Bu konu hakkında ne kafar bilgi sahibiyiz..Emri bil maruf ,nehyi anil münker yapmanın her müslümana farz olduğunu biliyor muydunuz?...
Emr-i Bi’l-Ma’ruf Nehy-i Ani’l Münker
Bil ki;muhakkak surette her Müslüman’a –durumuna göre – gerektir ki hakkın yoluna insanları da’vet etsin.Nitekim bu konuda Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır:
ٱدۡعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِٱلۡحِكۡمَةِ وَٱلۡمَوۡعِظَةِ ٱلۡحَسَنَةِۖ وَجَـٰدِلۡهُم بِٱلَّتِى هِىَ أَحۡسَنُۚ
“Ey Resul-i Zişan!Kendilerine Peygamber olarak gönderilmiş olduğun ümmetini hikmet ile ya’ni Kur’andaki delil-i hak ve kavl-i muhkemle ve dahi mev’ize-i Kur’an ve terğib ve terhib ile Rabbin yolunadin-i İslama da’vet eyle.İslamiyeti kabul etmeleri için terğip ve teşvikte bulun.Ya’ni rıfk ve mülayemetle onları irşada çalış hiddet ve gadab göstermeonları ilzam ve iskat edecek deliller serdet ve kabiliyetine göre onlara hitapta bulun!”
(Nahl125)
Bu ayet-i kerimeemr-i bi’l-ma’rufnehy-i an’il-münkerin (iyiliği emretmekkötülüğü nehyetmek) farz olduğuna delildir.Bunun farziyeti kitap ve sünnetle sabittir.Emr-i bi’l ma’rufnehy-i an’il-münkerşeriatın en temel esaslarından ve en yüksek rükünlerinden biridir.Aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın kullarını kendisine davet etmek istediği “hayrın” da iki kamil unsurlarındandır.Nebiy-yi Muhterem(sav) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Kim insanları hidayete da’vet ederse o hidayete tabi’ olan kimselerin sevabı kadar sevap kazanır onların sevabından da bir şey eksilmez.Her kim de insanları dalalete ,şerre da’vet ederse ona sebebiyet verirse o şerre tabi’ olanların günahı kadar günah kazanıronların günahından da bir şey eksilmez.”(Müslim;Ebu DavudTirmiziNesaiİbn-i Mâce)
İşte Alllah(c.c)’ın dinini bilen (dinde fakih olan) ve eyyamullahı hatırlayan (zamanın hadiselerinibela ve musibetlerini ve başa gelen dehşetli günlerini bilen) ve Allah’ın yoluna (Din-i İslam’a) insanları da’vet etmeyi kendine bir vazife olarak gören zât;ahreti unutmak suretiyle gaflete dalan ve böylece dünyaya rağbet eden cahillerin acınacak hallerine bakınca;onlara Allah’ın kendilerine farz kıldığı ahkam-ı diniyeyi açıklamazsa vicdanı rahat etmez.Ya’ni onlara zaruriyat-ı diniyyelerini açıklamak ,bildirmek istedi.İşte bu hususta Resul-i Ekrem ’in sünnetine ittiba’ ederek onu kendine rehber kıldı.
Nitekim Cenab-ı Hak Ahzab suresinin 21. ayet-i kerimesinde Resul-i zişan (sav)’i kendine rehber ve önder tutmamızı ve onun sünnet-i seniyyesiyle amel etmemizi emir buyurmuştur.Şöyle ki;
لَّقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِى رَسُولِ ٱللَّهِ أُسۡوَةٌ حَسَنَةٌ۬ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأَخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرً۬ا
“And olsun ki sizin için’a ve ahiret gününe kavuşmayı ümid eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Resulünde güzel bir numune vardır.” (Ahzab21)
O halde Allah’ın yoluna da’vet edenlere ve dini bilen irşad vazifesi yapan ulemaya son derece sabırlı olmak ve din-i mübine hizmet uğrunda her türlü eziyet ve sıkıntıya katlanmak ,geniş olmak ve yumuşak cevap vermek sert konuşmamak ve iyi geçinmek lazım ve elzemdir.Zira peygamberan-ı İzam da her türlü eza ve cefaya sabretmişler ve neticede galip gelmişlerdir.Buna mukabil düşmanları ise rezil-rüsvay ve mağlub olmuşlardır.
Bu konuda merfû bir hadisi şerifte şöyle rivayet edilmiştir:
“Kim emr-i bi’l-ma’rufnehy-i ani’l münkeri yaparsa (iyiliği emirkötülükten şirk ve measiden nehyederse) o kimse Allah-u Teala’nın yeryüzündeki halifesi olduğu gibi;O’nun Resulünün ve kitabının da halifesidir.”
