Es-Selamu Aleyküm kıymetli Gönüldaşlar, asrımızın fitnelerinden biri olarak görülen müzik bahsiyle alakalı bir yazı dizisi aktarmayı planlıyorum. Yazı dizisi tamamen bittikten sonra kıymet hükmünü sevgili gönüldaşlarımın vicdanına bırakıyorum. (Yazarı hadis dalında günümüzün Buhari olasına rağmen fıkıhta zayıftır bu sebepten ötürü fıkhî görüşleri itibara alınmasa da hadisteki otoritesi seven sevmeyen her ilim erbabınca takdire şayan görülmüştür. Bununla beraber umarım ki meselenin de hayatımıza bakan yönü itibariyle çok önemli olduğundan vicdanlı davranılır ve işin hakikati gümbürtüye gitmez.)
ŞARKI VE ÇALGI ALETLERİNİN HARAM KILINMASINA DAİR SAHİH HADİSLER
Muhammad Nasıruddin el-Albanî
Birinci hadis:
Ebu Amir –ya da Ebu Malik- el-Eş’ari’den dedi ki:
“Ümmetim arasında fercleri, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini (meazif) helal kabul edecek bir topluluk olacaktır. Ve birtakım kimseler bir alemin yakınına konaklayacaklar. Kendilerine ait davarlarla yanına gidecek, bir ihtiyacı sebebiyle onlara varacak. Onlar (ona): Bize yarın tekrar gel diyecekler. Yüce Allah geceleyin onlara hükmünü geçirecek ve alemi koyacak, diğerlerini ise tanınmaz hale çevirerek kıyamet gününe kadar maymunlara ve domuzlara dönüştürecektir.”
Bu hadisi Buhari Sahih’inde cezm (kesinlik bildiren) siga ile talik yoluyla kaydetmiş ve “Kitabu’l-Eşribe (X, 51, 5590, Fethu’l-Bari)’de şu sözleriyle onu delil olarak göstermiştir: “Hişam b. Ammar da dedi ki: Bize Sadaka b. Halid anlattı (haddesena), bize Abdu’r-Rahman b. Yezid b. Cabir anlattı, bize Atiyya b. Kays el-Kilabi anlattı, bize Abdu’r-Rahman b. Gann el-Eş’ari anlattı dedi ki: Bana Ebu Amir ya da Ebu Malik el-Eş’ari anlattı (haddeseni) –Allah’a yemin ederim ki bana yalan söylememiştir- o Peygamber (s.a)’ı şöyle buyururken dinlemiştir... diyerek hadisi zikretmektedir.
Şeyhu’l-İslam İbn Teymiye, el-İstikame (I,294)’de şunları söylemektedir:
“Oyalayıcı aletler hakkında Buhari’nin Sahih’inde kesin ifade ile talik yoluyla rivayet ettiği ve şartına uygun olarak zikrettiği rivayeti sahih olarak gelmiştir.”
Derim ki: Bu tür talik şekil itibariyle taliktir. Nitekim Hafız Irakî bu hadisi el-Muğni an Hamli’l-Esfar (II, 271)’de tahric ederken böyle demiştir. Çünkü muallak hadislerde çoğunlukla görülen bu hadislerin kendisi ile onları muallak olarak kaydeden kişi arasında munkatı oluşudur. Bu talikın bilinen pekçok çeşidi vardır. Bu hadis bunlardan değildir. Çünkü Hişam b. Ammar Buhari’nin rivayetlerini sahihinde delil olarak gösterdiği hocalardan olup, bunu birden çok hadiste delil göstermiştir. Nitekim Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bari mukaddimesinde Hişam’ın tercümesini verirken bunları açıklamıştır. Buhari’nin Tedlis (hadisin kusurunu gizlemek) yaptığı bilinen bir kimse olmaması dolayısıyla onun bu hadisi zikrederken “dediki” ifadesini kullanması onun “an: den, dan” demesi yahutta “haddeseni: bana anlattı” ya da kale “li: bana dedi” hükmündedir ve bu ileride geleceği üzere sahih hadisleri zayıf gibi gösteren İbn Abdu’l-Mennan’ın söylediklerine muhaliftir.
