Allah'ın varlığı hakkında bilgi...
Bu insan idrakının alacağı bir mesele değildir. Gelmiş geçmiş bütün felsefeciler akıl yolu ile bu meseleyi çözüme kavuşturmak istemişler ama netice ne oldu? Koca bir hiç!!! Hatta kimisi 'Allah'ın varlığı akıl yolu ile ispat edilebilir' dediyse de, yarı yolda kalmıştır böyleleri... Çünkü aklın onlara bulduğu herbir şey aslında bir perdeden ibaretti...
Allah'ın varlığı ile ilgili kesin bilgiler, Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber olmadan bilinemez. Bu anlamda filozofların akıl yolu ile ileri sürdükleri herbir şey, bizim kesin imanımızı sarsamaz. Bu anlamda; İmam Rabbani şöyle der:
''İlim ve idrakin ötesinde marifet denilen bir mertebe vardır.''
İşte bu marifet mertebesidir ki Peygamberlerin getirdiği bilgidir.
Yine burada akla düşen payı Hz. Ebubekir şöyle dile getirir:''İdrakin aczini idraktir ki, idraktir.''
Erenler de şöyle demiştir: ''Bu iş ne akılla olur, ne de akılsız.''
Yine İmam Rabbani şöyle demiştir: ''Allah tecelli eder, ötenin ötesinde, ötenin ötesinde, ötenin ötesinde...''
Allah'ın varlığı ile ilgili bir şeyler öğrenmek isteyen değerli kardeşime kaynak önermek istiyorum. İmam-ı Rabbani'nin 'MEKTUBAT-I RABBANİ' eserinde bu mevcu ile alakalı çok faydalı bilgiler var. İnternet ortamında da ulaşabilirsiniz bu kitaba.
19, 38, 43, 125, 167, 173, 247, 260, 272, 297 nolu mektuplara bakılabilir. Ayrıca aynı kitabın 2. ciltinde
bulunan 40 ve 45. mektuplara bakılabilir.
Ben buraya 'MEKTUBAT-I RABBANİ'den bir kaç alıntı alayım.
‘’…zat mertebesinde yapılan her ispat sapkınlıktır. Bu konuda kullanabileceğimiz en iyi ifade; ‘’O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.’’ (Şura:11) ayetidir.’’
‘’Allah’ın öz zatının bilinmesi, müşahede edilmesi ve onun tanınması imkansızdır. Gözlerin gördüğü kulakların duyduğu ya da hatır ve hayale gelen şeyler Allah’tan başka şeylerdir.’’
‘’Zat’ı Bari’nin nihai derecede bilinmesinin ancak; ‘’O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.’’ ayetinde belirtilen esastan ibaret oluşuna bağlıdır.’’
‘’Alemin, O’nun tarafından yaratılmış olmak ve isimlerinin ve şu’unlarının göstergesi olmaktan öte kendisini yaratanla hiçbir bağı yoktur.’’
‘’Hace Nakşibend der ki: ‘’Allah Teala görülen, işitilen, hayal edilen, düşünülen her şeyin dışında, başka bir şeydir.’’
‘’Allah Teala’nın Zatının ne alemde bir mahzarı ne de aynası vardır. Hatta Allah Teala’nın Zatının alemle kesinlikle hiçbir münasebeti yoktur, ortaklıklarının bulunması ise asla mümkün değildir. Bu münasebetin isimden, ortaklığın suretten ibaret olduğunu söyleyecek kadar bir ilişki bile yoktur. ‘Şüphesiz Allah alemlerden kesinlikle müstağnidir.’ (Ankebut,6)’’
............................
Dervish efendi, kader/kaza konusu da çok tartışılır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Ehli Sünnet alimleri ne diyorsa, benim kabulüm odur. Zaten kader hakkında sapıtanlar iki şekli alıyorlar. Necip Fazıl’ın deyimi ile bu ikiliyi şöyle açıklamak mümkündür: ‘’Mahluktaki müstakil iradeyi inkara, yahut bu iradeyi mutlak kabul etmeye götürür. İkisi de küfür…’’
Necip Fazıl ölçüyü koymuş: ‘’Kişinin hem irade sahibi olması, dilediğini yapmak iktidarına sahip bulunması, hem de bu sahipliğin üstün bir kudrete bağlı kalması ve kendisinden ayrılması arasında akılla doldurulmaz bir tezat uçurumu vardır; ve insanın zati iktidarına göre kurduğu nispetlerle muhal görünüzü bu işi yapabilendir ki, Allah’tır…’’
'MEKTUBAT-I RABBANİ' kitabının 1. cilt ve 19. mektubu, kader bahsini hem de Allah’ın varlığı ile birlikte açıklıyor. Yine bunun için aynı kitabın 2. cilt ve 289. mektup da kader bahsini enfes bir şekilde açıklar.
Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Gunyetü’t Talibin adlı kitabında da çok önemli bilgiler vardır. Yine Geylani’in El-Fethu’r Rabbani eseri de sohbetlerden oluşur. Bütün bu sohbetler de kader inancının izlerini görmek, doğrusu insanı hayretlere düşürüyor.
Dervish efendi, senin pek hoşuna gitmeyecek ama Fethullah Gülen’nin ‘Kitap ve Sünnet Perspektifinde Kader’ kitabında da değerli bilgiler vardır ve bu kitap tamamen bu mevzu üzerinedir.
Daha pek çok kaynak sıralayabilirim ama şimdilik bunlar aklıma geldi. İlerleyen zamanlarda aklıma gelenleri buraya ekleyebilirim.
Diyeceksiniz ki, senin bu konuda bir görüşün yok mu? Evet var… Buraya da uzun uzadıya yazabilirdim… Ama bu konular bence çok zor ve tehlikeli konular. Bu konuları uzmanlarından okunmasından yanayım, o yüzden kendi fikirlerimi yazmadım.
Değerli kardeşlerime şöyle bir tavsiyem olacak: Kardeşlerim, itikat ve amel konularını okuyup anlamadan bu türden konulara girmeyin. Yoksa ayağınız kayar, yolda kalanlardan olursunuz. İtikat ve amel konularını kendinize yetecek kadar iyice okuyun, öğrendiğiniz amel bilgileri ile amel edin, itikadınızı sarsılmaz bir kale yapın, ondan sonra böylesine tehlikeli deryalara dalın.