Peygamberimizden 101 Hatıra

Başlatan: Vakıf Ahmet Tarih: 17.05.2008 23:15 Cevap: 116

VA
17.05.2008 23:15
#1

Elimde, Peygamberimizden 101 Hatıra, diye kitap var, Yozgat Ahmet Şevki Ergin Vakfı tarafından ücretsiz dağıtılmış, Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir'in kitabı... (Ahmet Şevki Ergin, Yozgatta yaşamış herkes tarafından sevilen bu mübarek zat 2002 yılın Rabbine kavuştu. Eserin sayfa kemiyeti az da olsa Allah Resulunun keyfiyette emsalsiz hatıralarını, hadiselerini, kelamlarını fırsat buldukça sayfa sayfa yazacağım. Arayla yazacağım için çok az vaktinizi alacaktır, istirhamım emeğimin karşılığını okuyarak vermeniz.

 

Yozgatlı Ahmet Efendi'nin hayatını anlatan güzel ve kısa bir video: http://www.stv.com.tr/Archive.aspx

.........

 

Ey insanlar! Size kendi içinizden bir Peygamber geldi. Sıkıntıya uğrmanız onu çok üzer; o size pek düşkündür; müminlere daha da şefkatli ve merhametlidir. (et-Tevbe 9/128)

 

1 / En Değerli Müslüman

 

Abdullah İbni Şeddad radıyallahu anh anlatıyor:

 

Beni Uzre kabilesinden üç kişi(1) Resul-i Ekrem sallallahu alyehi ve sellem'in huzuruna gelip Müslüman oldu. Peygamber Efendimiz, ''Benim adıma, bunların geçimini kim üzerine almak ister?'' diye sordu.

Talha bin Ubeydullah, ''Ben alırım'' dedi. Onlar da Talha'nın yanında kalmaya başladılar. Bunlardan biri, Hz. Peygamberin gönderdiği askeri birliğe katıldı ve şehid oldu. İkinci Sahabi, Hz. Peygamberin gönderdiği bir başka askeri birliğe katıldı, o da şehid oldu. Üçüncü Sahabi ise savaşta değil, daha sonraları rahat döşeğinde öldü.

Talha bin Ubeydullah sözüne şöyle devam etti: ''Rüyamda, bu üç kişinin cennete gittiğini gördüm. Arkadaşlarından sonra rahat döşeğinde ölen adam en öndeydi. Onun arkasında şehid olan ikinci adam duruyordu. İlk şehid olan ise en arkadaydı. Gördüğüm bu hal zihnimi meşgul etti; ben de Resul-i Ekrem'e giderek rüyamı anlattım.

 

Allah'ın Elçisi bana şunları söyledi: ''Bunun nesini anlamadın, Talha? Allah katında en faziletli kimse, Müslüman olarak uzun bir hayat süren, ve sübhanallah, Allahüekber, lailahe illallah diye Allah'ı çok zikredendir.''

......

 

Ahmed b. Hanbel, Müsned, Kahire 1313, I, 163; Elbani, Silsiletü'l-ehadisi's-sahiha, Riyad 1415/1995, II, 254, nr. 654.

 

(1) Bazı rivayetlerde bunların iki kişi olduğu, birinin ötekinden bir yıl sonra öldüğü, Peygamber Efendimizin de sonradan vefat edenin, bir yıl içinde kıldığı namazlar ve tuttuğu Ramazan orucu sebebiyle üstün bir dereceyi kazandığını, hatta ikisi arasında yer ile gök arasındaki uzaklık kadar büyük bir derece farkı bulunduğunu belirttiği zikredilmektedir (İbni Mace, Ta'bir 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 161-162,163).

VA
18.05.2008 21:21
#2

2 / '' İKİ DEFA MI ÖLDÜRMEK İSTİYORSUN? ''

 

Abdullah ibni Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, koyunu yere yatırıp ayağıyla yüzüne basan, hayvancağız kendine bakarken bıçağını bileyip duran bir adamın yanından geçti.

 

Ve ona şöyle çıkıştı:

 

'' Bıçağını daha önce bilesen olmaz mıydı? Hayvanı iki defa mı öldürmek istiyorsun? ''

 

( Alt kısımda 10'dan fazla kaynak vermiş, kaynakları yazmayacağım. )

PU
18.05.2008 21:25
#3

Allah razı olsun kardeşim,ilgiyle takip edileceğinden şüpheniz olmasın :)

VA
18.05.2008 21:29
#4

3 / İMTİHANI AĞIR OLANLAR

 

Sa'd ibni Ebu Vakkas radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem'e, '' Ey Allah'ın elçisi! En büyük sıkıntılar kimlerin başına gelir? '' diye sordum.

 

Şöyle buyurdu:

 

'' Belaların en ağırı peygamberlere gelir; sonra onlara en yakın olanlardan başlayarak derece derece aşağı doğru iner. İnsan, dindarlığı derecesinde sıkıntıya uğrar. Çok dindarsa, sıkıntısı da çok olur. Dindarlığı gevşekse, sıkıntısı hafif olur. Bir kul günahlarıdan arınmış olarak yürüyüp gidene kadar sıkıntılar onun peşini bırakmaz. ''

VA
19.05.2008 17:14
#5

4 / ''KALBİNİ Mİ YARIP DA BAKTIN?''

 

Üsame ibni Zeyd radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallalhu aleyhi ve sellem bizi Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin erkenden onlara saldırdık ve yendik. Yanımdaki Medineli Müslümanla, bir Cüheynelinin peşine düştük. Biz üzerine yürüyünce adam ''La ilahe ilallah'' dedi. Bunun üzerine arkadaşım ona dokunmadı, ben ise mızrağımı saplayıp adamı öldürdüm. Medineye döndüğümüzde bu olay Hz. Peygamber'in kulağına gitti.

 

Allah'ın elçisi bana, ''Adam 'la ilahe ilallah' dediği halde onu öldürdü, öyle mi?'' diye sordu.

 

Ben, ''Ey Allah'ın Elçİsi!'' dedim. ''O adam canını kurtarmak için öyle söyledi.''

 

Resul-i Ekrem, ''Kalbini yarıp baktın da, canını kurtarmak için söylediğini anladın? La ilahe ilallah sözü kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın, söyle?''

 

''Ey Allah'ın Elçisi'' dedim. ''Cenab-ı Hak'tan beni bağışlamasını dile.''

 

Ama o durmadan, ''La ilahe illallah sözü kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın, söyle?'' diyor, başka bir şey demiyordu.

 

Bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ''Keşke ilk defa o gün Müslüman olsaydım'' dedim.

........

 

Eyvallah, pürneşe.

PU
19.05.2008 18:36
#6

'''Keşke ilk defa o gün Müslüman olsaydım'' dedim.'

 

:) :)

VA
20.05.2008 23:39
#7

5 / BİR YAĞMUR DUASI

 

Enes ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem zamanında bir kıtlık olmuştu. Allah'ın elçisi bir Cuma günü hutbe okurken, minberin karşısındaki kapıdan bir bedevi girdi, ve Hz. Peygamber'in karşısında durup şunları söyledi:

 

''Ey Allah'ın Elçisi! At sürüleri helak oldu, çoluk çocuk aç kaldı. Ne olur Allah'a dua et de bize yağmur yağdırsın!''

 

Resul-i Ekrem ellerini kaldırp ''Allahım bize yağmur ver!'' diye dua etmeye başladı. Halk da onunla birlikte ellerini kaldırıp dua etti. O sırada gökyüzü ayna gibi parlaktı, bir tane bile bulut yoktu. Derken Resul-i Ekrem'in arka tarafından, kalkan şeklinde bir bulut parçası belirdi; bulut gökyüzünün ortasına varınca etrafa yayıldı.

 

Canımı kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim, bulutlar gökyüzünü dağlar gibi kaplamadıkça Resulullah ellerini indirmedi, ve yağmur başlamadan kendisi de minberden inmedi. Hz. Peygamber minberden inerken, sakalına doğru yağmur tanelerinin yuvarlandığını gördüm.(1)

 

Evleri mescide yakın olan gençler bile evlerine nasıl döneceklerini düşünmeye başladılar.

 

Mescidden çıktık, suya bata çıka evlerimize vardık.

 

O gün, ertesi gün, daha ertesi gün, ta öteki Cumaya kadar durmadan yağmur yağdı.

 

O Cuma günü Resul-i Ekrem yine ayakta konuşurken, minberin karşısındaki kapıdan bir adam içeri girdi ve ''Ey Allah'ın elçisi'' diye söze başladı.''Binalar yıkıldı, yollar geçilmez oldu, hayvanlar suda boğulmaya başladı. Ne olur, bizim için Allah'a dua et de su sağanağı durdursun!''

 

Resul-i Ekrem, insanoğlunun bu kadar çabuk utanmasına tebessüm etti, sonra ellerini kaldırdı:

 

''Allahım! Üzerimize değil etrafımıza yağdır! Dağlara, tepelere, vadilere, ormanlara'' diye dua etti.

 

Allah'ın Elçisi bu sözleri söylerken, eliyle hangi taraftaki buluta işaret ettiyse orası açıldı; bulutlar sağa sola doğru parçalanıp dağıldı, ve kumaş dürülür gibi Medine'nin üstünden dürülüp kayboldu. Mescidden çıkıp güneşe yürüdük. Kanat vadisi bir ay boyunca akıp durdu. Medine'ye hangi yönden kim geldiyse, bol bol yağmur yağdığını söyledi.

.........

 

(1) O zamanlar Mescid-i Nebevi'nin damı hurma dallarıyla örtülü olduğu için, yağan yağmur içeri giriyordu.

MU
21.05.2008 07:29
#8

Her işlerinde, sözlerinde, davranışlarında incelik, derinlik, güzellikler timsali Peygamberimizin hayatından kesitler okumak, bizler için gönül ve ruh pasını giderici bir mahiyete sahip. Merhamet, zerafet, topyekun güzel ahlaktan müteşekkil Kainatın Efendisi, ruhumuzun hasret olduğu mâverânın iklimini dünya üzerinde hâl ve davranışlarıyla örnek teşkil ederek işaret ederken, ona dair güzellikleri okuyan bütün beşeriyet için tek yol gösterici. Bu kıymetli paylaşımlar için teşekkür eder ve devamını bekleriz.

PU
21.05.2008 17:03
#9

Yazılanları okudukça O'nun ümmetinden olmanın verdiği ferahlığı hissediyorum yüreğimin derinliklerinde,bir yandan da utancın doruk noktasına ulaşıyorum,acaba O'na layık bir ümmet olabilmeyi becerebildik mi sorusu beliriyor kafamda...

 

Belki şimdi değil ama ileride muhakkak,en azından gayret,sarfettiğimiz çabaların sonu gelmesin,şevkimiz sönmesin inşallah...

 

Tekrar teşekkür ederim kardeşim...

VA
21.05.2008 23:40
#10

Yaz gelince her sene olduğu gibi babamın yanında çalışacağım, her gün olmasa bile yazım sıklığını gevşetmeden, arası fazla geçmeden yazarım, az sonra 6.yı yazacağım manim olmazsa inşallah 101'e tamamlayacağım. Hadisleri yazarken, zihnime nakşediyorum, siz faydalanıyorsunuz, sevaba giriyorum... Keşke evvelden yazmaya başlasaydım. Kitabın yazım cehdini kemale erdirdikten sonra muhtelif sitelere vereceğim. Teşekkürlerinize kitabı iktibasa devam etmekle mukabele edeceğim :)

VA
21.05.2008 23:45
#11

6 / RABBİNİZİ GÖRECEKSİNİZ

 

Cerir ibni Abdullah radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir gece Resul-i Ekrem sallalhahu aleyhi ve sellem ile birlikte oturuyorduk.

 

Dolunaya bakarak şunları söyledi:

 

''Şu dolunayı birbirinizi itip kakmadan rahatça nasıl görüyorsanız, Rabbinizi de öyle rahatça göreceksiniz. Artık güneşin doğmasından ve batmasından önceki bütün namazları kılabilmek için elinizden gelen çabayı gösteriniz.''

 

Ardından şu ayeti okudu:

 

''Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de, Rabbinin yüceliğini öve öve an! Gecenin bazı saatlerinde, ve gündüzün belli vakitlerinde ibadet et. Böylece Onun rızasını kazanmış olursun.'' (Taha 20/130)

VA
22.05.2008 23:36
#12

7 / ÇOCUKLARI, KADINLARI ÖLDÜRMEYİNİZ!

 

Esved ibni Seri' radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir defasında Resul-i Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem ile savaşa gitmiş, ganimet olarak bir miktar deve elde etmiştim.

 

Savaşçılar o gün, çocuklara, kadınlara varıcaya kadar bir hayli insanı öldürmüşlerdi.

 

Hz. Peygamber bunu duyunca, ''İnsanlara ne oluyor da, kadınlara ve çocuklara varıncaya kadar öldürmekte aşırı gidiyorlar?'' buyurdu.

 

Orada bulunan biri, ''Ama Ey Allah'ın Elçisi! Öldürülen çocuklar, Allah'tan başkasını tanrı yerine koyanların çocuklarıdır'' dedi.

 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Bakınız, sizin en hayırlınız da Allah'tan başkasını tanrı yerine koyanların çocuklarıdır.(1) Çocukları ve kadınları kesinlikle öldürmeyiniz. Çocukları ve kadınları kesinlikle öldürmeyiniz.''

 

Sonra sözüne şöyle devam etti:

 

''Her insan İslamiyeti kabul edecek yetenekte yaratılır; Konuşup derdini anlatmaya başlayıncaya kadar böyledir. Daha sonra ana ve babaları onları Yahudi veya Hristiyan yapar.''

..........

Ahmed b. Hanbel, Müsned,III, 435, IV, 24; Darimi, Siyer25; Elbani, Silsiletü'lehadisi's-sahiha, I,1759, nr. 402

(1)Resul-i Ekrem, ileri gelen Sahabelerin ana ve babaların da putperest olduğuna işaret etmektedir.

VA
24.05.2008 05:08
#13

8 / PEYGAMBERİN SORDUĞU BİLMECE

 

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyorduk.

 

Kendisine hurma göbeği(1) ikram edildi.

 

Bunun üzerine, ''Ağaçlar içinde bir ağaç var, yaprağı hiç düşmez; Rabbinin izniyle meyvesini verir; iyi Müslüman gibi de bereketlidir. Söyleyin bakalım, o hangi ağaçtır?'' diye sordu.

 

Herkes kırlardaki ağaçları saymaya başladı.

 

Onun hurma ağacı olduğu benim hatırıma geldi; ama Hz. Ebubekir ve babam Ömer de oradaydı; cemaatin en küçüğü olduğum için bilmecenin cevabını söylemeye utandım.

 

'' Ey Allah'ın elçisi! O ağacın hangisi olduğunu bize söyle!'' dediler.

 

Resul-i Ekrem, ''Hurma ağacı!'' buyurdu.

 

Daha sonra babama, onun hurma ağacı olduğunu bildiğimi söyleyince, ''Eğer bildiğini orada söyleseydin, dünyalara sahip olmaktan daha çok sevinirdim'' dedi.

..........

Buhari, İlim 4,5,14,50, Büyu' 94,Et'ime 42, 46, Edeb 79,89; Müslim, Sıfatü'l-münafıkın 63,64; Tırmizi, Emsal 799

(1)Hurma göbeği, hurma ağacının üst taraflarında yetişen, tadı ve kıvamı süte benzeyen hurma özü.

VA
27.05.2008 00:54
#14

9 / ABDEST SUYU

 

Enes ibni Malik radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Birgün çarşıda Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm.

 

İkindi namazı yaklaşmıştı.

 

Herkes abdest suyu aramış fakat bulamamıştı.

 

Hz. Peygambere bir kap içinde azıcık abdest suyu getirdiler.

 

Mübarek elini kabının içine soktu ve oradan abdest alınmasını emretti.

 

İşte o zaman, herkes abdestini alıp bitirinceye kadar, Resul-i Ekrem'in parmakları arasından suyun kaynadığını gördüm.

 

Orada tahminen yetmiş, seksen kişi vardı.

 

Enes, bir başka zaman, üç yüz kadar insanın aynı şekilde abdest aldığı bir olayı anlatmıştır.

.........

Buhari,Vudu'32, 46, Menakıb 25; Müslim, Fezail 4-6; Tirmizi, Menakıb 6, Nesai, Taharet 61.

VA
27.05.2008 01:05
#15

10 / YERİNİZDE KALINIZ

 

Cabir ibni Abdullah radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Benim kabilem olan Selime oğulları mahallesi mescide bir hayli uzaktı.

 

Mescid-i Nebevi'nin etrafında ise boş yerler vardı.

 

Evlerimizi satıp mescidin yakınına taşınmak istedik.

 

O sırada şu ayet indi:

 

''Şu bir gerçektir: Biz ölüleri yeniden dirilteceğiz. Onların yaptıkları iyi-kötü her işi, geride bıraktıkları iyi-kötü her izi kayda geçireceğiz'' (Yasin 36/12)

 

Niyetimizi öğrenen Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Selime oğullarına, ''Duyduğuma göre mescidin yakınına taşınmak istiyormuşsunuz, öyle mi?'' diye sordu.

 

Onlar da, ''Evet, ey Allah'ın Resulu! Bunu gerçekten istiyoruz'' dediler.

 

O zaman Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Selime oğulları! Yerinizde kalınız da, böylece mescide gelirken attığınız her adıma sevap yazılsın. Evet yerinizde kalınız; mescide gelirken attığınız her adıma sevap yazılsın.''

.........

Müslim, Mesacid 280, 281; Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'an 36/1

VA
27.05.2008 01:16
#16

11 / RÜYA GÖREN VAR MI?

 

Semüre ibni Cündeb radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca yüzünü bize döner, ''Bu gece hanginiz rüya gördü?'' diye sorardı.

 

Eğer birimiz rüya görmüşse anlatırdı.

 

Resul-i Ekrem de onun rüyasını yorumlardı.

 

Yine birgün, ''İçinizden rüya gören oldu mu?'' diye sordu.

 

''Hayır, yok'' dedik.

 

''Bu gece ben bir rüya gördüm'' buyurdu ve rüyasını anlattı.(1)

........

Buhari, Cenaiz 93; Müslim, Rü'ya 23; Tirmizi, Rü'ya 10

 

(1) Peygamber Efendimiz rüyasında iki adamın kendisini önce Cehenneme, sonra Cennete götürdüklerini, Cehennemde çeşitli suçları yüzünden azab gören insanları, Cennette hem kendisi, hem mü'minler için hazırlanmış nimetleri gösterdiklerini anlatmıştır (Oldukça uzun bu rüya için bk. Kandemir, Çakan, Küçük, Rüyazü's-salihin Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, VI, 504-513, nr. 1549

NE
27.05.2008 08:26
#17
6 / RABBİNİZİ GÖRECEKSİNİZ

 

Cerir ibni Abdullah radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir gece Resul-i Ekrem sallalhahu aleyhi ve sellem ile birlikte oturuyorduk.

