RTE=AKP, -“Kürt meselesi” de dahil- bu ülkenin herhangi bir problemini çözebilir mi?
Oğuz Gürses


İktisadî problemleri ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını çokuluslu Batılı şirketlerin yağma ve talanına sınırsızca açarak...
Türkiye nüfusunun en az yüzde 95’ini oluşturan Sünnî müslümanların kızları ve kadınlarının eğitim-öğrenim ve çalışma haklarını fiilen ortadan kaldıran Türban meselesini AYM’ye “ebediyyen” yasaklatarak...
Anayasa değişikliği meselesini TBMM’nin yetki alanından çıkarıp AYM’nin insafına terkederek...
Kıbrıs meselesini ada’yı Rumlara terkederek...
Azınlıklar meselesini, AB’nin her istediğini aynen kabul ederek ve Batı Trakya’da’ki Türk azınlığınının meselelerinin mukabil olarak çözülmesinden hiç sözetmeden...
Nasıl çözdüler(!)se...
Şimdi de birdenbire Kürt meselesine el attılar...
Kürtler için ne kadar “ah-vah-eyvah” desek az gelir...
***
Bir meselenin çözümü için ilk şart samimî çözme niyeti/iradesi, ikinci şartsa o meseleyi doğru kavramak ve doğru tanımlamaktır...
Doğru kavramadığınız7tanımlamadığınız bir meseleyi doğru çözemezsiniz...
Yanlış bir tanımlamadan yola çıkarak atacağınız her adım meseleyi i daha karmaşıklaştırır... Kangrenleştirir... Kördüğüm eder...
CHP zihniyeti ve O’nun silahlı kanadı gibi davranan bir kısım Kemalist-laik generaller uzun yıllar bırakın Kürt meselesini, Kürt diye ayrı bir kavmin varlığını bile inkâr ettiler... Onlara göre bu ülkede yaşayan herkes Türkt’ü.. Türk olmanlar da ya kendini Türk hissederek Türkleşecekler veya pılıyı pırtıyı toplayıp ülkeyi terkedeceklerdi...
TC’nin yarı resmî yayın organı olan Hürriyet gazetesiesinin logosu’nda yayınlandığı ilk günden itibaren “Türkiye Türklerindir” yazarken...
Laik/Kemalist generaller vatan savunması için emirlerine verilen bu ülkenin evlâtlarına, yine vatan savunması için emirlerine verilan bütçeleri kullanarak bu ülkenin neredeyse her karışına “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyen şövenist sloganlar yazdırırken... Ve kendi aralarında “en iyi Kürt ölü Kürttür” diye konuştukları Ergenekon Davası delilleri arasında açığa çıkmışken..
Bu topraklarda ayrı bir kavim halinde yaşarlarken, bu topraklara sonradan gelmiş Türklerle birlikte bin yıldır İslâm kardeşliği içinde kendi dilini ve kültürünü muhafaza ederek yaşayagelmiş Kürtlerin, aslında “birer dağ Türk’ü olduğu ve onların karda yürürken çıkardıkları kart kurt gibi sesler sebebiyle Kürt olarak isimlendirildikleri” komik safsatası yıllarca TC’nin resmî Kürt tarifi olarak her platformda dillendirilirken...
Kürtçe konuştu... Kürtçe Türkü söyledi... Kürt’üm dedi diye insanlar gözaltına alınıp işkence edildikten sonra çıkarıldıkları mahkemelerde “bölücülük” sebebiyle ağır cezalara çarptırıırken...
İlköğretimdeki çocukları her sabah “Tüüürküüüm, doooğruyuum...” diye başlayan paganist/şövenist dualar etmeye zorlarken...
Kemalist- laik TC aslında hep “Kürt açılımı” yapıyor ama bunun adını böyle koyamıyordu?
CHP ve Kemalist-laik generallerin bu “Kürt açılımı” sonunda Kürtleri, dağa çıkarttı...
Kürtler dağa çıkınca TC bunlardan “üç buçuk eşkiya... Belini kırdık... Kafasını kopartık... Eşkiya son çırpınışlarını yapıyor... Yakında kökleri kazınacak” filan diye bahsetmeye başladı.. Ama netice: Onbinlerce ölü, onbinlerce yaralı... Her taraf kan revan... Güneydoğudan Batı’ya doğru milyonluk göçler... Bu ülkenin dağlarında ise halâ binlerce gerillâ...
