-Sesler-
Kafamın içinde insan sesleri:
Bir varlar,
Bir yoklar.
-Sesler-
Kafamın içinde insan sesleri:
Bir varlar,
Bir yoklar.
-Sen-
Başağrım,
Fikir yaram,
Yol haritam..
Başağrım,
Fikir yaram,
Yol haritam.
...
mesafe ekınım ..zaman madenım...
devam et kardes okumadığımızı anlamayasın
sessizce biz dinliyoruz seni hoş mısralarınla :rolleyes:
Estağfirullah eko gardaşım. Okunsun ya da yorum yapılsın diye değil; başağrımızı gidermek ve muhabbeti bölüşmek için yazıyoruz.
-Sevmek-
Düşünerek sevmek,
Susarak dinlemek,
Bakmadan izleyebilmek seni..
tebrik ediyorum şiirleriniz için sizi..
hepsi güzeldi, devamını bekliyoruz,,,
Tebrik ederim kardeşim. Başağrısı büyük nimet. ALLAH eksikliğini vermesin.
...Yüreğinize sağlık...
Sağolun bbimg, süvari, Eşref ve Muhteva gardaşlarım. Adamın halından adam anlar.
Kardeş sen kendini aşmışsın. Kendi çapında şiir yazmaya devam et. Neyse ben seni baş ağrılarınla başbaşa bırakayım.
Yok aciz kul gardaşım, yok. Aşmanın değil, ızdırabın derdindeyiz. Allah dert versin...
-Sana Dair-
Her an biraz daha,
Biraz daha...
Korkmadan, usanmadan;
Umman gibi, yıldız gibi:
Akıp gidiyorum ayaklarına...
Allah razı olsun paylaşımların için kardeşim yüreğine ve eline sağlık
Düşünerek sevmek,
Susarak dinlemek,
Bakmadan izleyebilmek seni.
(Eylül 23)
Eylüle verebiliceğim güzel bir cevap olabilirdi bu..
Ama bu üçünü yapamadım hayatım boyunca, yapmayı istediğim, denediğim lakin beceremediğim.. Becerebilseydim ne ala.. "Yapamadıysan gerçekten istemiyordun" denilebilir. Fakat istem dışı daha kuvvetli bir istek peyda ediyorsa orda durulur. "bu yüzden başaramadım" ın cevabı da budur. ikisi de yiğitçe karşında durmuş tez tercih edilmelerini bekliyor, düşünmene bile fırsat tanımadan birini seçiyorsun. Düşün..Gözün kapalı.. Sonra onları ellerimde kavuşturuyor ve onlara iki çelişkiyi içinde barındıran sevinçle bir o kadar da hüzünle bakıyorum..
Ve..
Konuşarak dinlemek
Çığlık çığlığa dinlemek
Gözünü kırpmadan izleyebilmek seni...
diyorum..
Halbuki ben düşünmeye acıkan, sükut etmeye susayan, bakmadan izleyebilmeyi de umut eden biriyim. Biri..
Sustuğum günün, öldüğüm gün olmasını istemiyorum.. umut ediyorum..
Paylaşımınız için teşekkürler.
dua ile...
:)
Eylüle verebiliceğim güzel bir cevap olabilirdi bu..
Ama bu üçünü yapamadım hayatım boyunca, yapmayı istediğim, denediğim lakin beceremediğim.. Becerebilseydim ne ala.. "Yapamadıysan gerçekten istemiyordun" denilebilir. Fakat istem dışı daha kuvvetli bir istek peyda ediyorsa orda durulur. "bu yüzden başaramadım" ın cevabı da budur. ikisi de yiğitçe karşında durmuş tez tercih edilmelerini bekliyor, düşünmene bile fırsat tanımadan birini seçiyorsun. Düşün..Gözün kapalı.. Sonra onları ellerimde kavuşturuyor ve onlara iki çelişkiyi içinde barındıran sevinçle bir o kadar da hüzünle bakıyorum..
Ve..
Konuşarak dinlemek
Çığlık çığlığa dinlemek
Gözünü kırpmadan izleyebilmek seni...
diyorum..
Halbuki ben düşünmeye acıkan, sükut etmeye susayan, bakmadan izleyebilmeyi de umut eden biriyim. Biri..
Sustuğum günün, öldüğüm gün olmasını istemiyorum.. umut ediyorum..
İnsanoğlunun değişik med cezirleri vardır. Bunlar bazen uçlarda dolaşmayı sevmekten, bazende kendi iç hesaplaşmasını yapmasından dolayı ortaya çıkar. İstemek; istemenin bir sınırı var mıdır bilmiyorum ama yinede isteyebildiği kadar istemeli insan (neyi istediğini bilerek). Bazı sınırları zorlamak gerek derim.
Mesala kendime sorarım hep: Neden ve Neyi yazmak istiyorsun diye? Önceleri farkına varamadım bunun. Sonra baktım ki 'başımı ağrıtmak' için yazıyorum. Yani gel-gitleri, uçlarda dolaşmayı, deliliği ve dahi dengesizliği; ayrıca suskunluğu, susmanın keyfini yaşamalı ve bünyesinde barındırabilmeli insan...
Yorumunuz içinde ayrıca teşekkür ederim, eyvallah.
Haşiye: Allah (c.c) senden de razı olsun, teşekkür ederim eda kardeşim/ablam.
Bu gel gitler,uçlar beni bir kaç senedir yordu..
Sınırları fazla zorlamam biraz yıprattı..
Bu yüzden:
Düşünerek sevmek,
Susarak dinlemek,
Bakmadan izleyebilmek seni..
Şayet sınırları bir kere daha zorlayacaksam , bu yazdığınız 3 şey için deneyeceğim.
Biraz daha sakin, biraz daha rahat, biraz daha sancısız olmak istiyorum.. "başağrıları" benden biraz uzaklaşmalı.. En azından bir süre.. bir iki dakikalığına..
dua ile-> muhtacım
iyi akşmlar.
İnsan ve alem zıddıyla beraberdir aslında. Bu sebebledir ki- değişik ruh halleri mevcuttur bünyede. Ben başımın ağrımasını, uçlarda dolaşmayı, bazen çıldırtıcı derecede sessizliği, bazende haykırabildiğim kadarıyla haykırmayı seviyorum.
Hani sehpaya yürürken cellada tebessüm etmeyide :), hürriyete koşarken "yokluğa" esaretide, yokluk var iken varlığıda yaşamalı insan. Yaşamak, yaşamak üstü yaşamaktır demek lazım...
Bilirim.. Severken nefret etmeyi.. Bırakmak isterken biraz daha yaklaşmayı.. Ağlamak isterken kahkahaya boğulmayı.. :)
Ama dengeyi özledim dengeyi... ve istiyorum ki çizgilerim olsun, sizinki gibi..ve işin içinden çıkabilmeliyim bazen, başkasının yardımı olmadan.. Çelişkileri yaşarken ben, hep başkasına muhtacım.. Kendimle bu çelişkilerle başbaşa, gökyüzünde uçarken, sinir ilaçları almaya devam edeceğim :)
Ardımdan ilmek ilmek örülen ağlar
Elbet bir gün yolumu yoluna bağlar...
...
REYHAN
Benzedi değil mi? :) Merak etmeyin canım burası için de devir teslim istemiyorum :)
Latife bir yana yüreğinize sağlık buyukdogu kardeşim,kaleminiz daim olsun inşallah :)
büyük dogu böyle marifetlerinin oldugunu bilmiyordm ögrenmek bu geceye kısmetmiş.
alıntı yapıp öyle yorum yazmak isterdm ama hepsi birbirinden kıymetli mısralar
ayrıt edemedim...
yüregine saglkk dewamını bekleriz.
Ardımdan ilmek ilmek örülen ağlarElbet bir gün yolumu yoluna bağlar...
...
REYHAN
Benzedi değil mi?