Yine başka bir hadis-i şerifte resul-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:
“ Sizden bir kimse bir münkeri; (Allah’ın yasakladığı bir şeyi bir günahı) gördüğünde onu eliyle değiştirsin ve ona engel olsun.Eğer eliyle müdahale edip kaldıramıyorsa diliyle tebliğ etmek suretiyle onu kaldırsın.Eğer diliye de müdahale edip engelleyemiyorsa o zaman kalbiyle ona buğzederek def’etsin tağyiri için dua etsin ve ondan nefret etsin.Bu ise imanın en zaif mertebesidir.” (MüslimTirmiziİbn-i MaceNesai)
Elleriyle bizzat müdahale edip menhiyatı ortadan kaldırmak ve engellemek bilhassa veliy-i umurun ya’ni iş başındaki idarecilerin vazifesidir.Diliyle hakkı tebliğ etmek suretiyle batılı nehyetmek ulemanın vazifesidir.Kalbiyle münkerden rahatsız olup onun izalesine çalışmak ise zayıf avam-ı mü’minin vazifesidir.
Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam başka bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Günah gizli işlenince sadece işleyene zarar verir.Fakat aşikare işlendiği zaman tağyir edilip ona mani’ olunmazsa umuma zarar verir.” (Taberani fi’l-evsat) Ya’ni diğer insanlar kendilerine lazım ve vacib olan “nehy-i ani’l-münker” vazifesini yapmadıkları ve günah işleyenleri engellemedikleri için bela umumileşir bütün toplum ondan zarar görür.
Nebiy-yi Muhterem (sav) başka bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Ya iyiliği emreder kötülükten nehyedersiniz.Yahut Allah-u Teala şerlilerinizi başınıza musallat eder de o zaman hayırlılarınız dua etseler dahi duaları kabul olunmaz.(TeberaniBezzar rivayet etmiştir.)Çünkü iyi insanlar ve Salih kimseler emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-iani’l münker vazifelerini terk ettikleri için Cenab-ı Hak da ceza olarak şerli ve tâlih insanları onlara musallat ederonların duaları da kabul olmaz.Bu hadis-i şerifte münkeri nehyetmeyenler hakkında büyük bir tehdid var olduğu gibi;haramı ya eliyle ya diliyle ya da kalbiyle tağyir etmeyen ve ona engel olmaya çalışmayan kimsenin duasının kabul olmayacağı ve gelen azab ve helaktan kurtulamayacağı da haber verilmektedir.
Resul-i Ekrem ferman etmiş ki:
“Bir kavim münkeri (işlenen günahı) gördükleri halde onu(imkanları dahilinde) tağyire ve men’etmeye çalışmazlarsa;o kavmin umumuna birden azab gönderir de artık duaları kabul olmaz.”(şimdiki hal-i alem buna şahiddir.) (Ebu DavudTirmiziİbn-i MâceNesai.LafızNesai’ye aittir.)
Hazret-i Abdullah İbn-i Abbas (ra)’dan rivayet edildiğine göre;O şöyle demiştir: “Denildi ki;
“ ‘Ya Resulallah!Bir karyede bir memlekette Salihler olduğu halde o karye ehli helak olur mu?onlara azab nazil olur mu?’ Peygamber Efendimiz (sav):
“ ‘Evet’ buyurdu.Dediler ki:
“ ‘Neden Ya Resulallah?’ Resul-i Ekrem (sav) cevaben buyurdu ki:
“ ‘O Salih insanların lakaydlıklarından gevşek davranmalarından ve ’a ma’siyyet işlediği halde ona karşı sukût edip münkeri nehyetmediklerinden dolayı bela umûmi gelir.Salihler şerlilerle beraber helak olur.’”
Bil ki;şüphesiz insana – elinden geldiği kadar – başkalarını haramdan men’etmek vacib olduğu gibi;aynı zamanda öncelikle o insana kendi nefsini haramdan ve measiden alıkoymak da vacibdir.Ta ki o adama benzemesin ki kendi elbisesi altında yılanları ve akrepleri kendisini ısırıp her an helak etmek üzere ona hucum eder vaz’iyyette gördüğü halde o bununla hiç ilgilenmeyip sanki kendisinde bir tehlike yokmuş gibi eline serinletici aleti sinek kovarı alıp başkasının yüzüne konan sinekleri kovmaya çalışır.İşte nefsini ıslah etmeden başkasını ıslaha çalışan kimse bu ahmak adama benzer.(Kendi nefsini ıslah etmeyenbaşkasını ıslah edemez.)
Yine bil ki; (Ey aziz kardeşim!) Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münkerin vücubiyeti günahı irtikab eden kimseden günahı işlediği anda bile sakıt olmaz.Kişi o esnada bile bu vazifeyi yapmakla mükelleftir.Hatta ulema-ı İslam demişler ki;eline şarap kasesi alıp içki içen adama bile (aklı yerinde ise) oradakileri bu günahtan nehyetmeye çalışması onlara şarabın haram olduğunu söylemesi gerekir.
Yine bil ki her ferd-i mükellefe insan, cin, erkek, kadın hatta – Yecûc ve Mecûc’e kadar – herkese hakkında vacib müstehil (muhal ve mümkin olmayan) ve caiz olan sıfatları bilmesi farzdır.
Kaynak:Kitabü’d-Düreri’l-Mustafa Fi’l-Akıbeti Ehli’t-Tevhidi Ve’s-Sefa ve Tercümesi