Irakî’nin naklettiğimiz sözünün bir benzeri de İbnu’s-Salah’ın, Mukaddimetu Ulumi’l-Hadis (s.72)’deki şu sözleridir:
“Bunun şekli munkatıa benzer. Fakat hükmü onun hükmü ile aynı değildir. Bu tür hadisler sahih mertebesinden çıkıp, zayıf mertebesine düşmezler...”
Daha sonra İbn Hazm’in bu hadisin munkatı olmakla illetli olduğu iddiasını reddetmektedir. İnşaallah üçüncü bölümde sözlerinin geri kalan kısmı da gelecektir.
Anlatmak istediğimiz hadisin Buhari ile hocası Hişam arasında inkıta (senet kopukluğu) bulunmadığıdır. Durum İbn Hazm’ın ve onu taklid eden çağdaşların söyledikleri gibi değildir. Nitekim buna dair açıklamalar da yüce Allah’ın izniyle sözünü ettiğimiz bölümde gelecektir. Bu hadisin munkatı olduğu varsayılacak olsa bile bu üzerinde durulması caiz olmayan nisbi bir illettir. Çünkü bu hadis Hişam b. Ammar’dan o hadisi dinleyen sika hafızlar topluluğundan çeşitli rivayet yollarıyla mevsul olarak (kesintisiz senetle) gelmiş bulunmaktadır. Durum böyle iken hadisin munkatı olduğuna sarılmaya kalkışanlar açıkça hakka karşı direnmektedirler. Tıpkı sahih bir hadisin zayıf bir senedine tutunarak o sahih hadisin zayıf olduğunu söylemeye kalkışan kimse gibidirler. O halde elimizdeki temel kaynaklar arasında tespit ettiğimiz bu güvenilir şahısları sözkonusu edelim, sonra diğerleri hakkında şerhlere ve başka kaynaklara gönderme yapalım.
1. İbn Hibban Sahih’inde (VIII, 265, 6719) -el-İhsan-‘de şunları söylemektedir:
Bize el-Huseyn b. Abdullah el-Kattan haber verdi dedi ki: Bize Hişam b. Ammar anlattı deyip, hadisi “...çalgı aletlerini helal göreceklerdir” bölümüne kadar zikretmektedir.
Burada sözü edilen el-Kattan güvenilir (sika) bir hafız olup ona dair tercüme Siyer-u A’lami’n-Nubela (XIV, 287)’de bulunmaktadır.
2. Taberani, el-Mucemu’l-Kebir, III, 319, 3417’de “Dalet Musnedu’l-Mukillin –Zehebi’nin rivayetiyle- el-Munteka” (vr. 1-2/a)’de şunu söylemektedirler:
Bize Musa b. Sehn el-Cevni el-Basri anlattı. Bize Hişam b. Ammar anlattı deyip, Buhari’nin rivayetine benzer olarak hadisi kaydederler. Taberani’nin aynı rivayet yoluyla ed-Dıya el-Makdisi, Muvafakatu Hişam b. Ammar (vr. 37/a-B)’de rivayet etmiş bulunmaktadır.
Burda sözü geçen Musa aynı şekilde sika bir hadis hafızı olup siyer... (XIV, 261)’de tercümesi verilmiştir. Onunla birlikte Da’lec (Muhammed b. İsmail b. Mehran el-İsmaili)’i de sözkonusu etmiştir. Da’lec de sika ve sağlam bir hafızdır. Bu ise el-Mustahrec’in müellifi (Da’lec) el-İsmaili’den başka birisidir.
3. Taberani, Müsnedu’ş-Şamiyyin (I, 334,588)’de şunları söylemektedir:
Bize Muhammed b. Yezid b. (aslı an: den, dandır). Abdu’s-Samed ed-Dımeşki anlattı, bize Hişam b. Ammar anlattı deyip hadisi zikretmektedir.
Burada adı geçen Muhammed b. Yezid’in tercümesi Hafız İbn Asakir’in Tarih-u Dımaşk (XVI, 124)’de ondan bir topluluğun rivayeti ile tercümesi verilmiş olup, bunun 269 yılında vefat ettiğini sözkonusu etmektedir.
4. el-İsmaili, el-Mustahracu ale’s-Sahih’de onun rivayet yoluyla Beyhaki, Sünen (X, 221)’de şunları söylemektedir:
Bize el-Hasen b. Süfyan anlattı, bize Hişam b. Ammar anlattı deyip hadisi kaydetmektedir.
