Zikir meclislerinde Allah’ı hakkıyla zikredenler
Cüneyd Bağdadỉ’ye sordular:
– Tasavvuf nedir?
– Allah’ın, seni sende öldürmesi ve kendisiyle ihya etmesi…
Bendeniz işsiz ve bu vaziyetin ıstırabını çeken bir öğretmen adayıyım. Beynimi pörsümüş gibi hissettiğim böylesi zamanlarda büyük bir karamsarlığa düşerim. Hayat benim için tam bir çıkmaz sokak olur, iş için başvurduğum mercilerden elim boş döndüğünde. Yine böyle bir günün üstüme yüklediği ağırlığın ıstırabıyla evin yolunu tuttum. Bir dolmuşa bindim ve cam kenarına oturdum. Gözümün önünde tersinden resmigeçit yapan bir şehir curcunası; Araba hareket halinde… Beynimde, daima istikbalime dair endişe odak noktası… Derken, bir zaman sonra, yol kenarında topraktan çıkmak istermişçesine dalgalanan otların o ısrarlı hareketleri beni kendime getirdi… Sanki derin bir uykudan uyandım; resmigeçit yapan o şehir curcunasını ve hatta o an sabit mekânımı oluşturan dolmuşun içini ve yolcuları bir hortum içine çekti de, etrafımda eşyadan ve canlıdan hiçbir iz kalmadı. Öyle bir hal ki, kendimi bile unuttum o an ve sadece odaklandığım endişelerimle ve ıstırabımla var oldum. Endişelerime ve ıstırabıma büründüm… Bir hal, bir hal, tarifi imkânsız bir hal… Dolmuştan indim ve bu esrarlı vaziyetin hayretiyle deniz kenarında bir oturağa oturdum. Tefekkür halindeyim… Demek böyle oluyormuş yokluk… Demek böyle oluyormuş uğrunda yokluğa karıştığın mevcutla varlık… Yok oldum; ne anne ve baba, ne kardeş, ne eş dost, ne dünya ve ne ben, ıstırabımla var oldum. Zikir ve esrar… Şimdi daha iyi anlıyorum hakkıyla Allah’ın ismini zikredenlerin mürşidinde yok olup, Allah ile var olmalarını. Kendi heveslerinden geçip O’nun boyasıyla boyanmak, dünyayı O’nun gözüyle seyretmek, demek böyle bir şey… Dünyalık olsa da, bir an için odaklandığım endişe ve ıstırabımdan uyandığımda, sırf bu esrarlı hali bir daha yaşayabilmek uğruna nelerimi vermezdim ki... Evet, bu Esralı halin bana düşündürdükleri bunlarken, bir şeyi daha fark ettim:
Bu bir haldir ve gaye bu değildir. Gaye O…
Zikir meclislerinde Allah’ı hakkıyla zikredenler, sizi daha iyi anlıyorum. Mutlak varlığı dilinizden kalbinize indiriyorsunuz ve varlık içinde yokluğa karışıyorsunuz; varlığı Mutlak Var’da buluyorsunuz. Böyle bir makamda insanın şuurunu yitirmemesi ancak, Allah dostlarına mahsus olsa gerek. İşte ilim bu!