İlginç Çocukluk Hatıraları

Başlatan: trradomir Tarih: 16.09.2007 11:10 Cevap: 75

TR
16.09.2007 11:10
#1

Dostlar, malumdur, çocuk milleti ilginç oluyor. Meseleleri ele alış zaviyeleri, hançerelerinin meydana getirdiği tuhaf ses kombinasyonları ve orijinal hareketleriyle apayrı bir canlı türü onlar sanki.

 

Ee, çocuk olmadan büyümek mümkün olmuyor; büyündüğünde de, çocukluk, çoğu zaman hatıralardan ve zihinlere kazınmış belli belirsiz izlenimlerden ibaret kalan, zaman zaman neşelendirici, zaman zaman melankolik nostaljilerle süslenen bir masallar diyarı kisvesiyle karşımıza çıkıyor, varlığını koruyor. En tatlısından bir 'Bir varmış, bir yokmuş' tekerlemesi... Ve insanı daimi bir özleme mahkum eden cereyanlar...

 

İmdi buyurunuz dostlar...

 

Kendi çocukluğunuzda yaşadığınız veya çevredeki çocuklarda gördüğünüz ilginçlikleri anlatmanızı bekliyoruz... Komik yorumlamalar, telafuz yanlışları, anlamlandırılamayan hareketler, Farkında olmadan kırılan potlar...

 

Eminim harika şeyler çıkacak. :rolleyes:

NE
16.09.2007 14:48
#2

öhöm öhöm başlangıcı ben yapayım dedim..

 

Ama bizim komşudan başlamak istiyorum :)

 

Bizim karşı komşunun oğlu Onur vardı :rolleyes: 2-3 yaşlarında iken annesi tuvalete alıştırıyodu onu :):D

 

Birgün evlerine su basmış :( Sabah uyanmış ama nasıl ağlıyo bi görseniz..Ev 2 karış su içinde,annesi delirmiş sinirden.Anne!Anneeee!Anneeeeeeeeeee! diye bağırmakta bizim Onur.

 

Annesi ne oldu oğlum diye yanına gelir.Bizim Onur der ki:

 

 

'Anne valla ben yapmadım!'

 

 

Bizim Onur o 2 karış suyu kendisi yapmış zannetmiş :D düşünsenize ya çocuğun psikolojisini ehehehhehhehe

IS
17.09.2007 00:43
#3

bende sizlerle bir hatırayı paylaşmak istedim çok sevdiğim 2 yaşında bi çocuğa babası öfkeyle bağırırken çocuğun dönüp babasına ...ama baba biliyormusun beni ALLAH yarattı ..demesi beni çok etkilemişti. konuşana değil konuşturana bak.

GE
17.09.2007 12:53
#4

evet gerçekten çok güzel şeyler çıkacak bence de :rolleyes:

benim ablamla aramda 13 ay var.birde ablamın sütüne el koymuş olduğum düşünülürse o benden daha ufak tefek.yani o zamanlar uzaktan bakınca ikiz gibiymişiz.annemde bizimle ilgili herşeyle çok ilgilenirmiş.özene bözene giydirir süslermiş ama ben annem yanımızdan gider gitmez önce kendi saçımı bozarmışım sonra hızımı alamaz sessiz sakin ve bir o kadar kıyafetine dikkat eden narin ablamın saçını bozar tokasını çıkartır eline verirmişim.tabi ablam ağlaya ağlaya elinde tokasıyla annemin yanına gidermiş:(

valla ne yapsam hakkını ödeyemem canım ablamın :)

DA
17.09.2007 14:55
#5

ben ve yeğenim arasında gecen bir olayı anlatıyım...

 

yine üç yasındaki yeğenim beni sinir etmeye programlanmıştı

peşimde dolanınca;

-sana bir şey sorucam dedi

- hayır konuşmak istemiyorum, küstüm ben seninle! dedim :rolleyes:

- ama olur mu sorunlarımızı konuşarak halletmemiz gerekir dedi. :)

şaştım kaldım :) :(

SE
17.09.2007 18:07
#6

konu çok güzel...

aklıma gelenleri yazsam herhalde sitede yer kalmaz...

aklıma gelenlerden bir tanesini paylaşayım...

ben ilkokul yaşlarındayım..tam hatırlamıyorum 7,8 civarıydı..arkadaşımı çağırıp gezmeye gidecektim.. arkadaşımın evine geldim

merdivenlerden bağırdım.. arkadaşım tamam geliyorum dedi. tamam dedim bende... aşağıda bekliyorum...o sıra aklıma nerden geldiyse

arkadaşımı korkutmak geldi biryere saklanayım da arkadaşımı korkutayım dedim... ve merdivenin kenarında bir yer bulup saklandım...

o sıra yukarıdan sesler gelmeye başladı. tamam dedim arkadaşım geliyor...sesler gittikçe yaklaştı.... yaklaştı... tam saklandığım yerin oraya gelince ben karşımızdaki insanı korkutmak için çıkarılan tuhaf sesler vardır ya öyle tuhaf bir sesle aniden yerimden çıktım... ve çıkmamla donup kalmam bir oldu...ben kıpkırmızı bir haldeydim... napacağımı şaşırdım...ve kısa süren bu durgunluğun ardından koşarak ordan kaçmıştım....

neden mi korkmuştum?

karşımda arkadaşımı beklerken arkadaşımın dedesi vardı....

hala gördükçe hem utanırım hemde içten içe gülerim.... :rolleyes:

HA
19.09.2007 01:30
#7

sevgili trradomir o biçim bi konu olmuş eyvallah sağolasın

ben şimdilik izlemedeyim, bilahere konuya katkıda bulunacağım....

sevdayolcusu arkadaşımın anlattığınızada epey güldüm hani :) :rolleyes:

19.09.2007 12:40
#8

Hakikaten güzel konu olmuş.Bütün kirli çamaşırlar dökülecek desenize(Eyvah!..)

Benimde yazacak çok şeyim var ama...Bi tanesini paylaşayım şimdilik

 

Ben 4-5 yaşlarındayken annemle komşumuz Zeliha teyzeye gitmişiz.Annem orda beni uyutmak için başımı okşayıp duruyormuş. Zeliha teyze de -beni kızdırmayı çok severdi- beni ağlatmak için şöyle demiş:

"Kızım bak annen saçlarınla oynayıp duruyo, kafandaki bitleri ayıklıyo."

Ben anlamamışım o zaman, yani beni o gün ağlatamamış ama şu cümle "kafandaki bitleri ayıklıyo" hafızamda yer etmiş :rolleyes:

Aradan günler geçmiş...

Bir gün annemle ulusa giderken dolmuşta amcanın biri beni sevmiş, başımı okşamış.İşte ne olduysa orda olmuş.Ben amcaya demişim ki:

"Amca beni sevme ben bitliyim!..."

Ben öyle söyleyince amca gülmüş.Ben de herhalde gülmesinden aldığım cesaretle yol boyu bağıra bağıra:"ben bitliyim, ben bitliyim, ben bitliyim!..." deyip durmuşum. :)

Zavallı anneciğim beni susturamamış, hâlâ anlatır.(Anlatırken de kızar)

 

Teşekkürler trradomir...

TR
19.09.2007 18:40
#9

Of of of, süpper şeyler çıkmış hakikaten... Ellerinize sağlık. Allah razı olsun dostlar, epeyce güldürdünüz beni. Kendini fıskiye zanneden küçük Onur, babasına vaizlik eden bebek, ablaya el kaldıran (merak ediyorum, taş oldu mu eliniz acaba? Ben ne zaman niyet etsem hep bu uyarıyı alır, hizaya gelirdim :rolleyes:) Gece Güneşi, minipsikolog yeğen, zavallı hain sevdayolcusu, Bitli Sitare ahahahaha...

 

Ben de şu anda bi olay anlatmayayım, yalnız boşa mesaj yazmış olma korkusundan halas olmak için, yeğenlerimden birinin ıspanak kelimesini "Zıppadak" şeklinde telafuz ettiğini yazayım. Bi de, ben, kendim, küçükken o kallavi, yuvarlak, sert, ağır meyveye, içerisinde k, d ve p gibi ağza sert gelen harfleri barındıran bir kelimeyi yakıştırmıştım: Mekdup (mektup değil)... Ne alaka ulan?

ŞE
19.09.2007 21:26
#10

Bir tanede ben anlatacam ama kaç yaşındaydım bilmiyorum herhalde çocuktum :) Nedendir bilmem ama ta çocukluğumdan beri futbula merakım vardı fb li kaleci schumacher var ya hep sakız çiğnerdi birgün ablama abla bu schumacherin sakızı nasıl bir sakız ki her hafta çiğniyor çürümüyor bana da ondan alır mısın dermişim. Nerden bilirdim çiklet denilen şeyden bir tane değilde çok varmış ve fbli kaleci her maça başka çikletle çıkıyormuş yani her defa aynı sakızı çiğnemiyormuş bunu büyüyünce anladım :rolleyes: Ablam beni ne zaman rezil etmek istese yabancı falan demez anlatır çok utanırım halbu ki ben öyle bir şey dediğimi hiç ama hiç hatırlamıyorum...

20.09.2007 00:08
#11
Bitli Sitare ahahahaha...

 

 

:rolleyes: , :) , :( ,.........

SE
20.09.2007 00:51
#12

arkadaşlar gerçekten güzel anılar ortaya çıkıyor sitare kardeşim sen de baya cesursun valla çok komiktin... hafakan kardeşim sizi güldürüp neşelendirebildiysem ne mutlu bana...

çocukluk bambaşka şey ya...ne günlerdi o günler... ya tutamayacağım kendimi ben bir anımı daha anlatacağım...çocukluğumda çok yaramaz olduğum için bendeki çocukluk anısı aşırı fazla..

umarım sizleri sıkmam...

 

şimdi efendim ben 10 yaşıma kadar köyde yaşadım... çok sevdiğim bir arkadşım vardı...Hamide.. öyle bir arkadaşlık ki anlatamam..akşam kavga eder ayrılırdık ertesi sabah hiçbişey olmamış gibi beraber okula giderdik...zaten çocukluk böyle birşeymiş kötü şeyleri kolay unutuyor insan..keşke büyüyünce bu özellik insanlardan kaybolmasa... neyse konuyu saptırıyorum...

işte bu arkadaşımla resmen köyün çetesi gibiyiz..mahallede yaşıtımız çocuklar bize yan bakmaya korkarlardı...(.zaten arkadaşım ailesiyle erkenden istanbula taşınmasalardı kesin bir çete kurardık..ama yanlış anlamayın iyilerin yanında olup kötülerin korkulu rüyası olan bir çete ...)

işte efendim bu arkadaşımla bir gün yine aklımıza bir yaramazlık geldi...ve arkadaşımın annesinin odasına girdik.. annesinin haplarından aldık..

sonra arkadaşımın harmanlarına gittik ve samanlıklarının (belki bilmeyeniniz vardır samanlık köylerde hayvanların kışlık yiyeceklerinin koyulduğu yerdir...) üstüne çıktık.... orası da öyle bir yer ki kimse bizi bulamaz ..zaten kimsenin aklına da gelmez..kim düşünür bacak kadar çocuklar samanlığın damına çıksın... :)

işte efendim damda arkadşımla o haplardan içeceğiz..maksadımız ölmek...(hala düşünürüm bulamam nerden gelmiş aklımıza.. acaba diyorum o zamanlar bizim o küçücük dünyamızda ölümün tarifi neydi.... bir oyunmu sanıyorduk ...)

neyse sonra arkadaşım ve ben birer hap aldık içeceğiz...ama, yok yapamıyoruz dedik en iyisi biz bir hapı paylaşalım..(o zamanlar da amma paylaşımcıymışız)..bir hapın yarısını arkadaşım yuttu diğer yarısını ben sonra elele tutuştuk ve yattık damın ortasına... bekliyoruz bekliyoruz birşey olmuyor .. baya bekledik yok efendim hiçbir değişim yok....en sonunda sıkılıp kalkmıştık..ölüm oyunumuz fiyaskoyla sonuçlanmıştı.... :rolleyes:

SE
20.09.2007 03:32
#13

bu arada ben hain değilim yaaaaa :( :rolleyes: :)

EK
20.09.2007 12:07
#14

Ah o denizler ahh sen bana anı mısın yoksa nükte mi bıraktın içimde hallaç pamuğu misali..