 

Dolunaya bakarak şunları söyledi:

 

''Şu dolunayı birbirinizi itip kakmadan rahatça nasıl görüyorsanız, Rabbinizi de öyle rahatça göreceksiniz. Artık güneşin doğmasından ve batmasından önceki bütün namazları kılabilmek için elinizden gelen çabayı gösteriniz.''

 

Ardından şu ayeti okudu:

 

''Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de, Rabbinin yüceliğini öve öve an! Gecenin bazı saatlerinde, ve gündüzün belli vakitlerinde ibadet et. Böylece Onun rızasını kazanmış olursun.'' (Taha 20/130)

 

 

Allahu Ekber !.. Bütün kahramanların toplandığı o cennet cumalarında, biz de üstadın hemen ardındaki topluluk olarak beraberce cemali müşahede ederiz inşallah...

KO
27.05.2008 10:52
#18

Paylaşımlar için Allah razı olsun..Sözler efendimize şahit olunca,güzelliklerde kaybolmamak elde değil..Allah bizlere böyle şahit olamadığımız güzellikleri her zaman hatırlamayı ve onları el ayak gibi vücudumuzda bütün kılmayı nasip etsin..Ve efendimizden kalan en güzel şeylerden biri: ''S.A.V''..

CE
27.05.2008 20:52
#19

RASULÜLLAH ŞİRKİ BİLDİRİYOR

Reislere, efendilere, ileri gelenlere, yöneticilere, emirlere, alimlere, helali haram, haramı helal kıldıklarında ve Allah-u Teâlâ'nın şeriatine muhalefet ederek kanunlar koyduklarında onlara itaat etmek onlara ibadet etmektir.

 

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

 

"Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini (yani din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesihi rab edindiler. Oysa tek olan Allah’ tan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir." (Tevbe: 31)

 

Bir gün Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ayeti kerimeyi okuduğu sırada daha önce hristiyan iken sonradan İslam’la şereflenen Adiyy İbn Hatem Radıyallahu Anhu (boynunda haç olduğu halde) Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanına girdiğinde bu ayeti kerimeyi duyunca Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e:

 

"Onlara ibadet etmiyorlar ki" dedi.

 

Bunun üzerine Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

 

"Onlar Allah-u Teâlâ'nın helal kıldığı birşeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?" diye sorunca Adiyy İbn Hatem:

 

"Evet" dedi.

 

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

 

"İşte böylece onlara ibadet ediyorlar" buyurdu.

 

(Cem'ul-Fevaid: Tefsir bah.) (Tirmizi Hadis No:3095 Bu hadisi Tirmizi 3095, El-Hüseyin b. Yezid an Abdisselam an Zeyd b. Sellam an Ebi sellam ani'n Nu'man asl-l senedi ile tahriç etti. Ahmed de rivayet etti Tirmizi de hasen

VA
28.05.2008 02:24
#20

12 / GIYBET NEDİR?

 

Ebu Hüreyye radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem arkadaşlarına, '' Gıybet nedir, bilir misiniz?'' diye sordu.

 

Onlar da, '' Allah ve Resulü daha iyi bilir'' dediler.

 

Hz. Peygamber, ''Gıybet, din kardeşini, hoşlanmadığı birşey ile anmandır'' buyurdu.

 

Sahabilerden biri, ''Ya söylediğim kusur o kardeşimde varsa?'' deyince şöyle buyurdu:

 

''Eğer söylediğin kusur onda varsa gıybet etmiş olursun; eğer o kusur onda yoksa, o zaman iftira etmiş olursun.''

...

Müslim, Birr 70; Ebu Davud, Edeb 35; Tirmizi, Birr 23.

VA
28.05.2008 02:33
#21

13 / GÖRÜNÜŞE ALDANMA!

Sehl ibni Sa'd radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in bulunduğu yerden bir adam geçti.

 

Allah'ın Elçisi, yanında oturana, ''Şu adam hakkında ne dersin?'' diye sordu.

 

O da, '' Bu adam, toplumun ileri gelenlerinden hatırlı bir kişidir. Vallahi o bir kızla evlenmek istese isteği yerine getirilir; birine aracılık etse ricası kabul edilir; konuşmaya kalksa, sözü dinlenir'' diye cevap verdi.

 

Hz. Peygamber birşey söylemedi.

 

Sonra oradan biri daha geçti.

 

Resul-i Ekrem yine yanında oturana, ''Ya bu adam hakkında ne dersin?'' diye sordu.

 

Bu defa o Sahabi, ''Ey Allah'ın Elçisi' Bu adam fakir müslümanlardan biridir. Bir kızla evlenmek istese, ona istediği kız verilmez. Birine aracılık etse, ricası kabul edilmez. Konuşmaya kalksa sözü dinlenmez'' dedi.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

 

''Bu fakir adam var ya, öteki gibi bir dünya dolusu adamdan daha hayırlıdır.''

......

Buhari, Nikah 15, Rikak 16; İbni Mace, Zühd 5.

VA
29.05.2008 00:08
#22

14 / DÜNYA DA NASIL YAŞAMALI?

 

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem salllahu aleyhi ve sellem iki omzunu birden tuttu ve bana şunları söyledi:

 

''Allah'ı görüyormuşçasına ibadet et! Dünyada bir garip gibi yaşa, veya bir yolcu gibi. Hatta kendini ölmüş bil! Abdullah! Yarın sana iyi mi, kötü mü deneceğini bilmezsin.''

 

Abdullah ibni Ömer de buna ilaveten şu öğütleri verirdi:

 

''Akşamı ettiğinde sabahı bekleme! Sabaha çıktığında akşamı bekleme! Sağlıklı günlerinde, hastalanacağın vakit için, hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al!''

......

Buhari, Rikak 3; Tirmizi, Zühd 25; İbni Mace, Zühd 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 132

VA
30.05.2008 17:55
#23

15 / SEVAP KAZANMAK İSTİYOR MUSUN?

Abdullah ibni Amr radıyallahu anhüma şöyle diyor:

 

Bir adam Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına geldi, ve ondan Allah yolunda savaşmak için izin istedi.

 

Hz. Peygamber,

 

''Ana ve babandan hayatta olan var mı?'' diye sordu.

 

''Evet, her ikisi de hayatta.''

 

''Allah'tan sevap kazanmak istiyorsun, değil mi?''

 

''Evet, istiyorum.''

 

''Öyleyse ana ve babanın yanına dön; onlara hizmet etmeye çalış!''

.......

Buhari,Cihad 138, Edeb 3, Müslim, Birr 5, 6; Ebu Davud, Cihad 31; Tirmizi, Cihad 2; Nesai, Cihad 5.

VA
30.05.2008 18:02
#24

16 / İHLAS SÜRESİ

 

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallalhu aleyhi ve sellem bir zatı askeri birliğe komutan tayin edip savaşa göndermişti.

 

Bu zat askerlere her namaz kıldırışında, ikinci rekatta İhlas Suresini okumayı adet edinmişti.

 

Savaştan dönünce, onun bu adetini Resul-i Ekrem'e haber verdiler. ,

 

Allah'ın elçisi, ''Ona niçin böyle yaptığını sorun, bakalım!'' buyurdu.

 

Sordular, o da, ''İhlas Suresinde Rahman olan Allah'ın sıfatları anlatılıyor. Bu sebeple onu okumayı seviyorum'' dedi.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber, ''Allah Teala'nın da onu sevdiğini kendisine müjdeleyiniz!'' buyurdu.

.......

Buhari, Tevhid 1; Müslim, Salatü'l-müsafirin 263; Nesai, İftitah 69.

VA
30.05.2008 18:15
#25

17 / ERZAK TÜKENİNCE

 

Seleme ibni Ekva' radıyallahu anh anlatıyor:

 

Huneyn Savaşında askerin yiyeceği iyice azalmış, zor duruma düşmüşlerdi.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e başvurup develerini kesmek için izin istediler.

 

O da izin verdi.

 

Hz. Ömer ile karşılaşınca bu durumu ona anlattılar.

 

O zaman Hz. Ömer, ''Develeriniz olmayınca, bu uzun yolculukta ölüp giderler'' dedi.

 

O zaman Hz. Peygamber, ''Öyleyse orduya ilan ediniz, herkes elinde kalan erzakı getirsin'' buyurdu.

 

Yere bir meşin yaygı serildi. Getirilen erzak onu içine konuldu.

 

Allah'ın Elçisi ayağa kalkıp erzakın bereketlenmesi için dua etti.

 

Sonra herkesin erzak kabını alıp gelmesini söyledi.

 

Askerler yiyecekleri erzak kaplarına doldurdular.

 

İşte o zaman Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

 

''Bütün benliğimle şunu söylerim: Allah'tan başka tanrı yoktur; ben de Allah'ın Elçisiyim.''

......

Buhari, Şirket 1, Cihad 123.

VA
30.05.2008 18:28
#26

18 / ÇOCUĞU ÖPÜNCE

 

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

 

Çölde yaşayan bazı bedeviler, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldiler ve, ''Siz çocuklarınızı öper misiniz?'' diye sordular.

 

Sahabiler de, ''Evet, öperiz'' dediler.

 

Bunun üzerine bedeviler, ''Ama vallahi biz öpmeyiz'' deyince, Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Allah sizin kalplerinizden merhamet duygusunu çıkarıp almışsa, ben ne yapabilirim ki!''

........

Buhari, Edeb 18; Müslim, Fezail 64; İbni Mace, Edeb 3.

VA
31.05.2008 23:58
#27

19 / BARİ BUGÜN YIKANSANIZ!

 

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

 

Hz. Peygamber zamanında halk, Medine civarındaki köylerden, nöbetleşerek Cuma namazı kılabılmek için, sırtlarındaki abalarıyla toza toprağa bulanmış halde gelirdi.

 

O zamanlar herkes kendi işini kendisi görürdü.

 

Bu sebeple de çalışırken giydikleri kıyafetlerle namaza gelirlerdi.

 

Toz toprak vücutlarına sindiği için bedenleri ter kokardı.

 

Birgün Resul-i Ekrem benim yanımdayken, bunlardan biri onun huzuruna geldi.

 

Hz. Peygamber ona, ''Bari bugün yıkansanız!'' buyurdu.

.......

Buhari,Cum'a 15, Büyu' 15; Müslim, Cum'a 6; Ebu Davud, Taharet 128, Salalat 205, 206; Nesai, Cum'a 9.

VA
01.06.2008 00:11
#28

20 / TOPRAĞA BULANMIŞ ADAM, KALK

 

Sehl ibni Sa'd anh anlatıyor:

 

Bir öğle vakti Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kızı Fatıma'nın yanına gitti.

 

Hz. Ali'yi evde göremeyince, ''Amcamın oğlu nerede?'' diye sordu.

 

Hz. Fatıma, ''Aramızda bir tatsızlık geçti. Birbirimize darıldık. O da öğle uykusunu benim yanımda uyumadı'' dedi.

 

Hz. Peygamber orada bulunan birine, ''Bak bakalım, Ali neredeymiş!'' dedi.

 

O zat gidip Hz. Ali'yi aradı; ''Mescitte uyuyor'' diye haber getirdi.

 

Peygamber Efendimiz kalkıp mescide gitti.

 

Hz.Ali'nin orada yatıp uyuduğunu, hırkasının sıyrıldığını, vücudunun toprağa bulandığını gördü.

 

Elbisesindeki toprağı eliyle silkelerken, ''Kalk Ebu Türab,(1) kalk!'' diye seslendi.

.............

Buhari,Salat 58, Fezailü's-sahabe 9,Edeb 113, İsti'zan 40; Müslim,Fezilü'-sahabe 32, 38; Tirmizi,Meankıb 20.

 

(1) Ebu Turab'ın sözlük anlamı toprağın babası demek olup ''toprağa bulanmış kimse'' anlamında lakaptır. O günden sonra Hz. Ali ''Ebu Turab'' diye de çağırılmış, o da kendine böyle hitap edilmesinden hoşlandığını söylemiştir.

VA
02.06.2008 05:05
#29

21 / BİR TAKSİM ŞEKLİ

 

Amr ibni Tağlib radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir defasında Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e çokça mal gönderilmişti.

 

O da bu malı müslümanlara dağıttı.

 

Kimine verdi, kimine hiç vermedi.

 

Kendilerine birşey vermediği kimselerin ileri geri söylendiklerini duyunca, minbere çıkıp bir konuşma yaptı.

 

Allah'a hamd ü senadan sonra şunları söyledi:

 

''Bu maldan bazı kimselere verdim, bazılarına vermedim. Kendilerine birşey vermediklerimi, verdiklerimden daha çok severim. Bazılarının kalbinde sabırsızlık ve dünya malına karşı aşırı istek gördüğüm için onlara verdim. Allah Teala bazı kimselerin kalbinde zenginlik ve hayır yarattığı için onlara verdim. Amr İbni Tabliğ de gönlü zengin olanlardandır.''

 

Ben o sırada Resul-i Ekrem'in tam karşısında oturuyordum.

 

Onun bu sözleri yerine bana dünyayı verseler, yine istemezdim.

.......

Buhari, Cum'a 29, Farzu'l-humus 19, Tevhid 49; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 69.

VA
02.06.2008 05:12
#30

22 / ONA SEVDİĞİNİ SÖYLE

 

Enes ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyordum.

 

Oradan bir adam geçti.

 

Hz. Peygamber'in yanında oturanlardan biri, ''Ey Allah'ın Resulu! Ben bu zatı gerçekten Allah rızası için seviyorum'' dedi.

 

Peygamber Efendimiz ona, ''Peki, kendisini sevdiğini ona söyledin mi?'' diye sordu.

 

Adam, ''Hayır, söylemedim'' deyince Hz. Peygamber, ''Haydi kalk, ona sevdiğini söyle de, aranızdaki muhabbet güçlensin'' buyurdu.

 

Adam hemen kalkıp sevdiği kimsenin arkasından yetişti ve ona, ''Ben seni Allah için seviyorum'' dedi.

 

O da, ''Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin'' karşılığını verdi.

........

Ebu Davud, Edeb 112,113; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 140-141,241.

VA
02.06.2008 05:22
#31

23 / BİR TANEME DUA ET!

 

Enes ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem annem Ümmü Süleym ile görüşmek üzere bize geldi.

 

Annem de ona yağ ve hurma ikram etti.

 

Hz. Peygamber, ''Yağınızı tulumuna, hurmanızı kabınıza koyunuz; ben oruçluyum'' buyurdu.

 

Sonra evin bir köşesine gidip nafile namaz kıldı.

 

Biz de arkasına durduk ve onunla birlikte namaz kıldık.

 

Peygamber Efendimiz Ümmü Süleym'e ve ailesine dua etti.

 

Annem, Allah'ın Elçisi! Benim bir taneme dua et!'' dedi.

 

''Bir tanen kim?''

 

''Hizmetkarım Enes''

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber, dünya ve ahirette ne kadar bahtiyarlık varsa hepsine sahip olmam için dua etti:

 

''Allahım! Enes'e çok mal ve evlat ver, ve onları kendisine mübarek eyle!'' buyurdu.

 

Şimdi ben Medineli Müslümanların en zenginiyim.

 

Büyük kızım Ümeyye'nin söylediğine göre, Haccac'ın Basra'ya geldiği tarihe (75/694 yılına) kadar 120'den fazla çocuğum vefat etmiş.

.......

Buhari, Savm 61, Daavat 19, 26, 47; Müslim, Mesacid 268, Fezailü's-sahabe 141, Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 188.

VA
03.06.2008 01:36
#32

24 / KARNINA TAŞ BAĞLAMIŞTI

 

Enes ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gitmiştim.

 

Ashabıyla oturmuş konuşuyordu; karnına da bir bez bağlamıştı.

 

Bazı arkadaşlarına, ''Hz. Peygamber karnına niçin bez bağlamış?'' diye sordum.

 

Onlar da, ''Açlıktan'' diye cevap verdiler.

 

Bunun üzerine üvey babam Ebu Talha'ya gittim ve ''Babacığım! Peygamber Efendimizin karnına bir bez bağladığını gördüm. Bazı arkadaşlarına bunun sebebini sordum; onlar da açlık yüzünden bağladığını söylediler'' dedim

 

Babam anneme, ''Evde yiyecek birşey var mı?'' diye sordu.

 

Annem, ''Evet, evde bir parça ekmek ve birkaç hurma var. Eğer Allah'ın Elçisi evimize tek başına gelirse, onlara yetmez'' dedi.

 

Sonra arpa ekmeğinden yapılmış birkaç çörek çıkardı.

 

Onları kendi başörtüsünün bir tarafına sarıp elbisemin altına yerleştirdi; örtünün bir kısmını da belime sardı ve beni Peygamber Efendimize gönderdi.

 

Ekmeği götürdüm; Hz. Peygamberin mescidde, cemaatle birlikte oturduğunu gördüm ve onların yanında ayakta durdum.

 

Allah'ın Elçisi bana, ''Seni Ebu Talha mı gönderdi?'' diye sordu; ben de, ''Evet'' dedim.

 

''Yemek için mi?'' buyurdu.

 

Yine ''Evet diye cevap verdim.''

 

Resul-i Ekrem yanındaki Sahabilere, ''Haydi, kalkınız'' deyip yürüdü; ben en önden gidip Ebu Talha'ya durumu bildirdim.

 

Bunun üzerine Ebu Talha anneme: ''Ümmü Süleym!'' dedi.

 

''Hz. Peygamber cemaati alıp getirdi, ama evde onları doyuracak birşey yok; ne yapacağız?''

 

Ümmü Süleym, ''Allah ve Resulü daha iyi bilir'' dedi.

 

Ebu Talah hemen kalkıp Resul-i Ekrem'i karşıladı.

 

Peygamberimiz, Ebu Talha ile birlikte eve girdi.

 

Allah'ın Elçisi anneme, ''Ümmü Süleym! Neyin varsa getir'' buyurdu.

 

Annem de o ekmeği getirdi.

 

Resul-i Ekrem ekmeğin doğranmasını emretti; ekmeği doğradılar.

 

Annem yağ tulumunu sıkarak ekmek parçalarının üzerine yağ sürdü.

 

Sonra Peygamber Efendimiz bu ekmeklere, Allah ne dilediyse öyle dua etti.

 

Ardından da Ebu Talha'ya, ''On kişiyi içeri al!'' buyurdu; Ebu Talha da on kişiyi içeri aldı; onlar doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar.

 

Resul-i Ekrem, ''On kişiyi daha içeri al!'' buyurdu.

 

Ebu Talha da on kişiyi daha içeri aldı; onlar da doyuncaya kadar yiyip çıktılar.