Merak etmeyin canım burası için de devir teslim istemiyorum
Latife bir yana yüreğinize sağlık buyukdogu kardeşim,kaleminiz daim olsun inşallah
Güzel ve anlamlı sözler, eyvallah pür neşe kardeşim. Canın sağolsun, devir teslim dediğin nedir ki; biz muhabbete dair ne varsa bölüşürüz :)
büyük dogu böyle marifetlerinin oldugunu bilmiyordm ögrenmek bu geceye kısmetmiş.alıntı yapıp öyle yorum yazmak isterdm ama hepsi birbirinden kıymetli mısralar
ayrıt edemedim...
yüregine saglkk dewamını bekleriz.
Yok ranüna sadece üç beş söz diyelim, marifet falan değil yoksa
Öylesine karalıyoruz işte..
-Senfoni-
Karanlığın resmini çiziyor yalnızlığım,
Ötelerde bir ses, bir senfoni var sanki;
Varamadığım yanına,
Duyamadığım.
ALLAH yüreğini esirgesin Ali kardeş..sonra gören gözlerini ruhunu yormadan daim eylesin..dile geldıklerın,gönülde kaybolmuyor..ne güzel..
Eyvallah kopzan. Sizin muhabbetinizdir, iyi temennilerinizdir güzel olan.
çok güzel kardeşim yüreğine sağlık yazmak güzeldir devam et selametle
Kişiliklerin ve kişilerin ruh fakirliği çektiği şu zamanda, ruh asillerini bulup onlara sımsıkı sarılmak gerekiyormuş. Toslamak, çarpmak, feryat figan ederken onu bulmak gibi bir şey bu. Manzaraya/resme hayran kalıp ta, onun arkasındaki güzelliği ve saflığı ortaya koyanı görememek ne kadar da tehlikelidir bizler için (!)
Bize emanet edilen zaman ve mekanı, sözde sözlerle kum saati gibi eritmek midir insani duruş? Ne oldu yüzyıllar öncesinin Mevlana'sına, ne oldu Mevlana'nın aleme mıh gibi çaktığı kelama: Hani ya olduğumuz gibi, ya da göründüğümüz gibi olalım diyorduk her defasında. Olamadığımız ve görünemediğimiz manayı neden yitirdik acaba?
''Sırların sırrına ermek için sen de bir anahtar vardır'' diye ötelere seslenen şairin sesini, duymazdan mı geliyoruz yoksa? Korkudan açamıyoruz kapıları, ve korkudan saklıyoruz içimizdeki çıkmazları.
Belki de hayata haykırmak gerek: Sen hayat nasıl yaşanır, daha görmemişsin diye (!)
YAZI İÇİN ÇOK SAĞOL KARDEŞ.İÇİNDE Bİ PARÇA KENDİMİ BULDUM.ŞU AHİR ZAMANDA YAPILANLAR SANKİ İNSANLARIN KURSAKLARINDA KALIYOR GİBİ.Bİ TÜRLÜ KALBA İNEMİYOR SANKİ.NEDENİ?????
KENDİ NAMIMCA ÖZ ELEŞTİRİ YAPTIĞIMDA ÇEVRESEL GÖRSEL ETKENLER OLDUKÇA FAZLA.VE İMAN ATEŞİ BİTÜRLÜ KOR ALEV HALİNİ ALAMIYOR.GENÇLER Kİ,YAPTIKLARI İBADET Bİ GONCA MİSALİ GÜZELLİKTE OLACAK AMA YOK YANİ.
GERÇEKTEN ÇIKIP HAYKIRMAK GEREK YETER ARTIK.BU GİDİŞE Bİ SON VERİLMELİ.
YAPAN TÜM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİDE CANI GÖNÜLDEN KUTLUYORUM VE DİĞER KARDEŞLERİNE DE DUA ETMELERİNİ İSTİYORUM...
Kişiliklerin ve kişilerin ruh fakirliği çektiği şu zamanda, ruh asillerini bulup onlara sımsıkı sarılmak gerekiyormuş. Toslamak, çarpmak, feryat figan ederken onu bulmak gibi bir şey bu. Manzaraya/resme hayran kalıp ta, onun arkasındaki güzelliği ve saflığı ortaya koyanı görememek ne kadar da tehlikelidir bizler için (!)
Bize emanet edilen zaman ve mekanı, sözde sözlerle kum saati gibi eritmek midir insani duruş? Ne oldu yüzyıllar öncesinin Mevlana'sına, ne oldu Mevlana'nın aleme mıh gibi çaktığı kelama: Hani ya olduğumuz gibi, ya da göründüğümüz gibi olalım diyorduk her defasında. Olamadığımız ve görünemediğimiz manayı neden yitirdik acaba?
''Sırların sırrına ermek için sen de bir anahtar vardır'' diye ötelere seslenen şairin sesini, duymazdan mı geliyoruz yoksa? Korkudan açamıyoruz kapıları, ve korkudan saklıyoruz içimizdeki çıkmazları.
Belki de hayata haykırmak gerek: Sen hayat nasıl yaşanır, daha görmemişsin diye(!)
...
Bugün gördüm yazdıklarınızı , bakıp görememe durumu bende de zuhur etmiş demek ki...Gerçekten çok güzel,manidar sözler karalamışsınız sizin deyiminizle...Karamalarınız böyleyse yazdıklarınız nasıl kim bilir?
.
Teşekkür ederim sezenifu, baki ve adles eyvallah. Cidden karalama, yalansa yüzüm kara olsun :)
-Belki, Bilmek ve Bulmak-
Biliyorum... Sen, her hangi bir mekanın, her hangi bir zamanındasın şu anda. Sen duyamadığım halde, çağların evvelinden bir ses gibisin bana; bazen bir çığlık, bazen bir susuş...
Sen görmediğim halde, güneşin yüzüme vurması gibisin. Bütün zaman dilimlerinde yüz yüze geldiğim, varolduğunu hissederek, işte bu yüzden varsın ve ordasın dediğimsin.
Sen varsan, ben de varım ve sen benim varlığımsın.
-Dağ Güzeli-
Bilirim,
Bütün yollar sana çıkar dağlar ardından.
Uzun uzun kıvrılır gölgeler,
Morlar yürür üstümüze.
-Yokluğuna Dair-
Yokluğun, bütün heybetiyle duruyor yanı başımda.
Yokluğun; zamansız, acı, kanatan...
Bir gidişin son demi bu, biliyorum.
Varlığın, yokluğunun evvelinde
Bekliyorum.
-Sır Sancısı-
Mesafeler midir bizleri yalnızlaştıran? Yoksa yazgımızla, yalnızlığımızı tutmak mıdır avuçlarımızda? Biliyorum aslında, belkide bilmek istiyorum öteleri ve gerileri: Biz değiliz bu; bir gölge ve onunda gölgesi.
Bütün oluşların sırrına başeğiş, bütün başeğişlerin sorgusuzluğu/sualsizliği, bütün sebeblerin hakikatıdır hayat (!)
Söylemişimdir; mürekkepsiz / ucu olmayan kalemimden çıkan başlangıcı ve nihayeti belli olmayan yazılarımı bir daha okumam. Çünkü bazı anılar, yaşatmıştır kendisini, sizi dönem dönem rüzgar gibi savuruvermiş, derin izler bırakmıştır içinizde. İşte bu tip (!) anılar daha sonra kendisini hatırlatmak istemez. "Yaşandı bitti." deyip, bir lahza bırakır gider ve sizi hayatla baş başa bırakır.
Benim anılarım, benden nefret eder. Bu yüzden ben de onlarla her defasında yüzleşmektense, yollarına hiç uğramamayı tercih ediyorum... Dolayısıyla okumuyorum onları. Ama bugün bir ilk oldu ve okumaya karar verdim. Ve okudum. Yanlış anlamayın hepsini değil. :D Kalbim dayanır mıydı, kim bilir?...
Okurken, takıldığım zamanlar oldu elbet. Fakat asıl takıldığım yer ve şu yazıyı bana yazdıran şey, sizin "Karalama" diye nitelendirdiğiniz, adeta insanı okyanusların en derin fakat en ılık kısmına sokup çıkartan yazılarınız oldu. Yazılarınızdan biri daha doğrusu.