Bu defa da Özal “Eee tabii her şeyin temeli iktisadîdir... Bölgeler arasındaki farklılığı gidermek için oraya daha çok yatırım yaparak(=bazı Kürtleri parayla satın alarak), Eğitime önem vererek(=Kürt çocuklarını asimile etmeye çalışarak), Mezralara kadar elektirik götürüp Köylülere bedava Televizyon ve bilgisayar dağıtarak(=ahlâki ve kültürel erozyonu hızlandırarak)” filan diyerek çözmeye çalıştı... Bu “açılım” da akan kana çare olmadı...
RTE=AKP, 7 yıldır iktidarda... 7 yıldır DTP’nin randevu talebine cevap bile vermedi, 7 yıldır DTP’lilerin elini sıkma nezaketini bile göstermedi.. 7 yıldır dağlar kan revanken kılı bile kıpırdamadı.. Ama bir gün kafasına saksı düşmüş gibi Ahmet Türk’e kucağını açıp “Gel seninle bi açılım yapalım” dedi...
Bu “açılım” AB-D’nin işi değil de, RTE=AKP’nin işiyse “7 yıldır aklın nerdeydi be birader?” demezler mi adama?
Bu son “açılım”ın ilk hedefi PKK’yı ve DTP’yi parçalayarak birbirine düşürerek tasfiye etmek gibi görünüyor...
Buna ek olarak bölgedeki AB-D çıkarlarına bilerek veya bilmeyerek engeller çıkaran CHP ve MHP’yi çözümsüzlüğün müsebbibi olarak göstererek onları da aynı akıbete mahkûm ederek bir taşla birden fazla kuş vurmak niyetleri de var gibi...
Ancak MHP’den beklemedikleri sertlikte bir karşılık görünce RTE yine ipin ucunu kaçırıp küfür ve hakaretlere başladı...
Artık biliyoruz ki RTE’nin dengesi en çok “iş üstünde” yakalandığında bozuluyor!
1 Mart tezkeresini hatırlayın... Suriye sınırındaki mayınlı arazileri Yahudilere peşkeş çekerken yakalandığındaki fevrî, ipe sapa gelmez, dün söylediğini bugün inkâr eden, sinirli, ağzı bozuk hallerini hatırlayın...
Ve bir de bu “açılımın” bir ABD projesi olduğunu delilli ispatlı söyleyen Devlet Bahçeli’ye ettiği şu lâflara bakın:
-"Ellerine bir kağıt almış dolaşıyorlar. ABD'nin bir projesidir diye. Bunu ispat ederlerse biz herşeye varız. Ama ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar."
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cevabı da şöyle:
-"Barış ve kardeşlik projesi gibi sahte etiketler bu gerçeği saklayamamaktadır. Bu projenin ABD'nin stratejik hesaplarının bir gereği olduğu ABD yetkilileri ile Barzani ve Talabani'nin beyanlarıyla sabittir. Haddini aşarak altından kalkamayacağı sözler söyleyen ve çukurda siyaset yapan Başbakan Erdoğan'a bu gerçeği hatırlatırız."
Burada küçük bir hatırlatma: İspat hukukunda, “hayatın olağan akışına uygun olan” diye bir kavram vardır... Bu kavram özellikle “ispat külfeti” ve “ispat külfetinin yer değiştirmesi” bakımından önemlidir.. İspat hukunda genel kural “herkes iddiasını ispatla mükelleftir.” Ancak “hayatın olağan akışına uygun olan” bir iddiayı ayrıca ispat etmek gerekmez; yani bunun aksini ispat karşı tarafa düşer... Bu çerçevede iki liderin söylediklerine kısaca bakacak olursak...
Devlet bahçelinin “bu bir AB-D projesidir” demesi (“hayatın olağan akışına uygun” olduğu için) yeterliyken bir de RTE’nin “bir kâğıt” diye nitelediği bir belgeyi göstererek iddiasını ispat ettiği anlaşılıyor...
