sayın mümin;
yukarıdaki takvim alıntısı olan yazıların kaynağı Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) ' nun "Dualar ve Zikirler" kitabıdır (Erkam Yayınevi). Bu "Dualar ve Zikirler" adlı eser bende mevcut açtım baktım ancak Safer Ayı ile ilgili kısımda herhangi bir hadisi şerife atıf görmedim.
elimdeki diğer Hadisi Şerif kitaplarına (Rudani(Büyük Hadis Külliyatı), İmam Nevevi(Riyazus Salihin), Sahihi Buhari (1 cilt)) ve konu ile alakalı olabilecek siyer ve fıkıh kitaplarına göz gezdirdim bu kaynaklarda da bulamadım.
öncelikli olarak şu hususa vurgu yapmakta fayda var. Hadis hocanıza sormanızı istirham ederim, şu anda toplam kaç tane hadisi şerif metni var elimizde? Benim bildiğim 30bin-60bin arası. Hanbeli Mezhebinin öncüsü İmam Ahmed bin Hanbel Hazretleri hakkında "senetleriyle beraber 300bin den fazla hadisi hıfzetmişti.yine rivayetlerde 1 milyon hadis ezberlediği rivayet edilir"(Mezhepler Tarihi/M.Necati Bursalı) ibaresi bu tip kitaplarda geçmektedir. İmamı Azam Hazretleri de hadis hafızıydı yani 100binden fazla hadisi rivayet zincirleri ile birlikte ezbere bilirdi.
yani demek istediğim şudur, birkaç hadis kitabı karıştırıp "ben böyle bir hususa rastlamadım" demek günümüzde ilim adamlığı değildir.
ayrıca Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri gibi son devrin yetiştidiği müstesna bir zatın eserinde geçmesi bence safer ayı bahsi noktasında son derece yeterli bir durumdur.
bir de şu husus var tabi...
Allah dostu zatlar eserlerini ne şekilde kaleme alırlardı...
bunun en mükemmel örneğini Konyamızın Hadim ilçesinde metfun bulunan, ve fakirin de kabrini bir kaç defa ziyaret etme bahtiyarlığına erdiği Muhammed Hadimi Hazretleri'nin hayatında görebiliriz.
Hâdimî hazretleri talebelere ders vermenin yanısıra, insanların hidâyete gelmesine, İslâm ahlâkını ve hukûkunu öğrenmesine vesîle olmak için çok çalıştı. Pekçok kitap yazdı. Bu eserlerden, İmâm-ı Birgivî hazretlerinin Tarîkat-ı Muhammediye isimli kitâbına yaptığı şerhi çok kıymetlidir. Bu şerhe Berîka ismini vermiştir. Muhtelif târihlerde sık sık basılmıştır.
Muhammed Hâdimî hazretleri, eserlerine aldığı hadîs-i şerîflerin, sahih olup olmadığını iyice araştırırdı. Eğer şüphelenirse, bizzat Peygamber efendimizden sorup öğrenirdi. Medîne-i münevverede, Ravda-i mutahhera harem ağalığı vazîfesini yapan Beşir Ağa, bu mevzûu şöyle anlattı: “İstanbul’a gelmiştim. Pâdişâh Birinci Mahmûd Han, Harem-i şerîften mâlûmât almak için beni huzûruna çağırmıştı. Hâl hatır sorduktan sonra; “Haremeyn-i şerîfeynde nelere muttalî oldun?” diye suâl ettiler. Ben de gördüklerimi şöyle anlattım: “Hayretle gördüğüm hâdiselerden biri şudur: Ravda-i mutahherada (Peygamber efendimizin mübârek kabr-i şerîflerinde) gece temizlik yapmak için çalışıyordum. Gece yarısına doğru Cebrâil aleyhisselâmın Resûlullah efendimizle görüşmek için geldiği Cibrîl kapısı birden açıldı. Bu saatte gelen kimdir? diye kapıya koştum. Sakallı, nûr yüzlü biri ile karşılaştım. Bana selâm verdi. Selamı aldım ve; “Hoşgeldiniz efendim.” dedim. Bana, gâyet sessiz bir şekilde cevap verdikten sonra, Peygamber efendimizin mübârek kabrinin ayak ucuna doğru gitti. Arkasından bakakalmıştım. Orada bir müddet bekledi. Kabr-i şerîfe karşı bâzı şeyler söyledi. Çok dikkat etmeme rağmen anlayamadım. İşi bitince arka arka giderek huzurdan ayrıldı. Çok merâk etmiştim. Yanıma geldiğinde büyük bir edeple; “Siz kimsiniz ve nerelisiniz?” diye sordum. O da; “İsmim Muhammed, Diyâr-ı Rûm’danım. Hâdim’de ikâmet ediyorum.” dedi. Bu gece yarısı ziyâretinizin hikmeti nedir?” diye suâl edince de; “İmâm-ı Birgivî’nin Tarîkat-ı Muhammediye isimli kitabını şerh ediyorum. Bir hadîs-i şerîfin sahih olup olmadığında şüpheye düştüm. Hemen gelip gördüğünüz gibi, Resûlullah efendimizin huzûr-ı şerîflerinde, bunu suâl eyledim. Sahih olduğu buyruldu.” dedi.
Ondan sonraki günlerde yine aynı saatlerde zaman zaman geldi. Geldiğinde odama götürür kısa bir süre de olsa sohbet ederdik. Artık onunla dost olmuştuk.”
Beşir Ağanın konuşmasını hayretle dinleyen Pâdişâh Birinci Mahmûd, Hâdim’e bir haberci göndererek, Muhammed Hâdimî’yi İstanbul’a dâvet etti. Dâvetnâmeyi bizzât Konya Vâlisi Ali Paşa, Hâdim’e giderek takdim etti. O geldiği gün, Pâdişâh ona simâ olarak çok benzeyen birkaç kimseyi daha saraya getirtti. Maksadı Beşir Ağayı imtihân etmekti. Beşir Ağayı da huzûruna çağırdı. Müsâfirlerin huzûra gelmesi bildirildi. Biraz sonra Muhammed Hâdimî ve ona çok benzeyenler odaya girdiler. Beşir Ağa, girenlerin arasından Muhammed Hâdimî’yi göstererek; “Bahsettiğim zât işte budur.” dedi. Birinci Mahmûd Han, Hâdimî hazretlerine çok iltifât edip ihsânlarda bulundu.
daha detaylı bilgi için;
http://evliyaikiram.wordpress.com/h/hadimi-muhammed-bin-mustafa/
Not:Allah dostlarının eserleri üzerinde de utanmadan kalem oynatanlar olduğu da malumdur. Buna da dikkat etmek lazımdır!