 

Şimdi efenim abim benden 3 yaş büyük ablam 2 yaş..

Malumunuz çoğunuz gibi bizde ailecek denize giderdik ve denize ilk girmeye başladığımızda abimiz afacan çocuk nidalarında kahkalarla bir beni uyana, ablamı öteki yana hep suyun içine sokardı ilk 5-10 dakika cebelleşirdik suda, abimiz yorulsunki bıraksın bizimle uğraşmayı ya ağlayarak çıkardım sudan!

yudum yudum sular mı kalmış yutulmamış..kaç seferde suyun dibindeki kumu avuçlayıp savurdum rastgeldiği kadar...ama ablamında alacağı olsun korkusundan bir benimle anlaşıpta abimin üstüne gidemedik onu suda boğamadık. Şimdi büyüdük ama cesaret edemiyorumki açıldıktan sonra tepesine binmeyi yılların acısını çıkarmayı :rolleyes:

NE
20.09.2007 20:20
#15

Çok yaşayın ya nasıl gülüyorum hepsine görmelisiniz :rolleyes::)

CI
23.09.2007 23:11
#16

9-10 yaşlarındayım..

 

Cıvıl cıvıl bir bahar günü..:) Yılın o vakitleri ve günün o saatlerinde evde pek kimse olmaz, her kes artık yaş grubuna göre bahçede, şurda burda vaktini mutlu mesut geçirmeye bakar..Neyse efendim ben artık oyun oynamaktan yoruluyor, soluklanacak bir gölgelik arıyorum.Kapının eşiğinde bir müddet soluklandıkta sonra eve girip mutfağa atıyorum kendimi...Suyumu içiyor, biraz dinleniyorum.Ardından bakıyorum ki yerde düdüklü tencereden büyük, kazandan küçük, kapağının üzerinde kalın bir örtü olan bir çeşit kap...Artık kokusunun cazibesinden midir nedir beni önce bir merak ardından karşı konulmaz bir iştah sarıyor.Kabın üzerindeki örtüyü kaldırıp elimi yakmasın diye kılıf olarak kullanıp kapağını kaldırıyorum.ve karşımda bir tencere dolusu gül reçeli...:)

Kapağı açmamla birlikte o mükemmel renk ve koku cümbüşü bir buhar halinde yüzümü yalıyordu...Bir reçel değildi bu, bir sanat eseriydi sanki :) Neyse efendim biraz içimi didikleyen hınzırlık dürtüsüyle birazda nefsimin aklımı çelmesiyle kendime hakim olamadım.Gözümü yumup parmağımı batırıverdim.Hatta gözüm o denli dönmüştü ki etrafta çatal veya kaşık aramaya fırsat bulamamıştım. Efendim işte o gün,hayat bana her gördüğüm güzele şeye itimat etmemem gerektiğini belletmişti. Hemde öylesine acı bir tecrübeyle oldu ki bu, bir daha unutmam mümkün olmadı. Parmağım o gül suretli alev deryasına dokunur dokunmaz öylesine yandı ki, çığlığım, şiddetinden boğazıma çığ düşmüş gibi yığılıverdi.Parmağımı bir hışımla geri çekip ayağa kalkarken tencereyi devirdim, üzerime doğru lav gibi gelen reçelden koşarak kurtuldum. :lol:

TR
24.09.2007 00:10
#17

Efendim, aslında derhal yatmam gerekiyor fakat hatırıma gelen bazı futbol hatıralarım oldu, değinmezsem rahat uyuyamam. Yazayım da kaçayım bari dedim ve evet yazıyorum.

 

Efendim bendeniz çocukken müthiş bir maç hastasıydım. Yatılı okuldan eve geldiğim hafta sonlarında, 2 günümün en azından bir 10 saatini, Radyo 1 mikrofonlarının başından bizlere "Malatyaspor-Vanspor" gibi mühim maçları anlatan şahısları dinlemeye tahsis ederdim. Müthiş de bir maç hafızam vardı; mesela, Ankara'da Gençler'in Fener'i 4-1 yendiği maçın gollerinin hangi dakikalarda kim tarafından atıldığını, yakın zamana kadar aklımda tutmuşumdur. Bu dönemde aklımdan çıkmayan bir replik vardır, hala durup durup hatırlar, şöyle içimden büyük bir coşkuyla geçiririm. Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı 2-0 yendiği ve muhtemelen 1996'da oynanan bir maçta, Ercan Taner, Fenerbahçenin ikinci golü öncesinde kelimesi kelimesine, o gür sesiyle şöyle bağırıyordu: 'Atkinson gole gidiyor, Atkinson ve goooool!'...

 

Neyse efendim, bu olaydan birkaç yıl öncesine tekabül eden, tuhaf bir anım vardır benim futbolla ilgili. Mesela Oktay, Alpay ve Ofsayt'ı, uzun bir süre Beşiktaşın yıldız futbolcuları sanmışımdır. Evet, şu anda pekçok bebeden duyabileceğimiz 'Aleeex ve goool!' replikleri, bende 'Oktay, orta, Ofsayt ve gool!' şeklindeydi. Efendim bir süre ben bu yanılgı içerisinde yaşadıktan sonra, tesadüfen Beşiktaşın oynamadığı bir karşılaşmada Ofsayt lafını duymayayım mı? Dünyam başıma yıkıldı resmen. Olamazdı, o Beşiktaşın yıldız futbolcusuydu, başka takımda nasıl olabilirdi ki?.. Bereket versin, o zamanlarda transfer denen bir hadiseden haberdar değildim ve Ofsayt isminin ancak tek bir insanda bulunabileceğine iman etmiştim. Böyle olmasaydı, daha uzuuun aylar Ofsayt'ı BJK santraforu sanmaya devam edecektim belki de.

 

Diğer bir yanılgım vardır ki o çok daha beterdir. Malumunuzdur efendim, topunuz tanırsınız İsmet Badem'i... Bu abi vaktinde Murat Murathanoğlu'yla basketbol maçları sunar, yorumlarıyla izleyiciyi mest eder, onların sevgilisi olurdu. Bu basketbol maçları sayesinde uzun bir süre 'isabet' kelimesini 'hisabet' zannetmiş ve bu şekilde telafuz etmiş olmamın yanında, bir başka yönden de tesir altına girmiştim: İsmet Badem faktörü...

 

Efendim, hakem olacak insan ev sahibi takımın aleyhine karar verdiği zamanlar, tribünler bir tezahürat ile inler. 2 kelimelik bir sıfat tamlaması olan o küfürlü tezahüratı hepiniz bilirsiniz: 'i*** huaaa-kem!...'

 

İşte ben o dönemlerde o kadar temiz bir çocuktum ki, i... hakem ifadesini İsmet Badem anlıyor ve kendi kendime durumu sorguluyordum: 'Bu İsmet Badem basketbol maçlarında yorumculuk yapan bir amca değil mi? Niye bir futbol maçında bu adam için bağırıyorlar?.. Hem ne alaka, niye bi yorumcu için bağırsınlar ki?..' Sonra da bir neticeye varırdım: 'Demek ki İsmet Badem o kadar iyi bir yorumcu ki, seyirciler pozisyonu onun yorumlamasını istiyor, onun hakkı teslim edeceğini biliyor. İsmet Badem, işini yaparken hakikatten gayri bir ölçüt tanımayan büyük bir insan demek ki!'...

 

Bu yanılgıyı, Allah sizi inandırsın, 3. sınıf bitene kadar taşıdım. İsmet Badem'in, aslında i*** hakem olduğunu öğrendiğimde ise dünyam başıma yıkılmıştı ve ben hayatımın en ağır depresyonunu o an geçirmiştim.

 

İmdi dostlar, yazımı bitiriyorum. Rahmetli santrafor Ofsayt'ın ruhu içün, El-Fatiha!...

EK
24.09.2007 02:07
#18

aklıma geldikçe anılarımı paylaşayımki konu aktif kalsın :)hemde siz gülün bende hüzünleneyim

 

daha okula bile başlamamıştım o zamanlar. arkadaşın bahçesine havuz yapma çalışmasına başlayacaktık.bunun için her türlü aletin bi şekilde temin edlimesinden sonra , koca koca çukur kazınıp sonra itina ile bunu suyla doldurduk. dökülen suların toprak tarafından hızla emilmesi üzerine arkadaşa "ne biçim bahçeniz var" diyerek tekme tokat dalmak gerekmişki hır çıkarıp sonra bi güzel patakladık. sonra o mükemmel çocukluk aklıyla zemini poşetle kapatmaya çalışarak havuz yapımına devam etmek istedikki patakladığımız canım arkadasım anneeee nidalarında ağlayarak evine yol alırken bizde kaçtık.plan gerçekleşememişti...yaklaşık bi saat sonra annem beni kapıda oklavayla karşılamıştı sonuç mu ? akşama kadar eve kapanma cezası:)

DE
24.09.2007 02:16
#19
...dünyam başıma yıkılmıştı ve ben hayatımın en ağır depresyonunu o an geçirmiştim...

 

Yazdıklarını okuduğumda da, gülme krizi beni tuttu :) Sanki Ata Demirer'in gösterisindeydim bu yazdıklarını okuduğumda.

 

Ofsayt ve goool :)

 

Çocukluk işte

ŞE
24.09.2007 15:23
#20

Arkadaşımın küçük oğlu babasının zorlamalarına dayanamayıp fenerbahçeyi tutmak zorunda kalmıştı. Babası ne olur ne olmaz çocuğunun fb maçından başka bir maç izlemesine izin vermiyormuş. Çocuk aklı işte ne hikmetse izlediği zaman hep nobrenin elle attığı gollere tesadüf ediyormuş çocuğun öylesine beynine kazınmışki elle atılmayan golleri golden saymıyor. Garibim inşaallah biraz daha büyüyünce asıl golün ayak ve kafa ile atıldığının farkına varır.Eee çocuk haklı hakem gol deyince tribün gol diye nara atınca olacağı bu olur. Dua ve muhabbetle.

_G
26.09.2007 16:04
#21

harika konuymuş süper yaa anlatacak okadar anım varki anlatamam :)

 

ben 4-5 yaşlarındayım.bi akrabımız bizim eve oturmaya geldi.bende küçüklükten beri koltukların tepesinde oturmaya ve insanların saçlarıyla oynamaya taramaya meraklıyım :) neyse akrabamızda küçük boylu ufak tefek ve kel biri...bende her zamanki gibi koltuğun tepesindeyim adamın azıcık olan saçlarıyla oynuyorum...sonrada adama dönüp herkesin içinde demişim ki :) YAŞINDA UFAK AMA NEDEN SAÇLARIN YOK... :lol: :D boyunu küçük görünce kendinide küçük sanmışım :) :D ;)

NE
29.09.2007 22:07
#22

Yine bir şehr-i ramazan...