 

Hz. Peygamber, ''Bir on kişiyi daha içeri al'' buyurdu.

 

Neticede bütün cemaat yemek yiyip doydu.

 

Hepsi yetmiş veya seksen kişiydi.

.......

Buhari,Menakıb25, Et'ime 6, Eyman 22; Müslim,Eşribe 142,143; Tirmizi, Menakıb 6.

VA
04.06.2008 18:48
#33

25 / BİR DAHA KIL

 

Mihcen ibni Ebu Mihcen radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile mescitte oturuyordum.

 

O sırada ezan okundu.

 

Hz. Peygamber kalkıp namaz kılmaya gitti; sonra dönüp geldi.

 

Ben hala yerimde oturuyordum.

 

Onunla birlikte gidip namaz kılmamıştım.

 

Peygamber Efendimiz bana dönerek, ''Sen niye herkesle birlikte namaz kılmadın?

Yoksa müslüman değil misin?'' diye sordu.

 

''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim. ''Elbette Müslümanım. Ama ben namazımı evde kılmıştım.''

 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Daha önce namaz kılsan bile, mescide geldiğinde cemaatle birlikte bir daha kıl!''(1)

......

Malik, Muvatta', Salatü'l-cema'a 8; Nesai, İmamet 53.

 

1. Aynı olay Yezid ibni Amir'in de başından geçti. Yezid mescide geldiğinde Hz. Peygamber namaz kıldırıyordu. O namazını evde kıldığı için bir köşede oturup namazın bitmesini bekledi. Resul-i Ekrem ona da, Mihcen'e yaptığı gibi sitem ettikten sonra şöyle buyurdu:

 

''Mescide geldiğinde halkın namaz kıldığını görürsen daha önce, namaz kılmış olsan bile onlarla birlikte bir daha kıl. Önce kıldığın namaz farz, sonradan kıldığın nafile olur.''

VA
04.06.2008 18:56
#34

26 / LANETLİ DEVE

 

Amra ibni Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem ile yapılan bir yolculukta Medineli bir hanım devesinin üzerinde seyahat ediyordu.

 

Devesi hızlı gitmediği için canı sıkıldı ve hayvana lanet etti.

 

Onun sözlerini duyan Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Devenin üzerindeki, eşyalarını alınız, deveyi de salınız gitsin. Çünkü o hayvan lanetlenmiştir.''(1)

 

Bu olayı anlatan İmran sözünü şöyle tamamladı:

 

O boz deve hâlâ gözümün önündedir.

 

İnsanların arasında dolaşırdı da, kimse ona dokunmazdı.

.......

Müslim, Birr 80,81; Ebu Davud, Cihad 50; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 431.

 

(1)Hz. Peygamber daha önce birine bir eşya veya birşeye lanet edilmesini kesinlikle yasaklamıştı. Bu konu üzerinde titizlikle dururdu. O hanım deveye lanet edince, insanlara da lanet edebileceği düşüncesiyle onu bu şekilde cezalandırmıştı.

VA
07.06.2008 03:53
#35

27 / HANGİSİNİ YAPABİLİR?

 

Enes İbni Malik radıyallahı anh anlatıyor:

 

Bir adam Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem'e, ''Ey Allah'ın Elçisi! Birimiz din kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun önünde eğilebilir mi?'' diye sordu.

 

Peygamberimiz, ''Hayır, eğilmez.'' buyurdu.

 

''Ona sarılıp öpebilir mi?''

 

''Hayır, öpemez.''

 

''Elini tutup tokalaşabilir mi?''

 

''Evet, isterse tokalaşabilir.''

......

Tirmizi, İsti'zan 31; İbni Mace, Edeb 15; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 198; Elbani, Silsiletü'l-ehadisi's-sahiha, I, 298.

VA
07.06.2008 04:01
#36

28 / KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?

 

Ebu Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem bir yerde Sahabilerle konuşurken bir bedevi çıkageldi ve, ''Kıyamet ne zaman kopacak?'' diye sordu.

 

Peygamber Efendimiz sözünü kesmeden konuşmasına devam etti.

 

Bunun üzerine Sahabilerden biri, ''Bedevinin sorusunu duydu, fakat soruyu beğenmedi'' dedi.

 

Bir başkası da ''Hayır, soruyu duymadı'' dedi.

 

Hz. Peygamber konuşması bitince ''Kıyamet hakkında soru soran nerede?'' buyurdu.

 

Bedevi, ''Buradayım, Ey Allah'ın Elçisi!'' deyince, ''Emanet gözetilemeyip zayi edildiğinde kıyameti bekle!'' buyurdu.

 

Bedevi, ''Emanet nasıl zayi olacak?'' diye sorunca da, ''Emanet ehil olmayan kimsye verildiği zaman kıyameti bekle!'' buyurdu.

..........

Buhari, İlim 2, Rikak 35; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 361.

AD
08.06.2008 17:34
#37

Allah razı olsun kardeş, çok yararlı oluyor...:unsure:

VA
09.06.2008 01:04
#38

29 / YAŞLANINCA ZOR GELİR

 

Abdullah ibni Amr radıyallahü anhüma anlatıyor:

 

Babam beni Kureyş kabilesinden soylu bir kadınla evlendirmişti.

 

Her zaman geliniyle ilgilenir, ona benim hakkımda sorular sorardı.

 

Bir defasında eşim onun bir sorusuna, ''Abdullah çok iyi bir koca! Onunla evlendiğimizden bu yana yatağımızda yatmadı, henüz bana elini sürmedi'' diye cevap vermiş.

 

Benim bu halim uzun süre devam edince, Babam, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e meseleyi anlatmış.

 

O da, ''Abdullah'ı bana getir!'' buyurmuş.

 

Hz.Peygamber'le görüştüğümüzde, ''Nasıl oruç tutuyorsun?'' diye sordu.

 

Ben de ''Hergün'' dedim.

 

''Kur'an'ı nasıl hatmediyorsun?'' diye sordu.

 

''Her gece''

 

''Böyle yapma. Bazen oruç tut, bazen tutma; gece hem uyu, hem de kalkıp namaz kıl. Şüphesiz senin üzerinde vücudunun hakkı vardır, eşinin hakkı vardır, ziyaretçilerinin hakkı vardır. Her ay üç gün oruç tut, ve Kur'an'ı her ay bir defa hatmet!''

 

''Ey Allah'ın Elçisi! Bunun daha çoğunu yapmaya gücüm yeter.''

 

''Öyleyse haftada üç gün oruç tut!''

 

''Daha fazlasını yapabilirim.''

 

''Pekala, bir gün oruç tut, iki gün tutma!''

 

''Ama bunu daha çoğunu yapabilecek güçteyim.''

 

''Öyleyse bir gün oruç tut, iki gün tutma; oruçların en faziletlisi olan Davud Peygamberin orucu böyledir. Bir de Kur'an-ı Kerim'i haftada bir hatmet! Elbette sen bilmiyorsun; belki de ömrün uzun olur, bunları yapamazsın.''

 

Resul-i Ekrem işte böyle söylemişti.

 

Ah! Keşke onun bana verdiği izni kullansaymışım!

 

Şimdiyse yaşlandım ve zayıf düştüm.

......

Buhari, Fezailü'l-Kur'an 34, Savm 55-59, Enbiya 37; Müslim, Sıyam 181-193; Ebu Davud, Şehru Ramazan 8; Savm 53; Nesai, Sıyam 76-80; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 159.

(Allah c.c cümlemizden razı olsun. Eyvallah, Adil.)

VA
09.06.2008 01:15
#39

30 / TACİRLERE UYARI

 

Rifaa bin Rafi' el-Ensari radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir gün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile namazgaha girmiştim.

 

Allah'ın Elçisi alışveriş yapanları görünce, ''Tacirler!'' diye seslendi.

 

Herkes başını kaldırıp Hz. Peygamber'e baktı, ve onu dinlemeye hazırlandı.

 

Peygamber Efendimiz şunları söyledi:

 

''Kıyamet gününde tacirler, kabirlerinden günahkar olarak kalkacaktır. Ancak Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, dürüst olanlar, ve doğru söyleyen tacirler öyle olmayacaktır.''

......

Tirmizi, Büyu' 4; İbni Mace, Ticarat 3; Darimi, Büyu' 7; Elbani, Silsiletü'l-ehadisi's-sahiha, II, 693, nr. 994, III, 441, nr. 1458.

VA
11.06.2008 02:37
#40

31 / NE SORARSANIZ CEVAP VERECEĞİM!

 

Enes ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün öğle vakti Resul-i Ekrem salallahu aleyhi ve sellem evinden çıktı.

 

Öğle namazını kıldırdı.

 

Sahabiler onu rahatsız edecek kadar çok soru sordular.

 

Bunun üzerine Allah'ın Elçisi minbere çıkıp ayakta durdu ve konuşmaya başladı.

 

Ben hayatımda böyle bir konuşma duymadım.

 

''Benim bildiğimi siz de bilseydiniz, kesinlikle az güler, çok ağlardınız'' buyurdu.

 

Ardından kıyamet gününden bahsetti.

 

O gün pek büyük olayların meydana geleceğini söyledi.

 

Sonra da, ''Bana birşey sormak isteyen varsa şimdi sorsun. Burada durduğum sürece, kıyamete kadar olacak herşey hakkında , ne sorarsanız haber vereceğim'' buyurdu.

 

Bunun üzerine Sahabiler korkup sustular.

 

Sağıma soluma baktım; herkes başını elbisesiyle örtmüş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

 

Resul-i Ekrem durmadan, ''Sorsanız!'' diyordu.

 

Biri ayağa kalkarak, ''Ey Allah'ın Elçisi'' Ben ölünce Cennete mi, Cehenneme mi gideceğim?'' diye sordu.

 

''Cehenneme!'' buyurdu.

 

Gerçek babasından başka nispet edilen Huzafe'nin oğlu Abdullah ayağa kalkarak, ''Benim babam kimdir?'' diye sordu.

 

''Baban Huzafe'dir'' buyurdu.

 

Sonra birbiri ardına ''Sorsanıza!'' diyordu.

 

Resul-i Ekrem'in öfkelendiğini gören Hz. Ömer iki dizinin üzerine gelip, ''Biz Allah'ı Rab, İslam'ı din, Muhammed aleyhisselam'ı peygamber kabul ettik; fitnelerin vereceği zarardan Allah'a sığınırız'' dedi.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem sustu.

 

Sonra şunları söyledi:

 

''Biraz önce namaz kılarken, şu duvarın yüzünde Cennet ve Cehennem bana gösterildi. Şimdiye kadar Cennetle ilgili bu kadar çok iyilik ve güzellik, Cehennemle ilgili bu kadar çok fenalık görmedim.''

.......

Buhari,Mevakitü's-salat 11, Tefsir 5/12, Daavat 35, Rikak 18, Fiten 15, İ'tisam 3; Müslim, Fezail 134-138; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 107, 177.

VA
11.06.2008 02:44
#41

32 / HERKESİN KENDİ DERDİNE DÜŞTÜĞÜ GÜN

 

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

 

''Kıyamet gününde insanlar Allah'ın huzurunda yalınayak, çıplak, ve sünnetsiz toplanacaklar'' buyurdu.

 

Bunun üzerine, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Kadınlar ve erkekler birlikte olunca birbirlerine bakmazlar mı?''

 

Hz. Peygamber, ''Aişe'' buyurdu.

 

''O gün kimse bunu aklına bile getiremeyecek.''

 

Ardından şu ayeti okudu:

 

''O gün herkesin, başkasıyla ilgilenemeyecek kadar derdi vardır.''(Abese 80/37).

.......

Buhari, Rikak 45; Müslim, Cennet 56,59 Tirmizi, Kıyamet 3, Tefsiru'l-Kur'an 80/2; Nesai, Cenaiz 118-119; İbni Mace, Zühd 33.

VA
14.06.2008 11:40
#42

33 / MİNBERDEKİ SON KONUŞMA

 

Enes ibni Malik ve Abdullah ibni Abbas radıyallahu anhüm anlatıyorlar:

 

Hz. Ebubekir ile Peygamber Efendimizin amcası Abbas, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatının son günlerinde, Medineli Müslümanların oturup ağlaştığını gördüler.

 

Onlara, ''Niçin ağlıyorsunuz?'' diye sordular.

 

''Resul-i Ekrem'in bizimle oturup sohbet ettiği günleri anıp ağlıyoruz'' dediler.

 

Bu iki Sahabi veya ikisinden biri Resul-i Ekrem'in huzuruna girip gördüklerini anlattı.

 

Bunun üzerine Allah'ın Elçisi sırtına büyecek bir rida aldı, başına da boz bir sarık sarıp minbere çıktı.

 

O günden sonra bir daha minbere çıkamadı.

 

Önce Allah Teala'ya hamd ü sena etti; sonra, ''Ey insanlar! Şöyle yakına geliniz'' buyurdu.

 

Sahabiler onun etrafında toplandılar.

 

Ardından şunları söyledi:

 

''Size Ensara iyi davranmanızı vasiyet ediyorum. Onlar benim sırdaşlarım, güvenilir arkadaşlarımdır. Onlar beni himaye edeceklerine söz verdiler ve sözlerini tuttular. Artık hak ettikleri Cennete ve Cennetteki derecelerine nail olmaları kalmıştır. Medine'de başka insanlar çoğalacak, Ensar günden güne azalacak, yemeğin içindeki tuz kadar azalacak. Muhammed ümmetinden her kim insana fayda ve zarar verecek bir yöneticiliğe geçerse, Ensardan iyilik edenlerin iyiliğini kabul etsin, kötülük edenleri de bağışlasın.''

.......

Buhari, Cum'A 29, Menakıbü'l-ensar 11; Müslim, Fezailü's-sahabe 176; Tirmizi, Menakıb 65.

VA
14.06.2008 11:49
#43

34 / ALLAH'IN MERHAMETİ

 

Ömer İbnü'l-Hattap radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir defasında Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna birtakım esirler getirilmişti.

 

Esirlerin arasında bulunan çocuğunu kaybetmiş emzikli bir kadın, gördüğü çocuğa koşup onu kucaklıyor, bağrına basıp emziriyordu.

 

Resul-i Ekrem o kadını bize gösterdi ve, ''Ne dersiniz? Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?'' diye sordu.

 

''Hayır, kendisine kalsa kesinlikle atmaz!'' dedik.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber, ''İşte Allah Teala, kullarına, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha merhametlidir'' buyurdu.

...........

Buhari, Edeb 18; Müslim, Tevbe 22.

VA
14.06.2008 12:02
#44

35 / ÜMMETİMİ KORU!

 

Abdullah ibni Amr ibni As radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem Hz. İbrahim hakkındaki şu ayeti okudu:

 

''Rabbim, Bu putlar insanların çoğunu yoldan çıkardılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim de bana karşı gelirse, Elbette Sen çok bağışlayan, koruyup gözetensin.''(İbrahim 14 / 36)

 

Ardından Hz. İsa'nın şu sözünü okudu:

 

''Onlara azab edersen, onlar zaten senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette Sen güç ve kudret sahibi, herşeyi yerli yerince yapansın.'' (el-Maide 5/118).

 

Daha sonra Allah'ın Elçisi, ''Allahım, ümmetimi koru, ümmetime acı!'' diye dua etti ve ağladı.

 

Bunun üzerine Allah Teala Cebrail aleyhisselam'a ''Cebrail'' buyurdu.

 

''Gerçi Rabbin herşeyi bilir, ama Muhammed'e git ve niçin ağladığını sor.''

 

Cebrail de ona geldi, niçin ağladığını sordu.

 

Resul-i Ekrem, ümmeti için duyduğu endişe yüzünden ağladığını söyledi.

 

Zaten Allah Teala onun için ağladığını çok iyi bilmekteydi.

 

Cebrail aldığı cevabı Allah Teala'ya iletince, Cenab-ı Hak ona şöyle buyurdu:

 

''Cebrail! Muhammed'e git ve ona, 'Ümmetin hakkında seni razı edeceğiz, seni asla üzmeyeceğiz' dediğimi söyle!''

...........

Müslim, İman 346.

VA
18.06.2008 23:05
#45

36 / CENNETLİKLERİN NE KADARI ÜMMET-İ MUHAMMED?

 

Abdullah ibni Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem deriden yapılma bir Yemen çadırına sırtına dayamış, oturuyordu.

 

Biz de kırk kadar Müslüman etrafında toplanmıştık.

 

İşte o sırada Hz. Peygamber Sahabilerine, ''Cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?'' diye sordu.

 

Biz, ''Allahü ekber'' diye tekbir getirerek razı olduğumuzu söyledik.

 

Hz. Peygamber tekrar, ''Cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?'' buyurdu.

 

Biz yine, ''Allahü ekber'' diye tekbir getirerek razı olduğumuzu belirttik.

 

Bunun üzerine Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:

 

''Muhammed'in canını kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim, ben, sizin Cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü Cennete müslüman olmayan giremez. Allah'tan başkasını tanrı yerine koyanlara nispetle siz, (1) kara öküzün derisindeki beyaz benek gibisiniz.''(2)

.......

Buhari, Rikak 45, 46. Eyman 3; Müslim,İman 376-378;Tirmizi, Cennet 13; İbni Mace, Zühd 34, Ayrıca bk. Buhari, Enbiya 7, Tefsir 22/1; Müslim, İman 379; Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'an 22/1.

 

(1) Bu ifade bazı rivayetlerde ''diğer ümmetlere göre siz,'' ''kafirlere göre siz'' ''mahşer halkına göre siz'' diye geçmektedir.

 

(2) Bu ifade bazı rivayetlerde ''Beyaz öküzün derisindeki siyah benek gibisiniz'' diye yer almaktadır.

VA
18.06.2008 23:13
#46

37 / İYLİK KÖTÜLÜĞÜ GİDERİR

 

Abdullah ibni Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor:

 

Adamın biri yabancı bir kadını öpmüştü.

 

Ardından Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldi, yaptığını ona söyledi, ve suçunu affettirmek için ne yapması gerektiğini sordu.

 

Bunun üzerine şu ayet indi:

 

''Gündüzün iki ucunda, ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl, Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu buyruklar, Allah'ı ananlara bir öğüttür.''(Hud 11/114).

 

O kimse, ''Ey Allah'ın Elçisi! Bu hüküm sadece benim için mi geçerli?'' diye sordu.

 

Resul-i Ekrem de, ''Bütün ümmetim için'' buyurdu.

........

Buhari, Mevakit 4, Tefsir 11/6; Müslim, Tevbe 39-43. Ayrıca bk. Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'an 11/1, 6; İbni Mace, Zühd 30.

VA
21.06.2008 17:28
#47

38 / AÇLIK YÜZÜNDEN

 

Ebu Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem evinde dinlendiği ve kimseyle görüşmediği bir saatte dışarı çıktı.

