Sizin tarzınızdan devam edelim o halde. :D
Çok uzun yazmışsınız yahu Kim okuyup cevaplayacak bunları Haklısınız deyip geçsem mi
Evet öyle oldu biraz. Ama istemeden :P. Haklısınız diyip geçin bence. Lüzumsuz soruya lüzumsuz cevap verelim.
Doğru anayasının değiştirilmesinin öncelik olduğunu söylemedim ama gerekeni yapmasının gerektiğini söyledim bir an önce. Sonra da gerkenin ne olduğunu söyledim işte. Anayasa değiştirmek zor iş haklısınız ama zor veya kolay bir işe başlamazsan bitmez. Başlayıp başlamama konusunu bile kaç gün gündemde tutmaya gerek varmı...
İşte gerekenin ne olduğunu baştan söylemiş olsaydınız diyorum ben de. Anayasa konusunda aynı fikirdeyiz. Bizden daha fazla bilgi sahibi olan, içerde ve dışarda olan bitenleri tüm çıplaklığı ile gören hükümet inanıyorum ki doğru zamanda düğmeye basacaktır. Parti kapatma dosyasının hazır bekletildiğine dair ciddi söylentiler var şu günlerde. Bence de bu söylentiler büyük oranda gerçeği yansıtıyor. Yani diyorlar ki en ufak bir yanlışınızda daha önce kendi isteğimizle kapatmadığımız partinizi hemen kapatırız. Bu söylentileri Abdullah Gül'ün hindistan gezisi sırasında söyledikleri ile birlikte düşündüğümüzde daha doğru çıkarımlar yapabiliriz. Bakınız ülkemizdeki darbe anayasasının kurmuş olduğu yargı sistemini anlatması açısından bir-iki kelam edelim. 3 erk üzerinde yükseldiği söylenen ve bu 3 erkin birbirlerinden ayrı olduğu varsayılan devletimizde bu erklerin nasıl oluştuğuna bakmak gerekir. Yasama görevini TBMM icra eder ki bu meclisin üyeleri halk tarafından dolaylı olarak seçilirler. Eyvallah... Yürütme erki cumhurbaşkanı ve başbakan liderliğinde bakanlar kurulundan oluşur. Bu erk de direkt ve dolaylı olarak halk tarafından seçilir. Buna da eyvallah... Peki ya yargı! Yargıyı nedir, kimlerden oluşur, kim tarafından seçilir, meşruluğunu nereden alır, bağımsızlığının teminatı nedir diye hiç düşüneniniz oldu mu? İşte bütün sakatlık yargı hususunda ortaya çıkar. Hepimizin malumu anayasa mahkemesi, danıştay ve yargıtay yüksek sivil yargının muhteşem üçlüsüdür. Bize göre bu üçlü, üç çıbanın üç başıdır. Bir de bu üçlü için hayati öneme sahip bir kurum vardır ki bu kurum bizlere anlatıldığına göre bağımsız yargının teminatıdır. :D 7 kişiden oluşan bu kurul hükümet temsilcileri haricinde azgın it soylarının bulunduğu düzmece bir kurumdan başkası değildir ve bizlere anlatılanın aksine yargı safsatasının teminatıdır. Şimdi, bu yüksek yargı mercileri üyelerinin kimler tarafından atandığına bakarak sakatlığı hep beraber görelim. Anayasa mahkemesi üyeleri cumhurbaşkanı tarafından seçilir ancak 3 asil ve 1 yedek üye dışındakileri yargıyat, danıştay, askeri yargıtay, askeri yüksek idare mahkemesi gibi kurumların kendi seçtikleri 3 aday arasından seçer. Bu da demek oluyor ki 11 üyeli anayasa mahkemesinde asıl söz sahibi olanlar bu saydığım kurumlar. Dolayısı ile zavallım cumhurbaşkanın azılıların içinden en az azılı olanı seçmekle yetinmek zorunda kalır. Gelelim yargıtaya... Yargıtay üyeleri HSYK tarafından seçilirler. Yargıtay başkanları, başkanvekilleri, daire başkanları ve cumhuriyet baş savcısı yargıtay üyeleri tarafından seçilirler. Gelelim danıştaya... Danıştay üyelerinin de 3/4 ü HSYK tarafından geri kalan kısmı ise cumhurbaşkanı tarafından seçilirler. Bu kurumun başkanları da aynı şekilde kendi üyeleri tarafından seçilirler. Tüm bu söylediklerimden anlaşılacağı üzere HSYK yargıda çok önemli bir role sahip. Danıştay üyelerinin çoğunluğunu, yargıtay üyelerinin hepsini bu kurul atamakta. Peki HSYK üyeleri nasıl ve kim tarafından atanıyor? Yargı nizamında bu denli merkezi rolü bulunan ve bağımsız yargımızın(!) yegane teminatı olan bu kurul meşruluğunu nereden alıyor? Şimdi, gelelim zeytin yağlı yaprak sarmasının faydalarına. Birazdan bu paramparça olmuş anayasanın nasıl da sinsice ve her ihtimali gözeterek hazırlandığını göreceğiz.
