gerçekten de İslâm Sosyolojisi, aile üzerine kuruludur.
•
— Kitabımızın adına gelince...
— Kitabımızın adı, görüldüğü gibi, sadece «İLM-İ HÂL» dir. Yani, «HÂL İLMİ...»
— İslâmî bir şuur içinde, «hâl» ile «ilim» kelimelerini bir araya getiren ve yepyeni bir ilim dalı ortaya koyan ecdadımızın bu buluşu, her nedense çok hoşumuza gitti. Onun için, kitabımızın adını, sadece «İlm-i Hâl» koyduk ve taşıdığı o güzel mânâyı ifade etmesi bakımından, kelimeyi, bitişik değil, bir «terkib» içinde görmek istedik.
•
— Kitabımızın sonuna bir «lügatçe» koymak yerine, okuyucuya kolaylık olması için, bazı kelime ve tâbirlerin önüne, hemen parantez açılarak gerekli izahat o anda verilmiştir. Bunun daha faydalı olduğunu sanıyoruz. Bu kadar açıklama ile yetinmeyen okuyucunun ise çok daha büyük lugatlara ihtiyacı var dernektir.
— Öte yandan, bir kültür ve medeniyet dairesine mensup olmak demek, o kültür ve medeniyetin temel mefhumlarına, dolayısı ile temel kelime ve tâbirlerine sahip olmak, onları anlamak ve hatta yeri gelince kullanabilmek demektir. Müslüman münevverler, kendilerini, İslâm medeniyetinin kelime ve tâbirlerinden uzaklaştırmak ve onları manevî ve mukaddes değerlerine yabancılaştırmak isteyen düşman oyunlarını mutlaka bozmak zorundadırlar. Böyle olunca, onlar, İslâm kültür ve medeniyetinin kelime ve tâbirlerini bir «cihad ruh ve şuuru» içinde öğrenmek, kullanmak ve yaymak mecburiyeti ile karşı karşıyadırlar.
— Kitabımızın sonuna, konuları rahatça bulabilmek için, harf sırasına göre tasnif ve tanzim edilmiş bir «liste» konmuştur. «Harf Sırasına Göre Konu Başlıkları» adını taşıyan bu liste, sanırız ki, okuyucunun işine yarayacaktır.
•
— Velhasıl, bütün sevab ve hatası ile kitap, işte elinizde... Onu okumak ve değerlendirmek size düşer.
— Güzel, iyi ve doğru ne varsa İslâm'ın... Çirkin, kötü ve yanlış ne varsa bizim...
Erenköy
5 Ramazan 1402
27 Haziran 1982
S. Ahmet A R V A S İ