Sülalecenek yemek yeniliyor. Pek hürmetli dedeciğim tüm ihtişamı, uzun beyaz sakalı ve koyu renkli takkesiyle başköşede. Ben kıyılarda bir yerlerde önümdeki nimetle meşgulüm. En sinir olduğum şeylerden biri midemle haşır neşirken başkalarının aramıza girmesi. Ama tabi bu kişi baba olunca hafif alttan alma hissi tezahür ediyor. Her neyse yemeğin en ana, en heyecanlı kısmısında babam kalkıp: ‘kızım söyle bakayım, senin baban mı daha akıllı, benim babam mı?’ diye sormasın mı? Allah dedim baba ne yaptın… Sen misin beni gıcık eden… Tüm inadımla iki lokmam arasına cevabı iliştiri verdim: ‘Benim babam!’ :)

Baktım millet gülmeye başladı. Ayol ne oluyoruz, ne dedik şimdi :) derken gözlerim dedeme çarpıverdi. :lol: Olayı o an anladım. İş işten geçmişti ama bozuntuya vermemek için zoraki olarak kahkahalara eşlik etmeye başladım. Çocukken bu kadar kötü hissettiğim bir an daha oldu mu hatırlamam… :)

AS
30.09.2007 01:35
#23

bende çocukluk denen o dönemin hangi evresindeydim hatılamıyorum benim bir kaçtane aplam olduğu için herkese de ancak bir iş düştüğü için benim görevim de toz almaktı, kendilerini hiç sevmedim hala da sevmem ve hep bunu bana yapılmış bir haksızlık olarak görürdüm herneyse ben bu malum görevi yerine getirirken hep şarkı söylerdim çocuk işte anlamaz ki sesinin çirkinliğinden, detonesinden yine her neyse anlatacağım zati şunun şurasında 2 cümle neden bu kadar uzattım lafı bende anlamadım..bu defa ben şarkı sölemek yerine coca colanın cıngılını dilime dolamışım sürekli; "hayata gülümseyin, hayat gülümseyin" deyip duruyorum nihayetinde beni fark eden annem o kalın, haşmetli ve söyliyeceği şeyi kesin kabul eden bir ses tonuyla "NEYEEE" dedi (annem erzurumludur da )

bence son noktayı koymuştu!!

 

 

Allah a emanet olun kardeşler, canlar..

TR
30.09.2007 15:38
#24
Arkadaşımın küçük oğlu babasının zorlamalarına dayanamayıp fenerbahçeyi tutmak zorunda kalmıştı. Babası ne olur ne olmaz çocuğunun fb maçından başka bir maç izlemesine izin vermiyormuş. Çocuk aklı işte ne hikmetse izlediği zaman hep nobrenin elle attığı gollere tesadüf ediyormuş çocuğun öylesine beynine kazınmışki elle atılmayan golleri golden saymıyor. Garibim inşaallah biraz daha büyüyünce asıl golün ayak ve kafa ile atıldığının farkına varır.Eee çocuk haklı hakem gol deyince tribün gol diye nara atınca olacağı bu olur. Dua ve muhabbetle.

Hahaha çok komikmiş. Benim de bi amcaoğlu var, bütün bayıcıları, bütün kabak tadı verenleri beşiktaşlı sanıyor. ee ne yapsın çocuk...

 

Hee bi de sizin arkadaşın küçük oğlunun hafızası birazcık sıkıntılı zahir. Nobre'yle Anelka'yı karıştıracak kadar... Azıcık...

 

Abartmasak, tadında bıraksak, muhabbete limon sıkmasak, basit hareketlerle laf sokmaya çalışmasak ölürüz değil mi?

GA
30.09.2007 15:54
#25

Sene 1984-85 arası (hafıza o yaşlarda kuvvetli maşaAllah) 2-3 yaşlarındayım. Babamın amcaoğlu var, haftada bir kaç kez geliyordu herhalde bize. Sürekli gözlerini şekilden şekile sokar beni korkuturdu. Artık durum canıma tak etmiş, ne yapsamda kurtulsam bu durumdan diye düşünür durur olmuştum. Aklıma bir fikir geldi : ) ve hemen uygulamaya koyulmuştum. Annemin tülbentlerinden bir tanesini aldım ve komple kafamı örttüm. Bizim amcaoğlu geldiğinde başladım hööööööööö lemeye : ) Böylece yüzünü göremiyordum ve de göz hareketlerini. Kalktım ayağı ve üzerine doğru yürümeye başladım. Sesde gelmiyor. Meğer adam uzaklaşmış bile. Tabi önümüde göremiyorum. İlk önce duvarda bir "tak"lama sesi : ) o hızla geriye doğru bir sendeleme, sonrasın da karyolanın kenarına çarpma hareketleri ve ağlama. Üstüne üstlük birde kafamdakini kaldırdığımda o iğrenç gözler : ) 1 taşla 4 kuş misali

MU
27.01.2008 17:35
#26

İnsanın en hassas dönemi, ruh tellerinin pamuk iplikleri kadar kırılgan olduğu, hayal dünyasının namütenahi bir buudda kurulduğu, her şeyi müşahhas sahada anlamaya ve kavramaya çalışırken bu cehdin ruhun mücerret zaviyesini de şekillendirdiği, ağacın köküne eş mahiyette bir çağ. Bilumum ilginçliğin sahnelendiği, şu yaşımızda bir ruhî sorun yaşıyorsak çoğunlukla meselenin kökünün vara vara o zamanlara vardığı bir çağ.

 

Efendim, mâziye doğru yaptığım bir yolculuk esnada aklıma takılan çocukluk esintisi yüklü birkaç kareyi paylaşmak istiyorum sizlerle.

 

 

 

7 yaşlarındayım. Anneannemgilin bahçeli bir evi vardı. Ben, abim ve iki yeğenim ile birlikte epey yaramazlık yapmışızdır o evde. Yaşlarımız birbirine çok yakın olduğu için hep birlikte oynamaktayız. Evi kaynatmaktayız. Bir araya gelince zaten ortalık şamatadan geçilmezdi. Bir gün tam kadro toplanmış haldeyiz. Ben bahçede gezinirken epeyce büyük tahta bir levha buluyorum. 20 basamaktan müteşekkil bir merdiven vardı. Onun en üst basamağına çıktım ve diğerlerini yanıma çağırdım, şöyle dedim:

 

- Şimdi bu tahtayı merdivenden aşağıya doğru atacağım. Hepimiz de sanki merdivenden düşüyormuş gibi ağlama sesleri çıkaracağız, çığlıklar atacağız. Bizimkiler merdivenden düştüğümüzü zannetsinler..

 

Teklifim kabul edilir ve tahta büyük bir hızla aşağıya yuvarlanır. Tahta merdivene çarpan tahta levhanın çıkardığı paldır küldür sesler ortalığı inletirken, bizler de avaz avaz bağırıyoruz. Sesi uzaktan duyanlar mutlaka birilerinin acı çektiğini, görünmez bir kaza yaşadığını tahmin edebilir. O derecede başarılıyız. Tabi koşa koşa yanımıza gelinir, hakikat anlaşılınca temiz bir fırça çekilir. Biz çocuklar ise muvaffakiyetimizin verdiği coşkuyla gülmekteyizdir.

 

***

 

Biz çocukken bir reklam vardı. “Çitos, çerezza, tombi, şimdi vitaminli” diye cıngılının sözleri aklımda kalan bir reklam, ki reklam müziğini pek bi severdik, dilimize pelesenk olmuştu. Gene ben, abim ve iki yeğenim arabanın arkasına yan yana oturduğumuzda pencereleri açar ve iki kişi sağ diğer iki kişi de sol pencereden araba hızlı bir şekilde hareket halindeyken kaldırımda yürümekte olan beşer-i mahlûkata bu müziği en güzel makamda bağıra çağıra söyleyiverdik ve onların şaşkın bir yüzle uzaklaşan arabanın ardından bakakalmaları neticesinde zevkten dört köşe olurduk. Evet, amaç, yüzlere o şaşkınlık dolu ifadenin resmini çizebilmekti.

 

***

 

Civcivlere karşı büyük bir ilgim ve sevgim vardır. Küçükken genelde her yaz tatilinde iki tane civciv aldırır ve küçük oldukları için de sığabildikleri, daha önceden alınan ve fakat kuşları öldükleri için bir köşede duran kafeste beslenmeye başlanırlardı bendeniz tarafından. Biraz büyüyüp de kafes dar gelmeye başlayınca, anneannemgilin bahçeli evine yolcu edilirlerdi ve ben de onlarla bir arada olmak için çoğunlukla anneannemin yanında günlerimi geçirirdim.

 

Sıcak bir yaz günü. Bahçedeyiz. Pek sevimli olan civcivlerim karşımda yemliyorlar. Artık civcivlikten çıkıp piliç olmuş vaziyetteler. Yanımda da bebeklerim var, onlarla oynuyorum. Bir elimde iğne, bir elimde iplik ve bolca kumaş parçası, bebeklerime elbise dikmekle meşgulüm. Artık izlediğim yabancı filmlerdeki evcil hayvanların şeklinden şemalinden midir nedir bilemiyorum, birden kafamın üzerinde bir ampul yandı. Neden civcivlerime de elbise dikmiyordum ki? Giyinmek onların da hakkı değil miydi, elin Avrupalısının köpeklerinden ne eksiği vardı benim civcivlerimin de tek parça bile olsa bir şeyler giyemeyeceklerdi. Kafamda bunlar dönüp dolaşırken gözüme kestirdiğim büyük civcivime bir kıyafet dikmeye karar vermiştim bile. Dikdörtgen şeklindeki bir kumaş parçasının iki yanını birleştirdim ve boru haline getirdim. Açık uçlardan birine yumuşak bir lastik geçirdim, diğer kısım kendi halinde kaldı. Bunu giyince pelerin giyinmiş gibi bir görüntü ortaya çıkacaktı. Civcivi yakaladım ve lastikli kısım boynunagelecek, açıkta kalan kısım da kanatlarının üzerini örtecek şekilde elbisesini giydirdim. Tam eserimi büyük bir keyifle seyre dalacakken civciv çırpınmaya başlamasın mı? Lastiğin boğazını sıktığı falan yoktu, hayvancağız bu durumdan hiç ama hiç hoşlanmamış ve elbisesini üzerinden çıkarmaya çalışıyordu. Debelendikçe debeleniyor, lastikli kısmı gagasından yukarı çıkaramadığı için nefessiz kalıyor ve morardıkça morarıyordu. Aman Allahım! civcivim gözlerimin önünde heder olup gidecekti..! öyle bir koktum, kalbim korkudan öyle bir çarpmaya başladı ki, neredeyse ağlayacağım. Civciv artık iyice nefessiz kaldığı için hiçbir harekete takati kalmamış bir şekilde boylu boyunca uzanmış yatıyor. Elbisesini çıkarmaya çalışmıştım ancak bir an olsun hareketsiz kalmadığı ve elimi gagaladığı için başaramamıştım. Artık hareketsizdi ve beğenmediği! elbisesini çıkarabilirdim... Yavaşça boynundan çıkarıp attım kumaşı. Ona böyle bir acıyı yaşatmış olduğum için büyük bir pişmanlık ve üzüntü duymaktaydım. Gönlünü almak için güzel başını, tüylerini okşadım. Bir müddet sonra kendine gelmeye başladı. Ayağa kalktı ve normal haline dönerek yeniden bahçede dolaşmaya başladı. Bu hadiseler cereyan ederken de beni gören hiç kimse yok tabii. Orada bir büyük olsaydı da bu çocuğu müşahede etseydi, yaptığı işin tuhaflığı karşısında onu uyarsaydı, zavallı civciv hiç böyle bir deneyim yaşamak zorunda kalır mıydı? :rolleyes:

PU
27.01.2008 18:37
#27

Hııımmm...İlginç çocukluk hatıralarım...Bir düşüneyim diyeceğim ama düşünmeye bile gerek duymadan başlığı görür görmez çocukluğumdan birçok sahne canlanıyor gözümde...Aslında çocukluk demeyeyim de şimdiki halimden daha ufakken yaşadıklarım diyeyim.Ne de olsa hala çocuk sayılırım.Neyse başlamam gerekirse hayvanlarla ilgili olan anılarımı anlatmak isterim...

