İhtiyar

 

 

Feri kaçmış gözlerde yaş,

 

Seksene merdiven dayamış yaş;

 

Değneğe bir karış adımlar, yavaş yavaş…

 

 

 

Uzağa yakın, yakına uzak gözlükler,

 

Dedeye resim, nineye yamalı sökükler;

 

Bayramlarda her daim boynu bükükler…

 

 

 

Beş vakti bekler, anlı secdeye gider,

 

Titrek ellerde tespih, has ismi heceler;

 

Omuzlarda ağır yük, yaratanı zikreyler…

 

 

 

Ah şu kara çarıklı ihtiyar;

 

Eskiden deyip, hikâyeye başlar!

 

Zamanı ilmik ilmik geriye sarar…

 

 

 

Geceyi taksim eyle her bir saate,

 

Her bir saati böl en küçük vakte;

 

Her lahzasında der, soluğu aldım beşikte…

 

 

 

Ağladı biricik yavrusu, ciğeri yandı;

 

Her gündüz, her gece buna nasıl dayandı?

 

Eskiden deyip, ihtiyar, işte bunları andı…

 

 

 

Ve daha nelerden, daha nelerden bahsetti,

 

Ömrü bir suydu; Azrail’e meyletti;

 

Bitmez sanılan yıllar dört köşe tabuta yetti…

 

 

 

Toprağa karışmış kara çarıktan izler,

 

Zamanenin raksını kara çarık gizler;

 

Şimdinin çocukları hep bu yolu izler…