Hasen b. Süfyan –Horosanlı ve Neysaburludur- sağlam bir hadis hafızı olup, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve daha başka hafızların hocalarındandır. Tercümesi siyer (XIV, 157-162) ile Tezkiretu’l-Huffaz’da zikredilmiştir.
Hadisi Hişam’dan dinlemiş başka dört ravi daha vardır. Bunları hafız Tağliku’t-Talik (V, 17-19)’da, Zehebi onların birilerinden Siyer (XXI, 157 ile XXIII, 8)’de rivayet etmiştir.
Diğer taraftan Hişam’ın kendisi de onun hocası (Sadaka b. Halid)’de hadisi tek başlarına (münferiden) rivayet etmemişlerdir. Aksine her ikisine de bu hususta mutabaat olunmuştur. Ebu Davud, Sünen’inde (4039) diyor ki: Bize Abdu’l-Vehhab b. Necde anlattı, bize Bişr b. Bekr anlattı. O Abdu’r-Rahman b. Yezid b. Cabir’den (nakletti) deyip, az önce kaydedilen senet ile Ebu Amir yahutta Ebu Malik’ten merfu bir rivayet olarak şu lafızla rivayet etmiştir:
“Ümmetim arasında ince ve kalın ipeği helal kabul edecek kimseler olacaktır. Başka birtakım sözler daha zikrettikten sonra dedi ki: Onlardan sonrakiler kıyamet gününe kadar maymun ve domuzlara dönüştürüleceklerdir.”
Derim ki bu İbnu’l-Kayyim’in el-İğase (I, 260)’da hocasına İbtalu’t-Tahlil (s. 27)’de uyarak belirttiği gibi sahih ve muttasıl bir isnaddır. Fakat bu hadisteki delil olacak nokta açıkça ifade edilmemiştir. Ona: “Ve bazı hususları zikretti” ifadeleriyle işaret etmiştir sadece. Ancak hafızlardan sika iki kimsenin rivayetinde bu husus açıkça ifade edilmiştir. O da Duhaym lakaplı Abdu’r-Rahman b. İbrahim’dir. O dedi ki: Bize Bişr anlattı (haddesena) deyip, az önce kaydettiğimiz Buhari’nin lafzıyla hadisi zikretti:
“Ferci, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini helal görecek...”
Fethu’l-Bari (X, 56) ile et-Tağlik (V, 19)’da belirtildiği üzere bu hadisi Ebu Bekir el-İsmaili, el-Mustehrac ale’s-Sahih adlı eserde rivayet etmiştir. el-İsmaili’nin rivayet yoluyla Beyhaki, Sünen (III, 272)’de zikretmiştir.
İki hafızdan diğeri ise İsa b. Ahmed el-Askalani’2dir. O dedi ki: Bize Bişr b. Bekr bu hadisi böylece haber verdi. Şu kadar var ki o (ferc manası verilen kelimeyi) ha ve ze harflerini noktalı olarak “el-hazz” diye rivayet etmiştir. Ancak tercih olunan Buhari ve diğerlerinin rivayetinde olduğu gibi bu iki harfin de noktasız olduğudur. Bk. Fethu’l-Bari, X,55
Hadisi İbn Asakir, Tarih-u Dımaşk (XVIIII, 156)’da Hafız Ebu Said el-Heysem b. Kuleyb eş-Şaşi, bize İsa b. Ahmed el-Askalani yoluyla rivayet etmiş olup, hadisi uzunca zikretmiştir.
İşte bu rivayet yolu Hafız İbn Hacer’in Fethu’l-Bari’de zikretmediği bir yoldur. Hatta et-Tağlib’de de bundan sözetmemektedir. Muvaffakiyeti dolayısıyla hamd Allah’adır, lütfundan daha fazlasını dileriz.