Yazdırmış kendisini:
^+%&/(
Yarın büyük gün.. Yanıma gelecek ve zamanını bilmediğim bir anda yine yanımdan ayrılacaksın, biliyorum. Razıyım. Kitabın son sayfasındayım. Son bir sayfayı seninle birlikte okuyacağız..
Bekliyorum...
Bekleyiş. Ayrılık. Yokluk. İşte bu üçü. Boğazımda düğümleniyorlar sanki. Bunalttı, sıktı, kimi zaman yakıp küllerini bıraktı. Evet sonra alıştırdı; ben hala bekliyorum.
Yokluğun, bütün heybetiyle duruyor yanı başımda
Yokluğun; zamansız, acı, kanatan...
Bir gidişin son demi bu, biliyorum
Varlığın, yokluğunun evvelinde
Bekliyorum.
Siz de hala bekliyor musunuz?
En azından biliyorsunuz gidişi olan son demi. Ben onu da bilmiyorum. Daha kaç kere gidip gelecek, elimden kaç kere düşürüp, parçalarını yapıştırmaya çalışacağım? Peki ya gidişler, geri döndüklerinde aynı olabilirler mi? Aynı kalabilirler mi? Aynı bakabilirler mi?
Gidenler, "dön" denmelerini beklerler mi? Onlar da beklerler mi bizim gibi? Onların bekleyişleri nasıl olur büyükdoğu? Bizimki gibi bunaltır mı, yoksa daha mı rahattırlar, bilemiyorum.
Ve neden giden biz gidenlerden olamıyoruz. Bekleyenden ziyade beklenilen olamıyoruz.
/ Kafa olmuş bi dünya be abi. Bakınız aynen şöyle ---> :) yoo yoo kafam samanyolu galaxisi gibi mi oldu ne? İşte şu Zuhal yıldızı :D
Yazdıklarıma 'karalama' diyorum hep ve bundan sonrada karalama diyeceğim sanırım Ü.Y kardeşim. Kim bilir, belkide olması gereken budur? Başım ağrır, gözlerim bir noktaya dikilir ve susasım gelir çoğu zaman !? Fakat, buda iyi gelmiyor normal insan bünyesine.
Beklemek zor olduğu kadar, ümitte verir insana. En azından bir kaç ihtimal. Ben varlığını ve yokluğunu bilmediğim/tariflendiremediğim/isimlendiremediğim birini bekliyorum sanki ?
Ne bileyim? Beklediğimi sanıyorum ve yanılıyorumdur belki de. Herşey yazgı, herşey kurguludur hayatta. Ne olursa olsun, neye benzerse benzersin; beklemek başka bir şey, bir şeyden de öte bir şey.
Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. (Biz de buna inanmıyor muyuz?)
Ne kaçmak istiyorum,ne de kalmak..Sadece hüznümün doğurduğu kavgamda ve kavgamın doğurduğu hüznümde boğulmak..
:pc:
Koptu, kopacak şafak (!)
Bir diriliş, doğum muştusu bu;
Her taraf reyhan, halka halka nur:
Hoşgeldin, hoşgeldin, hoşgeldin...
Susarken işitilmek,yokken hissedilmek..
Yüreğinize,kaleminize sağlık :pc:
Eyvallah hissedilen ve değerli calamaro kardeşim :)
maşallah
Yara da merhem de gizli satırlarınızda.
Doğrudur nurulhak, sanırım öyle gibiler; yazdıklarımın öncesinde bir hazırlık yapmadığım için 'sanırım' diyorum.
Hani bir söz vardır: ''Dert varsa, derman da vardır'' diye. Buna benzer bir durum aslında.
Özledi oğul babayı,
Farkında olmadı insanlar.
Uzaktan baka kaldı oğul,
Toprağa ve yağmura.
Görmek gözün, hissetmek kalbin, anlamak aklın olduğu gibi, yazmakda fâniliğin eylemi işte.
Vesselam.
Görmek, hissetmek ve anlamak düşsün hissemize diyelim. Zaten pek çok kimse de bunları istemez mi Mavera? Eylem ve fanilik deyince, merhum Mehmet Akif İnan'ın bir şiirindeki sözlerini hatırladım:
"Her eylem yeniden diriltir beni. Nehirler düşlerim göl kenarında''
Hep diri oluruz inşallah. Muhabbetle mavera.
-Yaşadık İşte-
Hayat işte... Bazen bir bahar sancısı, bazen de bir sonbahar yazgısı. Sonsuzluğa eş bir süreç; su gibi akar gider yataklardan, kum gibi dökülür avuçlardan. Bilinmez, bilinmeyi de istemez.
Onu, yaşayana verir ve çekilir bir kenara.
Hayat işte... Ne de olsa, yaşamaya ve yaşanmaya değer kılıyor kendini.
-Bir Haziran Gününe-
Nereden bilirdim ki?
Seni, sensiz günlerin beni kuşattığı günlerde yazacağımı.
Nereden bilirdim ki? Uzak bir diyarda, soğuk ve acı bir rüzgarın çalacağını kapımı.
Nereden bilirdim ki? Allah'a ve sana bu kadar inandığımı.
Göçtün...
Akşam kızıllığını gör(e)meden.
Mahçup, eksik ve geç bir özlem biriktirerek ruhumda.
-Varlık/Yokluk-
Hem çok uzaksın,
Hem de çok yakın bana.
Şahdamarım gibisin sen,
Bazen senden bile uzakta.
Çelişkimsin;
Olmak ve olmamak gibi yani.
Yokluğun işkence oluyor,
Varlığın hiçlik bana.
Hem çok uzaksın,Hem de çok yakın bana.
Şahdamarım gibisin sen,
Bazen senden bile uzakta.
Çelişkimsin;
Olmak ve olmamak gibi yani.
Yokluğun işkence oluyor,
Varlığın hiçlik bana.
...
Bu mısralar bana, Osman Serdengeçti'nin:
"Senin için 'geliyor' dediler; aklım gitti.
Gelirsin, aklım gider; gidersin, aklım gider..
Acık söyle sen akıl düşmanı mısın?... "
mısralarını hatırlattı ...
İfadeleriniz çok güzel gerçekten, yüreğinize sağlık ...
-Yeni Dünya-
Sustu,
Kustu,
Nefretini insanlık.
Kırdı,
Geçti,
İnsanı insanlık.
Parnatez içi anlamlarıyla daha da değer bulan bir ses,,kağıdın kaleme teslimiyetinin güzelliği yanında,ince ince nağmelerle gönülden gelen bir inleyiş..Ney'in hep aynı Sırra kanat çırpması kadar sır bir ruh..Allah güzel,muhabbeti kadim olan kelamınızın devamını nasip eylesin..
Sağolun, eyvallah rabia BDG ve kopzan.
-Boşluk-
Anafor içindeyim nicedir, deli başımla öyle duruyorum orta yerinde. Alıp çekecek beni diplere, sürükleyip atacak. Gözlerimi kapayarak maviliklere, sadece susmak istiyorum.
Ne düşünce, ne tasa, ne de sızı... Öyle rahatım işte. Belkide.
dinmesin baş ağrılarımız...
kısa,öz ve net...
devam...
İnşallah Gökhan gardaşım, inşallah. Eyvallah..
-Yüz Yüze-
Belki kalabalıklarda yüz yüze geldik, ya da yüz yüze geldiğimiz halde birbirimizi bilemedik seninle. Sen, seni düşünen benim varlığımdan habersiz kendinle, kaderinle ve köşendesin. Biliyorum, seni düşünen beni bilmediğin halde, benim seni düşündüğümün aynadaki yansıması gibi sende düşünüyorsun.
Şimdilik ismin, cismin ve şehrin yabancı bana..
