
Yoksa Bir Şemsimiz Mi Yok?
Büyük alimdi, fakihti; beldesinin biriciğiydi Babası Sultanül arifindi. Ona rağmen oğlunun yanındaki denizdeki damla gibiydi
O Mevlana Celaleddin idi
Gün geldi, ilmin parlak güneşi kürsülere çıkamaz oldu, minbedler, rahleler, bütün yarenler hasret kaldı güzel nefesine
Bir Sultana bende olmuştu Sultanlar sultanı.
Sevenleri tartamadı; dayanamadılar hasretine
Bölüşemediler sevgisini bir yabancıyla
Nedir dediler; nedir bu Şems'te bulduğun?
Onda bizde olmayan ne var söyle ey vahdet bülbülü!
Sen bizim gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru idin;
Dostluğa sığar mı böyle bigane gezmek
Bitmedi sorular; dizildi birbirine:
Sen Şems'ten önce de namazını kılar, ibadetini yapar mıydın?
- Yapardım...
- Ondan önce de etrafındakilere iyilik etmeye çalışmaz mıydın?
- Çalışırdım...
- Peki öyleyse değişen ne?
- Değişeni söyleyeyim sizlere ey vefalı dostlarım! Şems gelmeden önce üşüdüğüm zaman ısınırdım... Şems geldikten sonra dünya da bir müslüman dahi üşüyorsa, ısınmaya hakkım olmadığını öğrendim.
Şems'i tanımadan önce ben, acıkınca bir kap çorba içer, doyardım. Üşüyünce de ocağıma iki odun atıp ısınırdım; fakat şimdi, dünyanın bütün çorbalarını içsem doyamam
Çünkü, biliyorum ki dünyada açlar var. Dünyanın bütün odunları yansa ocağımda, artık beni ısıtmıyor.
Zira biliyorum ki yeryüzünde üşüyenler var...
Var mı yeryüzünde üşüyenleri hatırlayan; Suriye'yi, Bosna'yı, Çeçenistan'ı
Yoksa; bir Şems'imiz mi yok!
Hatice Akgün
HaberKültür.Net