Bu münasebetle şunları söyleyelim:
Az önce işaret ettiğimiz sahih hadisleri zayıf kabul eden kimse Buhari’nin bu hadisini bütün rivayet yollarıyla ve mutabaatlarıyla Allah’tan korkan hatta en azından insanlardan utanan bir kimseden görülmeyecek şekilde şaşırtıcı, eğri büğrü yöntemlerle zayıf göstermeye kalkışmakla kendisinin iç yüzünü ortaya koymuştur. O bu yaptıkları ile yalan söylediği ve tedlis yaptığı (ayıp ve kusurları gizlediği) ilmi kaidelere muhalefet ettiği ümmetin hafızlarından hadis tenkitçilerinin hükümlerine uymadığı, onun kendi bilgisizliğini onların ilmine tercih ettiği ortaya çıkmıştır. Bu sözü geçen şahsın yazdığı ve Ürdün, Ribat gazetesinde yayınladığı3 bir makalesinde görülmektedir. Ben bu kimseye Silsiletu’l-Ahadiysi’s-Sahiha’nın yeni baskısının birinci cildinin sonlarındaki üç nolu istidrakta genişçe cevap verdim. Şanı yüce Allah’a hamdolsun ki bu ciltte yayınlanmış bulunmaktadır. Yeni kitabım Daifu’l-Edebi’l-Müfred’in mukaddimesinde (s. 14-16) kısmen buna işaret etmiştim. Şimdi burada ibret almak isteyenlere ibret olması için önemli bazı noktaları özetlemenin zorunlu olduğu görüşündeyim. Belki o da bu ibret alanlardan olur.
O Buhari ile hocası Hişam arasında inkıta olmakla hadisin illetli olduğunu söylerken İbn Hazm’ı taklid etmiş ve bu hususta hadis hafızlarının haklı olarak onun görüşlerini reddetmelerine –haddi aşarak ve kibirlenerek- iltifat etmemiştir. İbn Hazm’a ek olarak kendinden bir illette uydurmaktadır. Taklit ettiği İbn Hazm dahil kimse böyle bir illetten sözetmemiştir. O hadisin ravilerinden Ukbe b. Kays’ın cehaletini (ravi olarak bilinmediğini) iddia etmekte, bu hususta onun tercümesini zikreden ve sika olduğunu belirten bütün hafızlara muhalefet etmektedir. Hadisin sahih olduğunu, senedinin kuvvetli olduğunu açıkça ifade eden ondan fazla hadis hafızına muhalefet de etmiştir. Bunların çoğunluğu da bu mukallidin taklit ettiği İbn Hazm’ın görüşlerini reddetmiştir. O bütün bunları bilmektedir. O bu haliyle –o uçsa dahi bir keçidir- diyen darb-ı meseldeki duruma düşmektedir.
Bu zat Buhari’nin: “Filan kişi bana dedi” sözünün “filan dedi ki” sözü gibi olduğunu, her ikisinin de munkatı hükmünde olduğunu ileri sürmüş ve böylelikle Buhari’nin aklı başında bir kimsenin kendisi için uygun görmediği açıkça tedlis yaptığını ileri sürmüştür. Hatta böyle bir şeyi bu cahilliği sebebiyle kendisine karşı suç işleyen kişi bile kendisi için uygun görmez. Aksi takdirde onun da “filan kişi bana dedi ki” sözlerini kullandığı zaman tasdik edilmemesi gerekir. Bilgisizlikten, kendini beğenmekten, gururdan ve ilahi yardımdan mahrum kalmaktan Allah’a sığınırız.
Bu kabilden olmak üzere o Beyhaki’nin ve İbn Hacer’in, Bişr b. Bekr yoluyla kaydettikleri rivayette “el-Meazif: Çalgı aletleri” lafzının var olduğunu açıktan açığa kabul etmemiştir. Halbuki bu lafız görüldüğü üzere bu rivayette vardır.4 Diğer taraftan sözü geçen lafzın yer aldığı az önce kaydettiğimiz İbn Asakir’in rivayetini de bilmezlikten gelmiş, ona hiçbir şekilde değinmemiştir. Halbuki o bu rivayeti bilmektedir. Çünkü bu rivayeti bu hadisin zayıf olduğunu ileri sürerken ifadelerini odaklaştırdığı “Silsiletu’l-Ahadiys es-Sahiha”da görmüş bulunmaktadır ve buna benzer daha başka trajediler ve üzücü hadiseler. Allah’tan esenlik dileriz.
Durum böyle, bununla birlikte bu rivayetin zayıf olduğunu ileri süren ve bile bile hakka karşı çıkan bu zata rağmen sika bir ravi olan Atiyye b. Kays münferid olarak rivayet etmiş değildir. Aksine bu hususta ona iki kişi daha mutabaat etmiştir:
Bunlardan birisi Malik b. Ebi Meryem olup, o şöyle demiştir: Abdu’r-Rahman b. Ganm’den rivayete göre o Ebu Malik el-Eş’ari’yi Peygamber (s.a)’dan şöyle buyurduğunu dinlediğini bildirmiştir:
“Andolsun ümmetimden birtakım kimseler ona başka isimler vererek şarap içecekler. Başlarının üzerinde çalgılar çalınacak (kadınlar tarafından) şarkı söylenecektir. Allah onları yerin dibine geçirecek, onlardan maymunlar ve domuzlar yaratacaktır.”