Halbuki RTE=AKP’nin bizzat kendisinin bir AB-D projesi olduğuna dair o kadar çok belge bilgi ortada dururken, yaptıklarının ABD projesi olduğu iddiası “hayatın olağan akışına uygun olduğundan” ayrıca ispatı gerekmezdi...
Bu projenin AB-D projesi olmadığını ispat yükü RTE=AKP’ninken, muhatabından ispat istemek “uyanıklık” değilse nedir?
RTE=AKP’nin nasıl bir AB-D projesi olduğunun ispatına dair belge ve bilgilerin çoğu geçmiş sayılarımızda mevcut; dileyen arşivlarden bulur... Ama yandaki sayfada Ayvalık Kuvayi Milliye Grubu’nun hazırladığı “100 AKP Gerçeği” başlıklı yazıdan da bunu okuyabilirsiniz.
Efsanevî Irak direniş karşında tutunamayan İşgalci ABD Irak’tan kaçıyor... İşbirlikçileri Talabani ve Barzani can derdine düşmüşler; ABD’nin yakasına paçasına sarılarak “Biz n’olcaz?” diye böğürüyorlar... ABD de “sizi TC’nin şefkatli kollarına emanet edecem merak etmeyin” diyerek bu “açılım” dalgasını başlatıyor...
Yani RTE=AKP’nin bu “açılım”ı bir nevi “Alavere dalavare Türk-Kürt mehmet ABD çıkarları için nöbete” durumu...
RTE’de bu “durum”da suçüstü yakalandığı için kontrolünü kaybederek çileden çıkıyor...
***
Bunu ['Açılım' değil, 'kamuoyu çalışması'] olarak niteleyen Nuray Mert haklı: AB-D, RTE=AKP ve yandaş medya aracılığıyla çok yönlü bir kamuoyu çalışması yapıyor... Olabilirleri ve olamazları gözlemliyor... Direnç noktalarını, bunların aşılıp aşılamayacağına bakıyor... Bu yüzdende ortada henüz “paket/yol haritası/mahiyet/muhteva” yok... “Açılım”ın kapsamı bu “kamuoyu çalışması”na göre belirlenecek...
Deniz Baykal bunu farkettiği için bastırıyor: “Nedir kardeşim sizin yapmak istediğiniz şey?” RTE=AKP’de tık yok... Sadece kem küm... Danışman Ömer Çelik “Ya henüz ortada bir şey yok, sadece dinleyip not alıyoruz. Kapsam daha sonra belirlenecek” diyerek bu durumu ağzından kaçırıyor...
Ee, ortada bir şey yoksa, olmayan bir şey etrafında bu telaş, bu koşuşturma, bu velvele de ne?.
Medyada okuduğum en aklıbaşında yorumlardan biri Serdar Akinan’a ait:
[İşaret fişeğini kim ne zaman attı... Ne oldu da biz, bir anda, 'Kürt açılımı' içinde kendimizi bulduk?
Karakollar basılırken, şehit cenazeleri şehirlerimize onar onar gelirken gözyaşı dökmeyenler; Kürt sorununun varlığını, siyaset yaptıkları sürece fark etmeyip, sırf konjonktür öyle gerektirdi diye ön saflarda yer tutan mide bulandırıcı politikacıların kuş beyinleri mi çözümün çerçevesini akıl etti diye düşündüm. Elbette ki hayır...
Süreç bir tasarımın ürünü.
Bakın Amerikalı Türkiye uzmanı Henry Barkey bir süre önce 'Kürt açılımı' üzerine konuşmuş.
Dört ayaklı bir çerçeve sunmuş.
1. Anayasada, vatandaşlık tanımını daha kapsayıcı hale getirecek biçimde bazı revizyonlar yapılması gerek.
2. Kültürel reformlarla ilgili olmak zorunda. Yani Kürtçe yayın, eğitim olmalı... Siyasetçiler Kürtçe siyasi konuşma yapmalı.
3. İktidarın bir kısmı yerel yönetimlere devredilmeli.
4. Silah bırakması için PKK'ya yönelik bir tür af veya başka bir açılım ortaya konulmalı.
Tanıdık geliyor mu?
Şimdi dünkü gazetelere bakalım... Aydınlarımızın meselenin halline yönelik beyanatları bire bir örtüşüyor.