 

Hz. Ebu Bekir ve Ömer'le karşılaaşıverdi.

 

Onlara, ''Bu saatte evinizden niye çıktınız?'' diye sordu.

 

Onlar da, ''Açlık yüzünden, Ya Resullallah!'' dediler.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem, ''Gücü ve kudretiyle canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim, ben de sizin gibi açlık yüzünden dışarı çıktım; haydi kalkın bakalım'' buyurdu.

 

Resul-i Ekrem'le birlikte Ensardan Ebü'l-Heysem ibni Teyyihan'ın evine doğru yürüdüler.

 

Ebü'l-Heysem pek çok hurma ağacı ve davarı olan biriydi; fakat hizmetçisi yoktu.

 

Onu evde bulamadılar; ama hanımı Hz. Peygamber'i görünce, ''Hoş geldiniz, içeri buyurunuz'' dedi.

 

Resul-i Ekrem, ''Ebü'l-Heysem nerede?'' diye sordu.

 

Hanımı, ''İçme suyu getirmeye gitti'' dedi.

 

O sırada elindeki su kabıyla Ebü'l-Heysem çıkageldi.

 

Allah'ın Elçisini ve iki arkadaşını görünce, su kabını bırakıp Peygamber Efendimize sarıldı:

 

''Canım sana kurban olsun Ey Allah'ın Elçisi! Allah'a hamd olsun, bugün hiçkimse, misafir bakımından benden daha bahtiyar olamaz'' dedi.

 

Sonra misafirlerini alıp bahçeye götürdü, altlarına bir yaygı serdi. Hurma ağacından kopardığı, içinde hem koruk, hem olgun, hem de yaş hurmaların bulunduğu salkımı misafirlerin önüne koydu.

 

''Buyurunuz, yiyiniz'' dedi, ve eline eline bir bıçak alıp dışarı çıkarken Resul-i Ekrem ona, ''Sakın sağmal hayvanı kesme!'' dedi.

 

Ebü'l-Heysem misafirlerine bir koyun kesti.

 

Onlar da koyunun etinden ve hurmadan yeyip tatlı su içtiler.

 

Hepsi yemeğe doyup suya kanınca, Allah'ın Elçisi Hz. Ebu Bekir ile Ömer'e şunları söyledi:

 

''Gücü ve kudretiyle canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim, kıyamet gününde bu nimetlerden sonrguya çekileceksiniz: Serin gölge, taze hurma, soğuk su...

 

Sizi evinizden açlık çıkardı, sonra evinize dönmeden bu nimetlere kavuştunuz.''

 

Ardından Resul-i Ekrem Ebü'l-Heysem'e, ''Hizmetçin var mı?'' diye sordu.

 

O da, ''Yok'' dedi.

 

''Öyleyse harp esirleri geldinde yanımıza uğra!'' buyurdu.

 

 

 

 

Resul-i Ekrem'e iki esir geldiği bir gün Ebü'l-Heysem'e, ''Haydi bakalım, bunlardan birini seç!'' buyurdu.

 

O ise, ''Ey Allah'ın Elçisi! Benim için seç!'' dedi.

 

Resul-i Ekrem, ''Kendisine danışılan adam, güvenilen kimsedir.

 

Şu esiri al; ben onun namz kıldığını gördüm. Ve ona iyi davran!'' buyurdu.

 

Ebü'l-Heysem eşinin yanına giderek Hz.Peygamber'in sözünü nakletti.

 

Eşi, ''Peygamberimiz 'Ona iyi davran' buyurduğuna göre, köleyi azat etmelisin'' dedi.

 

Ebü'l-Heysem de onu azat etti.

 

Bu olay üzerine Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

 

''Allah'ın gönderdiği her peygamberin ve her halifenin iki tür yakını vardır. Biri ona iyilik tavsiye edip kötü şeylerden uzaklaştırır, öteki de kendisine hep güçlük çıkarır. Kötü sırdaştan uzak duran, kendini kötülüklerden korumuş olur.''(1)

.........

Müslim, Eşribe 140; Tirmizi, Zühd 39.

 

(1) Peygamber Efendimizi bu sözleriyle, kocasına iyi ve hayırlı davranış gösteren Ebü'l-Heysem'in eşini ve onun ince anlayışını takdir etmiştir.

 

Hadisteki ''Her peygamberin ve halifenin iki tür yakını'' ifadesi isei iki vezir veya danışman yahut melek veya şeytan diye yorumlanmıştır.

VA
24.06.2008 03:20
#48

39 / İHTİYAÇ FAZLASI

 

Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile bir yolculuk yapıyorduk.

 

Bu sırada devesine binmiş bir adam çıkageldi.

 

Kendisine birşeyler verilmesini umarak sağa sola bakınmaya başladı.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, ''Yanında ihtiyacından fazla binek hayvanları olanlar, bineği olmayanlara versin. Fazla azığı olanlar, azığı olmayanlara versin.'' buyurdu.

 

Hz. Peygamber bunun gibi daha birçok mal çeşidi saydı.

 

İşte o zaman, ihtiyacından fazla birşeyi yanında bulundurmaya kimsenin hakkı olmadığını anladık.

.............

Müslim, Lukata 18; Ebu Davud, Zekat 32; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 34.

VA
24.06.2008 03:33
#49

40 / SOYA ÇEKİM

 

Ebu Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e bir bedevi geldi.

 

''Karım siyah bir oğlan doğurdu. O çocuğun benden olmayabileceği endişesine kapıldım.'' dedi.

 

Resul-i Ekrem ona, ''Senin develerin var mı?'' diye sordu.

 

''Var.''

 

''Renkleri nedir?''

 

''Kırmızı''

 

''Aralarında boz renkli olanları var mı?''

 

''Evet, var.''

 

''Kırmızı develere boz rengin karışmasını nasıl açıklıyorsun?''

 

''Ey Allah'ın Elçisi! Soyundaki boz renkli bir deveye çekmiş olabilir.''

 

Böylece Resul-i Ekrem o adamın çocuğu reddetmesine izin vermedi.

........

Buhari, Talak 26, Hudüd 41,İ'tisam 12, Müslim, Li'am 18-20; Ebu Davud, Talak 27, 28; Tırmizi, Vela' 3; Nesai, Talak 46; İbni Mace, Nikah 58.

VA
27.06.2008 01:29
#50

41 / İYİLİK VE KÖTÜLÜK

 

Vabısa ibni Ma'bed radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna vardım.

 

İyilik ve kötülük hakkında her şeyi sormak istiyordum.

 

Bir de baktım, yanında büyük bir kalabalık var.

 

Halkı yararak ilerlemeye çalıştım.

 

Bana, ''Vabısa! Resul-i Ekrem'den uzak dur, buradan uzaklaş!'' dediler.

 

Ben ise, ''Ben Vabısa'yım; bırakında ona yaklaşayım. O benim en sevdiğim insan, ona yaklaşmalıyım'' diyordum.

 

Resul-i Ekrem bana, ''Yaklaş Vabısa! Yaklaş Vabısa!'' buyurdu.

 

Ona iyice yaklaştım; hatta dizim dizine değdi.

 

Allah'ın Elçisi bana, ''Bana neyi sormaya geldiğini sana ben mi söyleyeyim, yoksa sen mi söylersin?'' diye sordu.

 

Ben de, ''Ya Resulallah! Sen söyle!'' dedim.

 

''İyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu sormaya mı geldin?'' buyurdu.

 

Ben de, ''Evet'' dedim.

 

Üç parmağını birleştirerek göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu:

 

''Vabısa! Kalbine danış! İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını onayladığı şeydir. Kötülük ise, kalbi tırmalayan, başkaları sana yap diye fetva verse bile, içe sinmeyen şeydir.''

.............

Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 228; Darimi, Büyu' 2.

DE
27.06.2008 17:40
#51

Allah razı olsun Vakıf'ım :) Kitap'tan tek tek, satır satır yazman gayet zor olsa gerek. Sayende okuyup bizde faydalanıyoruz. Kaldı 60 tane hatıra.

VA
28.06.2008 00:02
#52
Allah razı olsun Vakıf'ım :) Kitap'tan tek tek, satır satır yazman gayet zor olsa gerek. Sayende okuyup bizde faydalanıyoruz. Kaldı 60 tane hatıra.

 

Allah senden de razı olsun. Bir hatırayı yazmak on dakikamı almıyor, on dakikamızı ne lüzumsuz işlere ayırıyoruz. On dakikamı, hayır işine ayırmak zor olur mu hiç.

............

 

42 / DİNİ ÖĞRENMEK İSTEYENİN ÖNCELİĞİ

 

Ebu Rifa'a radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hutbe okurken yanına vardım ve, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Dinini bilmeyen bir garip geldi. Dinini sorup öğrenmek istiyor.''

 

Peygamber Efendimiz bana dönüp baktı.

 

Hutbeyi kesip yanıma geldi.

 

Aklımda kaldığına göre, ona ayakları demirden bir sandalye getirdiler.

 

Allah'ın Elçisi ona oturdu. ve Allah Teala'nın kendisine öğrettiği bazı şeyleri bana öğretmeye başladı.

 

Sonra tekrar hutbesine dönüp konuşmasını tamamladı.

.....

 

Müslim, Cum'a 60; Nesai, Zinet 122.

VA
01.07.2008 00:53
#53

43 / KOMŞUYA HAKSIZLIK ETMENİN CEZASI

 

Mikdad ibni Esved radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ashabına, ''Zina hakkında ne düşünüyorsunuz?'' diye sordu.

 

''Onu Allah ve Resulü haram kılmıştır; kıyamete kadar da haramdır'' dediler.

 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Ashabına şunları söyledi:

 

''Bir kimsenin on kadınla zina etmesi, komşusunun eşiyle zina etmesinden daha hafif bir suçtur.''

 

Ardından bir soru daha sordu:

 

''Hırsızlık hakkında ne düşünüyorsunuz?''

 

''Hırsızlığı Allah ve Resulu haram kılmıştır; o elbette haramdır.'' dediler.

 

Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Bir kimsenin on evi soyması, komşusunun evini soymasından daha hafif bir suçtur.''

.........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 8. Ayrıca bak. Buhari, el-Edebü'l-müfred (nşr. Muhammed Fuad Abdülbaki), Beyrut 1409/1989, s. 50. Bezzar, Müsned (nşr. Mahfuzurrahman Zeynullah), Beyrut 1409, VI, 50; Elbani, Silsiletü'l-ehadisi's-sahiha, I, 136, nr. 65

VA
02.07.2008 02:57
#54

44 / HER YÜKSELEN ALÇALIR

 

Enes İbni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in Adba adında bir devesi vardı.

 

Adba yarışta birinciliği kolay kolay başkasına bırakmazdı.

 

Birgün binek devesine binmiş bir bedevi geldi ve yarışta Adba'yı geçti.

 

Bu durum Müslümanlara pek ağır geldi.

 

Resul-i Ekrem'e ''Başka bir deve Adba'yı geçti'' diye dertlendiler.

 

Yüzlerine bakıp da Ashabının üzüldüğünü görünce Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Dünyada yükselen bir şeyi alçaltmak, Allah'ın değişmez kanunudur.''

...........

Buhari, Cihad 59, Rikak 38; Ebu Davud, Edeb 8; Nesai, Hayl 14, 16.

VA
07.07.2008 22:22
#55

45 / BEDEVİNİN HALLERİ

 

Muaviye ibni Hakem es-Sülemi radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem sallahu aleyhi ve sellem'in yanına gittiğim de, bana İslamiyetle ilgili bazı şeyler öğretmiş, bu arada, ''Aksırdığın zaman 'Elhamdülillah' de. Yanından biri aksırır da 'Elhamdülilllah' derse, ona da 'Yerhamükellah' de''(1) buyurmuştu.

 

Birgün Hz. Peygamber'in arkasından namaz kılarken cemaatten biri aksırdı.

 

Ben de yüksek sesle 'yerhamükellah' dedim.

 

Namaz kılanlar bana dik dik bakmaya başladı.

 

Onların bu hal canımı sıktı.

 

''Vay başıma gelenler! Yahu bana neden yan gözle bakıyorsunuz?'' dedim.

 

Bu defa ellerimi uyluklarına vurmaya, (başka rivayette, ''Sübhanallah'' demeye) başladılar.

 

Onların beni susturmaya çalışmalarına kızmakla beraber sustum.

 

Resul-i Ekrem namazı bitince, ''Konuşan kimdi?'' diye sordu.

 

''Şu bedevi'' diye beni gösterdiler.

 

Bunun üzerine Allah'ın Elçisi beni yanına çağırdı.

 

Anam, babam ona feda olsun.

 

Ondan önce de, sonra da kendisinden daha iyi bir öğretici görmedim.

 

Vallahi beni ne azarladı, ne dövdü, ne de sövdü;

 

''Bu ibadetin adı namazdır. Namaz kılarken dünya kelamı konuşulmaz. Çünkü namaz tesbih(2), tekbir(3) ve Kur'an okumaktan ibarettir'' buyurdu, veya buna benzer birşey söyledi.

 

Ben de, ''Ey Allah'ın Elçisi! Ben yeni müslüman oldum. Allah Teala İslamiyeti gönderdiği halde hala kahinlere gidenlerimiz var'' dedim.

 

Bana, ''Sen kahinlere gitme!'' buyurdu.

 

Ben tekrar, ''Aramızda uğursuzluğa inan adamlar var'' deyincede, ''Bu onların gönüllerinin hissettikleri bir duygudur. Bu duygu onları işlerinden alıkoymasın'' buyurdu.

 

....................

 

Bir cariyem vardı: Uhud ve Cevvaniye taraflarında koyunları güderdi.

 

Birgün onun yanına gittiğimde, koyunlardan birini kurda kaptırdığını gördüm.

 

Ben de bir insanım, herkes gibi ben de üzülürüm.

 

Cariyeye müthiş bir tokat attım.

 

Sonra kalkıp Resul-i Ekrem'in yanına gittim.

 

Peygamber Efendimiz bu yaptığımı bana çok gördü.

 

''Ey Allah'ın Elçisi! Onu azat edip hürriyetine kavuşturayım mı?'' diye sordum.

 

Cariyenin Müslüman olup olmadığını anlamak isteyen Hz. Peygamber, ''Hele onu bana bir getir buyurdu.''

 

Cariyeyi alıp yanına götürdüğümde ona, ''Allah nerede?'' diye sordu.

 

Cariye, ''Gökte'' dedi.

 

''Peki, ben kimim?'' deyince de, ''Sen Allah'ın peygamberisin'' cevabını verdi.

 

O zaman Resul-i Ekrem bana döndü, ''Onu azat et! Çünkü o Allah'a inanmış bir kadındır'' buyurdu.

.........

Müslim, Mesacid 33, Ebu Davud, Salat 167, Eyman 16; Nesai, Sehv 20; Darimi, Salat 177.

 

(1) Yerhamükellah, ''Allah sana merhamet etsin'' anlamında duadır.

 

(2) Tesbih, ''Sübhanallah'' diyerek, Cenab-ı Hakkın yüceliğine yakışmayan hiçbir sıfatın O'nda bulunmadığına söylemektir.

 

(3) Tekbir, ''Allahü ekber'' diyerek Cenab-ı Hakkın büyüklüğünü dile getirmektir.

VA
07.07.2008 22:29
#56

46 / CENNETE GÖTÜREN ÖZELLİKLER

 

Ebu Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, ''Bugün hanginiz oruçlu?'' diye sordu.

 

Hz. Ebu Bekir, ''Ben oruçluyum.'' dedi.

 

''Bugün hanginiz bir cenazenin arkasından gitti?''

 

Yine Ebu Bekir, ''Ben gitttim'' dedi.

 

''Bugün hanginiz bir fakiri doyurdu?''

 

Hz. Ebubekir, ''Ben doyurdum.'' dedi.

 

''Bugün hanginiz bir hastayı ziyaret etti?''

 

Yine Hz. Ebu Bekir, ''Ben ziyaret ettim'' deyince, Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:

 

''Bu özellikle kimde toplanırsa, o mutlaka cennete gider.''

......

Müslim, Zekat 87, Fezailü's-sahabe 12; Buhari, el-Edebü'l-müfred, I, 181, nr. 515.

Ü.
07.07.2008 23:40
#57

47 / BİR EVLİLİK HİKAYESİ

 

Mugire ibni Şu'be radıyallahu anh anlatıyor

 

Resul-i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gittim,

 

ve ona evlenmek istediğim kızdan söz ettim

 

"Onu gördün mü?" diye sordu.

 

"Hayır, görmedim" deyince,

 

"Git ona bak, aranızda bir ülfet ve sevgi oluşması için onu görmelisin" buyurdu.

 

bunu üzerine Medine'nin yerlilerinden olan kızın evine gittim,

 

ve onu annesiyle babasından istedim.

 

Kızlarını görmemi Hz. Peygamber'in emrettiğini de hatırlattım.

 

Galiba onlar bu teklifimden pek hoşlanmadılar.

 

Fakat içinde bulunan kız konuşmalarımızı duymuş;

 

bana şunu söyledi:

 

"Eğer Allah'ın Elçisi sana "Bak" dediyse, tamam, bak!

 

Yoksa Allah aşkına bana bakma!"

 

Kendisine bakılmasını istemediği anlaşılıyordu.

 

Onu gördüm ve kendisiyle evlendim.

 

Mugire ibni Şu'be evlenme olayını hikaye ettikten sonra,

eşiyle çok iyi anlaştıklarını da belirtmiştir.

 

.....

 

İbni Mace, Nikah 9. Ayrıca bk. Tirmizi, Nikah 5; Nesai, Nikah 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 244,245,246; Elbani, Silseletü'l - ehadisi's- sahiha, I, 198, nr.96

VA
11.07.2008 23:25
#58

Ü.Y kitabı buraya yazarak alıp okumanıza vesile oldum. (Önceden varsa bilemiyorum.) Buraya yazmanızda benim için çok şaşırtıcı ve mutluluk verici oldu. Selametle...

 

http://www.kitapyurdu.com/kitap/78766/peyg...9882&LogID=

 

Kitabı almayı, hediye etmeyi düşünen varsa yukarıda ki linkten satın alabilir:(5.72 Lira)

.........

 

48 / FAKİR SAHABELERİN ÜZÜNTÜSÜ

 

Ebu Hureyya radıyallahu anh anlatıyor:

 

Fakir Müslümanlar, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına giderek, ''Varlıklı Müslümanlar, Cennetin en yüksek derecelerini ve ebedi nimetleri alıp götürdüler'' diye dert yandılar.

 

Hz. Peygamber, ''Nasıl olmuş o?'' diye sorunca da, ''Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad edip sadaka veriyorlar, ve köle azat ediyorlar; biz ise imkanımız olmadığı için bunları yapamıyoruz.'' dediler.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem onlara, ''Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız birşeyi öğreteyim mi?'' diye sordu.