Hadisi Buhari, Tarih (I, 1,305)’de rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bize Abdullah b. Salih anlattı dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Hatem b. Huveys’den anlattı, o Malik b. Ebi Meryem’den deyip hadisi zikretti.
Kab b. Asım el-Eş’ari’nin tercümesini (biyografisini) verirken dedi ki: Künyesi Ebu Malik’tir. Ebu Malik’in adının da Amr olduğu söylenmiştir. Sahabiliği vardır. (Buhari) dedi ki: Ebu Salih bana dedi ki: Muaviye b. Salih’den deyip, hadisi muhtasar olarak rivayet etti. Hadisi tamamıyla İbn Mace (4020); İbn Hibban (1384 Mevarid); Beyhaki (VIII, 295 ve X, 231); İbn Ebi Şeybe, el-Musannef (VIII, 107, 3810); Ahmed, V, 342); el-Mehamili, el-Emali, 101/615; İbnu’l-Arabi, Mucem (vr. 182/a); Taberani, el-Mucemu’l-Kebir (III, 320-321); İbn Asakir, Tarih-u Dımaşk (XVI, 229-230); Hafız İbn Hacer, Tağliku’t-Talik (V, 20-21) Muaviye b. Salih’ten gelen çeşitli rivayet yollarıyla bu lafızla rivayet etmişlerdir.
Derim ki: Bu burda adı geçen Malik dışında ravileri sika olan bir seneddir. Malik ancak Hatim’in ondan yaptığı rivayet ile bilinmektedir. Dolayısıyla o meçhul (hadis rivayet etmekle tanınmış olmayan) birisidir. Bundan dolayı hafız (İbn Hacer) onun hakkında: “Makbul (bir ravi)dir” demiştir. Bu da burada olduğu gibi mutabaat halinde böyledir. İbn Hibban’ın onu es-Sikat (V, 386) arasında zikretmesine rağmen durum böyledir. el-Münziri’nin et-Terğib (III, 187)’de onun hakkında susmasının dayanağı da İbn Hibban’ın bu hadisi sahih görmesi olmalıdır. Bundan dolayı hadisin başında “an: den, dan” lafzını kullanmıştır. İbnu’l-Kayyim’in el-İğase (I, 347 ve 361)’de iki yerde:
“Bu sahih bir isnaddır” demesinin sebebi de bu olmalıdır. İleride geleceği üzere İbn Teymiye de bu hadisi hasen kabul etmiştir.
Evet hadis az önce geçen ve ileride kaydedeceğimiz mutabaat dolayısıyla sahihtir. Hadisin mesh (maymun ve domuzlara döndürülmek) cümlesinin Silsiletu’l-Ahadiysi’s-Sahiha (1887)’de pek çok tanığı (şahidi) de bulunmaktadır.
Hadisin zayıf olduğunu belirten bu gururlu ve benim es-Sahiha (90)’da açıkça zikrettiğim bu senetteki anılan cehalet sebebiyle zayıf oluşu ile ikna olmayarak buna Hatim b. Hureys’in sika bir ravi oluşu ile ilgili şüphe uyandırma isteğini de ekleyerek daha önce işaret ettiğimiz makalesinin sonlarında şunları söylemektedir:
“Hateme gelince, onda zayıflık ve tartışma sözkonusudur. Hakkında halimin cehaleti mevzubahistir.”
Derim ki: Okuyucu bu kelime canbazlıklarına ya da felsefeye dikkat etsin. Son cümledeki “cehalet” lafzı bazı imamların kullandığı bir lafızdır. Fakat ileride açıklanacağı gibi ona itimat olunmamıştır. Ondan önceki ifade ise tamamiyle boştur, safsatadır ya da tedlistir. Çünkü imamlardan hiçbir kimse onun zayıf olduğunu söylemediği gibi: Hakkında tartışma sözkonusudur da dememiştir. Hakkında kullanılan en ileri ifade İbn Main’in “onu tanımıyorum” şeklindeki sözleridir. Bununla birlikte onun öğrencisi İmam Hafız Osman b. Said ed-Darimi onun bu husustaki kanaatini reddetmiş, İbn Main’den naklettiği Tarih’inde (101/287) şunları söylemektedir: “Hatem b. Hureys et-Tai nasıldır dedim. O, onu tanımıyorum dedi.” Hemen ardında ise Osman (b. Said):
“O Şamlı ve sika bir ravidir” demektedir.
