Vakt-i doğumdan süregelen bir alınyazısı
Annemle başladı bu inilti
-ki devam etmekte oğlunda-
Ağlayabilmek hüner değildi aslında
Kömür kokan evlerin zehirlenmesiydi gerçekte olan
-ki buydu alınyazısı olan
Vakt-i doğumdan süregelen bir alınyazısı
Annemle başladı bu inilti
-ki devam etmekte oğlunda-
Ağlayabilmek hüner değildi aslında
Kömür kokan evlerin zehirlenmesiydi gerçekte olan
-ki buydu alınyazısı olan
bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan* demişti şair
oh ne ala, öleceğiz işte!
kadın, dünya, kredi kartları, ego
terketmiş olacağız
-onlar bizi bırakmadan önce-
zerre iyilik ve zerre kötülük
verirsin hesabını O'na
hadi şimdi ölmeyebileceksen ölme!
saflar ayrık, içeri sıcak, durum kritik
in kalk yapıyor cemaat!
aşk yok, şevk sürgün, ihlas zayi.
kılda nasıl kılarsan kıl teravihi!
hem ıslah, hem af, hem adam etsin bizi
merhamet ve mağfiret sahibi İlahi!
yeni yetme edebiyat, papağan tarihçi
boyunda fular, elde nargile
-marlboro içmeyin ha israil malıdır-
ya sosyoloji, ya ilahiyat, ya edebiyat okurlar
mekanlar aynı kafalar karışık
-aman tokalaşmayın ha caiz değildir-
baba parası, devlet katkısı, parti maşası
hepsinin çıktığı yer torna tezgahı
-hadi kahrolsun diyelim israil kahrolsun-
ortasında kaldım hepsinin ama değilim ortalık malı
çile şair, münzevi ozan, özel adam ismet
meydan adamı bunlar, silahşör her biri
silahşör dedikse Athos, Aramis, Porthos değil elbette
-dördü bir arada olacaksa zarifoğlu cahit yakışır halkaya-
çocukluğum, annem ve öfkem
sonra sevgililerim, dostlarım, Türkiyem
kavgam sokak aralarında geçti
büyüyen çocukluğumla beraber
-hırçın, yalnız, öyle tuhaf işte-
ssk, vita yağı, yamalı elbise ve kış akşamları
zeytini iki defa ısır derdi dedem
ermezdi aklım o zaman
şimdi şahit oldumki hamur bile yoğuramıyorlar kızlar
kalana hayret
ölene bayram
-gitti bir daha gelecek-
yıkımlar, çevre kirliliği, foklar, küresel ısınma
daha nicesi var dünyanın türlü işleri
-soru şu: nereye bu gidiş-
dev yapılar, ayfon bilmem kaç, köpeğe protez bacak
ooo yaptınız ne güzel
şimdi sıra yıktıklarınızda
-bir mazlumun gönlünü yapın yapabilirseniz!-
şaşkın kız
cesur oğlan
iki adım ötede sokak lambası
-belki çekirdek, belki sigara-
arabesk müzik, enflasyon, kasete liste
beyaz gömlek siyah pantolon
güzel günlerdi siyah beyaz
veresiye defteri, 302 otomarsan, ayakkabıya ökçe
baba yorgun düşer
annede gündelik telaş
çocuklar peter pan, kara şimşek, voltran falan
-hep illüminatinin işleri bunlar-
alın verdiklerinizi
otomatik makineleri
hızlı arabaları
asfaltlı yolları
şimdi kim verecek bana kaybettiklerimi?
---------------------------------------------------
ne konak ne villa ne araba
istemem ver onu talip olana
o, kurtuluşa sebep olaydı sadece
yeterdi ömrümün cihanına
sırrım sevdam sürgünüm
şerbet bal cennette üzüm
aramaz bir şeyi gözüm
yadımda yâr olmayınca
çamurlu caddelerde volta
mükellef değilim tabi
çok kız kestim - ALLAH affetsin-
ah ali ah
bağıra çağıra oynamayı açıktan
sigarayı ve sevdalanmayı gizli
topu ortadan
hayatı ıskadan
körfez savaşı
yerli malı ve fındık
bahanesiz kavgalar
damda yıldız sefası
bir ihtimal daha var dostum
bir yol ayrımı daha
kader, itaat, dogma
geldik ve gideceğiz ona
haydi kusun içinizi
ne birikmişse temiz ve kirli
-geçti dostum geçti-
geldi ölüm meleği dibine dizinin
hayırlı cumalar baba
göremedin gün yüzü dünyada
sen göçünce anladım
nasıl baş çıkılır hayatla
hayırlı cumalar anne
sersem gövdemi yere -bilirim yetmez-
sen türküm, sen şiirim
sen bildiğim en hakiki anlam
dur.
