kaç turluk ömrü kaldı yuvarlakta
zamanın yaşlandığı ana düştük
doğan her ufuk bize ağlamakta
sonsuzluğun bağrından sona düştük
gece düşümde gördüğüm gülistan
gece ruhumda kördüğüm gülistan
dosta yol diye serdiğim gülistan
dostun otağından düşmana düştük
korkudur derilen ümit bağında
muhabbet sürgün olmuş kaf dağında
güneşler karardı zulmet çağında
her gün ömrümüzden bir sene düştük
kör topal geleceğe koşar iken
dünün ahıydı sırtlarda biriken
dipsiz girdaplara açınca yelken
dalgalar altında hüsrana düştük
rüzgardan dostun kokusu tüterdi
bir kuru selamla dertler biterdi
dost sesini duymak bize yeterdi
dostluğun bittiği bir güne düştük
kalpleri ısıtan narımız vardı
dostu kucaklayan bağrımız vardı
bizim yazımız baharımız vardı
mevsimler içinden hazana düştük
suyun akışında aşkı görürdük
zulmü zilleti yerde sürürdük
engelleri aşar Hakka yürürdük
menzili belirsiz bir yöne düştük
ufuklarda güneş gibi doğardık
Hak'kın adıyla zulmeti boğardık
rahmet olup yüreklere yağardık
kimin ahıyla bu yangına düştük
imanımız hem vicdanımız vardı
Allah'tan korkan sultanımız vardı
candan öte bir cananımız vardı
ne oldu ki şu sefil cana düştük
(serdengecti)