Derim ki ilim adamlarınca kabul edilen şudur: Bilgi sahibi olan, bilgisi olmayana karşı delildir. İbn Adi el-Kamil de (II, 439) bundan dolayı şunları söylemektedir:
“Rivayet ettiği hadislerin azlığından ötürü Yahya onu tanımamaktadır. Onda bir sakınca olmadığını ümit ederim.”
İşte iki imam bu raviyi tanımış ve onun sika olduğunu belirtmişlerdir. Onlara İbn Hibban’ın onun sika olduğunu söylemesi (IV, 178) ile İbn Sad’ın: “O tanınmış birisi idi” sözlerini de eklemek gerekir. Yani o adalet vasfı ile tanınmış birisi idi. Nitekim ben az önce işaret ettiğim istidrakte bunun böyle olduğunu tahkik etmiş bulunuyorum. Peki Rasûlullah (s.a)’ın hadislerine dil uzatmak pahasına dahi olsa şöhret arzusunun helake götürdüğü bu aldanmış kimseyi ilmi ve mantıki: Bir hususu bilen bilmeyene karşı delildir şeklindeki kaideye muhalefet etmeye iten nedir?
Onun tedlis yapmasının ve bana dil uzatmasının bir parçası da az önce naklettiğimiz ifadelerinden sonra kullandığı şu sözlerdir:
“Onun halinin hasen olduğunu söyleyen kimse ise hakkında konuşan kimse gibi olamaz.”
O bu ifadeleriyle benim sahiha silsilesinde işaret ettiğim yerde kullandığım şu genel ifade ile sika olduğunu söylememe işaret etmektedir:
“Derim ki: Malik b. Ebi Meryem dışında ravileri sikadırlar...”
Bu durum böylece anlaşıldığına göre onun kaydettiğim bu sözleri bana ünlü: “Kendi hastalığını bana isabet etti de kendisi sıyrılıp çıktı” şeklindeki atasözünü hatırlattı. Çünkü onun: “Durumunun hasen olduğunu söyleyen” ifadesi ile kastettiği sika olduğunu belirtmektir fakat o bunu kullanmayarak kaydettiğimiz ifadeyi kullanmıştır. Çünkü eğer açıkça: “Onun sika bir ravi olduğunu söyleyen hakkında konuşan kimse gibi değildir” demiş olsaydı bu sözleri ile Darimi ve İbn Adiyy’i kastetmiş olurdu. Çünkü az önce geçtiği gibi onun sika olduğunu söyleyenler onlardır. O bunu söylemeyerek hile ve tedlis yaparak öbür lafzı kullanmış, böylelikle okuyuculara halinin hasen olduğunu sadece benim söylediğim izlenimini vermek istemiştir. Gerçek ise –görüldüğü üzere- ben bu hususta başkasına tabiyim. O konuda bid’at ortaya çıkartan odur. Çünkü onun: “Hakkında konuşan” ifadesi ile kastettiği ise az önce kaydettiğimiz İbn Main’in: “Onu tanımıyorum” sözleridir. Bu ise onun hakkında cerh ya da adalet ifade eden bir bilgi sahibi olmadığıdır. Böyle bir ifade de ne onu cerhetmektir, ne de zayıf olduğunu söylemektir. Buna dayanılarak onun hakkında: “Hakkında konuşan” ifadesi ilim adamlarının ıstılahına göre kullanılması doğru değildir. Sözü geçen bid’atçinin kullandığı “onda bir parça zayıflık vardır” ifadesi onun sika olduğunu söyleyenlerin sözleri bir tarafa İbn Main’in bu sözüne dahi muhaliftir. Böylelikle o muravi hakkında bütün imamların söylediklerine muhalefet etmektedir. O bakımdan kaydettiğimiz atasözü onun haline uygundur. “Kardeşine bir kuyu kazan kendisi içine düşer” sözü de buna benzer.