 

Kendimi bildim bileli senenin yaz tatilinin bir kısmını muhakkak memlekette geçiririm.Köy ortamı olunca haliyle hayvanlarla içli dışlı oluyorum.

 

Babaannemin evindeydim anlatacağım hadise gerçekleşirken.Dizilerle birlikte görüntülerine alıştığımız konaklar gibi düşünebiliriz bu evi,tabi onlar kadar ihtişamlı değil.Ben o zamanlar beş ya da altı yaşında olmalıyım.Babaannemin bir kedisi vardı.Çok severlerdi bu kediyi,sadece babaannemler değil,onu gören herkes kediye bağlanırdı desem yeridir.Çok sevimli gelirdi onlara galiba.Galiba diyorum çünkü ben diğer insanların kediyle aralarında olan iletişimi bir türlü yakalayamamıştım.Duyduklarıma göre hem tatlı,hem de aferinlik davranışlara sahipti :D

 

Neyse nedendir bilmem ben bu kediyi bir türlü sevememiştim,bana göre aptalın tekiydi,herkese şirinlik numaraları yapıp kendini sevdirmesini biliyordu ama aslında kafasında kötü kötü düşünceler gezindiren bir yaratıktı.Şimdi böyle düşüncelerim yok tabi,bunun da altını çizeyim.Galiba gördüğü ilgiden dolayı onu kıskanıyordum ama o zamanlar onun beni kıskandığını düşünüyordum :D

 

Bana çok tuhaf bakıyordu,saldıracakmış gibi bir pozisyona sahipti karşımdayken,ama bunları diğerlerine farkettirmeden ya da yalnızken yapmayı tercih ediyordu.Çünkü farkettirirse tüm emellerine ulaşamayacak,başarısızlığı tadacaktı... :)

 

Ben olanların hepsine göz yumup,ses çıkarmamayı yeğlemiştim,onunla aramızdaki düşmanlığı sezdirmemiştim hiç,yoksa babaannem arada kalacaktı :D

 

Ama bir gün kaldıramayacağım bir şey yaptı,işte o esnada kendime hakim olmamı kimse beklememeliydi benden.Annem benim saçlarımı okşarken yanımıza geldi,tabi ondan korkup kalkacağımı biliyordu.Tahmini doğru çıkmıştı hemen kalktım,o da benim kalktığım yere kuruldu :D

 

Her şeyimi alabilirdi ama annemi asla düşüncesiyle ellerimi onun kuyruğunda buldum.Kuyruğundan tuttuğum gibi merdivenin başına geçtim.İşte bundan sonrasını hatırlamaya bile gücüm yetmiyor ama yazmak zorundayım.Kuyruğundan tutulmuş o kediciği havada çevirdim,çevirdim,çevirdim ve merdivenlerden fırlattım :rolleyes: Kendimden utanıyorum şu an ama yaptım bunu...

 

Kedi merdivenin son basamağındaydı artık,çıkardığı o acayip sesler kesilmişti.Bizimkiler olan bitenin şaşkınlığıyla kedinin yanına koştular.O ise hiçbir şey olmamış gibi dört ayağının üzerine dikildi.Yine becermişti işte,yine herkesin ilgisi üzerindeydi,yine yenmişti beni :D

 

Bundan sonra benden intikam alacağı düşüncesiyle korkuyla yaşamak kalmıştı bana.Belli bir yaşa kadar bu düşünceyi atamadım kafamdan.Şu an böyle bir korkum yok çünkü yaşamıyor ama o kediye yaptıklarımdan sonra kedilerin benden korkması gerekirken ben onlardan çok korkuyorum :)

 

Bu yalnız bir tanesi hayvanlarla aram böyle pek iyi değildir,hoş anılarım yoktur.Ama çok uzun oldu,diğerlerini sonra yazarım :)

CI
27.01.2008 19:58
#28

Civciv denilince, üstelik hatırayla harmanlanıp denilince aklıma direkt işlediğim bir cinayet gelir. Bahsetmeden geçemeyeceğim :D

 

Küçük kardeşimin reyhan gibi civcivlere karşı büyük bir sempatisi ve hissi temayülü vardı. Havalar ısınır ısınmaz pazarda satılan şu baygın ve rengarenk civcivlerden bir yığın alınır, her birine itinayla bakılırdı. Bir sabah, bahçede kahvaltı sofrası kurulmuş, herkes iştahla kahvaltısını etmekte. Küçük kardeşimse her zamanki gibi sofradan aşırdığı türlü yiyecekleri (annemin ikazlarına rağmen) civcivlerine servis yapmakta...Bir ara, annem tepsideki bardakları içeri götürmemi istedi. Ben de tepsiyi kaptığım gibi koşar adım eve bıraktım, döndüm. Döndüğümde, demin normal seyrinde kahvaltı yapmakta olan ev ahalisini müthiş bir hissi karmaşıklık içinde buldum. Hepsi şiddetle gülüyor, sadece küçük kardeşim boynunu bükmüş, yere bakarak ağlıyordu. Bu olağandışı tabloyu görür görmez 'ne oldu, hayırdır' diye sorduğumda bahçenin girişini gösterdiler. Yere baktığım da bir de ne göreyim... Zaten mukavvadan yapılmış gibi narin olan güzelim civcivi ezmişim :rolleyes: İlkin ev ahalisinin kahkaha senfonyasına uyarak ben de gülmüştüm ama sonra bu hadise bana çok tesir etti, üzüldüm civcivciğe.

MU
27.01.2008 20:15
#29

Yani efendim, bu milimetrik boyda bir karınca değil ki, koskocaman civciv, nasıl görmezsiniz? :rolleyes: Yazık olmuş gerçekten de civcive. Gülmeden geçemedim. Allahtan sadece birini ezmişsiniz. :D

Ben de mutfakta pişen her şeyden aşırırdım, hele de sulu yemekleri avuç avuç civcivlere yetiştirmeye çalışırken pek tabii olarak yerlere dökülen suların hiç de tasasını taşımayan ben, annemin neden böyle kızdığını anlamazdım. :D Anneannemin dolabından kıyma aşırmışlığım bile vardır civcivciklerim için. :D

Bu arada civciv için üzüldüm demekle olmaz, ezilen civcivin diyetini ödemek için 10 tane civciv alıp beslemeniz lazım :)

CI
27.01.2008 20:56
#30

Efendim lakin belirttiğim üzere elimde bardaklarla dolu tepsi vardı, annemin verdiği vazifeyi padişah emri olarak telakki eden ben, asla yere bakarak vakit kaybetme gafletinde bulunamazdım. Başta cinayet dedim fakat bu bir kazaydı :rolleyes: Hem diyete mukabil 10 tane civcivi besleme teşebbüsüne girecek olursam, bu civcivciklere zulüm olur. Sularını yemlerini vermeyi muhakkak ki unuturum. Hayır, o tatlı civcivlerin açlıktan ölmelerini göze alamam ben. :D

 

Pür neşe kardeşimizin hatırasını okurken aklıma kediyi kuyruğundan tutup fırlatma dalında gayrıresmi bir rekorum geldi, yeri gelmişken onu da paylaşmak istiyorum :D

 

Efendim, kızkardeşim, küçükken kedilerden hayli tırsardı. Bir kış sabahı, mışıl mışıl uyurkene, sofadan gelen gürültülerle uyandım. Kızkardeşim, okula gitmek için evden çıkacak fakat kapının önüne pineklemiş kedi yüzünden bir türlü kapıyı açmaya cesaret edememekte...Ev ahalisi ayaklanmış, kardeşimi ikna etmeye çabalamakta, fakat o duvarın dibine çökmüş, herkesi başından kovmaya çalışmakta...Ben, uyuklar halde olay yerine geldim. Kızkardeşim hem kediden korktuğu için, hem de okula geç kaldığı için dövünüp ağlamaktaydı. Dakikalar geçiyor, ama kardeşim hala dışarı çıkmaya cesaret edemiyordu. O sıra, kardeşim benden yardım istedi. Ben, hem cesaretimi dürten bu talebin kabarttığı kahramanlık dürtüsüyle, hem de yarım kalan uykumu tamamlama isteğiyle kolumu sıvazladım, kapıyı açtım. Kedi, kapının dibine sanki mıhlanmış, soğuktan tir tir titremekteydi...Ayağımla iteklemeye çabaladım fakat nafile...Buz tutmuş gibi tek damla ilerlemiyordu. En sonunda günah benden gitti dedim, kuyruğunu tuttuğum gibi önce havada iki tur dönderdim, sonra ileri doğru fırlattım gitti :D Sonra bir kahraman edasıyla gittim elimi yıkadım, kardeşim okuluna gitti, ben de yarım kalan uykumu tamamladım :)

NF
27.01.2008 21:42
#31

Selamlar,

 

Hayvanlardan laf açılmış, ben de hayvanlarla ilgili hatırlayabildiğim bir yüz karamdan bahsedeyim kısaca. Hikayemizin adı paspas hayvanı, efendim...

 

Bende inanılmaz bir hayvan korkusu vardır. Vardı değil, vardır, var olagelmiştir. En basitinden, 3 hafta kadar önce yanlışlıkla okulun dört bir yanını sarmış bulunan kedilerden birisinin kafasının kıllarını (saçlarını) tutmuştum da; seyrek, dik ve yağlı saçları olan, birkaç gün önce okul tıraşı olmuş pasaklı, sümüklü bir veledin saçları gibiydi. İğrençti dostlar, bakın midem bulandı yine. Neyse... Bereket versin ki o anda "Viyaauuu!" deyu haykırıp yüreğimi hoplatmadı pis hayvan.

 

Ayrımcılık yapmayı adaletin hilafına bir hal olarak telakki ettiğimden, istisnasız bütün hayvanlardan korkar ve iğrenirim. Köy dedikleri, bir türlü rahat edemediğim mekana seferler düzenlediğimde ebeveynimin olanca gayretine rağmen ne bir tavuğa, ne bir eşeğe, ne bir ata, ne de bir koyuna temas edebilmiş, insan derisi dışında kımıldayan bir canlıya dokunmaktan imtina eden parmaklarıma söz geçirebilmiştim. Eşeğin kulağını tutmak gibi kendimi aştığım haller de olmuştu ama bu gibi halleri toplasak bir elin parmaklarının yarısı bile etmez. Aynı ben, üç gün içerisinde zevk için tül ile pencerenin arasına sıkıştırıp "katırt!" diye ezdiği, tülle camı birleştirmek için bir yapışkan malzemesi olarak kullandığı takriben 25 sineğin kendisine bağışladığı muzaffer komutan edasının hakkını, bu büyük zaferini sağda solda anlatarak vermektedir.

 

Hayvan korkusu küçüklüğümde bir gün cinnet derecesine varmıştı. Nadiren uğradığımız, evlerini sıkıcı ve basık bulduğum bir akrabalara çıkarma yapmıştık. İçeriye girdiğimizde, akustik titreşimleri bana sürünen bir hayvanı anımsatan enteresan bir paspas ile yüz yüze gelmiştim. Canavar paspastı o, beni yiyecekti!