-Hüzünlü Gitmek-
Bir defa ardına bakarsa, gidemez insan. Eksik kalır bir yanı; bütün yanlarının eksikliğine ve çok şeyin azalışına rağmen. Parçası düşer, bakışı düşer, düşüncesi ve yüreği düşer orta yere. Öylece kala kalır insan, arkada bıraktığının yüzüne bak/a/madan giderken.
Bakmayı, bütün hücreleriyle istemesine rağmen bak/a/maz o yüze. Çünkü o yüz, koparmıştır kendisini kalması gerektiği yerden. Bakar belki, bakmış gibi yapar ve tarifsiz bir hüzün kaplar o gidişi. Hüznü, yanına alır ve yola düşer insan.
-Temas-
Sesin, sesime değdi:
Titredi düşüncem.
Ey sen, ey ordaki !
-Bir Gün/Her Gün-
Sen, beklesen beni buğulu bir cam kenarında.
Çıkıp gelsem ben,
Elimde sıcak ekmeklerle.
Sonrası var bu işin;
Daha güzel tarafı yani.
Okusan sen bana Kur'andan, kitaptan.
Dinlesem ben seni, nefessiz ve iştahla:
Koyarak başımı dizlerinin üstüne.
-Bir Gün/Her Gün-
Sen, beklesen beni buğulu bir cam kenarında.
Çıkıp gelsem ben,
Elimde sıcak ekmeklerle.
Sonrası var bu işin;
Daha güzel tarafı yani.
Okusan sen bana Kur'andan, kitaptan.
Dinlesem ben seni, nefessiz ve iştahla:
Koyarak başımı dizlerinin üstüne.
(Ocak 2, 2009)
...
300-400 sayfalık güzel ve duygulu bir romanı bitirdikten sonra duyduğu o tarifsiz hüznü bazen,kısacık cümlelerde bulabiliyor insan.Bu pek ender olur muhakkak.Kısacık cümlelerle bir roman yazmışsınız.Ne huzurlu bir ev!..İnsan böyle bir evden dışarı ancak namaz vakitlerinde çıkar.
Sıcacık ekmekler...
Cam kenarı...
Kur'an okuyan sevgilinin dizine başını koymak...
Sonsuzluk...
300-400 sayfalık güzel ve duygulu bir romanı bitirdikten sonra duyduğu o tarifsiz hüznü bazen,kısacık cümlelerde bulabiliyor insan.Bu pek ender olur muhakkak.Kısacık cümlelerle bir roman yazmışsınız.Ne huzurlu bir ev!..İnsan böyle bir evden dışarı ancak namaz vakitlerinde çıkar.
Sıcacık ekmekler...
Cam kenarı...
Kur'an okuyan sevgilinin dizine başını koymak...
Sonsuzluk...
Bilmem, sadece bir temenni ve birazda ötesi... Eyvallah, katkın/yorumun için görünmez.
-Bedel ve İnsan-
Herkes bir bedel öder; gurbette sılanın bedelini ödeyenler olduğu gibi, sılada gurbeti yaşayanlarda öder bunun bedelini. Kimisi bir ülkeye olan kara sevdasının, kimiside bu kara sevdanın çilesinin bedelini öder uzaklarda veya yakınlarda.
Bedel ödemek belki incitir ve yorar insanı. Fakat adanmışlık davasındaysa bir adam, hoş geldi/safa geldi ödeyeceğimiz bedel/ler der korkmadan. Yığınlara, mantık oyunlarına ve felsefe ucuzluklarına aldırmaz, yürür gider o insan.
İnanmışlarla, dirilmişlerle, ruh yolcularıyla...
-Gurbet-
Gurbet düşüyor hissemize; uzak ve yalnız bir gurbet. Şehrin, evlerin, sokakların ve insanların yabancılığı geliyor dört nala üstümüze. Sanki mağlup oluyoruz, sanki hezimet yaşıyoruz, geri çekiliyoruz.
Tuhaflığı işin; bunlardan da öte bir gurbet yaşıyoruz içimizde. Gurbet...
-Gelişine ve Gidişine Dair Bir Deneme-
Düşünmek...
Sabahın ayazında bir güvercin izinde aramak ve ayak seslerine kulak seğirtmek tan yeri geceye veda ederken. Gök mavinin altında olduğunun hakikatine sarılmak ve yetinmek varlığınla. Aynı zamanlarda bulunduğumuzun işareti olan yollarda yürümek seninle ve yalnız olmak, ne tuhaf !..
Akşam kızıllığındaki gidişini şölene çevirmek ve seni baş davetli yapmak fikrimin en bilinmez köşesine, defalarca gelmediğini görerek...
Günah sınırlarında dolaşmak, belki ihlal etmek bütün yasaları ve yaşamları senin bir gelişine ve gelişinle getirdiğin bahar serpintilerine. Bilmek, bulmak, kaybetmek ve yeni baştan, çocukça bir heyecanla aramak seni...
Korku ve ümidin günaha dönüştüğü tılsımlı bir gün ortasından seslenmek sana:
Sendin bana gelen, benden habersiz, ani ve yağmurla ve öteden...
Hadi bu olmadı diyelim, bahtımıza ne çıktıysa gibisinden. Peki ya ümit te biterse?
-Sus Kentim-
Suskunluğumun başkenti; tutsak ve yalnız şehrim benim.
Bak ve gör işte: Yağmurlar değiyor bedenime.
Dolaşır oldum artık kıyılarında, günahın.
Ne olur bir defa, sesin karışsa sesime.
Güzel bir dörtlük, hisli yazılmış cümleler. Kalemine sağlık. :)
Teşekkür ederim pembegül, sağolasın :)
-Söz Düşümü-
Elle yazılası bir mektubun vaktini bekliyorum,
Kalemin intiharı ardından gelecek.
Bütün söylenesi sözler, isyan edecek;
Günaha, sevaba ve Â'raf'a dair ne varsa.
Sehpada boynu bükük duruyor gençliğim;
Cellada kahkaha atarcasına,
Sehpayı kırarcasına,
Gülleri kanatırcasına.
...
bence sitedeki en güzel yazılar büyükdoğu abimize ait tek bir gülü görmesi bile ona bağ bahçe yazdırmaya yeter devamını bekliyoruz...
ne demek abi gerçekler :) kaldı ki sitedeki çoğu kişinini öyle düşündüğüne eminim.. siteye girince ilk sizin imzanıza bakarım tevafuken bu şiirlerinizi görmemde iyi oldu ... imzanızda da daha güzellerini görmek ümidiyle..
Tamam, öyle olsun ufak ablam :blushanim: Muhabbetle...
-Sevmek-
Düşünerek sevmek,
Susarak dinlemek,
Bakmadan izleyebilmek seni.
...
(Eylül 23, 2007)
maşallah..
-Senfoni-
Karanlığın resmini çiziyor yalnızlığım,
Ötelerde bir ses, bir senfoni var sanki;
Varamadığım yanına,
Duyamadığım.
...
teyn
zaaa iki kere güzel ![]()
-Suç Güzelliği-
Gel işte;
Eylemine ortak ol yüreğimin.
Suçlu olmak, ne güzel.
Seninle !..
-Acayip-
Başka bir hâl var bende;
Durgunum.
Sanki biraz da tersine akıyor suyum.
Sustum...
Sanki hiç konuşmuyormuş gibi.
Sustum...
Kaçtım...
Belki hiç gitmemiş gibi.
Kaçtım...
Savaştım...
Bin defa galip gelsem de;
Yine mağlup olmuş gibi.
Savaştım...
Bin defa galip gelsem de;
Yine mağlup olmuş gibi.
...
bin defa galip gelsemde ;
yine mağlup olmuş gibi...
İnan anlamadım ufak ablam :hayir: Sözlerde bir eksiklik ya da anlam düşüklüğü mü var? Alıntı yapmışsın ama, yorum yapmamışsın.
:D yani buyukdoğu abi :D neden hemen olmsuz yönde düşünürsünüz ki hani olumsuz yorum yapmam mümkün mü :D ben yorum yapmaya bile gerek görmedim lafa hacet yok en güzeliyle mukabele etmek gerektiği için eeeee kendi sözlerimde noksan kalacağı için mecbur şiiri geri iade etmek zorunda kaldımmm:D vesselam...