HSYK'nin tabii üyeleri Adalet bakanı ve onun müşteşarıdır. 7 kişiden oluştuğunu söylediğimiz bu kurulun geri kalan 5 üyesinin 3 ünü yargıtay, 2 sini ise danıştayın seçtiği kişiler arasından cumhurbaşkanı seçer.Tuhaf bir şeçme usulü uygulayan bu kurumlarda adaylar teker teker seçilmektedir. Bunda da amaç 3 aday adayının da kendi fikriyatlarına uygun kişiler olmasıdır. Çünki bu kurumlarda çoğunluk o darbeci zihniyetin mümessillerindedir. Yani çoğunluk yine aynı güruhun temsilcilerinden oluşur. Söylediklerimizi özetlersek; danıştay ve yargıtay üyelerini hsyk seçiyor, hsyk üyelerini de danıştay ve yargıtay seçiyor. Neticede böyle saçma sapan bir durum ortaya çıkıyor. Seçen aynı kişiler seçilirken, seçilen aynı kişiler de seçmeye başlıyorlar ve dolayısı ile olay fasit daire içerisine sokularak göz boyaması yapılıyor. Böylece belli zihniyetin temsilcileri hep bu kurumlarda söz sahibi oluyorlar ve darbeci geleneklerini sürdürmeye devam ediyorlar. Tüm bu bilgiler ışığında TR'nin bugünkü durumunu, bizde yargının ne saçma bir sistem üzerine bina edildiğini ve yargı darbesi denen şeyin ne olduğunu daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. Bu durumda yargının diğer erklerin üstünde ve gayet bağımlı olduğu yorumunu yapmak objektiflik olur diye düşünüyorum
Nedir peki? devleti yöneten başka birileri varda onları mı bize şikayet ediyor. Devlet onlar değil mi yoksa. Bir muhalefet partisi şikayet eder halka yönetenleri şikayet eder hemde. Yöneten kişiler ise şunları yaptık der sadece. Hemde yaptıktan sonra... Evet biliyorum zor bir iş ama bu zorluk engellerden dolayı değil engeller her türlü aşılır işin zor kısmı anlayışın değişmeşi. Yıllardır böyle olageldiği için bu alışılmışlığı yıkmak gerçekten zor bir iş.
Bu söylediklerinize yukarıda söylediklerim etrafında tekrar düşünürsünüz diye umut ediyorum. Hayır, devleti yöneten başka birileri olduğunu söylemek zor. Ama devletin yönetilmesine mani olan başka birileri olduğu muhakkak. Bunu söylemekte ne gibi bir sakınca olabilir ki, yargının daima engel olduğunu söylemenin neresi yanlıştır! Lutfen bir kez daha düşününüz. Bu durumda tek çıkış yolunun yeni bir anayasa ve yargı reformu olduğunu görmek durumundayız. Bu noktada da başka tehditlerin, başka zorlukların olduğu bilinmelidir. Yine söylüyorum ki doğru zaman beklenmelidir. Sabır göstermek gerekiyorsa ve belki de yeni seçimi beklemek gerekiyorsa beklenilmelidir.