Bu ve benzeri türden sözü uzattığımızdan ötürü sayın okuyuculardan özür dileriz. Şayet sahih sünnet düşmanlarına cevap vermek, onların hilelerini ve tedlis yollarını açığa çıkarmak gereği sözkonusu olmasaydı bunlara ihtiyacımız olmazdı.
Diğer mutabaata gelince, mutabaat eden kişi İbrahim b. Abdu’l-Hamid b. Zi Himaye’nin kendisine Ebu Malik el-Eş’ari’den yahut Ebu Amir’den diye rivayeti haber verenden yaptığı şu nakildir: Ben Peygamber (s.a)’ı şarap ve çalgı aletleri hakkında söz söylerken dinledim:
Hadisi Buhari burda anılan İbrahim’in tercümesini et-Tarihu’l-Kebir’de verirken böylece rivayet etmekte ve şöyle demektedir. (I, 1,304-305) Bunu bana Süleyman b. Abdu’r-Rahman dedi: Bize el-Cerrah b. Melih el-Hamsi anlattı dedi ki: Bize İbrahim anlattı.
Derim ki işte bu Malik b. Ebi Meryem ile Atiyye b. Kays’ın güçlü bir mutabaatıdır. O da onların tabakasındandır. Eğer ona haber veren kişi Abdu’r-Rahman b. Gann ise açıkça görüldüğü gibi o da her ikisine mutabaat etmektedir. Şayet bir başkası ise bu mutabaatı yapan mestur (durumu gizli) bir tabiidir ve bu İbn Gann’a mutabaat etmektedir. İster bu, ister öteki olsun bu şahit olarak ve mutabaata güçlü bir isnaddır. –Haberi veren kişi müstesna- senetteki bütün raviler sikadırlar ve et-Tehzib’de tercümeleri vardır. Bundan tek istisna anılan İbrahim b. Abdu’l-Hamid’dir. O da İbn Asakir, Tarih (I, 454-455) ve başka yerlerdeki bir grup sikanın (kendisinden) yaptığı rivayet ile bilinen ve bir grup hafızın sika olduğunu belirttiği sika bir ravidir. Ebu Cüra er-Razi şöyle demektedir:
“Onda bir sakınca yoktur.”
Taberani el-Mucemu’s-Sağir’de:
“O müslümanların sikalarından birisi idi” demektedir. İbn Hibban onu iyi bir şekilde tanıtmış, onu es-Sikat adlı eserinde zikredip ona “Ebu İshak” künyesi ile anarak (VI, 13) şunları söylemektedir:
“Şamlıların fakihlerinden idi. Hıms’da kadı idi. İbnu’l-Münkedir ve Humeyd et-Tavil’den rivayetler yapar. Ondan da el-Cerrah b. Melih ile şehrinin ahalisi rivayette bulunur. Ömrünün sonlarında Antarsus (Tarsus)’a gitmiş ve orada ribat yaparken vefat etmiştir.”
İşte adaleti ve sika bir ravi oluşu ile alakalı olarak İbrahim hakkında imamlarımızın sözleri bunlardır. Peki sahih hadisleri zayıf kabul eden zatın bunlara karşı tutumu nedir? O bütün bunları görmezlikten gelmiştir. Adeti üzere bunlara hiçbir değer vermemiştir. Hakkında kendiliğinden daha önce kimsenin söylemediği bir görüş ortaya koyuvermiş ve az önce işaret edilen makalesinin sonlarında şunları söyleyivermiştir:
“O halde İbrahim hakkında tartışma sözkonusudur.6 Buhari, İbn Ebi Hatim ve İbn Hibban’ın eserlerinde onun tercümesi bulunmaktadır.”
Peki bu adamın bizim imamlarımızın sözleri karşısındaki bu konumu onun cehalet ve heva üzerinde kurulan görüşünü sunması hakkında okuyucu ne diyecektir? Allah’tan esenlik dileriz.