 

''Evet, öğret ey Allah,ın Elçisi!'' dediler.

 

Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

 

''Her namazın ardından otuz üçer defa 'sübhanallah' diyerek Allah'ı tesbih eder, 'elhamdülillah' diyerek Ona hamdeder, ve 'Allahü ekber' diyerek tekbir getirirsiniz.''

 

Peygamber Efendimizin yanından ayrıldıktan sonra bu zikirleri kaçar defa söyleyeceğimiz konusunda anlaşmazlığa düştük.

 

İçimizden biri, otuz üç defa Sübhanallah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz dört defa Allahü Ekber diyeceğimizi söyledi.

 

Bunun üzerine ben Hz. Peygamber'in huzuruna çıkarak konuyu arz ettim.

 

Şöyle buyurdu:

 

''Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü ekber; bu zikirlerin her birini otuz üçer defa söyleyeceksiniz.''

 

Birkaç gün sonra fakir Müslümanlar Resul-i Ekrem'e tekrar gelerek, ''Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuş; aynını onlar da yapıyorlar'' dediler.

 

Bunun üzerine Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:

 

''Ne yapalım! Artık bu Allah'ın lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir.''

.....

Buhari, Ezan 155; Müslim, Mesacid 142. Ayrıca Buhari, Daavat 18; Ebu Davud, Vitir 24.

Ü.
15.07.2008 20:53
#59

49 / GEL SENİNLE YARIŞALIM!

 

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

 

Bir defasında,

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile

yolculuk yapıyorduk.

O zamanlar çok gençtim.

Henüz kilo almamıştım.

Hz. Peygamber yanındakilere,

"Siz ilerleyiniz!" buyurdu;

onlar da yürüyüp gittiler

Sonra Resul-i ekrem bana dönerek,

"Gel seninle yarış yapalım" buyurdu.

Yarıştık ve ben onu geçtim.

O zaman Resul-i Ekrem bana bir şey söylemedi.

Aradan zaman geçmiş, ben kilo alıp şişmanlamıştım.

Yarış olayını da unutmuştum.

Yine bir yolculukta Allah'ın Elçisiyle beraberdim.

Yine yanındaki Müslümanlara,

"Siz yola devam ediniz." buyurdu;

onlar da yürüyüp gittiler.

Ardından bana dönerek,

"Haydi gel, yarışalım" buyurdu.

Yarıştık, bu defa o beni geçti.

O zaman Resul-i Ekrem gülerek,

"Bu, vaktiyle yaptığımız yarışın karşılığıdır." buyurdu.

 

Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 264; Elbani, Silseletü'l-ehadisi's-saliha, I, 254- 255, nr 131.

DE
15.07.2008 23:22
#60

Hadi bakalım 101. hatırayı kim yazacak acaba :) ? Merakla bekliyor olacağım.

 

(Vakıf ve Ü.Y., ikinizde mail adresime 101'i atarsanız bende buraya yarısını birinizden yarısını diğerinizden kopyalayıp yapıştırırım. Sırf sizi düşündüğümden :D )

Ü.
22.07.2008 14:34
#61
Hadi bakalım 101. hatırayı kim yazacak acaba :unsure: ? Merakla bekliyor olacağım.

(Vakıf ve Ü.Y., ikinizde mail adresime 101'i atarsanız bende buraya yarısını birinizden yarısını diğerinizden kopyalayıp yapıştırırım. Sırf sizi düşündüğümden :) )

:D

 

50 / ŞEYTANIN BİR OYUNU

 

Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resul-i Ekrem salllallahu aleyhi ve sellem ile birlikte

yemek yiyeceğimiz zaman,

Allah'ın Elçisi başlamadan önce

elimizi yemeğe sürmezdik.

Yine birgün onunla birlikte yemek yiyecektik.

Derken küçük bir kız çıkageldi.

Sanki biri onu arkasından itiyordu.

Hemen elini yemeğe uzattı;

fakat Resul-i Ekrem kızın elini tuttu.

Daha sonra bedevi geldi;

o da arkasından itiliyormuş gibiydi.

Resul-i Ekrem onun da elini tuttu

ve sonra şöyle buyurdu:

"Şeytan,

besmele çekilmeden başlanan bir yemeğe

katılmayı pek sever.

O, yemeğe katılmak için bu kız çocuğunu getirdi.

Fakat ben elini tuttum.

Ardından şu bedevi sayesinde yemeğe katılmak için

onu alıp getirdi;

onunda elini tuttum.

Nefsimi kudretiyle elinde tutan

Allah'a yemin ederim ki,

şeytanın eli,

bedevi ve kızın elleriyle birlikte avucumdaydı."

Sonra Hz. Peygamber besmele çekip yemeğe başladı.

 

Müslim, Eşribe 102; Ebu Davud, Et'ime 15.

VA
25.07.2008 03:14
#62

51 / YARISINI BAĞIŞLA

 

Ka'b ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

 

Abdullah ibni Ebu Hadred'den alacağım vardı.

 

Mescidde onun yakasına yapışıp alacağımı istedim.

 

Sesimiz, evinde dinlenmekte olan Resul-i Ekrem'in duyacağı kadar yükselmiş.

 

Resul-i Ekrem bizde doğru gelmiş; odanın kapısını perdesini aralayarak, ''Ka'b!'' diye seslendiğini duydum.

 

''Emret, Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

Eliyle yarı işareti yaparak, ''Alacağının yarısını bağışla'' buyurdu.

 

Bende hemen, ''Bağışladım, ya Resulallah!'' dedim.

 

Bunun üzerine Abdullah'a dönerek, ''Sen de kalk, borcunu öde!'' buyurdu.

........

Buhari, Salat 71, 83, Hususumat 4, 9, Sulh 10, 14; Müslim, Müsakat 20; Nesai, Adabü'l-kudat 20; Ebu Davud, Akdıye 12.

VA
01.08.2008 04:44
#63

52 / BUNLARDAN ALLAH'A SIĞINMALI

 

Zeyd ibni Sabit radıyalahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Neccaroğullarının bahçesindeydi.

 

O sırada biz de yanındaydık.

 

Bindiği katır ansızın yönünü değiştiriverdi; hayvan az kalsın Hz. Peygamber'i yere düşürüyordu.

 

Orada altı veya beş yahut dör tane kabir bulunduğunu fark ettik.

 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem, ''Bu kabirlerin kime ait olduğunu bien var mı?'' diye sordu.

 

Oradikilerden biri, ''Ben biliyorum'' dedi.

 

Hz. Peygamber, ''Bu kimseler ne zaman öldü?'' diye sorunca da, ''İslamiyetten önceki şirk döneminde''' diye cevap verdi.

 

O zaman Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

 

''Bu kabirde yatanlar imtihan oluyorlar. Eğer onların başına geleni duyduktan sonra yine de birbirinizi defnedeceğinizden emin olsaydım, benim şu anda iştiiğim kabr azabını size de duyurması için mutlaka Allah'a dua ederdim.''

 

Bu sözlerden sonra Resul-i Ekrem yüzünü bize döndü ve, ''Cehennem azabından Allah'a sığınınız'' buyurdu.

 

Sahabiler, ''Cehennem azabından Allah'a sığınırız'' dediler.

 

''Kabir azabından Allah'a sığınınız'' buyurdu.

 

''Kabir azabından Allah'a sığınırız'' dediler.

 

''Ortaya çıkan ve çıkmayan bütün fitnelerden Allah'a sığınınız'' buyurdu.

 

''Ortaya çıkan ve çıkmayan bütün fitnelerden Allah'a sığınırız'' dediler.

 

''Deccal fitnesinden Allah'a sığınınız'' buyurdu.

 

''Deccal fitnesinden Allah'a sığınırız'' dediler.

.........

Müslim, Cennet 67; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 190.

VA
03.08.2008 04:04
#64

53 / O CENNETLİK, BU CEHENNEMLİK

 

Ebu Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir adam Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldi ve, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedi.

 

''Falan kadının çokça namaz kıldığı, oruç tuttuğu, sadaka verdiği söyleniyor: fakat o diliyle komşularını incitiyor'' dedi.

 

Peygamber Efendimiz, '' O kadında hayır yoktur, o cehennemliktir'' buyurdu.

 

Yine o adam, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' Falan kadında farz namazları kılıyor, ihtiyaç sahiplerine peynir dağıtıyor, komşularını da incitmiyor'' dedi.

 

Resul-i Ekrem Efendimiz, ''O kadın Cennetliktir'' buyurdu.

.........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 440; Buhari, el-Edebü'l-müfred, I, 54, nr 119; Hakim, el-Müstedrek IV, 184; Elbani, Silsiletü'l-ehadisi's-sahiha, I,369, nr. 190.

VA
07.08.2008 00:54
#65

54 / EN KARLI SELAM

 

İmran ibni Husayn radıyallahu anhüma şöyle diyor:

 

Bir gün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e bir adam geldi ve ''Es-Selamü aleyküm'' diye selam verdi.

 

Hz. Peygamber de aynı şekilde, ''Ve aleykümü's-selam'' diye selamını aldı.

 

Sonra adam yerine oturdu.

 

Hz. Peygamber, ''On sevap kazandı'' buyurdu.

 

Ardından bir başka adam geldi; o da, ''Es-Selamü aleyküm ve rahmetullah'' diye selam verdi.

 

Peygamber Efendimiz de ''Ve aleykümü's-selam ve rahmetullah'' diyerek selamını aynı şekilde aldı.

 

O da yerine oturunca, ''Yirmi sevap kazandı'' buyurdu.

 

Derken bir adam daha geldi ve ''Es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh'' diye selam verdi.

 

Resul-i Ekrem onun selamını da tıpkı verdiği şekilde, ''Ve aleykümü's-selamü ve rahmetullahi ve berakatüh'' diye aldı.

 

O adam da yerine oturunca, ''Otuz sevap kazandı'' buyurdu.

...........

Ebu Davud, Edeb 132; Tirmizi, İsti'zan 2.

VA
07.08.2008 01:03
#66

55 / HERGÜN BİN SEVAP KAZANMAK

 

Sa'd ibni Ebu Vakkas radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanındaydık.

 

Bize, ''Siz hergün bin sevap kazanamaz mısınız?'' diye sordu.

 

Yanında oturanlardan biri, ''Bir kimse hergün bin sevabı nasıl kazanır ki?'' deyince, ''Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

 

''Yüz defa Sübhanallah der; ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır.''

........

Müslim, Zikir 37; Tirmizi, Daavat 58.

VA
09.08.2008 03:54
#67

56 / SAHİBİNİ ŞİKÂYET EDEN DEVE

 

Cafer-i Tayyâr'ın oğlu Abdullah radıyallahü anhümâ anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem birgün beni devesine bindirdi ve bana, hiç kimseye söylemeyeceğim bir sır verdi.

 

Hz. Peygamber abdest bozacağı zaman kimseye görünmemek için ya bir kum tepeciğine veya bir hurma bahçesine girmeyi uygun görürdü.

 

Yine birgün abdest bozmak için Medineli bir Müslümanın bahçesine girdi ve orada bir deveyle karşılaştı.

 

Deve Peygamber Efendimizi görünce inledi, gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı.

 

Allah'ın Elçisi devenin yanına gelip de hörgücünü ve kulaklarının arkasını okşayınca sesi kesildi.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber, ''Bu devenin sahibi kim? Bu deve kimin?'' diye sordu.

 

Medineli bir genç gelerek, ''Ya Resûlallah! Deve benim'' dedi.

 

Resûl-i Ekrem ona şunları söyledi:

 

''Cenâb-ı Hakkın sana verdiği bu hayvana kötü davranmaktan dolayı Allah'tan korkmuyor musun?Bu hayvan senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikayet ediyor.''

......

Müslim, Hayz 79, Fezâilü's-sahâbe 68; Ebû Dâvûd, Cihâd 44, İbni Mâce, Tahâret 23; Dârimî, Vudû' 5, 72; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 204, 205.

VA
09.08.2008 04:01
#68

57 / EZANI DUYUYORSA

 

Ebû Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna âmâ bir adam geldi, ''Ey Allah'ın Elçisi! Beni mescide götürecek kimsem yok'' diye söze başladı ve namazı evinde kımasına izin vermesini istedi.

 

Peygamber Efendimiz ona önce izin verdi.

 

Âmâ dönüp giderken onu yanına çağırdı, ''Evinde, namaz için ezan okunduğunu duyuyor musun?'' diye sordu.

 

Adam, ''Evet, duyuyorum'' deyince Peygamber Efendimiz, ''O halde davete uy, cemaate gel'' buyurdu.

...

Müslim, Mesâcid 255; Nesaî, İmâmet 50.

VA
10.08.2008 04:20
#69

58 / CENÂB-I HAKKIN İFTİHAR ETTİĞİ KİMSELER

 

Muâviye ibni Ebû Süfyân radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem halka şeklinde oturan Sahâbîlerinin yanına geldi ve, ''Burada niçin oturuyorsunuz?'' diye sordu.

 

''Allah Teâlâ bize İslamiyeti nasip ederek büyük bir lütufta bulundu; biz de bu sebeple Onu zikretmek ve Onu hamdetmek için toplandık'' diye cevap verdiler.

 

Peygamber Efendimiz, ''Allah aşkına söyleyiniz, siz buraya sadece Allah'ı zikretmek için mi toplandınız?'' diye sordu.

 

''Evet, vallahi sadece bunun için toplandık'' dediler.

 

Bunun üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:

 

''Ben size inanmadığım için yemin verdirmiş değilim. Fakat bana Cebrâil geldi ve Allah Teâlâ'nın, meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi; onun için böyle söyledim.''

......

Müslim, Zikir 40; Tirmizî, Daavât 7; Nesâî, Kûdât 37.

VA
10.08.2008 04:21
#70

58 / CENÂB-I HAKKIN İFTİHAR ETTİĞİ KİMSELER

 

Muâviye ibni Ebû Süfyân radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem halka şeklinde oturan Sahâbîlerinin yanına geldi ve, ''Burada niçin oturuyorsunuz?'' diye sordu.

 

''Allah Teâlâ bize İslamiyeti nasip ederek büyük bir lütufta bulundu; biz de bu sebeple Onu zikretmek ve Onu hamdetmek için toplandık'' diye cevap verdiler.

 

Peygamber Efendimiz, ''Allah aşkına söyleyiniz, siz buraya sadece Allah'ı zikretmek için mi toplandınız?'' diye sordu.

 

''Evet, vallahi sadece bunun için toplandık'' dediler.

 

Bunun üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:

 

''Ben size inanmadığım için yemin verdirmiş değilim. Fakat bana Cebrâil geldi ve Allah Teâlâ'nın, meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi; onun için böyle söyledim.''

......

Müslim, Zikir 40; Tirmizî, Daavât 7; Nesâî, Kûdât 37.

VA
13.08.2008 20:52
#71

60 / İSRÂİLOĞULLARININ KOCAKARISI

 

Ebû Musâ el-Eş'arî radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir bedevî de ona ikramda bulunmuştu.

 

Bunun üzerine Allah'ın Elçisi ona, ''Sen de bize buyur!'' demişti.

 

Birgün bedevî Hz. Peygamber'e geldi.

 

Resûl-i Ekrem ona, ''İhtiyacın neyse söyle!'' buyurunca, bedevi, ''Binmek için bir deve, bir de sütünden faydalanacağımız bir keçi istiyorum'' dedi.

 

Bu basit istek üzerine Peygamber Efendimiz, ''İsrailoğullarının kocakarısı kadar olamadınız'' buyurdu.

 

Sahâbîler, ''Ey Allah'ın Elçisi! İsrâiloğullarının kocakarısı da kimdir?'' diye sordular.

 

Resûl-i Ekrem şunları söyledi:

 

''Hz. Mûsâ İsrâiloğullarını Mısır'dan çıkarıp götürdüğünde yolu kaybettiler. Hz. Mûsâ, 'Neler oluyor? Yolu niçin kaybettik?' diye sorunca, âlimleri, 'Meseleyi sana anlatalım' diyerek şunları söylediler:

 

'Hz. Yûsuf, vefat edeceği zaman bizden birşey istemişti; Mısır'dan çıkıp gideceğimiz zaman cesedini de birlikte götürmemizi istemiş, ve bizden Allah adına söz almıştı. O gün verdiğimiz sözü tutmadığımız için şimdi yolu kaybettik' dediler.

 

Hz. Mûsâ, ''Yûsuf'un kabrinin nerede olduğunu kim biliyor?' diye sordu.

 

'Onu sadece İsrâiloğullarının koca karısı bilir' dediler.

 

Hz. Mûsa o yaşlı kadını huzuruna çağırıp kendisiyle konuşmaya başladı:

 

Hz. Mûsâ, 'Yûsuf'un kabrini bize göster!'

 

'Sen benim isteğimi göstermeden vallahi göstermem.'

 

'İsteğin nedir?'

 

'Cennetle seninle beraber olmak'

 

Hz. Mûsa kadının teklifini yerinde görmedi.

 

Fakat Allah Teâlâ, onun isteğini kabul etmesini emretti.

 

Bunun üzerine kocakarı onları bir su birikintisine götürdü ve, 'Bu suyu kurutunuz!' dedi; suyu kuruttular.

 

'Şimdi de toprağı kazıp Yûsuf'un cesedini çıkarınız' dedi.

 

Cesedi çıkarıp da onu yanlarında götürmeye başlayınca gidecekleri yol aydınlanıverdi.''

.......

Ebû Ya'lâ el-Mavsılî, Müsned (nşr. Hüseyin SelîM Esed), Dımaşık 1404/1984, XIII, 256; İbn Hibbân, es-Sahih (nşr. Şuayb el-Arnaût), Beyrut 1414/1993, II, 500-501; Hâkim, el-Müstedrek, II, 624; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, I, 622-624, nr. 313.

VA
13.08.2008 20:57
#72

61 / GEĞİRTİ

 

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor:

 

Birgün adamın biri Resûl-i Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem'in huzurunda geğirdi.

 

Hz. Peygamber ona şöyle dedi:

 

''Bırak şu geğirmeyi canım! Dünayda karınlarını tıka basa doyuranlar, kıyamet günü uzun süre aç kalacaklardır.''

........

Tirmizî, Kıyamet 37; İbni Mâce, Et'iöe 50; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, I, 672-677,nr. 343.

VA
14.08.2008 23:52
#73

62 / ''ELBİSEN YENİ Mİ?''

 

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem babam Hz. Ömer'in üzerinde beyaz bir elbise gördü.

 

''Elbisen yeni mi, yoksa yıkanmış mı?'' diye sordu.

 

Babam da, ''Yıkanmış'' dedi.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber, ''Yeni elbise giyesin, mutlu yaşayasın, şehit olarak ölesin!'' diye dua etti.