dinle.
bunca iniltinin arasında mutlak bir sessizlik değil mi ihtiyacın olan?
susuzluğu kıymetli yapan çöl değil elbet.
suyun bizzat kendisi.
su idi suyu aramaya değer kılan.
Bir Didem Mamak iniltisi bırakalım buraya.
"Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım."
yazmak ve yaşamak
iki muamma.
yazan yaşar
ve yaşayan bilir elbette
her gün yürüdüğün yol seni bir menzile ulaştırmıyorsa,
yürümen hem yola, hemde kendine eziyettir.
sen genede yola değil,
yolda olmaya bak.
kendini kendine anlatmayı bırak
sen dara düştün mü hak diyorsun bak
o zaman geç kendini ve kendini anlatmayı da
sen bütün dogma ve teslimiyetle hakka bak.
o gözler bakmak için
görmek için var.
sende olanı değil,
senin bulmanı...
baktığın yetişir. gör gayrı!
ey merhamet
ey sonsuz şefkat
ne mutlu seni diri tutana!
seni görünür kılan şey ezberler ve kavramlar değil; yorgunluklarındır.
ama gel gör ki, sen hiç yorulmuyorsun...
bütün hayatının anlamını "hep bir gün olacak" diye tanımlayıp durdun.
yel değen taş, savrulan rüzgar, akaklardan uzayıp giden sular...
hepsi yerli yerinde.
sen mi?
"bir gün olacak" mırıldanmalarınla her gün biraz daha eksilip gidiyorsun.
Soru doğru soruydu ama cevabı hiç verilmedi.
Bir kez olsun başını ellerinin arasında sıkıp, kendi muhasebesini yapmamış insan!
Seni bir taştan ayıran nedir? Seni değerli kılan nedir?
Düşündün ve ezildin mi hiç bu ağırlığın altında?
elbet bir gün ve bir gün elbet.
geçeceksin mutlak hakikatin karşısına çırılçıplak.
dur! sen sanma çıplaklığı et ve vücud;
onu, tende canından geçenler ve aşkın ruhlar bilir muhakkak.
ağrıyan yanlarıma sürecek merhem yok
daha icat edilmedi susayan yerlerime şifa.
yok. dünyada arayıp ta bulduğun bir şey yok.
arama!
ve sen doğurgan kısrak
sen aman vermez yılkı
hangi koşudan azad oldunuzda,
çatladınız böyle?
venüs, nam-ı diğer afrodit ya da tanrıçalar
hiçbirini tanımam.
istemem tanımayı da.
şakaklarımdan akan teri ve birde seni bilirim
-bütün tarih boyunca-
kendini kendine anlatmayı bırak
sen dara düştün mü hak diyorsun bak
o zaman geç kendini ve kendini anlatmayı da
sen bütün dogma ve teslimiyetle hakka bak.
Harika!
öfkemdir kınımda bilenen
kavruk bir ten
bir yılkı kişnemesi
bundandır nicesi ve olandır yaşanan
taşınmaz yaraların var
yorgunsun
fakat seni taşımaktan beri durmamış ayakların
senin ayakların yorulmuş
ruhun değil
-kımılda-
içinde büyüyen ve olgunlaşan hikayeni hoyrat ellere verme
koparırlar!
sonra mı?
hem dalsız, hemde hikayesiz kalırsın vesselam.
Bir akıl hastasının yazdığı kitaptan alıntılar mı bunlar acaba?
Emeğinize sağlık çok hoş...
Bir akıl hastasının yazdığı kitaptan alıntılar mı bunlar acaba?
