Her yaz gelende, en sevdiğim beyaz eşya olma hususiyetini üst kapağındaki buzluk bölümüne borçlu olan, kendisini 'buzdolabı' diye çağırdığım soğutucumun dahi çaresiz, takatsiz ve yetersiz kaldığı bu sıcaklarda; başımı alıp (başım olmadan da giderim ya neyse) soğuk iklimlere doğru göç edesim var dostlar! Bu ne hararet böyle. 160 yıldır böyle sıcak görmedim, derdi yaşıyor olsaydı Balzac. Bir tılsımlı deri de sıcaklar için bulur, buzdan bir evde yaşamayı isterdi masum deriden. Buzulların çözülüp, terlerin süzülüp, serinliğin büzülüp, gölgelerin bile üzüldüğü bu yangında; piknik için bile olsa, kuzey kutbundan başka bir yeri tercih etmemek gerekli. Ev de ne kadar sıcak yahu. Dışarı mı çıksam? Yolda yürürken, biri üstüme yumurta atsa; eline bir parça ekmek alan, banmak için üzerime saldırır maazallah.
Sıcaklar bir tarafa, daha önce hiç bu kadar fazla sinek istilasına uğramamıştı güzelim ülkemiz. Nerden mi biliyorum? Kendi odamdan elbet. Eskiden penceremi açar, içeri girip, yalnızlığımı sonlandırsın diye juliet'i bekleyen Romeo gibi sinek beklerdim. Şimdi sinekler yüzünden bana yer kalmadı odamda. Bir de bunlar eskiden hiç olmazsa biraz anlayışlı, insaflı olurlardı. 'Git' dediğin zaman, iki vızzzz uzzzz eder (manası, bir daha dönmeyeceğim haberin olsun demektir) balkondan veya pencereden geldiği gibi giderlerdi. Yeni nesil sineklerse tam tersi. Utanmadan; masum ikazlara, haklı uyarılara, yapıcı eleştirilere, nazlı sitemlere saldırarak yanıt veriyor, savaş uçakları gibi tehlikeli dalışlar yapıyorlar. Geçen sabah başıma geleni bilseniz, bir daha pencereniz açık yatmazsınız dostlar. Saat 3 gibi yatmıştım. 8'de kalkacağım için 5 saatin her bir dakikası pırlanta kadar değerli, elmas kadar mühim, beşi bir arada kadar önemliydi. Yeri gelince art arda çalan üç alarmı bile duymayan ben, saat 6 sularında hafif bir vızzzz sesiyle gözlerimi açtım. Artık kapatmak ne mümkün. Başımın etrafında dolaşıyor, yüzüme konuyor, hazinemden elmas, gümüş, yakut ne varsa birer birer götürüyordu. Birkaç sabah öncesini düşündüm. Yine bir sinek aynısını, aynı saat aralığında yapmış, beni çileden çıkarıp, kendisiyle mücadele edemediğimden, biçare bana oda değiştirtmişti. Evet, bir sinek yüzünden oda değişmiştim. Fakat bu sefer kaçmamaya, direnmeye ve savaşmaya kararlıydım. Yatağın üstünde diz çöküp, uykusuzluktan tam açılmayan bir çift gözle sineğin saldırısını beklemeye başladım. Maksadım, etrafımda dönerken avuçlarımın içine alarak, onu pencereden dışarı atmaktı. Geldi, sol gözüme doğru yanaştı. Hızlı hareket etmeliydim. Sağ elimi ağ gibi açıp ona fırlattım. Sineği yakalama hevesiyle dolu sağ elimin kararlı başparmağı, sol gözüme öyle bir girdi ki, bundan sonrasını ne siz sorun ne ben anlatayım. Ahhh. Acısını hala duyar gibiyim. 20 sineğin saldırısına katlanılır da, bu acıya katlanılmaz dostlar. Sol gözümden öyle bir yaş geldi ki, o hain sinekte bir tutam vicdan olsaydı eğer, gelir bu gözyaşı selinin, bu merhamet lavlarının, bu acıyla kıvranan yağmurun altında kendi isteğiyle boğularak, yaşamına onurlu bir davranışla son verirdi. Sinekleri anlamak mümkün değil. Zaten aklı başında, beyefendi, asil, saygın, hatta kraliyet soyundan gelen bir sinek, insan kanı içeceğine, karnına bir karınca bıçağı saplar ve kendi kanını içer. Buradan bütün sineklere seslenmek istiyorum. Bir daha sabahları beni rahatsız edeceğinize dışarı çıkıp kelebeklerle yakar top; arılarla köşe kapmaca; ağustos böcekleriyle birdirbir, koala'larla voleybol oynayın, kanatlı antenler sizi. :)
Sinek ilacı, sinek kovucu, sinek öldürücü gibi katliama sebep teşkil edecek fikirler hariç, çözüm önerilerinize açığım dostlar.