 

Hatırıma kaldığına göre şunu da söyledi:

 

''Allah seni hem dünyada, hem de âhirette bahtiyar etsin.''

......

İbni Mâce, Libâs 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 88; Elbâni, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, I, 687-688.

 

(Malumunuz, Hz. Ömer şehit olarak vefat etmiştir.)

VA
17.08.2008 22:00
#74

63 / ÇIĞIR AÇMAK

 

Cerîr ibni Abdullah radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün erken bir saatte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda bulunuyorduk.

 

O sırada, neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi.

 

Bunların çoğu, belki de hepsi Mudar kabilesindendi.

 

Adamlar, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili elbise veya abalarını delmiş, başlarından geçirmiş, kılıçlarını da kuşanmışlardı.

 

Onları bu derece yoksulluk içinde görünce, Hz. Peygamber'in rengi attı.

 

Evine bir girdi, bir çıktı; sonra Bilâl'e ezan okumasını emretti.

 

Bilâl ezan okuyup gamet getirdi; Peygamber Efendimiz de namaz kıldırdı ve ardından bir konuşma yaptı.

 

Önce şu âyeti okudu:

 

''Ey insanlar! Sizi tek bir insandan yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakınınız. Rabbiniz o tek insandan eşini de yarattı, ve ikisinden pek çok erkek ve kadın türetip yeryüzüne yaydı. Adını anarak birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten, ve akrabalık bağlarını kesmekten sakınınız. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.'' (en-Nisâ 4/1)

 

Sonra da Haşr Sûresinin sonundaki şu âyeti okudu:

 

''Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınınız, herkes yarın için ne hazırladığına baksın.'' (el-Haşr 59/18).

 

Hz. Peygamber sözüne şöyle devam etti:

 

''Herkes altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir ölçek bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin; hattâ yarım hurma bile olsa versin.''

 

Bunun üzerine Ensârdan bir adam, kaldırmakta zorlandığı, hattâ kaldıramadığı ağır bir torba getirdi.

 

Derken halk sökün etti ve herkes birşey getirdi.

 

İki küme yiyecek ve giyecek toplandığını gördüm.

 

Bir de baktım, Peygamber Efendimizin gülen yüzü altın gibi parlıyordu.

 

O zaman Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:

 

''Dinde iyi bir çığır açan kimseye, hem bu yaptığının sevabı, hem de kendisinden sonra o çığırda yürüyenlerin sevabı verilir. Üstelik her birinin sevabından hiçbir şey azalmaz. Dinde kötü bir çığır açana da hem bu yaptığının günahı, hem de kendisinden sonra o çığırda yürüyenlerin günahı yazılır. Üstelik her birinin günahından hiçbir şey azalmaz.''

.........

Müslim, Zekât 69. Ayrıca bk. Nesaî, Zekât 64.

VA
19.08.2008 08:57
#75

64 / ''SENİ NASIL KURTARDIM?''

 

Nu'mân ibni Beşîr radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Hz. Ebû Bekir Resûl-i Ekrem sallalallahu aleyhi ve sellem'in evine gitti, huzuruna girmek için izin istedi.

 

O sırada kızı Âişe'nin Resûl-i Ekrem'e, ''Sen Ali'yi babamdan daha çok seviyorsun!'' diye çıkıştığını duydu.

 

Kendisine izin verilince içeri girdi.

 

''Ümmü Rûman'ın kızı''(1) diye söylenerek Âişe'yi tuttu, Allah'ın Elçisine saygızılık ediyor diye tokatlamak istedi ve, ''Peygamber'e bağırdığını bir daha duymayacağım, tamam mı?'' diye çıkıştı.

 

Hz. Peygamber araya girip Ebû Bekir'e engel oldu.

 

O da öfkeli şekilde çıkıp gitti.

 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz eşinin gönlünü almak için, ''Seni adamın elinden nasıl da kurtardım, gördün mü?'' diye lâtife etti.

 

Aradan birkaç zaman geçmişti.

 

Yine birgün Ebû Bekir izin alıp Hz. Peygamber'in huzuruna girdi.

 

Onun kızıyla gülüp şakalaştığını görünce, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedi.

 

''Çekiştiğiniz gün beni aranıza aldığınız gibi, barıştığınız gün de alınız!''

 

O zaman Resûl-i Ekrem, ''Tamam aldık, aldık'' buyurdu.

..........

(1) Ümmü Rûman Hz. Ebû Bekir'in hanımı, Hz. Âişe'nin de annesidir.

 

Ebû Dâvûd, Edeb 84; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 271 - 272; Nesaî, es-Sünenü'l-kübra (nşr. Abdülgaffâr Süleyman el-Bündârî, Seyyid Kisrevî Hasan), Beyrut 1411/1991, V, 139, 365.

Ü.
19.08.2008 16:10
#76

65 / KOMŞULARININ NE DEDİĞİNE BAK

 

Abdullah ibni Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor

 

Bir adam Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in

huzuruna gelerek

"Ey Allah'ın Elçisi!

Yaptığım zaman Cennete gireceğim bir şey söyle bana"

dedi.

 

Peygamber Efendimiz ona,

"İyilik yapmaya bak" buyurdu.

 

Bu defa adam

"İyilik mi, kötülük mü yaptığımı nasıl bilebilirim?"

diye sordu.

 

Hz. Peygamber ona şu cevabı verdi:

 

"Komşularına kulak ver;

eğer onlar sana "İyi yaptın" diyorlarsa,

iyilik yaptığını öğrenmiş olursun.

Komşuların sana "Kötü yaptın" diyorlarsa,

kötülük yaptığını anlamış olursun."

 

İbni Mace, Zühd 25; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 402; Hakim, el-Müstedrek, I, 543; Elbani, Silsele'tül-ehadisi's-sahiha; III, 317, nr. 1327.

VA
22.08.2008 22:11
#77

66 / AĞIZSIZ, DİLSİZ HAYVANLAR

 

Sehl ibni Hanzaliyye el-Ensârî radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sabahın ilk saatlerinde ihtiyacını görmek için dışarı çıktı; mescidin kapısına çökertilmiş bir deve gördü.

 

Peygamber Efendimiz günün son saatlerinde yine oradan geçti; deve aynı vaziyette duruyordu.

 

Allah'ın Elçisi, ''Bu devenin sahibi nerede?'' diye sordu.

 

Devenin sahibini bulamadılar.

 

Devenin aç, susuz bırakılmasına öfkelendiği anlaşılan Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Allah'tan korkunuz da, derdini anlatamayan bu hayvanlara haksızlık etmeyiniz. Onlara güçlü, kuvvetli ve semiz oldukları zaman bininiz.''

.................

Ahmed b. Hanbel. Müsned, IV, 181.

VA
24.08.2008 21:19
#78

67 / ''BEN CAHİL BİR ADAMIM''

 

Muâviye ibni Hayde radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gittim ve, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Senin yanına gelmeyeyim, senin dinine girmeyeyim diye, şu parmaklarımın sayısından çok yemin etmiştim. Ben câhil adamın biriyim. Allah'ın ve Resûlünün bana öğreteceklerinden başka birşey de bilmiyorum. Şimdi Allah rızası için söyle:

 

Rabbimiz seni ne ile gönderdi?''

 

''İslamiyet ile gönderdi.''

 

''Bir insanın Müslüman olduğunu gösteren belirtiler nelerdir?''

 

''Kendini Allah'a teslim ettim, demelisin, Allah'tan başka kendisine tapılan herşeyle ilgini kestiğini söylemelisin; namazını kılmalısın; zekâtını vermelisin; Müslümanların birbirine haksızlık etmesini Allah'ın yasakladığını, Müslümanların birbirinin kardeşi ver yardımcısı olduğunu kabul etmelisin; Bir kimse şirki bırakıp İslâmiyet'e girdikten sonra, Allah'tan başkasını tanrı yerine koyanlardan ayrılıp Müslümanlar arasına dönmedikçe, onun yaptığı hiçbir iyiliği Allah Teâlâ'nın kabul etmeyeceğini bilmelisin.''

 

''Ey Allah'ın Elçisi! Eşimizin bizim üzerimizdeki hakkı nedir?''

 

''Yediğinden ona da yedirmelisin, giydiğinden ona da giydirmelisin, yüzüne vurmamalısın, yaptığın işin ve kendisinin çirkin olduğunu söylememelisin, onu yatağında yalnız bırakarak cezalandırmak gerekirse bu işi yalnız ev içinde yapmalısın.''

.....

Nesâî, Zekât 1, 73; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 446, V, 5; Elbânî, Silsele'tül-ehadisi's-sahiha, I, 712.

VA
26.08.2008 07:15
#79

68 / ZİNA ETMEK İSTEYEN DELİKANLI

 

Ebû Ümâme el-Bâhilî radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir delikanlı, Resûl-i Ekrem sallallahu alyhi ve sellem'in huzuruna çıktı ve, ''Ey Allah'ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!'' dedi.

 

Sahâbiler onu ''Sus! Sus!'' diye azarladılar.

 

Hz. Peygamber o delikanlıyı ''Hele şöyle gel!'' diye yanına çağırdı.

 

Delikanlı yanına gelip oturdu.

 

Peygamber Efendimiz onunla konuşmaya başladı:

 

''Söyle bakalım. Bir başkasının senin annenle zina etmesine razı oolur musun?''

 

''Canım sana fedâ olsun, hayır, olmam.''

 

''Zatan hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki, kızınla zina edilmesini ister misin?''

 

''Uğrunda öleyim yâ Resûlallah! Hayır, istemem.''

 

''Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin?''

 

''Yoluna fedâ olayım, hayır, istemem.''

 

''Hiçbir kimse koz kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki, halanla zina edilmesi seni memnun eder mi?''

 

''Canım sana fedâ olsun, hayır, kesinlikle.''

 

''Halasıyla zina edilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki, birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun?''

 

''Uğrunda öleyim, hayır, buna da razı olmam.''

 

''Teyzesiyle zina edilmesine kimse razı olmaz.''

 

Bu konuşmadan sonra Resûl-i Ekrem elini delikanlının omuzuna koydu ve, ''Allahım! Bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru!'' diye dua etti.

 

Artık o günden sonra bu delikanlı öyle işlerle ilgilenmedi.

...........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 256-257; Elbâni, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, I, 712-713.

VA
26.08.2008 07:19
#80

69 / DİLİN HEP ALLAH'I ZİKRETSİN!

 

Abdullah ibni Büsr radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Bir bedevî, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna gelerek, ''Ey Allah'ın Elçisi! İslâmiyetin emirleri çoğaldı. Bana dört elle sarılağım birşey söyle!'' dedi.

 

Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Dilin hep Allah'ı zikretsin!''

.........

Tırmizî, Daavât 4; İbni Mâce, Edeb 53.

VA
26.08.2008 07:34
#81

70 / NAMAZI KISA KILDIRMALI

 

Ebû Mes'ûd el-Ensârî radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir adam, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek, ''Falan kimse bize namazı çok uzun kıldırıyor; bu yüzden bazan sabah namazına gidemiyorum.'' dedi.

 

Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i hiçbir konuşmasında o günkü kadar öfkeli görmedim.

 

Şöyle buyurdu:

 

''İnsanlar! İçinizde cemaati nefret ettirenler var! Kim imamlık yaparsa, namazı kısa kıldırsın; (1) çünkü cemaat içinde, yaşlısı var, çocuu var, iş güç sahibi olanı var.''

...........

Buhârî, İlim, 28, Ezân 61-63, Edeb 75, Ahkâm 13; Müslim, Salât 182-185; İbni Mâce, İkâme 48.

 

(1) Hz. Peygamber sabah namazını uzun kıldırır, bu sırada genellikle otuz âyetten 100 âyete kadar okur, bazan da oldukça kısa yirmi dokuz âyetten ibaret Tekvîr Sûresi gibi sûrelerle yetinirdi. Diğer namazlarda ise otuz âyetten elli âyete kadar okuduğu olurdu. Öğle namazında kimi zaman on dokuz âyet olan A'lâ, yirmi bir âyet olan Leyl sûrelerini okur, yatsı namazında sekiz âyetlik Tin Sûresiyle yetinirdi. (Buhârî, Ezân 104, Cum'a 10, Sücûdü'l-Kur'ân 2, Megâzî 12, 84, Tefsîr52/1, Tevhîd 52; Müslim, Salât 156-157, 164, 168, 170-172).

VA
29.08.2008 01:14
#82

71 / DİL BELÂSI

 

Ubâde ibni's-Samit radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem devesinin üzerinde, arkdaşları da onun önünde gidiyorlardı.(1)

 

Muâz ibni Cebel, ''Ey Allah'ın Elçisi! Seni rahatsız etmeyeceksem, yanına yaklaşmama izin verir misin?'' diye sordu.

 

Peygamber Efendimiz, ''Yaklaş!'' buyurdu.

 

Muâz ona yaklaştı, yan yana ilerlemeye başladılar.

 

Muâz, ''Canım sana fedâ olsun, yâ Resûlallah! Cenâb-ı Mevlâ'dan niyâzım, bizim emanetimizi senden önce almasıdır. Allah göstermesin, eğer sen bizden önce vefat edersen, senden sonra hangi ibadeti yapalım?'' diye sordu.

 

Hz. Peygamber bu soruya cevap vermedi

 

Bunun üzerine Muâz, ''Allah yolunda cihâd edelim mi?'' diye sordu.

 

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Allah yolunda cihad güzel şeydir; ama insanlar için bundan daha hayırlısı vardır.''

 

''Yani oruç tutmak, zekât vermek mi?''

 

''Oruç tutmak, zekât vermek de güzeldir.''

 

O zaman Muâz insanoğlunun yaptığı her iyiliği sayıp döktü.

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem her defasında, ''İnsanlar için bundan daha hayırlısı vardır'' diyordu.

 

Muâz, ''Anam, babam sana kurban olsun, insanlar için bunlardan daha hayırlı olan nedir?'' diye sordu.

 

Peygamber Efendimiz ağzını gösterdi ve, ''Hayır konuşmayacaksa susmak'' buyurdu.

 

Muâz, ''Konuştuklarımızdan dolayı hesaba mı çekileceğiz?'' diye sordu.

 

Hadisin râvisi Ubâde ibni's-Sâmir diyor ki:

 

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Muâz'ın bacağına vurdu ve şunları söyledi:

 

''Allah hayrını versin, Muâz! İnsanları yüzükoyun Cehenneme düşüren şey, dillerinin söylediğinden başka nedir ki? Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya faydalı söz söylesin veya sussun, zararlı söz söylemesin! Sizler hayırlı söz söyleyerek kazançlı çıkınız; zararlı söz söylemeyerek esenliğe kavuşunuz.''

..........

Hâkim, el-Müstedrek, IV, 286-287; Elbâni, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, I, 772-773.

 

(1)Câbir b. Abdullah şöyle diyor:

 

''Sahâbîler, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile bir yere giderken onun önünde yürür, arka tarafını meleklere bırakırlardı.'' (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 302).

VA
01.09.2008 22:18
#83

72 / ÖZLÜ BİR DUA

 

Ebû Ümâme radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir çok dua okudu, fakat biz okuduğu dualardan hiçbirini ezberleyemedik.

 

Bunun üzerine, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedik.

 

''Pek çok dua okudun, ama biz onları ezberleyemedik.''

 

O zaman Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

Size o duaların hepsini içine alan bir dua öğreteyim mi?

 

Şöyle deyiniz:

 

Allahım!

 

Peygamberin Muhammed salalllahu aleyhi ve sellem'in, senden dilediği hayırları bizde dileriz.

 

Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in, sana sığındığı şeylerden biz de Sana sığınırız.

 

Yardım ancak senden beklenir.

 

İnsanı dünya ve âhirette muradına ulaştıracak olan Sensin.

 

Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah'ın yardımıyla kazanılabilir.

.........

Tirmizî, Daavât 89.

VA
03.09.2008 01:18
#84

73 / BİR DEMET ÖĞÜT

 

Câbir ibni Süleym radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün bir adam gördüm;

 

''Kim bu adam?'' diye sordum.

 

''Allah'ın Elçisidir'' dediler.

 

Yanına varıp, ''Sana selâm olsun (aleyke's-selâm) ey Allah'ın Elçisi'' diye onu selamladım.

 

Ve bu sözü iki defa tekrarladım. Bana ''Öyle selâm verme; çünkü ölülere böyle selâm verilir. Selâm sana olsun (es-selâmü aleyke) diye selâm ver'' buyurdu.

 

''Sen Allah'ın Elçisi misin?''

 

''Evet.''

 

''İnsanları neye dâvet ediyorsun?''

 

''Tek olan Allah'a inanmaya davet ediyorum. O Allah, başına bir sıkıntı gelip de kendisine dua ettiğinde sıkıntını giderir; kıtlık zamanı kendisine yalvardığında ekinlerini bitirir; çölde deveni kaybedip de kendisine el açtığında deveni sana geri getirir.''

 

''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Biz çölde yaşayan kimseleriz. Allah Teâlâ'nın sevap vereceği şeyleri bize öğret.''

 

Peygamber Efendimiz, '' Hiçbir kimseye, hiçbir şeye sövme!'' buyurdu.

 

Ben de o günden sonra hür veya köle hiçbir kimseye, deve veya davar hiçbir hayvana sövmedim.

 

Sonra Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sözüne şöyle devam etti:

 

''Allah'a karşı gelmekten sakın. Senden su isteyenin kabına, kendi kovandan su doldurmaya varıncaya kadar hiçbir iyiliği küçük görme. Müslüman kardeşinle konuşurken güler yüzlü ol; çünkü güler yüzlü olmak da bir iyiliktir. Sakın ha kibirlenme! Çünkü Allah kendini beğenenleri sevmez. Eğer bir kimse sana hakaret etse, sende bulunduğunu bildiği bir kusurla seni kınasa bile, sen onda olduğunu bildiğin bir kusurla onu kınama! Bu tutum sana sevap, ona günah kazandırır.''

............

Ebû Dâvûd, Libâs 24, Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 65, V, 63-64, 377; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, I 781-782, nr. 420.

VA
04.09.2008 00:15
#85

74 / CEBRÂİL NİYE GELMEDİ?

 

Mü'minlerin annesi Meymûne radıyallahu anhâ anlatıyor:

Bir sabah Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'i pek kederli gördüm.

 

''Ey Allah'ın Elçisi! Seni hiç bu halde görmemiştim; birşey mi oldu?'' dedim.

 

''Cebrâil aleyhisselâm dün gece bana geleceğini söylemişti, ama gelmedi. Şimdiye kadar sözünde durmadığı hiç olmamıştı'' buyurdu.

 

O gün Allah'ın Elçisi hep böyle üzüntülü durdu.