öylede denilebilir. bunca normalliğin ve sıradanlığın olduğu bir düzende akıllı kalmak en büyük akılsızlık olsa gerek.
bende buna itiraz ettiğimden yazıyorum sanırım.
Emeğinize sağlık çok hoş...
eyvallah.
Arkadaş şundan bahsetmiş hocam :) 
Sizin bu dizeleri kendinizin yazmış olması daha güzel. Emeğinize sağlık.
müthiş tevafuk olmuş NFK Deniz.
bende ne diyor arkadaş diyordum kendime? hımm... şimdi anlaşıldı.
farketmez; inilti iniltidir!
:)
sanki sırtımızda ceket değil dünyayı taşıyoruz.
tüm yorgunluğumuz bundan...
Herkes ılık bir bahar rüzgarı ummuştu yola niyetlenmişken.
Görüldü ki, kimisine kara kış, kimisine de boran düştü yola düşmeden.
bugün insanlığımız koca karı imanına sahip diye nitelendirdiğimiz nene ve dedelerimizin bilmeyişinden çok ama çok geride.
onların ki saf ve duru bir bilmeyişti.
ya biz?
bildiklerinin ve kendi çağının cahili ancak bu kadar olunurdu. hepimiz bildiğimizi sandığımız şeylerin cahiliyiz!
herkesin bir hikâyesi olmalı;
öyle ya da böyle, eksik ya da fazla, az ya da çok...
hikâyesi olmayan bir insan asla tam olamaz, olmaz.
dili lâl.
-fakat-
mahşere kulak seğirtiyor sanki!
bir başıma epey yolculuk yaptım
fakat kendimle hiç başbaşa kalamadım...
yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm.
kaldırımların ve saçakların hakkını verdim
-başa döndüm gene sabahlar ayazında-
bir eşik, bir ışık hüzmesi, bir sendeleme..
neye ve niçin değdi bunca gayrete?
insanı niyetinden,
at'ları şakaklarından vururlar.
olsun.
insanın ve şakaklarından vurulan at'ların yanında olmaya devam.
adına dünya diyoruz
yaşadığımız ve yorulduğumuz yere.
Wittgenstein'ın 'bir şeyin adını sorabilmek için insanın zaten bir şey bilmesi (ya da bilebilmesi) gerekir. ama neyi bilmesi?' sorusunun cevabını....
Sezai Karakoç'un 'siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem' deyişinde aramaya çalışmak neyse, öyle bir şey işte.
O şey.
+Tek başına yaşamak zor değil mi ya Ebû Zer?
-İnsanlarla yaşamak daha zor!
"Bana kalırsa yalnız hissetmemek için bir araya gelme arzusu talihsiz bir hastalık belirtisi. Her insan çocukluğundan itibaren kendi kendine vakit geçirmeyi öğrenmeli."
Andrei Tarkovsky
ana râhminde başlayan bu hengâme
nihayete erecek
toprakla kemiğin kavuştuğu anda...
hiç kimsenin ve hiçbir şeyin yerli yerinde olmadığı, zor zamanların sıradanlaştığı, gülümsemelerin dâhi kekremsi ve zoraki teşebbüslerle devam ettiği, hakikatin acı ama bir o kadar da çırılçıplak ortada duruyor oluşunun meydana getirdiği muammalar yığını...
âlemi, sûretleri, sîretleri, kelimeleri, izleri ve işaretleri zihnimin içine koyan kuvvet,
bana sükûn ve ferâhlık da verecektir elbet...
Bazı Mülahazalar ve Koşmanın Hazzı
yaşadım
yaşımdan öte bir at başı farkıyla
ne kum
ne de ovalarda sükûn buldu kırılgan toynaklarım
/
didiştim ve vuruştum hiç usanmadan
kendi dişlerimi kendime geçirircesine
-iştahla ve bile isteye-
/
başımı, her koşudan sonra geriye çevirdiğimde
ne yolun azaldığını
ne de yolun kendisini gördüm, buna eminim.
/
gördüm kendimi sancıyla
ışıyan yıldızların toprağa vuran aksinde
sayısız, sınırsız ve mekânsız nice sanrıyla...