 

O gün benim için bir kayıptır. Zira içeriye adım attığımız andan kucaklarda mekanı terk edeceğim ana kadar aile efradımdan bir şahsın üzerinde oturduğu koltuğun yaslanma yeriyle siperim olan kişinin arasına saklanmış, mütemadiyen bağırmış, mütemadiyen ağlamış ve canavar paspasın zulmünden beni kurtarmaları için önümde dertsiz tasasız oturan şahıslara yalvarmıştım. İşin ilginç yanı, ben içeriye girdiğimde kapının önünde bulunan o paspasın aynısından bizim oturduğumuz odada da olmasıydı. Ben bunu hışırtılı sesler çıkaran korkunç paspasın beni yemek için üzerime geldiği fikriyle yormuş ve sürünerek ilerleyen, beni midesine indirmeyi kafasına koymuş bulunan bu eli kanlı caninin amacına ulaşacağına inanmıştım bir kere. Ağlamalarıma dayanamayan ev sahipleri gün ortasına doğru paspası görünmez bir makana kaldırdılar ama ben ikna olmamış, o paspasın ben koltuktan iner inmez uçarak üstüme geleceğini ve beni midesine indireceğini iddia etmeye devam etmiştim.

 

Bu, hayatımdaki kara lekelerden birisidir...

 

5. sınıfın yaz tatilinde de, günlerden bir gün camiden eve öyle bir dönüşüm vardır ki, tek kelimeyle muhteşemdir. Şehrin göbeğindeki apartmanımızda cirit atan kediler beni korkutuyordu o dönemler. Tetikte yürüyordum apartmanın içinde... Bir cami dönüşü katımıza çıkarken, yolumun üstünde, merdivenlerin arasında miyavlayan bir hayvanın sesiyle irkilmeyeyim mi? Allah'ım, ne yapmalıydım, nasıl kurtulabilirdim? O eve gitmem lazımdı ama önümdeki hayvanın yanından nasıl geçebilirdim? Bacaklarıma temas etseydi, öyle bir korkardım ki çıktığım onca merdiveni birkaç saniye içerisinde yuvarlana yuvarlana tekrar inerdim. bir çaresi bulunmalıydı bu işin. Vardı da! Evet, kediler köpekten korkardı; "Hadi Bismillah nfk-fan, gırtlağına kuvvet, kökle havlamayı!" dedim kendi kendime içimden ve en korkuncundan bağıra bağıra havlamaya başladım.

 

Ben megafonun düğmesine basıp bizim evin kapısını açtırmıştım. Gırtlağından borazan gibi ses çıkararak üstüne gelen, muhtemelen daha önce bir benzerini asla görmediği havlayan mı diyeyim, böğüren mi diyeyim, enteresan hayvandan korkan kedicik kendini ilk gördüğü açık kapıdan içeriye fırlatmıştı. Ne yapmıştım ben? Kediyi bizim eve sokmuştum resmen! Balkona kadar çıkmıştı kedi. Bense içerideki odalardan birisine kendimi kilitlemiştim. Dışarıya adım atmıyordum. Ama nasıl hayvan gibi havladıysam, kedi de 1.5 saat boyunca balkonda durup kendisine hiçkimseyi dokundurtmamış. Yapışmış balkonun tellerine ve kendisine bir uzanan oldu mu hırlayarak onu engellemeye çalışmış. Velhasıl 1.5 saat sonra validem onu nasıl evden çıkarmış bilmiyorum ama, kedi gittikten sonra bile kendimi kilitlediğim odadan çıkmamıştım bir süre...

 

Admini arızalı olan sitenin değerli kullanıcıları, işte böyledir benim hatırladıklarımdan bazıları...

 

Saygı ve selamlarımla

Ü.
27.01.2008 22:42
#32

Annem ve akrabalarımız,küçükken kafamla fayans kırdığımı ve fayansların yere indiğini anlatmışlardı.. Beni ne kızdırdı o kadar acaba, bunu çok merak ediyorum.

..

PU
28.01.2008 19:48
#33

Yine köyde yaşadığım bir olayı anlatacağım,zaten şehirde hayat yok ya :rolleyes:

 

Dedim ya benim hayvanlarla ilgili tuhaf anılarım vardır diye,bu da onlardan biri...

 

Şimdi ben küçükken köyde tavukları kovalamayı çok severdim.Hayvan severler üstüme gelmesin kuracağım cümlelerden ötürü çünkü bunlar o günlerde kaldı,şimdi söyleyeceklerim gibi hobilerim yok,emin olabilirsiniz :D

 

Neyse tavuklar korkuyorlar tabi,böyle bağıra bağıra kaçıyorlar benden,neredeyse her gün canlandırıyorum bu sahneyi,tavuklar önde ben arkada bir koşuşturma :D

 

Bir gün yine ben bunların arkasındayım,zavallıcıklar korkudan bir o yana,bir bu yana koşturuyorlar.Biz koşarken önlü arkalı,ben kendimi ani bir şekilde frenledim.Çünkü önümde artık benden korkup kaçan tavuklardan biri değil,onlara yaptıklarımdan dolayı bana hayli kızgın olduğunu bakışlarından anladığım bir horoz vardı :)

 

Yalnız horoz deyip geçmeyin,onların tersinin çok kötü olduğunu o gün kötü bir tecrübeyle anlamış bulunmaktayım...

 

Olaya dönersek horoz arkadaşım tüm haşmetiyle önümde dikiliyor.Ben de çocuk aklımla diğerleri kaçmaya çalışırken bu horozun hangi cesaretle önümde durduğunu şaşkın gözlerle anlamaya çalışıyorum.

 

Ne horozda ne bende en ufak bir hareket belirtisi yok,sonra baktım bu bana bir şey yapacak falan değil,birden sen de kim oluyorsun gibilerinden ayağımı kaldırdım.Hay kaldırmaz olaydım,ayağım havaya arkadaşlık etmeye başladığı anda tavukların kahramanı kanatlarını korkutucu bir şekilde açarak,bir yerlerine çarparak bana gövde gösterisi yaptı resmen :D

 

Ben de dedim bu gösterinin ucu bana dokunur,ben hafiften evin yolunu tutayım.Önce yavaş,sonra hızlandırılmış adımlarla,en sonunda da koşarak eve doğru yol aldım :D

 

Ama yalnız olduğumu sanmayın,ben önde,horoz arkada :D

 

Tavuklara yaptığımın acısını çıkardı resmen,tavuklar da izliyor tabi bizi,kim bilir içlerinden neler geçti :)

 

Bende karizma falan kalmadı tabi ama horoz için aynı şeyi söyleyemeyeceğim,tavukların gözünde artık o bir kahramandı :)

 

O günden sonra bir müddet evden çıkmadım,çıksam bile tavuklarla herhangi bir zaman diliminde birlikte olmamaya çalıştım :D

DU
12.02.2008 03:18
#34

ahhh ahh güzel günlerdi...

özellikle kardeşimle dalga geçenleri pataklamak ayrı bir zevkti napalımm benim de tercihlerim her kızınkinden birazcık farklıydı:)misket oynamak,inşaatların önündeki kumlardan yeni eseler vucuda getirmek,maç yapmak gibi...

de bu tercihlerime tuhaf bir tevafuk eşlik etti...

yine okuldan dönüyoruz yığınlar halinde,biri kardeşime sataştı...

ne haddineydi o kimdii!!üstüne üstüne yürüyorum öfkeden o kadar deliye dönmüşüm ki ne diyeceğimi bilemiyorum

"en sonunda ne diyorsun sen beee eneeeeeess!!" diye bir nida benden..ama ben nedendir bilinmez "enes" ismini ürkütücü bir söz sanmaktayım...

çocuk dondu kaldı yüzüme bakıyor...

"nerden biliyorsun adımıı??"

"ne adı??ben bir şey bilmiyorum..."

"benim adım enes"

"AAAAAAAAA!!!???..."

velhasılı o gün bana çok şeyler kattı öncelikle "enes"in bir isim olduğunu öğrendim.birinin ismi size malum olunca da yaşı kaç olursa olsun size saygı duyuyor onu anladım eee tabiki bahsi geçen enes de okulda kardeşimi benimle koruyanlardan ve de arkadaş kafileme dahil olanlardandı artık:)....

eee şeyy erkeklere sataşmamayı da ortaokulda dövme girişiminde bulunduğum bir arkadaştan öğrendim nacizane

meğer zamanla onlara bizden azıcık daha fazla kuvvet bahşediyormuş Allah...

MU
12.02.2008 12:11
#35
üç gün içerisinde zevk için tül ile pencerenin arasına sıkıştırıp "katırt!" diye ezdiği, tülle camı birleştirmek için bir yapışkan malzemesi olarak kullandığı takriben 25 sineğin kendisine bağışladığı muzaffer komutan edasının hakkını, bu büyük zaferini sağda solda anlatarak vermektedir.

İnsanın hatırına, Knut Hamsun'ın Orta Boy Bir Sinek isimli hikayesi gelmez mi hiç, bunu okur da :D Ne ilginçtir ki, ya da tevafuk, oradaki sineğin de serencamı buradakilerinkine muvazidir. Kim bilir belki de K. Hamsun müstear adınızdır ve o hikayeyi de siz yazmışsınızdır. ( Tarih dilimi ve üslup farklılıklarını gözardı edelim lütfen :D )

PU
12.02.2008 13:19
#36

Bu başlığı görünce aklıma birçok şey geliyor.Ama fazla yazmışım,abartmamam gerektiğinin farkında olarak bir tane daha yazmak isterim,içimde kalmasın :D

 

Şimdi ben ve benden üç yaş büyük abim yazları her gece muhakkak geç saatlere kadar balkonun yola bakan tarafında oturur,muhabbet ederiz,yoldan geçenleri seyrederiz,gerçi belli bir saatten sonra yoldan geçen kimse olmuyor ama neyse,vakit geçiririz işte.

 

Anlatacağım olayı yaşarken itiraf ediyorum ki çok küçük değildim,ben 14 yaşındayım,abim de haliyle 17 yaşında.O aralar çeşitli maskeler çıkmıştı ama böyle oyuncak gibi değildi,insan suretleri fakat biraz daha çirkin,çirkin olmaktan öte korkutucu ve de gayet gerçekçi.Abim hangi akla hikmetse bunlardan birini almış gelmiş.Yaşlıca bir adam suratı,saçlar hafif gitmiş,burun,göz falan hak getire :D Böyle çirkin mi çirkin,korkunç mu korkunç ve inandırıcı :D

 

Neyse abimle benim plan belli.Yine geç saatlere doğru çıktık balkona,yola bakan taraftayız,bu arada balkonun ikinci katta olması sebebiyle aşağıya yakın bir yerdeyiz.Karanlık,sadece sokak lambasının verdiği hafif bir ışık vuruyor abimin yüzünün daha doğrusu maskesinin bir kısmına.Böylece daha da acayip oluyor desem yeridir.Hem karanlık,hem de insanların dibinde olmaması münasebetiyle yoldan geçen birinin onun maske olduğunu anlaması neredeyse imkansız.