Daha sonra bu hadisin tahric edilmesinde iki fayda gördüm:
Birincisi: Buhari’nin, İbn Salih’in, Muaviye b. Salih’den hadisi rivayetinde: “Bize Abdullah b. Salih anlattı” dediğini görüyoruz. Bu kişi ise Ebu Salih’tir. Daha önce geçtiği üzere bir başka yerde: “Ebu Salih bana dedi ki” ifadesini kullanmıştır. İşte bu Buhari’ye göre “haddesena: bana anlattı” ile “kale li: bana dedi” tabirleri arasında bir fark görmediğinin kat’i bir delilidir. Yine onun “filan kişi bana dedi” şeklindeki ifadesi muttasıl olduğunu gösterir. Az önce geçtiği gibi hem bu ilmin, hem de dili aynı anda bilmeyen zatın iddia ettiği gibi munkatı olduğunu değil.
Diğer faide şudur: İbrahim’in –ki ravi hadisi rivayet eden sahabinin kimliği hususunda -Ebu Malik el-Eş’ari yahut Ebu Amir sözleri ile şüphe etmiştir- hadisi akabinde Buhari’nin şu sözleridir:
“Ancak bu Ebu Malik’ten diye bilinir.”
Derim ki bu ifadesinde Malik b. Ebi Meryem’in kendisi tarafından bilinen bir ravi olduğu incelikli bir şekilde hissettirilmektedir. Çünkü o sahabinin Ebu Malik el-Eş’ari olduğunu kesin olarak ortaya koyan rivayetini daha önce geçtiği üzere Sahih’inde zikrettiği hocası Hişam b. Ammar’ın ve az önce kaydettiğimiz İbrahim’in rivayetinin önüne geçirmiştir. Her iki rivayette de sahabinin ismi hakkında şüphe edilmiştir. Eğer Buhari kendince Malik b. Ebi Meryem’i sika bir ravi olarak görmemiş olsaydı, onun naklettiği rivayeti Hişam’ın ve İbrahim’in rivayetlerinden öne geçirmezdi. Muhtemeldir ki merhum İbnu’l-Kayyim, Malik’in rivayet ettiği bu hadis hakkında:
“Senedi sahihtir” ifadelerini kullanırken gözönünde bulundurduğu durum budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Bu ilk hadis ile ilgili olarak söylenenlerin özü şudur: Hadis Abdu’r-Rahman b. Gann etrafında dönüp dolaşmaktadır. Bu da ittifakla sika bir ravidir. Hadisi ondan yine sika bir ravi olan Kays b. Atiyye rivayet etmiştir. Az önce geçtiği üzere ona kadar varan isnadı da sahihtir. Diğer taraftan hadis Malik b. Ebi Meryem ile İbrahim b. Abdu’l-Hamid etrafında döner. O da sika bir ravidir. Her üçü de kesin olarak haram kılınan şeyler arasında “çalgı aletlerinden” sözetmektedirler. Artık bundan sonra hadisin zayıf olduğunu ısrarla belirten kimse inatçı bir mütekebbirdir. Onun hakkında Peygamber (s.a)’ın şu buyruğu uygun düşer: “Kalbinde zerre miktarı kibir bulunan bir kimse cennete girmez.” Bu hadiste şu ifadeler de vardır: “Kibir hakka karşı çıkmak ve insanları küçümsemektir.”
Hadisi Müslim ve başkaları rivayet etmiş olup ve gayetu’l-meram (98/114)’de tahrici yapılmıştır.
2 et-Tehzib’de ona ait güzel bir tercüme vardır. Mütekaddimin ve müteahhirin alimlerinden bir topluluk onu sika kabul etmiştir. Nesai, el-Halili ve el-Hafız bunlardandır.
3 Daha sonra bu hususu İbnu’l-Kayyim’in, İğasetu’l-Lehfan adlı eserini tahrib ettiği talikinde (I, 369-370)’de bu hususu tekrar etmektedir.
4 Derim ki: Hiçbir şekilde utanmadan ve sıkılmadan az önce işaret ettiğimiz talikinde bu husus üzerinde ısrar etmiştir.
5 Lafzı şöyledir: Malik b. Ebi Meryem’den dedi ki: Biz Abdu’r-Rahman b. Ğann’ın yanında idik. Beraberimizde Rabia el-Cüreşi vardı. İçkiden sözettiler. Abdu’r-Rahman b. Ğann dedi ki...” Rabia el-Cüreşi sahabidir. Buna yakın rivayet ettiği merfu bir hadis de vardır. İleride altıncı hadis başlığı altında güçlü bir sened ile gelecektir.
6 Az önce işaret ettiğimiz talikinde böyle demiştir. Allah ona hidayet versin.