Samimi bulmadım demek istedin herlade. Burada kağıttan yazı okumayı bilmeyen konuşma özürlü ruhsuz keli savunacak değilim. Allah onun ve ekibinin belasını versin bu millete solcuların vermeyeceği zararı verdiler. Onca inansanın ütopyalarını da kullanıp sonra hayal kırıklığına uğratmaları da cabası. Ama ben burada şunu söylüyorum. Eğer dediğiniz gibi anayasayı değiştirmede engeller var ise. O zaman yanına destekleyici bulması gerekirdi hükümetin. İşte bu noktada mhp yi kullanması gerekiyordu. Siyaseten yapılması gereken hamleler vardır. O hamleler yapıldığında karşı tarafın sana karşı yapacağı hamleyi engellersin. İşte bu hamle buydu mhp ne kadar ters olsa da sonuçta milliyetçi sıfatıyla duruyor sahnede. Hükümet yanına milliyetçiyi alıp yola girdi mi artık milliyetçilik ilkesiyle vuramayacaklardı o engelleyiciler. Neyse ne desek boş aslında bu konuda...
:) Öyle demek istemedim öyle dedim zaten. Bir sonraki cümleme bakarsanız görürsünüz. Bu konuda da aslında genel manada aynı fikirde sayılırız. Ama işte hükümet olmakla muhalefet olmak çok çok çok ayrı şeyler. Hükümetin çok fazla yetki ve sorumluluğu var, göze alması gereken çok fazla şey var, uğraşması gereken bin türlü bela var, dikkatli adım atmasını ve sabırlı olmasını gerektirecek bin türlü olay var, var oğlu var hasılı?Sizin söylediğin mantıksız demiyorum ama bunları da bence göz ardı etmemelisiniz.
Kendine vazife görüp görmemesi veya düşünüp düşünmemesi önemli değil ki. Kanun bu başbakan isterse yapmak zorunda yapmadımı kanuna ters iş yapmış oluyor. Bu emri veripte ordu yapmadıysa o görevi o zaman gelsin işte bana şikayet etsin. O zaman dinlerim.
Ama bir gerçek var ki bu orduya bir format atılıp yeni sürümlerini güncelleştirmeleri yüklenip virüslerden temizlenmesi ve zamana ayak uydurması lazım. Bunun da dediğiniz gibi zamana ihtiyacı var elbette.
Evet bence de önemli değil ama onlar için gayet önemli. Ayrıca kurmay genel başkanı =) başbakana karşı sorumludur ama bu başbakanın her dediğini yapacağı anlamına gelmez ki. Kaldı ki başbakan sadece kurmay genel başkanını görevden alabilir diğer askerler hakkında böyle bir yetkisi yok diye biliyorum. Bence kurmay genel başkanını görevden almaması da yerinde ve mantıklı bir harekettir. Baykal denizin görevden al diye böğürmesi bence bu davranışın doğru olduğuna kanıttır. :)
Ama Çok UZuuuun süre demek, ölen gencecik bir çokkkk can demek. Ailesinden çalınıp dağa kaçırılmış ve beyni yıkanıp terörist yapılmış çocuklar demek. Askere muhbirlik etti diye öldürülen insanlar demek, yakılan köyler demek. Satın alnınan satılmış rütbeliler demek. Bu işten rant sağlayan para babalarının ceplerinin dolmaya devam etmesi demek. Uyuşturucu demek, kaçakçılık demek.. Daha sayamadığım bir çok zararın yanında bir de her yıl o 300 milyar liranın harcanmaya devamı demek....
Bir anda bitirmenin bir formülü varsa yazalım tahtaya ve bilinmeyenleri yerlerine koyalım. Varsa bir tavsiyeniz bu işin kökünü anında kazıyacak o halde hiç beklemeden arz ediniz. Nasıl ki bu bela bir anda ortaya çıkmadıysa, bu zararlar bir anda verilmediyse ve kaynaklar bir anda tüketilmediyse bu işi nihayete erdirmek de bir anda olmayacaktır. Bir bina bir anda inşa edilir mi, bir dikenlik bir anda gül bahçesine dönüşür mü, bir bebek bir anda ihtiyarlar mı? Bu sorunun çok boyutlu bir sorun olduğunu unutmamak gerekir diye düşünüyorum.
Sonuç olarak; :) saygı ve sevgilerimi sunuyorum, yanlış bir şey söylediysem de af diliyorum.
Okuyalım, okuyalım, da , babamız, gibi, eşek, olmayalım. :)