 

Abim karşımda,oturuyoruz,sanki karşımdaki normal bir insanmış gibi muhabbet ediyor havasındayım.Eveeett,yavaş yavaş insanların dikkatini çekmeye başladı olayımız.Ama ben hafızama kazınan üçünü yazacağım :D

 

Öncelikle şundan bahsedeyim.Yol kenarında bir balkon düşünün,balkonda da biz.Bir üçlü geçiyor yoldan,anne,baba ve babanın yürüttüğü bebek arabasında bir bebiş.İlk önce ablamız farketti abimi.Şaşkın şaşkın süzdükten sonra,abimizi dürttü,abimiz döndü ve takılı kaldı,inceledi inceledi ağzı açık bir vaziyette tabi.Ve daldığı anda bebek arabasını tutmayı bıraktı,Allah'tan önlerinde bulunan yokuşta sürüklenmeden bebek arabamız,ablamız müdahale etti :D

 

Bunun haricinde bir kamyon geçiyor.Şoför abimiz ve onun yanında bir diğer abimiz.Yanımızdan geçerlerken,şoförün yanındaki abimiz abimi farkedip,gerçek mi acaba diye düşündükten sonra şoför abimizi dürttü ve şoför abimiz bize döndü.Allah'tan yavaşlığın ve yolun boşluğunun katkısıyla yolu bırakıp bizi izlemeye koyulan abimizin kamyonu herhangi bir kaza yapmadı :D

 

Son olarak mahallemizden bir çocuk.O saatte artık ne almaya gönderiyorlardı bilmiyorum,annesi kapıya kadar çıkmış,çocuk biraz ilerlemiş tabi,annesi hala arkadan çocuğa sipariş vermekte,bağıra bağıra.Çocuk da annesine bakarak geri geri yürümekte bize doğru.Annesi lafını bitirince,çocuk yüzünü yürüyeceği yöne yani bize doğru döndü.Dönüp,abimi farketmesiyle birlikte,çığlıklar ata ata,düşe kalka,evin yolunu tuttu.Biz korktuk tabi,şimdi çağırır evdekileri baktırır diye,direkt eve girdik.Neyse ki ne çocuğa,ne de bize bir şey olmadı :D

 

Aslında insanların o şaşkınlıkları ufak kazalara sebebiyet verebilirdi ama böyle bir şey olmadığı için rahat rahat hatırladıkça gülebiliyorum ;) Onların o surat ifadelerini,verdikleri tepkilerini hayatımda unutamam :D

VA
13.02.2008 18:38
#37

9 10 yaşlarındaydım.Kardeşimle gidip patlayan sigara aldık.Babamın sigarasının içine koyduk.Ve beklenen an babam sigarayı aldı, yaktı.Çok geçmedi sigara patladı.Sigaranın patlamasıyla beraber babamın 20 yıllık ülkücü bıyıkları da maziye karıştı:D.Ardından ulan eşşoğuleşşek dedi elini kaldırdı,kıyamadı sadece kulağımı çekti.Babamın bıyıklarına baktıkça bu tatlı anı aklıma gelir.

AS
14.02.2008 01:57
#38
9 10 yaşlarındaydım.Kardeşimle gidip patlayan sigara aldık.Babamın sigarasının içine koyduk.Ve beklenen an babam sigarayı aldı, yaktı.Çok geçmedi sigara patladı.Sigaranın patlamasıyla beraber babamın 20 yıllık ülkücü bıyıkları da maziye karıştı:D.Ardından ulan eşşoğuleşşek dedi elini kaldırdı,kıyamadı sadece kulağımı çekti.Babamın bıyıklarına baktıkça bu tatlı anı aklıma gelir.

 

Sonradan bıraktı gene yani :D

VA
25.02.2008 21:54
#39

Babamın ülkücü bıyıkları tatlı sert olan mizacının, türk-islam sentezinin gayesiyle yaşamanın ruhta ki derinliğinin yüzünde ki küçük bir aksi.Bununlar beraber bıyık Atamız Osmanlıların düşmana karşı verdiği dehşetin, düşman karşısında ki heybetinin ufak bir timsali. Ayrıca bir olgunluk göstergesi olarakta anlaşılabilir. Babamın bıraktığı bıyık; akranlarımın züppelere benzemek, kızlara şirin görünmek, karizma yapmak maksadından çok uzak(Her sakal bırakan genci tenzih ederim). Maddeden, ruha geçen yavaş yavaş bozulmayı Arif Nihat Asya ne güzel kafiyelendirmiş.(Üstad'ın bu konuda birbirinden güzel birçok şiir var fakat bu hususta Arif Nihat Asyanın şiirini yazmayı uygun buldum)

 

Bize bir nazar oldu,

Cumamız pazar oldu,

Bize ne oldu ise;

Hep azar azar oldu

 

Neyse babamın bıyıkları sayesinde; bıyık, sakal hakkında ki görüşlerimi, bu bölümün sempatisine yakışmayacak şekilde ele aldım:)Bu yaşıma geldim, babama o olayı hiç anımsatmadım, çünkü o zaman sinirini kumandadan çıkartmakla yetinmişti:).Şimdi daha kötüsü olur:)

YE
11.04.2008 21:14
#40

ben daha 5 veya 6 yaşındaydım..

bir gün babamla pazara gitmiştik..

alışverişi yaptık,,aldıklarımızı bizimkiler dolaba yerleştiriyordu..

bende elimdekileri bııraktım,,,firladım odama..

ama gelirken mutfaktaki çakmağı-yakması çok kolaydı-da almayı ihmal etmedim..

dedim şu yatak örtüsünün ucunu hafiften yaksam nasıl olur,,bastım düğmesine tuttum örtüye,,,..sonra ben ne yaptım,gittim salona hiçbirşey olmamış gibi oturdum,çocuk aklı işte..

ama içim rahat etmedi,,,baktım ev elden gidiyor,,

anneme seslendim,,bana odamdan birkaç parça eşya getirmesi için..

annem odaya girdiği anda kendinden geçti,babamı çağırdı..

bende ne oldu ki diyorum..hani hiçbirşey bilmiyorum ya:))

tabi bizim odanın durum vahimm..

işin kötü tarafı biz en üst katta oturuyorduk,,eğer çatıya ulaşsaydı apartman tümden yanabilirmiş..

dahada kötüsü sokağımız o kadar dardıki itfaiye arabası girmesi imkansızdı,,

çok şükür ki ufak tefek zararlarla atlattık..

tabi sonra ben akıllandım mı hayır,,

birgün aldım gazeteyi,,yaktım,,elim yanmaya başladı..

bir panik attım parkenin üstüne..ama şükür ondada birşey olmadı,bizimkiler erkenden farkettiler olayı..:))

artık ateşe pek yaklaşmıyorum,,

arada ispirto ocağını yakıyorum,,bide yemek yapıyorum,,o kadar..:))

VA
12.04.2008 02:28
#41

Hiymen diye çizgifilm vardı, hatırlarsınız. Çocukken Hiymeni çocuk ruhumla özdeşleştirmiştim.Benim de oyuncak kılıcım vardı, kılıç evde,sokakta,çarşıda uyku hariç bütün zaman ve mekanda sırtımdaki elbiseyle sırtımın arasındaydı. Fırsat buldukça '' Gölgelerin gücü adına '' nidasıyla çeker, hısmıma gösteriş yapardım ama kimseye saldıramazdım, çocukken kimseye zarar veremezdim, çünkü akıllı, uslu çocuktum. Apartmanın kapıcısını çok severdim, yönetici kapıcıyı fırçalıyordu, bu olaya şahitlik eden ben, aşk ile kapıcının önüne kendimi siper ederek, kılıcımı '' Gölgelerin gücü adına '' nidasıyla yöneticiye çektim, sinirden kıpkırmızı vaziyette ki adamı anında neşe tufanına kaptırmıştım. Uzunca süren kahkasının ardından, benden özür de diledi, kapıcıyla olan münakaşını nihayete de vardırdı. İş bilenin, kılıç kuşanandır :)

 

Top oynadığımız muhit o adamın balkonunun ve ev duvarlarının mihverindeydi. Plastik topumuz bu adamın balkonuna düştü, her zamankinin aksine topu vermedi, balkona çıkıp çocukların gözü önünde topu bıçakla patlatmış ve çocukları azarlayıp oradan kovmuş. Sen misin bunu yapan, o sıralar düdüğüm vardı, sokağa çıkar futursuzca öttürürdüm. O adamın evinin dibine düdüğümle beraber kamp kurdum, mütemadiyyen düdüğü öttürüyordum. Yaşlı amca camdan çıkıp '' sus '' dedikçe, muzip çocuk gülüşüyle gözlerininin içine bakarak düdüğe üfledikçe üflüyordum. Nihayet dede müdaafayı bırakıp aksiyona geçerek, beni kovalamaya başladı. 10 metre kovaladıktan sonra '' heh heh heh '' diye kesilip öksürüğe yakalandı. Iraktan müşahede ederek dedeye ''yakalayamazki yakalayamazki ''diyordum dede pes edip evine döndü. İki gün boyunca dede cinnet geçirsin diye, düdüğümün nağmeleriyle dedeye unutulmaz şarkılar besteledim. Camdan çıkıp bana '' namussuz velet... '' dediğini bile hatırlıyorum. Anneme beni şikayet etmiş, annemin terlik merasiminden sonra düdük ve dededen ebediyen vazgeçtim :)

 

Yokuştan aşağıya bisikleti sürüp kavisli yolu dönüp muvaffak olacaktım. Birinciyi denedim kaldırıma çarptım, yere düştüm kollarım yüzüldü, devamındaki muvaffak olmaya sevk edici fiillerim yaraları zaruri kılıyordu. Kaç kere o köşeyi döneceğim cehdiyle yere düşmüştüm. Yaralar mühim değildi, eninde sonunda oradan döneceğim çocuksu bedahat duygumla elzemdi. Son tecrübem de bisikletin pedalını var kuvvetimle çevirerek, köşeyi dönemeden süratle kaldırıma çarparak havaya uçtum. Yüzüstü yere yapışmıştım, burnumun derisi hem soyulmuş hem de burnumdan oluk oluk kan akıyordu, sanırım sol gözümün altı da soyulmuştu. Yüzüstü yerde öylece kaldım. Mahalledeki çocuklar etrafımda çeper oluşturmuşlardı. Ta ki annemin koşa koşa yanıma gelip eve götürene kadar yerde yüzüstü kalmıştım. Elim, kolum, yüzüm hep kan içindeydi. Böyle anıları unutmak muhaldir.

 

Mahallede ki çöplük yanıyordu, Ali adlı çocuk '' çöpte taş var, patlayacak '' demişti. Taşın patlayacağı vehmine kapılarak hepimiz o mekandan uçar adımlarla uzaklaşmıştık :)

 

Bu anlattıklarımın hepsi 5,6,7,8 yaş civarıdır.

