Mesele sadece karların yağması değildi, karın altında ezilen bir yürekti aynı zamanda
Yukarıdaki ifade... Bilmem ki, sen ne anlattın burada, ben ne anlatım... Şimdi şu ifade ver ya, ah beni maziye çekti, iyi mi? ''Sustum. Uzun süre sustum. Sonra bir gurbet daha tebelleş oldu başıma. Dedim neresi bu sefer? Dediler maziye dönüyorsun. Olmaz dedim. Kaderin cilvesi dediler. Levhil mahfuz dedim. Anlamadılar''
O halde maziye bir bakış:
Efendim, hayatımızın her döneminde büyük büyük marketlere gideriz. Hani canım bir şeyler almasak da, gideriz...
Rafların muhteşem düzeni, ürünlerin albenisi, yerlerin ayna gibi oluşu... Mağaza her yönüyle muhteşemdir... Çalışanların güler yüzü ve size karşı ilgisi ki, işin bu boyutu da çok önemli... İşte ben de böylesi marketlere hep hoş bir zaman geçirmek için uğradım... E buraya kadar böyle...
Sonra efendim, işsizlik hani neredeyse damarlarımızdaki basıncı artırınca, ne olursa olsun, bir işe girmek kaçınılmaz oldu... Bir büyük markete özgeçmiş verdik, 3 ay sonra işe alındık... Neyse, başladık işe... Gelen ürünleri veya bitmeye yüz tutun ürünleri raflara diziyorum, şimdilik görevim bu güya... Tabi burada bulunduğum zaman zarfı içinde oradakilerin çalışma şartlarını da gördüm... Rafları dizeken sabahtan akşama kadar, ayakta dura dura bel kalmadı bizde... Ne zor, ne zor... Hem raflara yerleştirdiklerin de yamuk falan durmayacak, raflardan da bir ürün eksildi mi, hemen dolduracaksın boşluğu yenisiyle... Ha bu arada müşteriye de hep güleceksin... Bu gülme işi çok önemli, öyle diyordu müdür efendi... Hani size böyle yerlerde güleryüz gösterirlerse, anlayın işte...
Sonra buradan çıktık, girdik bir makina fabrikasına... Dev makinalar, kaynak işleri, koca koca demirleri ve plakaları vincle taşımak... Vah ki ne of... Ha bu fabrikada çalışanlar, gerçekten çok ama çok zor şartlar altında çalışıyor... Hani neredeyse hastalanmaya hakları bile yok... Oraya başladığım ilk gün kendimi dünyayla bağı kopmuş bir köle gibi hissettim... Peki burası ne iş mi yapıyor? Hani şu enfes üst geçitler, alt geçitler, çatılar; demirle yapılabilecek her türlü işler... Bakmaya kıyamadığımız, tatillerde içinde hoşça vakit geçirdiğimiz devasa yapılar...
Bunları niye mi anlattım? Ne bileyim işte ''Mesele sadece karların yağması değildi, karın altında ezilen bir yürekti aynı zamanda'' bu söz aldı götürdü beni maziye ve oradan bunlar çıktı...
Kar yağar, o muhteşem görüntüsü ile içimizi ısıtır ama, karın altında varsa ezilen yürek, ha işte anlamayız onu...
Yahu mitajanı, bu söz de Recep İvedik'in bir filminde ekin başak vermeyince... türünden bir şeyler söylemesi gibi oldu...
Not: Böyle yerlerde çalışanlara çok büyük saygım var; çünkü hissettim hallerini... Ekmek parası...