Bütün dünyanın önünde Türkiye ile dalga geçiliyor, kafa bulunuyor. Hakikaten çok acıklı bir manzara. Bu haber öncelikle Amerika’nın Türkiye’ye nasıl baktığını, Türkiye’ye yaklaşma tarzını ve PKK’yı desteklediğini net olarak görmek açısından önem taşıyor. İşin daha da vahim tarafı, düşmanımızı destekleyen, onları palazlandıran bir devlete rest çekemiyor, aksine düşmanımızı vuracak olan silahın büyük bir kısmını onlardan satın alıyor ve onu müttefikimiz kabul ediyoruz. Bir tarafta bir ülkeyi içten içe kemiren, içtimai, iktisadi sahalarda bozulmaya uğratan bir terör örgütü, bir tarafta da o ülkenin gözünün içine baka baka gidip o düşmanlarla dost meclisleri kuran, davalarını takdir eden bir müttefik devlet.
Videonun yıllar önce veya şu sıralar çekilmiş olmasının pek bir önemi yok aslında. Türkiye’nin yıllardır kazımaya çalıştığı başındaki bu bela ile içli dışlı olan ve bizlerle değil onlarla müttefik olduğunu gösteren bir Abd var karşımızda. Ki o, kendi menfaatine, planlarına, stratejisine, bağlı olduğu Yahudi devletinin emellerine uygun olanı yani kendi süfli ve bâtıl tabiatının gerektirdiğini yapıyorken, biz hâlâ devlet ve millet olarak kendimizi bulmuş, kendimizi ve dünyayı anlamış, şahsiyetimizi kazanmış, ona bağlı olarak da içte maddi ve manevi bağlarla örülü güçlü bir birlik ve dışta hakkını, varlığını koruyabilen, gücünün kaynağını imanından aldığını gösterebilen bir noktaya ulaşabilmiş değiliz, değiliz ki yıllardır bu bela başımızda ve senelerdir değişmeyen tek şey onların hâlâ orada pozisyonlarını koruyor oluşu. Onlar niçin oradaydı, özgürlük kazanmak, devletlerini kurmak ve bunu Türkiye’ye kabul ettirmek için. Asırlar öncesinden başlayan yozlaşma ve harab olma halinin vardığı bu nokta, 2+2=4 işleminin sonucunu bilmek kadar kesindir. İşin temeli, mikrobun kaynağı Yahudilerin vaad edilen topraklara kavuşma gayelerine dayanmakla birlikte, ruhundan koparılan, asli gücünü aldığı imanından uzaklaştırılan devletimizin böyle bir oluşumu çıkış noktasından yakalayıp, onu boğup, büyümesine engel olamaması, aynı zamanda da izlediği hatalı politikalarla kendi topraklarındaki vatandaşını kurda kuşa yem olacak şekilde düşmanlarının safına geçmesine set çekememesi, yani hem güçsüzlüğü hem de bu güçsüzlüğünden faydalanarak kendi halkını devletine karşı kışkırtan dış tesirlere mani olacak tasarruf ve tahakküm gücünden mahrum oluşu, böyle bir tablonun çizilmesini sağlamıştır.
Durumumuz gerçekten çok vahim. Topyekun zihniyette ve hamlede değişme yaşanmazsa, içte ve dışta belirlenecek olan icraatler hakikatin hakikatine bağlanmazsa, bu mikrop karşısında onun vücuda yayılmasını seyretmek ve arada bir küçük aşılar yapmak gibi faydası dokunmayan gel-gitlerden başka bir şey yapamayacağımız aşikar. Osmanlı varken ve hasta adam sıfatını taşıyorken bile küçük bir toprak parçasını dahi koparamayan Yahudi, şimdi uzun çalışmalardan sonra kendi elleriyle özene bezene ferdini ve cemiyetini bozduğu, hakiki olarak tek noktada yaşama ve ayakta durabilme gücünü aldığı dinini, imanını gericilik; yozlaşma, şahsiyetsizleşme, uyuşma ve her türlü zararlı tesire açık hale gelmeyi sağlayan çağdaşlık, modernleşme gibi içimizi, ruhumuzu kurutan mefhumları da ilericilik olarak bir devlet politikası haline getirdiği ve yıllardır bu sistem ile içinde her türlü fesadı, keşmekeşi yayabilecek, istediği yöne çekebilecek bir kıvamı tutturduğu devlet ve millet karşısında, istediğini elde edebilmek adına kendini hiç göstermeden, uzaktan kontrol ettiği maşalarıyla elini ateşe değdirmeden bütün bu olayları tertipliyor, hayata geçiriyor, bir de utanmadan diğer maşası olan Abd’yi terör örgütünün yuvalarına göndererek nispet yaparcasına – ve sanki gaflet derecemizi ölçmek istercesine- desteklediğini hiç çekinmeden beyan ediyor. Bütün bunlar yukarıda dediğim gibi onların tabi hali, küfür ve dünya menfaatlerinden başka bir şey düşünmeyen kafalarından çıkabilecek hamleler olmakla birlikte, bizim bu hale düşüşümüz, iflasımız vara vara tek bir âmile dayanıyor. Üstadın da anlattığı, haykırdığı gerçek. Ruh kökümüzden sıyrılmak, dünyadaki yaşama gayesini ahiretin değil nefsin hizmetine sunmak, O’nun emanetine sadık, nuruna layık olamamak... Asırlar önce kazandığımız zaferler, istiklal harbindeki yokluk içinde zuhur eden galibiyet bile onun rızasını gözetmek, onun emirlerine bağlı olmak hürmetine bizlere bahşedilmişken, şimdi, şu halde...