Olur mu? Aklımdan bile geçmedi olumsuz düşünmek :lac: Sadece bir eklemen, eleştirin, düşüncen var mı onu merak ettim. Ben de memnun olurum bundan. Eksiğim nedir, nerede yanlış yapıyorum, abartım var mı, cümle anlamsız mı vs. diye bakarım nedir, ne değildir?
-İyi İhtimal-
Demlenmiş duruyorum.
Vakit ikindi serinliği.
Yoksun !
Zaten varda değildin ya,
Laf olsun.
Olmasan da,
Bak, bu son olsun.
-Niyet-
Her sabah uyanınca,
Seni arıyor gözüm.
Deli mi ne?
-Niyet-Her sabah uyanınca,
Seni arıyor gözüm.
Deli mi ne?
...
Kelimelerin insanı bir şeyler yazmaya itiyor.
Ama yine de bir şeyler yazmama engel gibi.
Yazarken bir şeyler seni korkutmuyor mu abi?
,,
Korkutmaz mı? Az-çok biliyorsun med-cezir durumlarını.. E sen bakma bunlara, yazmaya ve yapmaya devam et.
Ha unutmadan: Uzun zaman oldu kardeşim :hosgeldin:
Bende öyle bir nefret var ki bunu yazdığım an nefretimin zehri akıp da başkalarını zehirleyecek diye çok korkuyorum... ee şikayet almıyor da değilim. / Adamı yazmaktan soğutuyorlar abi :D /
Şaka bir yana bir çizgi sahibi olabilseydim senin gibi, ve onu aşmamayı bilseydim, belki de sorun olmayacak. Ama bunu yapmak çok zor. Benim gel-gitlerim bir gidiyor, gelişi gümbür gümbür :D
Korkuyorum anlayacağın...
Bu arada, hoşbulduk teşekkür ederim:)
dua ile.
Sende ki nefretin bende ki karşılığı öfke galiba. Sadece yazmak istiyorum; birşeyler yaz diyor, hadi yaz ve yaz... Bunu derken de birşeylere ya da birilerine öfke duyduğumu hissediyorum.
Keşke olabilsem, keşke olsam bir çizgiye sahip. Zor oluyor bazı şeyler Ü.Y kardeşim, güç oluyor. Fakat senin yazdığını da görmek isterim. Bu konuda ısrarcıyım, bilesin. Muhabbetle, dua edesin kardeşim.
-İyi İhtimal-Demlenmiş duruyorum.
Vakit ikindi serinliği.
Yoksun !
Zaten varda değildin ya,
Laf olsun.
Olmasan da,
Bak, bu son olsun.
...
Allah herkese ayrı güzellikler bahşetmiş ya, kelimerle hatta harflerle ayrı ayrı raks edişiniz, onlara farklı elbiseler biçip giydirmeniz, okuyucuyu keşfedilmemiş alemlere sürüklemeniz... Maşallah kardeş muvaffakiyetle
Sağol Tuğra kardeşim. Bir hoşluk bırakabildiysek ne mutlu bizlere.
-İyi İhtimal-Demlenmiş duruyorum.
Vakit ikindi serinliği.
Yoksun !
Zaten varda değildin ya,
Laf olsun.
Olmasan da,
Bak, bu son olsun.
...
Hep mi olmayana sevdalıdır insan...Hep mi beklenen e meftûn...
...Boşuna mı söylemiş 4.Murad : « Bağdat'ı almaya çalışmak Bağdat'ın kendinden daha mı güzeldi ne???»...
Hep mi olmayana sevdalıdır insan...Hep mi beklenen e meftûn......Boşuna mı söylemiş 4.Murad : « Bağdat'ı almaya çalışmak Bağdat'ın kendinden daha mı güzeldi ne???»...
Kim bilir, belkide nameless? Neyi ve neden istediğin/beklediğin durumu var biraz ve birazda o yoldaki uğraş. Devam...
-Can Suyu-
Düğümlenen boğazımdan,
Bir damla sen...
Su olup geçer misin?
Lütfen !..
-Kapı-
Açılsada bir kapı,
Girsem..
Ne yandığım,
Ne de sandığım.
Duymadan pişmanlık,
Etmeden bir söz,
Susupta gitsem.
-Senfoni-
Karanlığın resmini çiziyor yalnızlığım,
Ötelerde bir ses, bir senfoni var sanki;
Varamadığım yanına,
Duyamadığım.
...
---------
Duyamadığımız, farkına varamadığımız fakat varolduğuna inandığımız sezdiğimiz bir senfoni
var ötelerde. Bu senfoni bazen kuşatıyor benliğimizi ama top yekün kendimizi ona adayamıyoruz, zaafımız bu olsa gerek.
Maşallah çok sarih ve akıcı bir uslübunuz var.
Allah (c.c) kaleminizin keskinliğini artırsın inşallah...
-Senfoni-Karanlığın resmini çiziyor yalnızlığım,
Ötelerde bir ses, bir senfoni var sanki;
Varamadığım yanına,
Duyamadığım.
Duyamadığımız, farkına varamadığımız fakat varolduğuna inandığımız sezdiğimiz bir senfoni
var ötelerde. Bu senfoni bazen kuşatıyor benliğimizi ama top yekün kendimizi ona adayamıyoruz, zaafımız bu olsa gerek.
Maşallah çok sarih ve akıcı bir uslübunuz var.
Allah (c.c) kaleminizin keskinliğini artırsın inşallah...
Evet, böyle birşey var galiba. Sağol kalemdâr gardaşım, eyvallah..
-Ölüm Üstüne, Birşey-
Ölüme inanmak, ölüme inanır gibi yaşamakla mümkündür, değil mi? Konuşurken, düşünürken, yürürken veya severken veya nefret ederken sonunda ölüm olduğunu bilmek lazım. Madem ölüm var; değer mi, değmez mi? Susmak mı, konuşmak mı? Sevgi mi, nefret mi? Riyakârlık mı, doğruluk mu? Aslında ölümü düşünmekte yetmiyor, insan tek başına kaldığında ''kendiyle'' kalıyor bir bakıma.
Günahlar, tek başına kalındığında daha da belirginleşirmiş..
-Dur/Sus Dünya-
Geliyor üstüme üstüme dünya,
Bir dursa ah,
Soluk alsa.
Ben yapacağımı bilirim !..
Uslubunuz olağandışı.. ve ibareleriniz insana yeni şeyler katıyor, yeni yıla girmiş gibi.. devamını bekleriz.
Uslubunuz olağandışı.. ve ibareleriniz insana yeni şeyler katıyor, yeni yıla girmiş gibi.. devamını bekleriz.
Eyvallah sark. Birşeyler demeye çalışıyorum işte. Ötesi yok gibi. Hırçınlığımı alıyor sanki yazmak :)
-Ağır Günah-
Varken bunca günah,
Çekilmiyor bir kalbin ağırlığı.
'Varken bunca günah,Çekilmiyor bir kalbin ağırlığı'
yüreğinize sağlık ;)
Hepimize sağlık sempaty :)
-İstek-
Ey sılayı içimde büyüten gurbet
Yetmez mi,
Azat et gayri...
-Ağır Günah-
Varken bunca günah,
Çekilmiyor bir kalbin ağırlığı.
...
Çok doğru!
Ben bu ifadeyi yuvarlıyor ve soruyorum kendime; kalp mi taşıyorum, günah mı. Düşünüyorum da,
ikincisi !
Yazık bana.
Ama diyemezsiniz ki: "abi bana şuradan iki kilo huzur, içinde de sevgi tanecikleri olsun." Ya da: "amca! ver şuradan bi' yürek, saf ve temiz olsun. Geçenkiler pek bi' merhametsiz çıktı, amman dikkat et bu sefer!"
Yanlış mıyım?
Bir şeyler benim / senin elinde mi Ali abi ? Bir kalbe sahip çıkmak çok zor. Hele hele başkalarının kalbini taşıma sorumluluğu? Onu hiiç düşünmek dahi istemiyorum.
