Bir sabah kalktığımızda büyük çoğunluğumuz kendimize aşırı dozda –bünye buna hiç hazır değilken- din enjekte ettik. Bunun sonucu ölçüler elden kaçtı ve küfürde olanlar bile “Allah’a inanmıyorum inşallah” gibi tezat bir kafa yaşamaya başladı. Bu hangi iklimin kafasıdır. Bize ait olmadığı belli olan bu kafa Afrikadan bir muzun içinde gelmişti Türkiye’ye.
*
Bana deseler ki en nefret ettiğin tip kimdir, “dini sadece arka fon olarak kullanan mahluklardır” derim.
*
Bu ortamın meydana getirdiği yalakalık psikolojisi de bir garip. Adamların yalamaktan dilleri nasır tutmuş, yalama konusunda yer , zaman, mekân fark etmeksizin ustaca yapan, yalanacak bir yer kalmadığında ise sırnaştığı kişiye onda olmayan vasıflar yükleyip o vasıfları da yalamaya başlayan, ham maddesi kendinden tip… Sıfır maliyet yüksek kârlı, çağımızın en gözde mesleklerinden.
*
Bir de şu tipi anlatmadan geçemem: Dünyayı kıyametten kurtaracağı iddiası ile gelip, kıyametten bir gün sonra gelen tip… İşte bu tiptir ki, bazılarının buzdağına dönmüş ortamı her şeyini feda ederek verdiği erkekçe mücadeleden sonra gelip kahramanlık iddia eder, asıl kahramanları gömmeye kalkar. Savaş ortamında bu tipi etek giymiş bir şekilde E-5 te ya da karaköy genelevlerine CV bırakırken görebilirsiniz. Bu tip canlılar belgesellere konu olmayacak kadar siliktirler ve bilim camiası tarafından, canlılar dünyasına girmiş olmaları dolayısıyla, dünya canlılar gününde kınanırlar. İş işten geçtikten sonra işe sahip çıkan, tufan dindikten sonra geminin kaptan bölümüne girmeye çalışan bu tipi şöyle bir ruh topografyası var: Tecavüze uğramış mağdur birinin tecavüze uğradığı gün geldiği zaman bu tipler televizyona çıkıp, mağdurun acısını yaşamış gibi anlatır; çok zor bir gündü, o travmayı atlatamadım, acısa da öldürmez, kayıkçının küreği viyak viyak viyak… Bu tip, tecavüze uğrayan kişinin çıkıp bu acıyı paylaşmadan imtina ettiği yerde göstermiş olduğu erkekçe davranışa nispetle, orospuluğu erkekçe yapar.
*
Şimdi görmediğimiz zaman imanımızın arttığı Müslümanlar var.
*
Yemin ediyorum artık ortam falloş oldu. Falloş? Artık ne kalem yazar oldu ne de mürekkep akar oldu. Milyonlarca yıl önce meteorların çarpıp öldürdüğü! Fosillerin yeniden canlanması için miydi verilen mücadele? Şimdi ortam yumuşayınca bazılarımız ticaret yapmaya başladı ve işletmelerine isimler takmaya başladı: tekbir giyim, Mevlana döner, “kün fe yekün” lokantası, ravza ev yemekleri, helal et lokantası vs… Para uğruna değerlerimiz nasıl da bir araç haline geldi. Mevlana “döner sermaye”nin bir parçacığı oldu ve mumdan yapılmış bir insanın mumu erimeye başladı ve insanlığımız nasıl da damla damla döküldü!
yorumturkiye.com sitesinde yayınlanan yazımdır...