 

Sonra divanın altına bir köpek yavrusu girdiğini hatırladı.

 

Onun oradan çıkarılmasını emretti.

 

Köpek yavrusu çıkarılınca, divanın altına su döküp temizledi.

 

Akşam Cebrâil aleyhisselam geldiğinde, Hz. Peygamber ona, ''Dün gece bana gelceğini va'd etmiştin'' deyince, Cebrâil şu cevabı verdi:

 

''Evet söylemiştim, ama biz melekler, içinde köpek ve resim bulunan eve girmeyiz.''

......

Müslim, Libâs 82 ve 81; Ebû Dâvûd, Libâs 45; Nesâî, Sayd 11.

VA
05.09.2008 01:00
#86

75 / ÇOCUKLAR ARASINDA EŞİTLİK

 

Nu'man ibni Beşîr radıyallahu anhümâ anlatıyor:

 

Annem babamdan, bana birşeyler bağışlamasını istemişti.

 

Babam annemi bu isteğini bir yıl geciktirdi; sonra konuyu hatırladı ve bana malından bağışta bulundu.

 

Annem, ''Yaptığın bu bağışı Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatıp onu bu işe şâhit tutmadıkça kabul etmem'' dedi.

 

Babam elimden tutup beni Hz. Peygamber'in huzuruna götürdü; ben o zamanlar daha çocuktum.

 

Peygamber Efendimizle şöyle konuştular:

 

''Ey Allah'ın Elçisi! Karım Amre, oğluna bir köle bağışladığıma seni şahit tutmamı istedi.''

 

''Beşîr! Senin bundan başka çocuğun var mı?''

 

''Var.''

 

''Onlara da buna yaptığın gibi bağışta bulundun mu?''

 

''Hayır, bulunmadım.''

 

''Öyleyse o bağıştan geri dön, beni de bu işe şahit tutma; çünkü ben haksızlığa şahitlik edemem. Allah'tan korkunuz, ve çocuklarınız arasında adaletli davranınız.''

............

Buhârî, Hibe 12, 13, Şehâdât 9; Müslim, Hibât-919; Ebû Dâvûd, Büyû 83; Nesâî, Nuhl 1; İbni Mâce, Hibât 1.

VA
06.09.2008 00:40
#87

76 / BİR GECEDE KUR'ÂN'IN ÜÇTE BİRİ OKUNUR MU?

 

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Sahâbilere, ''Bir gecede Kur'ân'ın üçte birini okumak elinizden gelmez mi?'' diye sordu.

 

Bu teklif onlara pek zor geldi ve ''Ey Allah'ın Elçisi! Buna hangimizin gücü yeter ki!'' dediler.

 

O zaman Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Kul hüvallahü ahad sûresi Kur'ân'ın üçte biridir.''

..........

Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 13; Müslim, Müsâfırîn, Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'ân 11.

VA
07.09.2008 01:07
#88

77 / KISAS İSTEYEN SAHÂBÎ

 

Ensârdan nüktedanlığı ile bilinen Üseyd ibni Hudayr radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün bir toplulukta konuşuyordum.

 

Bir şaka yapıp milleti güldürdüm.

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de, şaka olsun diye elindeki çöpü böğrüme dürttü.

 

Ona, ''Canımı yaktın, kısas isterim.'' dedim.

 

Allah'ın Elçisi, ''Haydi öyleyse hakkını al!'' buyurunca, ben, ''İyi ama senin üstünde gömlek var, benim üstümde birşey yoktu'' dedim.

 

Peygamber Efendimiz gömleğini sıyırınca, onu hemen kucaklayıp böğrünü öpmeye başladım.

 

''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''İşte benim istediğim bu idi.''

.....

Ebû Dâvûd, Edeb 148, 149; Taberânî, el-Mu'cemül'l-kebîr, I, 205, 206; Hâkim, el-Müstedrek, III, 327.

VA
08.09.2008 00:13
#89

78 / HAYDİ VER ELBİSESİNİ!

 

Abbâd ibnş Şürahbîl radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir yıl kıtlık olmuştu.

 

Amcalarımla birlikte Medine'ye gittim.

 

Medine'deki bahçelerden birine girip bir miktar ekin başağı topladım; sonra başakları elimle ovup tanelerini çıkardım.

 

Bir kısmını yedim, geri kalanı elbiseme doldurdum.

 

Derken bahçe sahibi geliverdi; elbisemi aldı, beni de dövdü.

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e başvurup adamı şikayet ettim.

 

Hz. Peygamber hemen ona haber salıp getirtti ve ''Bunu niye dövdün?'' diye sordu.

 

Bahçe sahibi, ''Ey Allah'ın Elçisi! Çünkü o bahçeme girdi, ekin başaklarını toplayıp tanelerini çıkarttı'' dedi.

 

Peygamber Efendimiz adama şunları söyledi:

 

''Bak, ne yapması gerektiğini bilmeyen bu adama doğruyu öğretmeliydin, öğretmedin; karnı açtı, doyurman gerekirdi, doyurmadın. Haydi ver ona elbisesini!''

 

Adam elbisesini verdiği gibi, bana bir ölçek de buğday verdi.

.......

Ebû Davûd, Cihâd 85; Nesâî, Kudât 21; İbni Mâce, Ticârât 67.

VA
09.09.2008 02:15
#90

79 / BOŞA GİDEN SEVAPLAR

 

Hz. Peygamber'in âzât ettiği kölesi Sevbân Bücdüd radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sohbet ederken, ''Kıyamet gününde ümmetimden, Tihâme dağları gibi muazzam sevaplarla gelecek kimseleri biliyorum.

 

Fakat Allah Teâlâ o dağlar kadar sevabı toz gibi savurup boşa çıkaracaktır'' buyurdu.

 

Bunun üzerine Sevbân, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedi. O kimseleri bize iyice tanıt da, bilmeden onlar gibi olmayalım.''

 

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Onlar sizin kardeşlerinizdir; sizin cinsinizdendir. Geceleri kalkıp sizin gibi ibadet ederler. Fakat onlar kimsenin görmediği yerde Allah'ın haram kıldığı şeyleri yaparlar.''

.......

İbni Mâce, Zühd 30; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 32, nr. 505.

VA
11.09.2008 01:03
#91

80 / LÂNET GERİ DÖNER

 

Abdullah ibni Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında bulunan bir adam, elbisesini rüzgâr savurunca, ''Allah lânet etsin!'' dedi.

 

Hz. Peygamber ona şunları söyledi:

 

''Rüzgara lanet etme! Onun görevi esip savurmaktır. Şunu iyi bil; Bir kimse hak etmediği halde birşeye lânet ederse, lânet kendisine döner.''

.............

Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 62, nr. 528.

VA
17.09.2008 18:14
#92

81 / KADINLARIN BÎATI

 

Rukayka kızı Ümeyme radıyallahu anhâ anlatıyor:

 

Medineli bir grup kadınla birlikte İslâmiyeti kabul ettiğimize dair bîat(1) etmek üzere Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna çıktık ve ''Ey Allah'ın Elçisi! Sana söz veriyoruz: Allah'tan başkasını tanrı yerine koymayacağız, hırsızlık yapmayacağız, zina etmeyeceğiz, çocuklarımızı öldürmeyeceğiz, hiç yoktan yalan uydurup iftira etmeyeceğiz, ve bildireceğin hiçbir gerçeğe karşı çıkmayacağız'' dedik.

 

Peygamber Efendimiz, ''Gücünüzün yettiği ve elinizden geldiği kadarıyla'' buyurunca, ''Allah ve Resûlü bize bizden daha merhametli. Ey Allah'ın Elçisi! Elini uzat da sana bîat edelim'' dedik.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

 

''Ben kadınlarla tokalaşmam; bir kadına söylediğim söz, yüz kadına söylediğim söz gibidir.''

.............

Mâlik, Muvatta' Bey'at 2; Tirmizî, Siyer 37; Nesâî, Bey'at 17; İbni Mâce, Cihâd 43.

 

(1) Bîat: Peygamber'e, buyruklarına itaat edeceğine; devlet başkanına ise, yönetimi tanıyacağına söz vermek.

VA
17.09.2008 18:21
#93

82 / İYİ İLE KÖTÜNÜN ÖLÇÜSÜ

 

Ebû Ümâme Suday ibni Aclân radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir adam Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e ''Ey Allah'ın Elçisi! İmân nedir?'' diye sordu.

 

Peygamber Efendimiz ona ''Yaptığın iyilik sevindirir, işlediğin kötülük de seni üzerse, sen mü'minsin'' buyurdu.

 

Bu defa adam ''Ey Allah'ın Elçisi! Günah nedir?'' diye sordu.

 

Hz. Peygamber ona şunu söyledi:

 

''Birşey kalbini tırmalarsa, onu yapma!''

...........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 252, 255; Hâkim, el-Müstedrek, I, 58-59, II, 16 ; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 91, nr. 550.

VA
17.09.2008 18:48
#94

83 / SEVAP KAZANMANIN YOLLARI

 

Ebû Zer radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, ''Güneşin doğduğu hergün herkesin sadaka vermesi gerekir'' buyurmuştu.

 

''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Bizim malımız yok ki, sadakayı nasıl verelim?''

 

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Şu saydıklarımın her biri sadakadır: Allahü ekber diye tekbir getirmek, sübhânallah demek, elhamdü lillha demek, lâilahe ilallah demek, estağfurullah demek, iyiliğe teşvik edip kötülüğü engellemek, insanların gelip geçtiği yoldan dikeni, kemiği, taşı kaldırıp atmak, gözleri görmeyeni gideceği yere götürmek, sağır ve dilsize, bir şeyi anlayıncaya kadar anlatmaya çalışmak, bildiğin bir yeri senden sorup öğrenmek isteyene yol göstermek, sıkıntıda olup senden yardım istiyenin yardımına koşmak, güçsüz birine var gücünle yardım etmek... İşte bunlar kendin verdiğin birer sadaka yerine geçer. Hattâ eşinle cinsel ilişkide bulunman bile sadakadır.''

 

''Cinsel isteğini tatmin etmek benim için nasıl sevap olabilir?'' diye sordum.

 

Bunun üzerine bana, ''Bir çocuğun doğsa, büyüyüp aklı başında biri olsa, onun sana faydalı olmasını beklerken ölüverse, beklemez miydin?'' diye sordu.

 

''Elbette beklerdim'' dedim.

 

''Peki o çocuğu sen mi yarattın?''

 

''Hayır, kesinlikle, onu elbette Allah yarattı.''

 

''O çocuğu doğru yola sen mi ilettin?''

 

''Elbette hayır, onu doğru yola Allah iletti.''

 

''Hayır, elbette Allah veriyordu.''

 

''İşte durum böyle. Sen cinsel isteğini helâl yoldan tatmin et; onu haramdan uzak tut. Doğacak çocuğu Allah Teâlâ dilerse yaşatır, dilerse öldürür; bu da senin için sevap olur.''

..........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, V 168-169; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 117-119.

VA
18.09.2008 16:32
#95

84 / NE KADAR SALÂVAT-I ŞERİFE GETİRMELİ?

 

Übey ibni Kâ'b radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Bir defasında, gecenin üçte birini geçince, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem uyanıp kalktı ve şöyle buyurdu:

 

''İnsanlar! Allah'ı zikrediniz! Yeri yerinden oynatan birinci sûr üflenecek. Evet, ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak.''

 

Übey şöyle diyor:

 

Hz. Peygamber'e, ''Yâ Resûlallah!'' dedim.

 

''Ben sana çok salâvat-i şerîfe getiriyorum. Acaba ne kadar salâvat-i şerîfe getirmem gerekir?''

 

''Dilediğin kadar.''

 

''Dualarımın dörtte birini salâvat-i şerîfeye ayırsam uygun olur mu?''

 

''Dilediğin kadar ayır. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için iyi olur.''

 

''Öyleyse duamın yarısını salâvat-i şerîfeye ayırayım.''

 

''Dilediğin kadar yap. Ama daha çok yaparsan senin için daha hayırlı olur.''

 

''Şu halde üçte ikisi yeter mi?''

 

''İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için hayırlı olur.''

 

''Öyleyse duaya ayırdığım zamanın tamamında sana salâvat-ı şerîfe getirsem nasıl olur?''

 

''O takdirde Allah bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar.''

.......

Tirmizî, Kıyâmet 23; Abd b. Humeyd. Müsned (nşr. Subhî Bedrî es-Sâmerrâî, Mahmûd Muhammed Halîl), Kahire 1408/1988, I 89.

VA
18.09.2008 23:47
#96

85 / HZ. ÂİŞE YAHUDİLERE NİÇİN KIZDI?

 

Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanındaydım.

 

Bir Yahudi huzuruna girmek için izin istedi, o da verdi.

 

Yahudi içeri girince, ''Es-sâmü aleyke yâ Muhammed'' dedi (1)

 

Hz. Peygamber de, ''Ve aleyke'' diye karşılık verdi. (2)

 

Ben, yaptığı bu terbiyesizlik dolayısıyla Yahudiye cevap vermek istedim, fakat Hz. Peygamber'in bundan hoşlanmayacağını bildiğim için sustum.

 

Derken bir Yahudi daha geldi; o da, ''Es-sâmü aleyke'' dedi.

 

Hz. Peygamber ona da, ''Ve aleyke'' diye karşılık verdi.

 

Ben yine Yahudiye cevap vermek istedim, fakat Hz. Peygamber'in bundan hoşlanmayacağını bildiğim için sustum.

 

Derken bir Yahudi daha geldi; o da, ''Es-sâmü aleyke'' dedi.

 

Hz. Peygamber ona da, ''Ve aleyke'' diye karşılık verdi.

 

Ben yine Yahudiye cevap vermek istedim, fakat Hz. Peygamber'in memnun kalmayacağını düşünüp vazgeçtim.

 

Daha sonra üçüncü bir Yahudi geldi; o da, ''Es-sâmü aleyke'' deyince, artık dayanamadım ve, ''Allah senin canını alsın, Allah'ın gazabı, lâneti senin üzerine olsun, maymunların, domuzların kardeşleri! Allah'ın selâmlamadığı bir şekilde mi selâmlıyorsunuz?'' diye çıkıştım.

 

Hz. Peygamber bana şunları söyledi:

 

''Âişe! Allah çirkin davranışı, kötü sözü sevmez; onlar bana lâf attılar, biz de kendilerine iade ettik. Onların lafı bize zarar vermez. Yahudiler kıskanç bir millettir. Onlar Allah'ın bize lutfetttiği güzellikleri kıyamete kadar kıskanacaklardır. En çok da kendilerine nasip olmayıp bize bağışlanan Cuma gününü, Allah'ın bize verip onlara vermediği kıblemizi, bizim selâmlaşmamızı, ve imamın arkasında, Fâtiha Sûresinden sonra 'Âmîn' dememizi kıskanırlar.''

.........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 134 - 135; İbn Huzeyme, es-Sahîh (nşr. Muhammed Mustafâ el-Azamî), Beyrut 1390/1970, I, 288, III, 38-39; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 306-307.

 

(1) Yahudi, Hz. Peygamber'e ''es-selâmü aleyke'' diye selâm veriyormuş gibi yaptı, lâfı birazda gürültüye getirerek ''Allah canını alsın'' anlamında ''es-sâmü aleyke'' dedi.

(2) Hz. Peygamber de ona ''Senin üzerine olsun'' anlamında ''Ve aleyke'' diye cevap verdi.

BD
19.09.2008 05:07
#97

Eserin sonuna doğru gelirken enerjinden hiçbir kaybın olmayan Vakıf kardeşim, sana maşallah. İstidadın ve irfanın iç içe geçmiş, birbirini tamamlıyor. Seni merhale merhale yoğuruyor. Bu keyifli çalışmayı sıkılımadan, üşenmeden ve yorulmadan daha da keyifli hale getiren sana teşekkür ederim. Burada herhangi bir mesajdaki herhangi bir olayı hayata tatbik ve düstur dahi bizler için saadettir. Allah bizlere saadeti yakalayanlardan eylesin...

VA
19.09.2008 14:15
#98
Eserin sonuna doğru gelirken enerjinden hiçbir kaybın olmayan Vakıf kardeşim, sana maşallah. İstidadın ve irfanın iç içe geçmiş, birbirini tamamlıyor. Seni merhale merhale yoğuruyor. Bu keyifli çalışmayı sıkılımadan, üşenmeden ve yorulmadan daha da keyifli hale getiren sana teşekkür ederim. Burada herhangi bir mesajdaki herhangi bir olayı hayata tatbik ve düstur dahi bizler için saadettir. Allah bizlere saadeti yakalayanlardan eylesin...

 

Teşekkür ederim, BDG abi Allah razı olsun. Bu mesajın hoşnutluğuyla şevke geldim, bir hatıra daha yazayım :)

VA
19.09.2008 14:22
#99

86 / EBÛ RÂFI' NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in âzât ettiği kölesi Ebû Râfı' Eslem anlatıyor:

 

Mekkeliler beni Hz. Peygamber'e elçi göndermişlerdi.

 

Peygamber Efendimizi görünce, gönlümde Müslüman olma arzusu uyandı.

 

''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Vallahi ben Kureyşlilerin yanına dönmeyeceğim.''

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

 

''Ben yaptığım sözleşmeye aykırı davranmam; elçileri de alıkoymam. Şimdi sen geri dön; eğer şu anda hissettiğin duyguları orada yine hissedecek olursan, buraya dön gel!''

 

Bunun üzerine Mekke'ye gittim.

 

Sonra Peygamber Efendimizin yanına dönüp Müslüman oldum.

.......

Ebû Dâvûd, Cihâd 151; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 8; Elbâni, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 315-316, nr. 702.

VA
19.09.2008 14:37
#100

87 / GÖZÜN AYDIN!

 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallallahu aleyhi ve sellem ateşli bir hastalığa yakalanan Sahâbîsini ziyaret etti.

 

Yanında ben de vardım.

 

Hastaya şunları söyledi:

 

''Gözün aydın! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: 'Hastalık benim ateşimdir; mü'min kulumu (1) âhirette payına düşecek Cehennem ateşine karşılık olmaz üzere, dünyada onunla rahatsız ederim.''

..........

Tirmizî, Tıb 35; İbni Mâce, Tıb 18; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 440; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 98, nr. 557

 

(1) Sünen-i İbni Mâce ile Müsned'de ''mü'min kulumu,'' Sünen-i Tirmizî'de ise ''günahkar kulumu'' şeklinde geçmektedir.

VA
19.09.2008 18:07
#101

88 / ONA NE VERECEKTİN?

 

Abdullah ibni Âmir radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem salallahu aleyhi ve sellem bize gelmişti.

 

O zamanlar henüz çocuktum.

 

Oynamak için sokağa çıkmıştım.

 

Annem, ''Abdullah! Buraya gel! Bak sana ne vereceğim!'' diye beni çağırdı.