Yazıların acıdan tevellüd eden bir keyif bırakıyor bende. takibe devam...
Dualarla
Kalp taşımak neysede, başka hayatların kalbini taşımak ağırdır, kalbi olana... Evet kardeşim, zor, ağır ve yazgı olan budur. Hani bir deyiş vardı: ''Benimle seni öyle birleştir ki, ben sen miyim, sen ben misin bilmeyeyim !?''
Çokluktan tekliğe, varlıktan yokluğa, sözden suskunluğuna dair birşey bu. Fakat bunada alışıyor insan, alışmak durumunda kalıyor. Zaman bunu öğretiyor ve böyle olması gerektiğini işaret ediyor.
İnsan, kendiyle yaşıyor; kendisi yani sevapları, günahları, sevdayı, ayrılığı, sabrı veya isyanı...
Dua et kardeşim Ü.Y, dua et.
Ah
Halepçe !..
Neler ettik sana.
Sen varya sen
Biraz barut, biraz elma.
Bütün bunların ötesinde, zaman ve mekanın varlığıyla, bir gurbet yaşıyorum... İçlerde, fazla derin ya da belirgin bir somutluk değil, ama soyut olduğu iddiasıda yok, aşırı bir anlamsızlık olur bu.
Evet, içlerde, içe dair bir yerlerde. İçimizde... Gurbet.
-Dua-
Ey Rabbim !... Duy ve nasip et, lütfen.
Bir büyüğümüzün ifadesiyle: ''Beni, kendi nefsime karşı savcı, başkalarına karşı avukat yap''.
Ve Abdullah İbn Revaha'nın (r.a) feryaf figan duasıyla:
Senden sadece mağfiret istiyorum. Birde ta yüreğime işleyen dehşetli bir yara !...
-Kapı Eşiği-
Düşünebildiğim zaman dilimlerinden arda kalan zamanlarda zorlanıyorum, bu kesin. Olmanın, yok olmanın, veballerin, görülesi muhakkak hesapların, ötenin ve ötenin hakikatinin ağırlığına dair birşeyler mırıldanmak isterim. Doğumum ve ölümüm arasında sığdırılmış -ki insana göre, sarsılmaz ve sorgulanmaz ömrümün bütün med cezirlerini afişe etmek, hedef göstermek, yanmak, dilemek, dilenmek, had bilmek, teslimiyet, arınmak, mahcup olmakla mükellef ne varsa yapmayı ve yapabilmeyi.
Nasıl isteyebilirim ki bunları, istemenin yolundan defalarca çıkmış ve yolları açık-seçik-fikri-kalbi günahlarla süslemiş olan kahrolası Ben'e esir ben, neyi, nasıl isterim? Ümit diyor ötelerin sesi ve sahibi, ümit. Siz, ümitli olunuz ve ümitle dolunuz.
Ümit... Beni, bu ümitten ve bu ümide sahip olmayı istemekten geri çevirme Allah'ım.
Nokta !..
İnsanların su ve gıda malzemesi temin etmek için kilometrelerce yürüdüğü ve bu esnada bazan çocuklarını kaybettiği bir dünyada; yarın ne yesek acaba diye düşünenlere diyorum ki: Zıkkımın kökünü yeyin, boğazınıza dizinize dursun !...
-Meçhule-
Ben seni aradım mı, arayabildim mi bilmiyorum? İnan bilmiyorum Meçhule. Yaşadığım, daha doğrusu ve anlamlısı yaşatıldığım şu vakte kadar aradığımı ve beklediğimi iddia ettim belkide. Bunuda bilmiyorum. Bilebildiğim, yani sözlerime kefil olabileceğim ve bildiğim şeylerde var elbette.
Ben seni düşündüm; yüzünü bulmaya çalıştım, resmini görmeye uğraştım, hayaline iliştim, uzaklara baktım; denizlerin uzaklarına, ovaların ötelerine, görebildiğim uzakların oralara baktım hep.
Kim olduğunu, ne olduğunu, nasıl olduğunu, duruşunu, yürüyüşünü, seslenişini, susuşunu, tebessüm etmeni, ayağının taşa takılıp sendeleme halini, yemek yapışını , çay demleyişini ve belkide elini yakışını hep ama hep düşündüm.
Var, vardır, varsa gelecektir ve bulacaktır dedim. Belki bu inanmışlıkla tam aramadım, aramak istemedim seni. Herhangi bir yerde, bir zamanda, bir saatte, bir caddede, bir sokakta, köşe başında, kaldırımda beni bulacak dedim...
Hep dedim bunu Meçhule, hep bunu dillendirdim. Seni, itiraf ettim kendime. Şöyle olacak, böyle olacak, kesin öyledir, düşündüğüm ve düşlediğim gibidir, tabi, elbette, muhakkak ve Allah büyük dedim, yalan söylemiyorum Meçhule.
Kadere inanmış olduğum ve bunu yaşayabildiğim kadar inandım bunlara ve inanmaktan da ne usandım, ne de yoruldum. Bu bana iyi geliyordu ve ben seni hep iyi şeylerde, iyice, iyi düşünüyordum.
Batmışlığıma, yoldan defalarca çıkmışlığıma, eksikliğime, af dilemeye bile yüzümün tutmadığı günahlarıma, defalarca ve defalarca aman dediğim dileyişlerime ve herşeyime...
Herşeyimde birazda sen vardın Meçhule.
Ben seni aradım mı bilmiyorum Meçhule? İnan tekrar tekrar bilmiyorum, bilmekte istemiyorum. Bilipte, seni tekrar arama vaktimin ! geçtiğine yanmak ve yana yana bunu bilmek istemiyorum Meçhule.
Neredeysen iyi kal, iyi ol. Ah gençliğime bedel olsaydı da, seni arayıp bulsam ve sonra yok olsaydım Meçhule...
çok güzel yazıyorsun kardeşim tebrik ederim.
Sağol vecd_ gardaşım..
Nedense bana Üstad'ın "Dönemeç" şiirini anımsattı.
Ve buyukdogu pasaj, bana başağrısı gibi değil bir kadın gibi geldi. Ya da zahirine mi takıldım, içinde başka manalar mı var da derin bakamadım. İhtimaller olabilir, olmayadabilir. Her şey mümkün.
Neler diyorum ben?
Kimbilir, belkide? Eyvallah mumin kardeşim, ne diyorsan kabulümüzdür.
-Hiç'li Çağırış-
Belki yazgıdır bana, peşime düşen gölgeler ve gençliğim tenhada.
Ve gece homurdanmaları; karanlık, sinsi, ürkütücü...
Gelen nedir boşver, gelmiştir. Zihin okumaları, feryad med-cezirleri, günaha davet, aydınlığa reddiye ve inkâr. İnkar edilesileri.
Ümit çağırışları, sükût sofraları, bağdaş hakikatleri... Ve ötesi ömrümün.
N'olaydı kör olaydı niyetler,
Geçemeseydi sözden söze...
Bir vakit sonra durdu Yılkı... Çevirdi başını ve ötelere dikti gözünü. Çatlama eşiğine gelmenin ya da bu eşiği ihlâl etmenin sonucunu bilmeden. Ve bir kez daha koştu, koştu, koştu ötelere. Durmadı Yılkı, duramadı. Kim bilir, belkide durmak istemedi. Kimseler bilmedi ve görmedi Yılkı'yı uzunca bir zaman.
Koşuyordur ve koşmaktan yorulmuş olmasına rağmen devam ediyordur yorulmaya Yılkı... Bir ihtimâl...
Sustum...
Sanki hiç konuşmuyormuş gibi.
Sustum...
Kaçtım...
Belki hiç gitmemiş gibi.
Kaçtım...
Savaştım...
Bin defa galip gelsem de;
Yine mağlup olmuş gibi.
...
Haykırdım...
Sanki hiç dinmeyen yankı gibi.
Haykırdım...
Sığındım...