BA
12.04.2008 18:24
#42

İlkokul 2ydim annem evde yoktu anahtarda yok gerildim gerildim bi attım omuz kapı kırıldı hala aklımdan çıkmaz o yaşta kapıyı kırdım ya=D

IL
20.08.2008 19:31
#43

KIZARTILMIŞTIR :)

 

Başlığı bir vesile görünce, aklıma çocukluk hatıralarım geldi, epey tebessüm ettim.Bi tanede ben yazayım dedim.Bilirsiniz çocuklukta mantık mefhumu yok.Yaşanan abuk subuk olaylarınsa haddi hududu yok.İşte bunlardan birinide bendeniz bizzat şahsen yaşadım.Uzatmadan hemen paylaşıyorum:

 

Okula gitmiyorum daha.Ama ufaktan ufaktan da okuyabiliyorum hani.Neyse elime bir hikaye kitabı tutuşturmuşlar.Farklı yazarların hikayelerinden müteşekkil bir hikaye kitabı.Çat-pat okumaya çalışıyorum.Vakit akşam üzeri.Neyse içerisinden bir hikayeyi okudum, zaten kısaca birşeydi.Hikayenin altında yazarın adı var tabi.Hemen yazarın isminin altında da, parantez içinde (kısaltılmıştır) yazıyor.Yani okuduğum hikayenin tamamı değilde bir kısmı var kitapta.O yüzden kısaltılmıştır yazıyor.Tabi benim okuma heniz kemale ermediği için, sen tut, 'kısaltılmıştır'ı, 'kızartılmıştır' olarak oku.Ve anında kitabı elinden bırak.Artık benim muhayyilemde okuduğum hikayenin yazarını kızarttıkları düşüncesi, hayali var.Arkadaş kimseyede diyemiyorum.Üzülüyorum bir yandan.Ulan yapılır mıydı bu yazara?Ne güzel hikaye yazmış adam.Kim, ne için kızartmış adamı diye sorular soruyorum kendime.Olayı ev ahalisine anlatınca tabi meselenin iç yüzüde ortaya çıktı. :shiny: Yani işte çocukluk...Oluyor böyle tuhaflıklar...Yaramazlık bahsine girmeyim, sayfalar yetmez. :)

AD
20.08.2008 20:35
#44

Hepsi birbirinden komik ama ilcege ve vakıfın hatıraları ayrı bir komik :)...Neyse bir tane de ben anlatayım ,yalnız dikkat kendinizi gerçek kesit türü bir olayın içinde zannetmeyin, bizzat tarafımdan yaşandı bu olay , baş rolde ablam ve ben :shiny:)

Efendim daha pek bir küçücük tefeciğim ve aşırı sulu gözlü biriyim ( o zamanlar su miktarının hepsini harcamışım galiba şimdi tık yok:) ). Bir gün gene ağlama nöbetlerimden birine tutulmuşum, garip ablam ah yazık beni susturmaya çalışıyor ama nafile.Ben son sürat çığlık çığlığa ağlamaya devam ediyorum.Uzun çabaları sonucu beni güzellikle susturamayan ablam , yanındaki yastığı alır ve hain planını üzerimde uygulamaya başlar: Söz ile uslanmayan beni etmeli tekdir ,tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir dusturuna uyarak alır eline yastığı ve tıkar ağzıma. Havasızlıktan mosmor bir renk alan ben , o anda içeriye kahraman kadın yengemin girmesiyle bu faciadan kıl payı kurtulur...E artık o olaydan sonra sıkıyorsa ağla ablanın yanında bakalım:)...

AD
21.08.2008 20:19
#45

Bugün hastanede idim ablamda ...Bilirsiniz herkesin suratı bir karıştır doktora görünmek için sırada beklerken ,mağlum hastane atmosferi...bugün bizde ablamla sırada beklerken konu çocukluk anılarına geldi...Bende burda okuduğum bir kaç anıyı paylaştım ablamla (kusura bkmayın izin alma imkanım olmadı :) ) ...Valla o kadar kahkaha atmışız ki, farkında olmadan , herkesin gözü bir anda üstümüze dikildi :shiny:

21.08.2008 22:40
#46

Para bulacağım diye muntazaman kafam önde yürüdüğüm günleri unutmuş değilim. Bundan yaklaşık 14 sene evveli... Yine böyle bir gün para bulacağımı bütün herşeyimle hissetmiş önüme bakarak yürüyorum. Ellerim arka taraftan birbirine kilitli... Başım önde, kambur hafif çıkık... Evimin bulundugu sokağa geldim. Yolun sağ tarafında içiçe geçmiş inşaat demirleri... Mestur bir el beni demirlerin yanına çekiyor. Bir de ne göreyim...! Kağıt 50,000 lira. Demirlerin arasına sıkışmış, nazlı bir sevgili edası ile kıvrılmış yatıyor. Yeşil..! İşte o an Ulu Önder'e vuruluşumun vesikası olmuştu. Önder'le gözgöze geldim ve ne kadar nadide bir insan olduğunu bir çırpıda kavradım. Göz kapaklarım Ali Baba'nın mağarası gibi açıldı. O yeşil banknot gözlerimde çil çil sarı altına tekabül etti bir an. Açıl susam açıl demiştim ve istediğime, hayal ettiğime kavuşmuştum. Bu müthiş bir hadiseydi.

 

O zamanın parası ile çok iyi para 50.000 lira. Şimdinin 50 lirası belki. 3 bin küsür lirası ile bakkaldan çitoz, mitoz, patoz Allah ne verdiyse almıştım. Geriye bozukluklar ile 45.000 lira da banknot kalmıştı. Onları da salondaki vitrinin sol-üst köşesine, kitapların arkasına doğru itina ile yerleştirmiş (aşırılma ihtimali her zaman olmuştur zira) ve diğer günlerde afiyetle mideye indirmeyi bilmiştim. Hey gidi günler...

IL
21.08.2008 23:36
#47

Yahu arkadaşlar bunu anlatmasam çatlarım :)

 

Ortaokul yılları...Yaşlarımız 12-13...Ben(izleyici), Kenan(baş aktör) ve Fırat(izleyici) üçümüz beraber okula gidiyoruz.Gittiğimiz okul, oturduğumuz mahalleye yaklaşık bir buçuk kilometre mesafede.Ama tabii eğlenceli geçerdi okula gidip gelmelerimiz.Güzergahımız üzerinde bir camii vardı.Ve caminin de ufak bir büfesi vardı.Büfeye İmam Efendi'nin eşi bakardı.Ufak tefek şeyler satarlardı.Neyse o zamanda Kurban bayramı yaklaşıyordu.Büfeye mangal getirmişlerdi satmak için.Tabii biz her gün okula giderken o büfenin yanından geçerdik.Bizim Kenan isimli arkadaşta sürekli olarak büfeyi işleten teyzeye bilerek/kasten takılırdı : 'Ay teyze bu mangalların fiyatı ne gadardı?' diye :) .Kenan terekemeydi bu arada.Bu yüzden konuşma tarzı değişikti.Tabii bu mangalların fiyatını sorma olayını Kenan abartıyordu ve neredeyse her geçişimizde büfenin ufak camından teyzeye aynı suali yöneltiyordu.Tabii biz Fırat ile Kenan'ı sürekli uyarıyoruz bu arada.'Olum bak yapma başına iş alacaksın' kabilinden.Kenan ise bize: 'Ay kişi mene bişe olmaz!' diyordu :D .Neyse artık bu olay büfeyi işleten teyzede sinir krizleri meydana getirmişti.Kenan'ı bir kaç defa çok sert uyardı.Bak evladım zırt-bırt bana mangalların fiyatını sorma diye :D .En sonunda elimde kalacan demişti :D .Neyse bir gün yine geçiyoruz büfenin yanından.Kenan yine büfenin ufak camından içeri aynı suali yöneltti.'Ay teyze mangal ne gadardı?'diye...Fakat teyzenin tepkisi farklı oldu.'Az gelir misin evladım içeri, sana bişey söyleyecem' dedi teyze.Bizim Kenan da hemen atladı.Basireti mi bağlandı nedir?Biz 'olum gitme kadın senin dövebilir' dedik ama Kenan bizi yine dinlemedi.İnanırmısınız Kenan'ın içeri girmesi ile teyze tekvando-judo-karate-boks-uçan tekme-aparkat vs. ile Kenan'a daldı.Tabii biz büfenin küçük camından Fırat'la beraber ağzımız bi karış açık olanları izliyoz :).Neyse kadın Kenan'ı epey hırpaladı ve Kenan dışarı çıktı.Ceket pantolon hepsi yırtık pırtık olmuştu.İki üç dakika içinde yaşanan bu olay bizi şoke etmişti.Ordan ayrıldık.Tabii Kenan teyzeye yine tehditler savuruyordu.Senin mangallarını param parça edecem cinsinden :D .Neyse uzatmayayım bu olay sonraları epey espiri kaynağı oldu aramızda.Ben de böyle sizinle paylaşayım dedim.Ne zaman bir mangal görsem aklıma bu olay gelir :shiny:

AD
21.08.2008 23:40
#48
Yahu arkadaşlar bunu anlatmasam çatlarım :D

 

Ortaokul yılları...Yaşlarımız 12-13...Ben(izleyici), Kenan(baş aktör) ve Fırat(izleyici) üçümüz beraber okula gidiyoruz.Gittiğimiz okul oturduğumuz mahalleye yaklaşık bir buçuk kilometre mesafede.Ama tabii eğlenceli geçerdi okula gidip gelmelerimiz.Güzergahımız üzerinde bir camii vardı.Ve caminin de ufak bir büfesi vardı.Büfeye İmam Efendinin eşi bakardı.Ufak tefek şeyler satarlardı.Neyse o zamanda Kurban bayramı yaklaşıyordu.Büfeye mangal getirmişlerdi satmak için.Tabii biz hergün okulumuza giderken o büfenin yanından geçerdik.Bizim Kenan isimli arkadaş sürekli büfeyi işleten teyzeye bilerek/kasten takılırdı : Ay teyze bu mangalların fiyatı ne gadardı? :D diye.Kenan terekemeydi bu arada.Bu yüzden konuşma tarzı değişikti.Tabii bu mangalların fiyatını sorma olayını Kenan abartıyordu ve neredeyse her geçişimizde büfenin ufak camından teyzeye aynı suali yöneltiyordu.Tabii biz Fırat ile Kenan'ı sürekli uyarıyoruz bu arada.'Olum bak yapma başına iş alacaksın' kabilinden.Kenan ise bize: 'Ay kişi mene bişe olmaz' :D diyordu.Neyse artık bu olay büfeyi işleten teyzede sinir krizleri meydana getirmişti.Kenan'ı bir kaç defa çok sert uyardı.Bak evladım zırt bırt bana mangalların fiyatını sorma diye :D .En sonunda elimde kalacan demişti.Neyse bir gün yine geçiyoruz büfenin yanından.Kenan yine büfenin ufak camından içeri aynı suali yöneltti.'Ay teyze mangal ne kadardı?'diye...Fakat teyzenin tepkisi farklı oldu.'Az gelir misin evladım içeri, sana bişey söyleyecem' dedi teyze.Bizim Kenan da hemen atladı.Basireti mi bağlandı nedir?Biz 'olum gitme kadın senin dövebilir' dedik ama Kenan bizi yine dinlemedi.İnanırmısınız Kenan'ın içeri girmesi ile teyze tekvando-judo karate-boks-uçan tekme-aparkat vs. ile Kenan'a daldı.Tabii biz büfenin küçük camından Fırat'la beraber ağzımız bi karış açık olanları izliyoz :).Neyse kadın Kenan'ı epey hırpaladı ve Kenan dışarı çıktı.Ceket pantolon hepsi yırtık pırtık olmuştu.İki üç dakika içinde yaşanan bu olay bizi şoke etmişti.Ordan ayrıldık.Tabii Kenan teyzeye yine tehditler savuruyordu.Senin mangallarını param parça edecem cinsinden :D .Neyse uzatmayayım bu olay sonraları epey espiri kaynağı oldu aramızda.Ben de böyle sizinle paylaşayım dedim.Ne zaman bir mangal görsem aklıma bu olay gelir :shiny:

hey Allahım çok güldüm ya :) Siz yazın aklınıza geldikçe :) bu arada terekeme nedir ?