 

Peygamber Efendimiz anneme, ''Ona ne verecektin?'' diye sordu.

 

Annem de, ''Bir hurma verecektim'' dedi.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber anneme şunu söyledi:

 

''Eğer çocuğa birşey vermeseydin, senin hakkında 'Bir yalan söyledi' diye yazılacaktı.''

........

Ebû Dâvûd, Edeb 80; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 447; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 73, nr. 748.

VA
20.09.2008 20:40
#102

89 / İKİ SORU, İKİ CEVAP

 

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanındaydım.

 

Ensârdan bir adam onun yanına gelip selâm verdi, sonra da, ''Ey Allah'ın Elçisi! Hangi mü'min daha faziletlidir?'' diye sordu.

 

Hz. Peygamber ona ''Ahlâkı iyi olan'' diye cevap verdi.

 

''Hangi mü'min daha zekidir?'' diye sorunca da, ''Ölümü en çok hatırlayan, ve ölüm sonrası için en iyi şekilde hazırlananlar, işte bunlar en zeki mü'minlerdir'' buyurdu.

............

İbni Mâce, Zühd 31; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, III, 372-373, nr. 1384.

VA
21.09.2008 02:14
#103

90 / SALÂT Ü SELÂM GETİRENLERİN KAZANCI

 

Ebû Talha el-Ensârî radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi.

 

Sevinçli olduğu mübarek yüzünden okunuyordu.

 

Sahâbiler, ''Ey Allah'ın Elçisi! Sevinçli olduğunuzu yüzünüzden anlıyoruz'' dediler.

 

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, ''Evet, sevinçliyim'' buyurdu, ve sevincinin sebebini şöyle açıkladı:

 

''Bana bir melek geldi ve 'Muhammed! Aziz ve Celîl olan Rabbin sana şöyle diyor:

 

Ümmetinden sana kim salâvat getirirse, ona on salâvat sevabı vereceğim; Bu seni memnun etmez mi?' diye sordu. Ben de 'Elbette memnun eder' dedim. İşte buna seviniyorum.''

.........

Nesaî, Sehv 47, 55; Dârimî, Rikak 58; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 30; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 481-482, nr. 829.

VA
23.09.2008 00:18
#104

91 / KALBİ YUMUŞATMANIN YOLU

 

Ebû Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir adam, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna gelerek kalbinin katılığından şikayet etti.

 

Peygamber Efendimiz ona şunu söyledi:

 

''Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, fakiri doyur, yetimin başını okşa!''

.........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 263, 387.

VA
23.09.2008 23:34
#105

92 / HAYBER SEYAHETİNDE OLANLAR

 

İrbâz ibni Sâriye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Hayber'e gitmiştik.(1)

 

Yanında Ashâbından bazı kimseler vardı.

 

Hayber'in yöneticisi dikkafalı, inatçı bir adamdı.

 

Peygamber Efendimize dönerek, ''Muhammed!'' dedi.

 

''Eşeklerimizi kesecek, meyvelerimizi yiyecek, kadınlarımızı dövecek misiniz?''

 

Hz. Peygamber bu söze kızdı.

 

Abdurrahman ibni Avf'a şunları söyledi:

 

''İbni Avf! Atına bin ve herkese, Cennete sadece mü'minlerin gireceğini ilân et! Ve herkesin namaz kılmak üzere toplanmasını söyle!''

 

Müslümanlar toplandılar.

 

Peygamber Efendimiz onlara namaz kıldırdıktan sonra ayağa kalktı ve şöyle hitap etti:

 

''Sizden biri, koltuğuna güzelce kurulup Allah'ın, şu Kur'an'da geçen yasaklardan başka birşeyi yasaklamadığını mı sanıyor? Bakınız! Vallahi ben de bazı şeyleri emrettim, bazı öğütler verdim, ve bazı şeyleri yasakladım. Benim emredip yasakladığım şeylerin sayısı, Kur'an'daki emir ve yasaklar kadar vardır; belki ondan daha fazladır. Ehl-i Kitâb vergilerini ödediği sürece, kendilerinden izin almadan evlerine girmenize, kadınlarına hakaret etmenize, meyvelerini yemenize Allah Teâlâ izin vermemiştir.''

.........

Ebû Dâvûd, Harâc 31, 33; Taberânî, el-Evsat, VII, 184; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 541-542, nr. 882.

 

(1) Olay, Hayber'in fethinden ve orada yaşayan Yahudilerin başına bir Yahudi yönetici bırakıldıktan sonraki bir tarihte meydana gelmiştir.

VA
24.09.2008 23:50
#106

93 / UKBE'YE VERDİĞİ ÖĞÜTLER

 

Ukbe ibni Âmir radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallalallahu aleyhi ve selllem ile karşılaştım.

 

Söze önce ben başlayıp selâm verdim, ve hemen elini tutarak, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Mü'min için kurtuluş yolu nedir?''

 

Bana şunları söyledi:

 

''Ukbe! Diline sahip ol! Evinde rahat etmeye bak! Yaptıklarına pişman olup günahlarına ağla!''

 

Bir başka gün Allah'ın Elçisi benimle karşılaştı; bu defa söze o başlayıp selâm verdi, ve hemen elimi tutarak, ''Ukbe bin Âmir!'' dedi.

 

''Sana Tevrat'ta, Zebûr'da, İncil'de, Kur'ân'da bir benzeri indirilmeyen sûreleri öğreteyim mi?''

 

''Sana kurban olayım, öğret!'' dedim.

 

Bunun üzerine bana, Kul hüvallahü ahad, Kûl eûzü birabbil felak ve Kul eûzü birabbin nâs sûrelerini öğretti ve ardından şöyle buyurdu:

 

''Ukbe! Bunları unutma! Bu sûreleri her gece mutlaka oku!''

 

''Onları unutma'' buyurduğundan beri sûreleri unutmadım, ve onları her gece mutlaka okudum.

 

Bir zaman sonra yine Peygamber Efendimiz ile karşılaştım.

 

Söze önce ben başlayıp selâm verdim, ve hemen elini tutarak, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Bana en faziletli amelleri söyle!''

 

''Ukbe!'' buyurdu:

 

''Seninle ilgisini kesenle sen ilgisini kesme. Sana vermeyene sen vermeye devam et. Sana haksızlık edeni de bağışla.''

...........

Tirmizî, Zühd 60; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 148, 158, V, 259; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, 551-552.

VA
26.09.2008 00:39
#107

94 / BUNLARI KİM UYGULAMAK İSTER?

 

Ebû Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, ''Şu söyleyeceğim sözleri benden kim öğrenip uygulamak ister, veya onları uygulayacak kimseye öğretmek ister?'' diye sordu.

 

''Ben isterim, Ey Allah'ın Elçisi!'' diye atıldım. Elimi tuttu ve bana şu beş şeyi bir bir saydı:

 

''Haramlardan uzak dur; böylece insanların en fazla ibadet edeni olursun. Allah'ın sana verdiğine razı ol; işte o zaman insanların en zengini sen olursun. Komşuna iyilik et; o zaman mü'min olursun. Kendin için istediğini başkaları için de iste; böylece iyi Müslüman olursun. Çok gülme; çünkü çok gülmek kalbi öldürür.''

..........

Tirmizî, Zühd 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 310; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 600-603. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 24.

VA
26.09.2008 00:48
#108

95 / CENNET VE CEHENNEME GÖTÜREN ŞEYLER

 

Ebû Hüreyye radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Birgün Müslümanlardan biri Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e, ''İnsanları Cennete en fazla götürecek şey nedir?'' diye sordu.

 

Allah'ın Elçisi, ''Allah'a karşı gelmekten sakınmak ve güzel ahlâk sahibi olmaktır'' buyurdu.

 

''İnsanları Cehenneme en fazla götürecek şey nedir?'' diye sorunca da, ''Ağız ve cinsel organdır'' buyurdu.

.......

Tirmizî, Birr 63; İbni Mâce, Zühd 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 291, 392.

VA
26.09.2008 00:57
#109

96 / KUL PEYGAMBER

 

Ebû Hüreyye radıyallahu anh şöyle diyor:

 

Birgün Cebrâil aleyhisselâm Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında otururken başını kaldırıp gökyüzüne bakmış.

 

O sırada bir melek yeryüzüne iniyormuş.

 

Cebrâil aleyhisselâm, ''Bu melek, yaratıldığı günden beri yeryüzüne ilk defa şu an iniyor'' demiş.

 

Melek yere inince Hz. Peygamber'in yanına gelerek, ''Muhammed!'' demiş.

 

''Beni sana Rabbin gönderdi. Hükümdar peygamber mi, yoksa kul peygamber mi olmak istediğini soruyor.''

 

Cebrâil aleyhisselâm araya girerek, ''Muhammed! Rabbine karşı mütevazi ol!'' deyince, Peygamber Efendimiz, ''Hükümdar peygamber değil, kul peygamber olmak isterim.'' buyurmuş.

.......

Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 231; Elbâni, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, III, 3-4, nr. 1002.

VA
26.09.2008 01:01
#110

97 / ALLAH'IN VE HALKIN SEVGİLİSİ OLMAK

 

Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına bir adam geldi ve ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedi.

''Bana bir iş söyle; onu yapınca beni hem Allah, hem de insanlar sevsin.''

 

Hz. Peygamber ona şunu söyledi:

 

''Dünyaya değer verme, Allah seni sevsin. Kimseden menfaat bekleme, halk seni sevsin.''

......

İbni Mâce, Zühd 1, Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 624-628.

VA
28.09.2008 03:12
#111

98 / DİNİN BELLİ BAŞLI ESASLARI

 

Amr ibni Abese (1) radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'de, Ukâz mevkiindeyken yanına gittim ve ona ''Ey Allah'ın Elçisi! Getirdiğin dine kim inandı?'' diye sordum.

 

''Biri hür, diğeri köle iki kişi inandı'' dedi.

 

O vakitler yanında Hz. Ebû Bekir ile Bilâl-i Habeşî vardı.

 

''Müslümanlık nedir?'' diye sordum.

 

''Tatlı dille konuşmak ve yemek yemektir.'' buyurdu.

 

''İman nedir?''

 

''Sabredip dayanmak, cömert ve anlayışlı olmaktır.''

 

''Hangi Müslüman daha üstündür?''

 

''Dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimse.''

 

''Hangi mü'min daha üstündür?''

 

''Ahlâkı güzel olan.''

 

''Hangi namaz daha üstündür?''

 

''Ayakta uzun süre durarak kılınan namaz.''

 

''Hangi hicret (2) daha faziletlidir?''

 

''Rabbinin yapmasını uygun görmediği şeyi terk etmek.''

 

''Hangi cihad daha değerlidir?''

 

''Savaşçının atının öldürüldüğü, kanının döküldüğü cihad.''

 

''Hangi saatler daha değerlidir?''

 

''Gecenin son kısmı. Tanyeri ağarana kadar sabah namazının farzına melekler de katılır. Tanyeri ağarınca, sabah namazının farzından önce, sabah namazının sünnetinden başka namaz kılınmaz. Sabah namazını kıldıktan sonra, güneş doğuncaya kadar başka namaz kılma. Çünkü güneş şeytanın tepesinden doğar, kâfirler de o vakit güneşe taparlar. Onun için sen de güneş yükselinceye kadar namaz kılma.

 

Güneş yükselince namaz kıl; çünkü namaz kılanın yanında melekler bulunur. Mızrağın gölgesi dimdik durana kadar namaz kılmaya devam et. O andan itibaren güneş batıya meyledene kadar namaza ara ver. Güneş batıya meyledince namaz kıl; çünkü namaz farzdır, namaz kılanın yanında melekler bulunur.''

 

Güneş batıncaya kadar namaz kılmaya devam et. Ama güneş batarken namaz kılma. Çünkü güneş şeytanın tepesinden batar; (3) kâfirler de o vakit güneşe tapar.''

............

Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 285; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 91-93.

 

(1) Amr ibni Abese, Câhiliye devrinde puta tapmaz, puta tapmaktan hoşlanmazdı. Mekke'de bir peygamber çıktığını duyunca oraya gitti. İslâmiyeti gizlice yayan Resûl-i Ekrem ile görüştü. Müslüman oldu ve onun yanında kalmak istedi. Fakat Efendimiz (sav) ona Mekkelilerin yapacağı kötülükleri hatırlatarak kabilesine dönmesini, İslâmiyeti açıkça yaydığını duyunca çıkıp gelmesini söyledi. O da Hicretten sonra Medine'ye gitti. (Müslim, Müsâfırîn 294).

(2) Hicretin sözlük anlamı terk etmek; terim anlamı, dinini yaşayabilmek için yurdunu bırakıp başka yere göçmektir.

 

(3) ''Güneş şeytanın tepesinden (iki boynuzu arasından) doğar, batar'' ifadesi mecâzî bir anlatımdır. Güneşe tapanlar, güneşin doğduğu ve battığı saatlerde ibadet ederler. Çünkü şeytan onları ''Sizin tanrınız güneştir'' diye kandırıp avucunun içine almıştır. Peygamber Efendimiz, şeytanın güneşe tapanlar üzerinde ki bu güçlü etkisini ''Güneş şeytanın tepesinden doğar, batar'' diye ifade etmiştir.

VA
29.09.2008 02:01
#112

99 / İHTİLÂFLAR ÇIKINCA

 

İrbâz ibni Sâriye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem birgün sabah namazından sonra, gözleri yaşartan, kalpleri ürperten bir konuşma yaptı.

 

Bunun üzerine, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedik.

 

''Ayrılıp gitmek üzere olan birisi gibi konuştunuz. Bize ne yapmamızı tavsiye edersiniz?''

 

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

 

''Sizi, gecesi tıpkı gündüz gibi apaydınlık bir yol üzerine bırakıyorum.

 

Benden sonra o yoldan, ancak mahvolanlar sapar.

 

Sizden ömrü uzun olanlar pek çok anlaşmazlık görecektir.

 

O zaman üzerinize gerekli olan, bilip tanıdığımız sünnetime, ve doğru yola ulaştırılmış Hulefâ-yi Râşidîn'in sünnetine yapışmaktır.

 

Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız.

 

Allah'a karşı gelmekten sakınınız.

 

Başınıza Habeşli bir köle de geçse, ona itaat ediniz.

 

Mü'min, uysal deve gibidir; nereye çekilse gider.

 

Bir de sonradan dine sokuşturulan bid'atlardan uzak durunuz.

 

Çünkü her bid'at sapıklıktır.''

.......

İbni Mâce, Mukaddime 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 126; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 610-611, nr. 937. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizi, İlim 16.

VA
29.09.2008 21:45
#113

100 / AMCASININ KIZINA TAVSİYE ETTİĞİ ZİKİR

 

Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hânî radıyallahu anhâ anlatıyor:

 

Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yanıma gelmişti.

 

Ona, ''Ey Allah'ın Elçisi!'' dedim.

 

''Artık iyice yaşlandım; fazla kilo aldım, gücüm kuvvetim de azaldı.

 

Bana orturduğum yerden yapabileceğim bir ibadet söyle.''

 

''YÜZ DEFA ''SÜBHÂNALLAH' DE; BU SANA, HZ. İSMÂİL'İN SOYUNDAN GELEN YÜZ KÖLE ÂZÂT ETMİŞ KADAR SEVAP KAZANDIRIR.

 

YÜZ DEFA 'ELHAMDÜLİLLÂH' DE; BU SANA, ALLAH YOLUNDA CİHÂD ETMEK ÜZERE SIRTINA EĞER VURULAN, AĞZINA GEM TAKILAN YÜZ AT HAZIRLAMIŞ GİBİ SEVAP KAZANDIRIR.

 

YÜZ DEFA 'ALLAHÜ EKBER' DE; BU SANA, ALLAH RIZÂSI İÇİN KURBAN ETMEK ÜZERE HAZIRLANAN, KURBANLIK OLDUĞUNU GÖSTERMEK İÇİN BOYNUNA GERDANLIK TAKILAN VE CENÂB-I HAK TARAFINDAN KABUL EDİLEN YÜZ DEVE SEVABI KAZANDIRIR.

 

YÜZ DEFA 'LÂİLÂHE İLLALLAH' DE. BUNUN SEVABI YER İLE GÖK ARASINI DOLDURUR; VE O GÜN ALLAH TEÂLÂ'YA, ANCAK SENİN YAPTIĞININ BENZERİNİ YAPANLARIN İBADETLERİ SUNULUR.''

...........

Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 344; İbni Mâce, Edeb 56; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi's-sahîha, II, 302-304.

VA
29.09.2008 22:15
#114

101 / CENNETLİK ADAM

 

Ebû Hüreyye radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bir bedevî Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldi ve ''Ey Allah'ın Elçisi! Bana bir ibadet söyle, onu yapınca Cennete gireyim'' dedi.

 

Hz. Peygamber ona ''Öyleyse Allah'a ibadet edersin, Allah'tan başkasını tanrı yerine koymazsın, farz namazını kılarsın, farz olan zekâtı verirsin, ve Ramazan orucunu tutarsın'' buyurdu.

 

Bedevî kalkıp giderken, ''Canımı kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederek söylüyorum; Kesinlikle bundan ne bir fazlasını yaparım, ne de azını'' dedi.

 

Peygamber Efendimiz onun arkasında şöyle buyurdu:

 

''Cennetlik birini görmek isteyen, işte bu adama baksın!''

.........

Buhârî, Zekât 1; Müslim, İmân 15.

DE
29.09.2008 22:16
#115

Haydi hayırlı olsun :)

 

Bitti ayların çalışması şu mübarek günde. Ellerine sağlık.

VE
04.06.2017 01:22
#116
59 Duaya Nasıl Başlamalı


Fedale İbn Ubeyde ra anlatıyor.


Bir gün Resulu ekrem s.a.v mescidde oturuyordu.

Bir adam kapıdan içeri girdi namaza durdu.


Namazdan sonra, " Allahım beni bağışla bana merhamet et" diye dua etmeye başladı.

Hz Peygamber adamı yanına çağırdı ve pek acele ettin dedi.

Nasıl dua edeceğini ona şöyle öğretti.


Namazını bitirip de yerine oturduğun zaman,

Elhamdulillahi rabbil alemin diye başlayıp öne Allah'a hamd et

Ardından da vessalatu vesselamu ala Muhammed diyerek bana salatü selam getir.

ondan sonra da dilediğin şekilde dua et

Daha sonra bir başka adam gelip namaz kıldı

Namzzdan sonra Allah'a hamdetti Resulü ekreme salatü selam getirdi.

Efendimiz ona Ey namaz kılan adam Duaya devam et, senin duan kabul edilir. Allahdan iste istediğin sana verilir buyurdu.



Tirmizi, Daavât 64 - Nesai, Sehv 48 - Ebu Davud, Vitir 23