Belkide her an gidicekmiş gibi.
Sığındım...
Barıştım...
Bin defa mağlup gelsem de.
Yine galip gelicekmiş gibi.
umarım hadsizlik yapmamışımdır. her yazılanın okuyucuda farklı yansımalara sebeb olabiliyor demek istedim sadece...
Ne hadsizliği? Olur mu hiç HEZ-EZ :mellow: Herkes, anlamak isteyeceği ve anlamak istediği şekilde anlamlandırabilir yazılanları. His meselesi...
İnsan düşünebildiği ve düşleyebildiği kadardır. (Gidecek çok yol var daha)
...
''Sırların sırrına ermek için sen de bir anahtar vardır'' diye ötelere seslenen şairin sesini, duymazdan mı geliyoruz yoksa? Korkudan açamıyoruz kapıları, ve korkudan saklıyoruz içimizdeki çıkmazları.
Belki de hayata haykırmak gerek: Sen hayat nasıl yaşanır, daha görmemişsin diye (!)
...
-Sır Sancısı-
Bütün oluşların sırrına başeğiş, bütün başeğişlerin sorgusuzluğu/sualsizliği, bütün sebeblerin hakikatıdır hayat (!)
...
Ne bileyim, beklediğimi sanıyorum ve yanılıyorumdur belki de. Herşey yazgı, herşey kurguludur hayatta. Ne olursa olsun, neye benzerse benzersin; beklemek başka bir şey, bir şeyden de öte bir şey.
Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. (Biz de buna inanmıyor muyuz?)
...
-Yaşadık İşte-
Hayat işte... Bazen bir bahar sancısı, bazen de bir sonbahar yazgısı. Sonsuzluğa eş bir süreç; su gibi akar gider yataklardan, kum gibi dökülür avuçlardan. Bilinmez, bilinmeyi de istemez.
Onu, yaşayana verir ve çekilir bir kenara.
Hayat işte... Ne de olsa, yaşamaya ve yaşanmaya değer kılıyor kendini.
...
Hadi bu olmadı diyelim, bahtımıza ne çıktıysa gibisinden. Peki ya ümit te biterse?
...
-Kapı Eşiği-
Nasıl isteyebilirim ki bunları, istemenin yolundan defalarca çıkmış ve yolları açık-seçik-fikri-kalbi günahlarla süslemiş olan kahrolası Ben'e esir ben, neyi, nasıl isterim? Ümit diyor ötelerin sesi ve sahibi, ümit. Siz, ümitli olunuz ve ümitle dolunuz.
Ümit... Beni, bu ümitten ve bu ümide sahip olmayı istemekten geri çevirme Allah'ım.
Nokta !..
...
Hayatı farklı bakış açılarıyla güzeş tanımlamışsınız.
Ümitler hiç bitmesin.
yüreğinize sağlık...
Yazmayı, birazda sığınma olarak görüyorum MÜNZEVİ. Yani insan kendini rahat hissetiği bir yerlerde durur ve oralı olur ya arasıra, böyle birşey. Yaşadığımız hayata dair söyleyeceğimiz öyle ya da böyle şeyler vardır muhakkak. Benim yaptığım birazda bu sanırım.
Teşekkür ederim düşünceleriniz için...
kardeşim şiirlerin takdire layık.. eyvallah
kimi sadece 3 kelime ama anlatmaya kalkışsam cümleler boyunca uzar gider.. hele ki şu şiirin çok hoşuma gitti,
Savaştım...
Bin defa galip gelsem de;
Yine mağlup olmuş gibi.
...
Eyvallah Selçuk gardaşım. Ne bileyim işte... Ağrıyan birşeyler olunca.
-Bir İhtimâl-
Belki birgün arkama baktığımda, benimde acıyla karışık tebessüm edeceğim hatıralar olacaktır.
İhtimâl...
-Seçmece-
Gitmek kolay,
Mesele kalan olmakta...
Kimbilir, belkide gitmektir en güzeli.
Yinede zor.
Ne çok bildiğini sanır insan
Halbuki hiçlikten sıyrılmıştır
Bilmek korkusu dolaşır
Zihninde ve damarlarında...
G.AKSU
Eyvallah HEZ-EZ.
Fani olanda sonsuzluk aramak yanıgıdır
Şüphe ise görmek istemediğin gerçeğindir
Savrulacaksan bir meltem karşısında
Durma hiç fırtınalar karşısında...ham meyve dostuma:)
Birşeyi mi kaçırdım ben yahu :bas_donmesi: Bizim emektar ... başlıklı konu üzerinden ham meyve isimli ama cismi bilinmeyen dostlara mesaj mı veriliyor? Yoksa yeni bir kripto falan mı geliştirildi :) Bu arada: hayırlı kandiller arkadaşlar, gardaşlar, ablalar, ağabeyler..
Sayın buyukdogu burada her mesaj potansiyel bir kriptodur:) Bekleme yapmayalım beyler, safları sık tutalım..
Sizlerin de kandili mübarek olsun efendim. Rabbim hakkıyla ihya edenlere katsın..
Bir dize de benden gelsin bari:
Ne şan içinde abadım ölmezem
Baş koydum bu yola ben dönmezem
Yaprağın döken ağaç dirilecek
Söz aldım ben gayrisini bilmezem
Vallaha da saniye içinde döküldü.. Bende gerçekten şair kumaşı var ıhıımm öhöömm
o kendini biliyor diyeyim:)
Kağıda dokunan kalem kibritten daha çok yangın çıkarır.
Gözümün nuru, başımın tacı, dualarındaki küçük ve deli oğlu, ömür borcum, çilekeşim, canım Anam'a..
Bugün geç kalktım biraz, sanırım uykuyla olan aramın açıklığı yüzünden. Ne bilem? Uyuyamıyorum pek; ne gözüm, ne de fikrim tutuyor bu aralar. Kalktım sabah, gurbet dolu odamın perdesini çektim, pencereyi açtım, yüzümü yıkadım. Telefonum çaldı: Ne yapıyorsun gardaş? Gelemde kahvaltı yapak, ne alayım gelirken dedi arkadaşım. Zeytin var, yumurta var, tereyağı var ve sende gelirken kestane balını getir evden dedim, ekmeğide sipariş ederek.
Yedik içtik demlendik anacığım, yine güzel demlediğim çayla. Renkliler birikmişti, götürüp attım makineye -derece 30 ve narin modunda- bastım düğmesine.
Eskisi gibi zor ve ağır gelmiyor sanki gurbet, sanırım yıllar devrile devrile alıştım, ya da alışmış ayağına yatıyorum belli olmasın diye. Kalktık sonra, bir güneşi görelim, havamız değişsin, tebdil-i mekan yapalım diyerek düştük çarşı yoluna. Her zamanki gibi oturduk çay ocağına: Bir çay, birde sade soda. Çayı ben içtim anacığım. Sonra Fotomaç, Sabah, Star, Yenişafak okuda oku. Bu gazeteler havayla poyraz anacığım, hepsi hikaye. Bir kaç sevdiğim abi olmasa, yer sofrası yapmaya devam bunları, ser ha ser...
Sonra namaza niyet ve ikinci rekatta bir müslümanın arkasında el bağlayış; selam, dua, durgunluk...
Akşam ne yesek, ne yapsak, şudur budur derken Antakyalı arkadaşım fitili ateşledi: Gardaş söğürme yapak, yanına bulgur pilavı, tavuk ve cacık. İkiydik üç olduk yemekte. Başka bir arkadaşım -oda az akıllı değil oğlun gibi- icabet etti soframıza. Yaptık, yedik, içtik gözümün nuru, başımın tacı anacığım.
Sonra yine çay, ve bıraktıktan sonra tekrar başladığım (dört ay oldu) sigara, ve muhabbet, ve patırtı, ve tantana, ve gurbet...
Mevlam seni incitmesin, sızlatmasın, ayağını taşa değirmesin anam... Dualarıma sizleride katmayı ihmâl etmemeye çalışıyorum. Sen zaten çifter çifter yolluyorsun o mübarek ellerinden, kalbinden, zikirlerinden...
