Merhaba efendim...
Bu başlıkta, müsaade buyurursanız, acizane ve cahilane cür'etle, sevdiğim şiirlere yaptığım şerhleri paylaşacağım.
Bereketli olacağını düşünüyorum...
Yapılan şerhlerin her hakkı fakire mahsustur...
Öncelikle şerhin ne olduğunu hep birlikte tarif edelim. Üstadın şiirlerini bu zamana kadar niçin şerh etmediler, onu da bir sorgulayalım. Yalnız şunu söyleyeyim, ben üstadın şiirlerini değil, başka şairlerin şiirlerini bu başlıkta şerh edeceğim inşaallah...
Bence şerh;
Edebî, hukukî yahud dinî eserleri herkes tarafından daha anlaşılır kılmak için tafsilatıyla açıklamak, izah etmektir.
Mesela Şair Fuzûlî’nin Su Na’t-ı Şerif’ini (Su Kasidesi değil!) herkes anlayamacağı için şerh ederiz. Sadece dil içi çeviri yapmak, şiire vakıf olmamız için yeterli değildir.
Fakat şerh yaparken, (özellikle şiir şerhlerinde) şiirde geçen kelimeler hakkında bilgi verilmesi icab eder. En ince ayrıntısına kadar. Mesela; şair meramını açıklamak için nerede hangi söz sanatlarına başvurmuş; Nerede iktibas yapmış, hangi ayet-i kerimelerden telmih yapmış, bunlar hakkında geniş bilgi verilerek satırlar tek tek açılır…
Dini metinler; mesela Kuran-ı Kerim şerh edilmez, tefsir edilir. Tefsir de -tabiri caizce- bir nevi şerhtir. Fakat Kur’an-ı Kerim’i, hadisleri, ya da din alimlerinin ve ariflerinin sözlerini herkes kafasına göre çalakalem yorumlayamaz.
Herkesin anlayış kabiliyeti, derecesi farklıdır. Ve her tefsiri herkes aynı derecede kavrayamaz.
Aynı durum şerh için de geçerli olsa gerektir.
Bir de haşiye vardır. Ana metnin sayfa kenarlarına açıklayıcı kısa yazılar şeklinde. O da bir nevi şerhtir. Fakat tekniği farklıdır.
Hukuki metinler de şerh edilir. Zira bizim gibi sıradan insanlar hukuk terimlerini ddahi anlamakta güçlük çeker. Zira sürekli hukukla iç içe değilizdir. Hukukçuları, hukuk kuralarını, yasaları…vs halkın anlayacağı dilde açıklaması, bizlere anlatması gerekmektedir.
Bir şiiri; daha doğrusu manası herkese açık olmayan “kapalı” eserleri şerh edebilmek için hem ilm, hem irfan, hem de edeb sahibi olmak gerekir. Her babayiğidin harcı değildir şerh. Büyük emekler verilmelidir.
Günümüzde böyle insanlar var mıdır bilmiyorum ama şarih olmak için "bil"mek, "ol"mak ve ihlasla öylece "kal"mak lazımdır vesselâm...
Bazı çeviri örnekleri (aslında şerh demeye dilim varmıyor, o yüzden çeviri dedim)
Açılır bahtımız bir gün hemen battıkça batmaz ya
Sebepler halk eder Hâlik, kerem bâbın kapatmaz ya
Benim Hakk’a münacâtım değildir rızk için hâşâ
Hüdâ Rezzâk-ı Âlemdir rızıksız kul yaratmaz ya
İbrâhim Hakkı Erzurûmî
Arif olan anlar lakin kısaca açmak gerekirse haddimize olmayarak şunları söyleyebiliriz: Hazret bu dörtlükte, bahtımızın elbet bir gün açılacağını, başımıza gelen ve bahtsızlıkmış gibi görülen olumsuzlukların elbet bir gün biteceğini; Allah'ın bizleri imtihan etmesini, -haşa!- rızk kapısının kapalı olması olarak algılamamamız gerektiğini latif ve beliğ bir üslupla beyan etmektedir efendim...
Bir çeviri/şerh denemesi:
Tahayyül eylesem ânı gönül huzuru bulur
Tezekküründe visali kadar telezzüz olur
İbrâhim Hakkı Erzurûmî
O'nu dimağımda canlandırsam, hayale getirsem gönlüm huzuru bulur! O'nu unuttuktan sonra tekrar hayale getirsem, sanki O'na (sevdiğime) ulaşmış, O'na kavuşmuş kadar zevk ve tad alırım...!
Bir açıklama/şerh denemesi:
Cehd eyle bir ârif-i dânâyı bul
Ya bir sânem-i lâtîf ü ra'nâyı bul
Bu ikisinin biri nasib olmazsa
Evkâtını zâyi' etme tenhâyı bul
İbrâhim Hakkı Erzurûmî
Çalış, bilge bir ârif, mürşid-i kamil bul. Ya da mülayim, yumuşak, nazik ve çok güzel bir sevgili; latif güzel sözlü birisini bul. Şayet bu ikisinin biri de nasib olmazsa, vakitlerini kaybetmeden boş, kimsesiz, yalnız bir yeri bul... Eşşek gibi ortalıkta dolaşma yani diyor Hazret... :)
Bir çeviri ve şerh denemesi daha:
Âdile fırsat da düşse kinden istib’ad eder
Zâlim idbara düşerken dinden istimdâd eder
Cennetmekân Neyzen Tevfik (Kolaylı) Hazretleri bu beyitte der ki:
Âdil insanların ellerine, kendilerine kötülük yapanlara karşı intikam alma fırsatı geçse dahi nefreti kendilerine asla yakıştırmazlar!
Yani intikam almazlar, hatta mütevazi bir tavırla kötülük yapanı hemen afvederler!
Fakat zalimlerin işleri ters gittiğinde, dini inançlardan medet umarlar, yani Allah'a münafıklar gibi dua ederek bir de utanmadan yardım isterler…!
Bir şerh/açıklama/çeviri denemesi:
Söylemem derdimi hem-derdim olan âha bile
Belki sînemdeki şu nâle-i cângâha bile
Kendi bî-şübhe bilir râz-ı derûnum yoksa
Ehl-i dil söyleyemez derdini Allâh’a bile
Seyyîd Nesîmî
Derdimi, benimle aynı derdden muzdarib olan sadrıma söyleyemem. Hatta, can evimdeki iniltici nağmelere dahi bu sırrı söyleyemem. Yoksa kalbimdeki sırlar kendini tereddüdsüz olarak bilir! İşbu yüzdendir ki, gönül ehli olanlar derdlerini Allah’a bile söyleyemezler… Ve bu sırra da sadece ehl-i dil olanlar vâsıl olur, vesselâm...
Ahmet Kemal YILDIZ
02.12.2012, Kayseri