İşte şimdi zokayı yuttum dedim mi demedim mi? Tabii ki hayır!
Evvela şol yukardaki yazının, dolu dolu, samimi ve de katıksız bir müslümandan çıktığı zahirdir. Takdir ettim kardeşim. Herbir cümlesine, noktasına ve dahi virgülüne saygım var, alınlarından öpüyorum! Bana fikir ver, ağzımdan lokmamı al. Bu ne bakkal edebiyatı demeyiniz, fena duygulandım.
Buradan yazdıklarınıza ihtilaf etmediğim sanırım aşikar. Üstad tabii ki her daim lafı tam kitabın ortasından der, hele İslam'da dini meselelerde zerre tavize ve de müsamahaya tahammülü edemez! Eğri işlerden, ucuz hesaplardan hazzetmez. Al benden de o kadar! Ee ne diye konuşuyorsun o zaman? Sabır efendim geliyorum.
Şimdi geçenlerde bir eserde rastladım, Üstad merhum Özal için diyor ki; "Sakin ola ki Turgut'u zahirine bakıp da yıpratmaya kalkmayın!" "Takunyalı başbakan"ım benim, rahmetliyi çok severim mekanı cennet olsun. Haa durum ne, "zahirine bakarak" şimdi bu politika, siyaset dedikleri meret zor iş. Şimdi Bağış kalkıp, afbuyurun, "gavuristanın sayın kardinali, bakınız dininiz sahih değil, hatta taptığınız şey de sizi duymuyor, ama bana halis kalple bir dua et, bak siyasetten anlıyorsun, fena zordayız abi." dese, O zaman ne kadar bu kaygan zeminde söz sahibi olur, ne kadar saygınlık kazanır. Dedim ya, stratejik davranmak zorunda. Yoksa, bir eğilmenin, tokalaşmanın,espri yapmanın; dini, diyaneti sattığı şeklinde anlamamak lazım. E ben, bu iş takiyyeli diye, benim imanımı "gaydırır" diye kenara çekileyim, o şekilsin, beraber çekileleim, kimlere kalacak bu iş? O anguslara mı? Şimdi burada benim zaviyemin, bakış açımın genişliği sanırım sizi rahatsız etti. Hayır efendimiz, emin olunuz yüzüm güler, elim yazar, ama onların yüzlerine şöyle ayakkabımın izini çıkartmak isterim yahut sol bekten ayağına bir tekme falan. Ama biz bu işi "one minute" ile daha felsefik davranmakla da hallederiz ve "fransız kalırlar". Bunu artık dünya kamuoyunda söz sahibi olmak, at oynatmak için yapmak zorundasınız. Yoksa düdüğü Netanyahu, Sarkozy, Medmedev bilmem ne içi boz politikalanın sünepe, kokuşmuş hoşaf adamlarına bırakırsan, öttür borunu öttür kalksın artık kazanlar.
Üstad'ın bir diğer cümlesi yine merhum Özal için; "Turgut, tankın paletleri gibi olmalısın. Hem hızlı yol almalı hem de araziye uymalısın." Acaba buradaki arazi bizim TOKİ arazileri mi? Yanıt zor olmasa gerek. Şimdi buradan anlayacağımız nedir nedir? Bir pergel gibi ayağını dinî, şer'î hususlarda beton gibi, demir gibi sabit kılacaksın diğeriyle tüm dünyaya hükmedeceksin, her alanda, her dalda. Bu nasrani olsun, ibrahimi dinin adamı olsun, kamboçyalı olsun. Bakınız ayrımına varınız, bu dinler arası diyalogla yakından uzaktan ilişkilendirilmemeli, onları "bir gece ansızın" boğazlayacağım zaten. Benim üzerinde durduğum, politik, siyasi tutum. Sonrasında Orta Doğu'nun tüm müslüman ve de Türkmen devletlerinin borazanlığını, gonk vuruculuğunu yapmak var. Yani benim bakış zaviyem budur. Eğer ki, boyunlarına geçirdikleri gravat hakikati söylemelerine engel olacaksa birinci dereceden ben onları yalnız bırakır ve de vetomu, muhtıramı basarım zaten. Umarım vermek istediğimi anladınız.
Bu arada, misalini verdiğiniz Ulu Hakan'ın Theodor Herzl ile yüz yüze görüşmesi ve de huzurundan kovması meselesi meşhur bir galattır. Ulu Hakan kesinlikle kendisiyle yüzyüze görüşmeyi kabul etmemiş daim teklifleri resddetmiştir. Sarayında çok yakın bir adamının aracılığıyla haber ulaştırmış Herlz. Yani Vahdettin Engin'in "Pazarlık" eseri böyle diyor, benden demesi. Bu durumda da ufak bir mantık yürütecek olursam, Sultan'ım Hakan'ım, Cennet Mekan'ım en muazzzam ve de keskin çizgilerle kararlılığını ve de tutumunu koymuş ortaya. Ama adamların niyeti alışveriş değil ki kardeşim, gelip toprağımızda devlet kurmayı kuruyor, sinsi it! Tövbe, tövbe. "Milleti olmayan vatan, vatanı omayan millete verilmeli"ymiş! Bakın yine tüylerim diken diken oldu. Tamam sakinim.
Diyeceğim, oradaki mevzu farklı. Biz burada hak çizgide, siyaset ve politika sahasında Türkiye'ni ve de müslüman devletlerin sesini daha gür çıkarmak için biraz maske takmaktan bahsediyoruz. Bunu kabullenemiyorsanız benim sualimin yönünü değiştirmem gerekecek, siyasette bir müslümanın rolü ne olmalı? Ya da bir farklı zaviye ile AB'ye girmeli miyiz?
Benim elimdeki fikirlerim bunlar kardeş. Şimdi ne dersin?