Selam eder, hürmetle ve muhabbetle ellerinden öperim anacığım, selam ve muhabbetle...
Kardeş hep diyorum senin yazdıkların anlamlı ve duygulu sen diyorsun karalama :) Mütevazilik ve yazdıklarını beğenmeme güzeldir.Böyle yaparak hep iyiye daha güzele doğru ilerliyorsun. Maşallah...
Uyku kaatillerin bile çeşmesi diyor Üstad. Yahu kaatildende mi kötü olduk bu ne iş !? Sanki kanlı-bıçaklıyız; omuz attık, çattık, racon kestik, rest çektik bu uyku hazretlerine tövbe destur pirler erenler yediler kırklar aşkına...
Üzerimde yeni bir ilaç falan mı denediler yoksa, uykulu anıma denk getirip :huh:
Göz var bende göz. Sağlam bir okunmam lazım mızraklı ilmihalden mi olur, şıhlar meclisinden mi artık...
Yeni bir şey mi yazıyorsun kardeşim. Hadi bakalım nasıl olacak :D
Az kaldı: Kalemi kıracağım, kibritlerin hepsini yakacağım, sigarayı bırakacağım ve elimde çay termosuyla parklarda sabahlayacağım...
Külliyen iltica edeceğim "yazma/karalama" işlerinden.
Bilgi: Bir üstteki mesajla ilgili değil bu durum -azıcık ilgili, yalan demiyeyim :)- belirtmiş olayım.
Neden kardeşlik bana mı sinirlendin ? Yok ya kalemi kırma. Ama kibritleri yak, sigarayı bırak. Çayı bırakma ve yazmayı da bırakma İnşallah... :D
Bir iz,
Bir işaret,
Bir ışık,
Bir susuş belkide ..?
Şimdi arz-ı halimdir işit:
Üflesin sûru ulu sesli melek.
Yahut bir nefes alayım,
Kopsun içimdeki kıyâmet...
Kalmadı duamdan gayrı öteberim.
Ötem,
Berim,
Hüznü şavkılım,
Ceviz gölgem...
Kanmak ne güzel,
Yanmak ne güzel,
Düşmek ne güzel... Sana...
Varlığım, varlığına kurban olsun emi?
Ömrümden, gençliğimden, canımdan, kanımdan, kavgamdan yana nem varsa.
Hep sana verdim oh ne güzel... Hiç yüksünmedim, hiç gocunmadım, hiç keşke demedim.
Keşke mümkün olsada "satılıktır" ya da "bir süreliğine kullanım dışıdır" diyebilsem sana.. Ey uyku hazretleri.
Ve sonra tövbe edip: Uyku ya Râb diye mırıldansam ve gelsen dört nala...
fırsat olsa da baştan sona okuyabilsem bütün şiirleri..
Bu söz senin yazdıkların için denilse "eyvallah" derdim Selçuk gardaşım. Genede sağolasın.
benden de eyvallah.. sen de sağol güzel dost
Alsa diyorum canımı,
Yoksa katsa canıma can...
Duadan da öte, ötedende içe. Bir hâl, bir hâlsizlik...
Geceyi taş yastık yapıp,
Hiçliğe laf atıp, delilikten dem vuracağım.
Ve sonra türküler çarpışacak odamın isli duvarlarında: Ah !...
Olsun, buda güzel.
Kimisi çatlar hasedinden,
Kimisi gül açmaya durur şafakta...
Gül tohumunu çatlatanlarada, gül saçanlara selam olsun her demde.
Masallah kardesim..
Özledik Büyükdoğu'nun paylaşımlarını..
Eyvallah, adamlığı "kelamından" ispat adamlar... Hele şu demlenme vakti geçsinde, herkesin "hissesine" düşeni vereceğim.
dostum!
bilki, sevenin kelamı da hoştur, sükutu da;
kim ki sevdim deyip kem söz ediyorsa, yalandır o.
ya sevgisi, ya da sözü.
Selamlar dervis ruhlu asosyal gardaş (her adama gardaş demem, muhabbetine say)... Hoş kelamın bana merhum Alvarlı Efe Hz.lerinin "Seyreyle Güzel" deyişindeki "yüzleri dost özleri düşmandan usandım" sözlerini anımsattı. Eyi demiş, güzel demiş, doğru demiş...
Çakallar suya inince,
Dağlara seyirtmeli maral..
Dağlara yürümeli ve dağ gibi olmalı;
Yele, poyraza, boğuk seslere, kalabalığa ve kahbe devrana karşı...
* Bir Maral Yiğitliğine Güzelleme ya da Ayaz Türküsü, Anadolu'da Olanlar
Özledik Büyükdoğu'nun paylaşımlarını..
Herşeyin bir sonu vardır adıgüzel...
Osman Yüksel Serdengeçti ağabeyimin aziz hatırasına....
Adam Osman,
Deli Osman,
Divane adam...
Cümle dururken meydanlarda,
- saat bilmem kaçı kaç gece ölüler gibi -
Biz Fatihâ'ları sebil ettik ruhuna ey Serdengeçti !..
(10/11/2012)
Es ey rüzgar poyraz aşırı,
Duran karşında seyran eylesin !..
Közünü yorgan yapıp,
Gövdesine çekenlere bismillâh...
Herşeyin bir sonu vardır adıgüzel...
Lafımızı ikiletmiş (rahmetli dedem lafın ikiletilmesine ne köpürürdü ama, rahmet ona olsun :)) olsakta, eylemi yerine getirmiş olalım değil mi? Bu sayfada yazılanlar, çizilenler, içten dökülenler, baş ağrıları, temenniler, hesaplaşmalar, geçmişim, bizzat yaşadıklarım, öfkem ve dile getirdiklerim nihayete ermiştir. Eksik fazla, hoş nahoş, doğru yanlış, ileri geri ne varsa bendendir ve helalliğe sebeptir okuyanlarca, yorumlayanlarca ve muhabbetimize ortak olanlarca.
Sadece bu konu için değil, forum genelinde ki yazı ve yorumlarıma da son vermiş bulunuyorum. Benden yana olan her türlü kırgınlık, eksiklik, vebal, arıza, takaza, maraza, tartışma, hata ve benzer şeyler için helallik diler; nazımızı çeken, muhabbetimize ortak olan, sanal mahalle olsada her zaman önemi ve değeri bulunan, seven sayan bütün dost, abi, gardaş, hanım ve arkadaşlardan da aynı dileği talep ederim.
Allah (c.c) herkese sağlık, selamet ve neyi diliyorsa onu versin. Muhabbetle ve eyvallah...
Sair başlıklarda gördüğüm rütbenizin tenzili üzerine bu başlığa uğradım meğer veda mahiyetinde yazmışsınız bir şeyler, henüz gördüm Ali abi.
Üzüldüm açıkçası, buradan her gidenin ardı sıra duyduğum gibi. Meseleler yaşandı, yaşadık Allah'tan helalliğimizi almış idik. Gerçekten burada demir başlardan biriydiniz, kudemadandınız bunu nostalji konusunda da dile getirdim. Helal-i hoş olsun abim, isterdi gönlüm daha nice paylaşımlarınızı görelim, dertleşelim, hasbıhal olsun. Bozuk düzene tahammülsüzlüğü, adam karakteri ve Anadolulu yanıyla elbette zordu ayakta durması.
Bizden de daim muhabbet abim bizden de..
-Sevmek-
Düşünerek sevmek,
Susarak dinlemek,
Bakmadan izleyebilmek seni..
Gördüm ve durdum. Bunu yazan insan hayatta kalmak için sıvı yerine 'gam ve bedel' içiyor olsa gerek. Sadakat mi saflık mı bir şey diyemem. Ancak hissedişim şu yöndedir: Ya ağır bir imtihan ya da imtihanı kaybediş. Bir murat ya da netice göremedim bu satırlarda. İnşallah yanılıyorumdur. Yanılmakta isterim.