Yara
Yaşayan bilir… Bunun için içerisinde bulunduğumuz cemiyetin hücrelerine kadar mıhlanmış mahiyetlerini çok iyi sindirmemiz gerek. Bu vaziyet, cemiyetin gözü önünde arz-ı endam edenler için daha bir böyledir. Toprağın derinliklerine kök salmış mukaddes ağacımızın en uç noktasındaki yapraklarına asılı ve eğreti duran yemişler, ne kadar bizdendir? Politikacıları, sanatçıları, âlimleri birde bu gözle süzmek gerekir.
Hele sanatçılar, hele onlar… Her zaman tefekküre dalmışımdır; Bizi kendine itaat ettiren bu sistem bir ahlak getirmiş midir? Daha da önemlisi bize bir vaadi var mıdır, bu nizamın? Vaat… Cennet yahut Cehennem… Bir insanın, hayat dediği zanla yaşadığı şu dünyada, yaptıklarını mizana vuracağı ve az çok karşılığını görür gibi olduğu bir vuslatı veyahut bir korkusu yoksa, artık o insanı dizginleyecek beşeri bir nizam, köklerle bağlantısını koparmış bir felsefe var mıdır? Elbette yoktur ve olmadığını da bedahet halinde görüyoruz ve seziyoruz ki, topyekûn davamızın anahtarı bir an olsun ateşi sönmeyen o ulvi vuslatta ve dosdoğru yoldan saptırmaya mecal bırakmayan o hikmetli korkuda.
Rahman ismi hürmetine yaşayabildiğimiz şu dünyanın geçici nimetlerinin bize anlattığı hakikati hücrelerimize sindiremediğimizden, Allah’ın, Rahim isminin gerçek üstü gerçek mahiyetini zihnimizin, daha doğru bir ifadeyle fıtratımızın derinliklerinden gün yüzüne çıkaramıyoruz. Üflediği ruhla eşyalar üzerindeki tasarruf hakkını insana veren Mevla’m, kâinat ölçülerini de şaşmaz bir nizam çizgisinde kurmuştur. Ancak beşer, köklerle bağı olmayan fani ideolojilerle ve aklın önderliğinde, bin bir türlü yol ayrımını gösteren tabelalardan en doğrusunu bulabileceğini sandı. Bir lahzacık aldığımız nefesi bile Hüda’ya borçluyken, ne hazindir ki, O’nun her fikrin, her teşebbüsün üstünde nizamını vicdanlara ve camilere hapsediyoruz. İşte tam burası çıkmaz sokak veyahut fasit daire ve ne yaman çelişki…
Umumide dünyanın, hususide yurdumun vaziyeti bu minval üzere olduğu içindir ki, ahlak yerini etik ölçülere bıraktı ve bu ölçüler muhtevasında fıtratımıza uygun ahlaki ölçüleri yerleştirebileceğimiz bir yer bulamıyoruz. Günümüzün ahlak yoksunu etik insanlar, kanıtımız…