Konuşun ve konuşalım... Gene ve ısrarla söylüyorum... Samimiyetle...Soğukkanlılıkla...
Oysa zemin kaygan... Vıcık vıcık... Ne MHP'nin 20 yıl önceki tutumu ve söylemi ile bu sorun konuşulabilir.
Ne CHP'nin muğlak ifadeleri ile...
ABD tasarımı bir plan, bu süreçte işe yaramayacaktır.
Tersine içinden çıkılamaz bir yere sürükleniyoruz. ]
“Kürt meselesi” çözülürse sıranın “müslüman meselesi” ne geleceğini umarak ["Devlet" herkesle barışmak zorunda. Kürtlerle barıştığı kadar İslam'la da barışmak zorunda.] diyen İbrahim Karagül ise dereyi görmeden paçayı sıvayanlar kervanına katılıyor... Kardeşim İbrahim, Kürtler meseleleri için canlarını ortaya koydukları, evlâtlarını kurban etmeyi göze aldıkları ve savaştıkları için, meseleleri en azından “çözülecekmiş gibi yapılıyor”... Müslümanlarsa peşin peşin teslim olmuşlar... Hiç kimseye, hiçbir problem çıkarmıyorlar... Onları kim, niye kaale alsın, adam yerine koysun da meselelerine el atsın? Sen önce bunun cevabını düşün...
Bütün bu yazdıklarımızdan bizim çözüm karşıtı olduğumuz sanılmasın...
Aksine, biz Bu ülkede, İslâm alerminde ve dünyada kimin ne meselesi /problemi varsa hepsini çözmeye talip ve hazır bir dünya görüşünün bağlısıyız...
İddiamızı ispata dair 100’ lerce ciltlik “Büyük Doğu İbda Kütüphanesi” raflarda ilgilisini bekliyor... Samimi olan açar okur... Ama madem konu “kürt meselesi”dir, öyleyse İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun “Bütün Yönleriyle Kürt Meselesi” (*)başlıklı muhteşem röportajı 1992 yılından beri bu meselenin samimî olarak çözümünü istiyenlerin gözlerinin önünde duruyor... Çözüm anahtarıysa, çözüm anahtarı, yol haritasıysa yol haritası...
Bu röportaj her ne kadar “Kürt meselesi” etrafında gerçekleştirilmişse de, bakmasını bilenlere Türkiye’nin diğer problemlerinim/meselelerinin nasıl kavranacağı ve nasıl çözülebileceğinin ipuçlarını da taşıyan bir ders kitabı/kılavuz/rehber olabilecek nitelikte... Ondan birkaç satırla yazımızı noktalayalım:
“Umumi hüküm şudur: Kemâlizm ve Kürt meselesi, meselenin kendine mahsus şartları gözönünde tutulmak üzere, Kemâlizm ve Türk meselesinden ayrı değildir... Kemâlizm'in İslâm düşmanlığı, Kürt ve Türk halkının müştereken yaşadığı bir hâdisedir!.. Şunu bilhassa gözönünde tutmak lâzımdır: Batı dünyası için aslolan, hilâfetin tasfiyesi ve İslâm dünyası içinde İslâmî bir dirilişin engellenmesiydi... Nedir hilâfet?.. İslâm birleşmiş milletlerini temsil eden bir müessese... (..)Aşağılık bir devrin propogandasına göre ayarlanmış bir tarih yerine, gerçek bir tarih ilmi ve tarih felsefesi ortaya konulmadıkça, günün ruhî ve sosyal meselelerine gerçekçi bir yaklaşım mümkün değildir... Bu çerçeve içinde, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kurulan düzenin kademe kademe İslâm düşmanlığı çehresini göstermesine nazaran; şayet Türkiye Cumhuriyeti şu veya bu sebeble kurulmasaydı, Anadolu harekâtı öncesi sözkonusu olan Kürt devleti kurulması gündeme gelecek, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Ortadoğu'da yüklendiği rolün düzeni, kademe kademe Kürdistan'da gerçekleştirilecekti... ”
* Salih Mirzabeyoğlu, Adımlar /-1984'den 1996'ya-, İBDA Yay., İstanbul 1997, s. 130-184
Baran dergisi'nden
Kaynak: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopi...tellektuel#2300