BA
22.08.2008 09:43
#49

benimki biraz trajikomik ama anlatmazsam olmaz.çünkü hemen hemen bütün tanıdıklarım biliyor.

ilkokul 5.sınıftaydım yaz tatili.Kur'a kursundan gelmiştim.annem 2.kattan bişeyler almamı istedi.bıçak gerekiyordu.şöyle keskininden almıştım.

uzun bi etek giymiştim tabi.işimi halledip tam inmeme 3 basamak kala burdanda atlayayım nolcak dedim.veeee atladım :)

ne mi oldu eteğim takıldı düştüm...bian kimse görmeden kalkıp gideyimdedim.birde ne göreyim kan :) tabi ben ağlamaya başladım.morluklar falan apar topar acile.arabadan indik acile gidiyoruz ya karşıya geçecektim ayağımı attııııımmmm hoopp motorsiklet çarptı :graduated: noluyoruz dedim ama kendim bile olayları takip edemiyorum artık.

sonunda acile vardık dikiş attılar çenem kesilmiştide azcık :D

doktor ve pratisyenler başımda.herkes şaşkın tabi birgünde 3 kaza ve çok şükür ciddiye alınacak bişey yok bende :D

eve geldik herkes toplanmış kazayı da duymuşlar.ben yorgun bitkin.

 

pansumana gidiyorum herkes sorgu sual noldu geçtimi falan.

ve dikiş aldırma sırası.gittik aynı doktor.yine pratisyenler ve beni hatırladılar :)

bir gülüyorlar bana bir bakıyorlar sanki uzaydan gelmiş gibi

ya nolcak kaza işte Allah korudu çok şükür değil mi? :D

IL
22.08.2008 10:56
#50
hey Allahım çok güldüm ya :) Siz yazın aklınıza geldikçe :graduated: bu arada terekeme nedir ?

 

:) Diğer bir adı Karapapak olan Türk boyu.Kars ve Iğdır civarında yaşarlar umumiyetle.Kahir ekseriyeti Sünnidir.Konuşma tarzları Azerilere benzer fakat bazı noktalarda ayrılırlar.

 

Balamsan, bir denesen,

 

Sedefden dürdenesen.

 

Men ölsem sene qurvan,

 

Sen ölme bir denesen. :)

 

(Bir annenin balasına seslenişi)

AD
22.08.2008 22:05
#51

Kardeşim üzerinde uyguladığım bir proje geldi aklıma :) . Sanırım ilkokul 3. sınıftaydım, erkek kardeşim de 2. sınıfta. Bir akşam kardeşim evimizin genişçe olan koridorundan mutfağa geçti , su içip , oturma odasına yönelirken, kardeşinin saf saf yürümekte olduğunu gören ben hiuhaha dolabın arkasına saklandım.Işığı söndürüp, başına geleceklerden habersiz bir şekilde yürüyen kardeşim ,dolabın yanından geçerken ben aniden bağırarak karşısına çıktım . Çocuğun anneeeeeee diye öyle bir kaçışı vardı ki anlatamam :graduated: .Ben amacıma ulaşmıştım ,ama ah zekası 1 km geriden gelen kardeşim bir nevi şoka girmişti. Bir kaç saat ağladı ve liseye kadar evin içinde bütün ışıkları yakarak dolaştı, bazı zamanlar mutfağa olan ziyaretlerinde yanında annemi de sürüklerdi :)...

IL
22.08.2008 22:23
#52

Kardeşinizin bütün ışıkları yakması gayet tabii.Yüreğine indirmişsiniz garibin...Ben olsam bütün evi yakardım... :graduated:

AD
22.08.2008 22:26
#53
Kardeşinizin bütün ışıkları yakması gayet tabii.Yüreğine indirmişsiniz garibin...Ben olsam bütün evi yakardım... :)

 

:graduated: Az uykumu bölmedi o ışıklar yüzünden ama ne yaparsınız kendim ettim kendim buldum :)

YU
31.08.2008 10:51
#54

efendim ben tekirdağda bir özel okul kantini işletiyorum bir ara ana sınıfı öğrencileri kantinde alış veriş yapmayı öğrenmeye geldiler. öğretmenleride beni öne sürdü anlatayım diye. oldum olası topluluğa karşı konuşamam zaten. o sırada çocuklardan birisi ayağa fırlayarak.

- öğretmenim ben bu abiye gıcık oluyorum dedi...

o anda öğretmeni gülmek ile mahcubiyet arasında bir dalgalanma yaşadı kadıncağız o kadar çocuklarla uğraşmasına rağmen bu laf karşısında mosmor oldu ben ise kendimi tutamadım gülmeye başladım.....

çocuklar pimi çekilmiş el bombası gibidir her an patlaya bilir

FI
09.04.2009 01:52
#55

çoğu çocuk vardır R ve S gibi harfleri çıkartamazlar ama benim durum biraz farklı C harfini çıkartabilmeme rağmen Cemil diyemiyordum.cemil dayıma Zemil dayı derdim.daha sonra bu Zemil ;JEMİL,ÇEMİL,ŞEMİL oldu .ama sonunda cemil demeyi öğrendim.

 

 

efendim 5-6 yaşlarındaydım.annem bizi öğle uykusuna alıştırmıştı.ama o gün bir şekilde uyumamayı başarmıştım.arkadaşım Mehmetle oynamak için çağırmaya gittim.kapıya vurdum kimse açmadı.bi daha yine kimse açmadı.genellikle kapıyı biraz geç açarlardı.bene kapılarının eşiğinde oturup açmalarını beklerken uyuya kalmışım.uyandığımda annemin kucağında eve gidiyorduk.

BU
09.04.2009 08:56
#56

Tabi, çocukluk deyince tebessümleri ve hüzünleri birlikte hatırla(t)mak lazım. Kimi çocuk dünyadan ve dünyanın acımasız yanlarından bihaberken, kimisininde ana karnında başlıyor hüznü. Neyse, bu başka bir konunun alanına giriyor sanırım.

 

Çok isterdim bisikletimin olmasını, hem de sadece ona sahip olarak mutlu olacağımın heyecanında olarak. Malum, bu ülkedeki çocukların ekseriyetinin ailesinde olduğu gibi, bizde de ''maddi yetersizlik'' ve ''geçim sıkıntısı'' var. Büyüklere diyoruz, ama sadece demekle kalıyor bisiklet meselesi.

 

Bugün, yarın, öbür gün yok. Yokta yok. Çünkü alabilecek ''varlıkta'' yok. Neyse, alınıyor bir şekilde (sonunda gurbetçi halam almıştı).

 

Gel görki bisiklet alınana kadar, bisikleti olan az zengin (bize göre) arkadaşlarla kavga ediyorum, kızıyorum, küsüyorum vs. Hani onların varya, bende yok. Güya kıskançlık ve sebebli/sebebsiz bir çocukluk öfkesi işte sad.gif

 

Biniyorum, biniyorum, biniyorum bisikletime. Sabah akşam inmiyorum, o mahalle senin, bu mahalle benim deyip turluyorum deliler gibi. Hani fakirin kısmetide, kendi gibidir derler ya (şükür, şikayetimiz yok); ya birinci, ya da ikinci hafta darmadağın oluyor bisikletim. Olacak olmalı ya; tekeri patlıyor, jantları eğiliyor, direksiyon yamuluyor bilmem ne !

 

E bisiklet elimize geçene kadar ah-ı figan ettik, şimdi yedek parça alacak parayı nereden bulacağız? Velhasıl bisikletimin eski halinden eser kalmıyor, hamdolsun. Teğet geçmiyor aksaklıklar ve müthiş son:

 

Üç beş parça demir yığını ve elde var hüzün şiiri. Ver kendini eskisi gibi; topaça, miskete, gazoz kapaklarına...

09.04.2009 21:30
#57

İlkokul yıllarımdı…

 

Hani göç zamanlarında semalarda süzülen leylekler olur ya, bir fasıldır, gelip geçerler. Öğrenciler de evden okula dönüş yolunda bir fasıldır gelip geçerler. Koşan, yürüyen, etrafına sataşan, etrafa takılan, yolda oyalanan ve işte tüm keskinliğiyle eve dönüş manzarası…

 

İşte böyle günlerde, okul çantamı sırtıma astım ve adeta bir karnaval şenliği içinde evin yolunu tutmuş gidiyorum. Arkamdan bir kadın sesi:

 

— Ömer, bir bakar mısın?

 

Yüzümü kadına döndüm. Annemle tanışıklığı olan kadın, seslendi:

 

— Ömer, Çantandan çatalın sarkmış, ha düştü düşecek!

 

Ya bizim cevabımız? İşte, aradan yıllar geçmesine rağmen, en küçük fırsatta bana hatırlatılan o cevap:

 

Düşerse, düşsün! Evde daha çok var!

 

Dua ile…

08.03.2010 11:20
#58

Burada okuduğum çocukluk hatıraları; beni, henüz günaha karışmamış, toza bulanmamış, kirlenmemiş o çocukluk günlerimin masumluğuna götürdü. Gelecekten geçmişe değil de, sanki geriden ileriye doğru gittim. Küçükken mazur görülen yaramazlıklar, büyüyünce mazeret kabul etmez günahlara dönüyorsa, bu gidişin şekli de doğru demektir kanaatimce. Biri bana, yaşadığın en güzel yıllar? diye sorsa; cevabım, "doğduğum günden itibaren 14 yıl" gibi çoğunu hatırlamadığım bir zaman olurdu. Neredeyse bir asır yaşayan çocuklara ne mutlu...

 

Neyse... İlginç çocukluk hatıralarımdan aklıma gelen birkaçını artık yazma vakti geldi. Bakalım neler karıştırmışım.

 

MASUM DUYGULARIMLA OYNANIYOR

 

7-8 yaşlarındayım. 20 yaşında bir kızı seviyorum. :tek_dis: Evlerimiz yan yana ve ailelerimiz arasında derin bir samimiyet var. Onu görmediğim gün yok diyebilirim. Görmediğim anlarda da hayaliyle beraberim. Bir araya geldiğimiz zamanlarda beni gösterip: "Bu çocuğu çok seviyorum, o benim tatlım, ne şeker şeysin sen öyle!" gibi beni kendisini sevmek zorunda bırakacak türden şeyler söylüyor hep. Bir bakıma zorla sevdiriyor kendini. Tüm suç onda. Rahatsızlık duyduğum tek konu, onunla yalnız kalamıyor oluşumuz. Etrafımızda hep birileri oluyor. (Gerçi yalnız kalsak ne değişecek?) Benimle ilgilendiği, bana olan sevgisini itiraf ettiği :shiny: günlerin gecelerinde, başımı yastığa tarif edemediğim bir huzurla koyduğumda, geleceğe dair öyle hayaller kuruyorum ki...

 

Bir akşam (hatırlamak bile ne kadar acı) onun ailesi ve bizimkiler toplanıp başka bir aileye misafirliğe gidiyoruz. Gittiğimiz evde benimle yaşıt bir erkek çocuk var. Malum şahıs (şimdi malum şahıs oldu) bu çocukla, yani rakibimle ilgilenmeye başlıyor. Hem de ne ilgi... Kıskançlık duygularım kabarmaya başlıyor. Sinirimden tek kelime konuşmuyorum. Arada bir (nadiren) bana bir şey söyleyecek olsa asık bir yüz ve soğuk kelimelerle onu tersliyorum. "Bunu nasıl yapar?" diyorum içimden. "Hem de gözlerimin önünde."

 

Birgün bana: "Benimle evlenir misin?" diyor. "Eğer ben büyüyene kadar beklersen evlenirim." diyorum. Gülümsüyor. "O zaman çabuk büyü!" diyor.

 

Yine bir gün valide hanımla evde oturuyoruz. "Hadi onlara gidelim" diyorum. Kabul etmiyor. "Lütfen gidelim, ne olur gidelim, hadi gidelim" gibi cümlelerle onu mecbur ediyorum gitmeye. Evlerine girdiğimizde, onu koltuğa oturmuş gülümserken buluyorum. (Yine bütün güzelliği üstünde.) İşte tam o an valide hanım demesin mi: "O kadar ısrar etti ki bizimki buraya gelmek için sormayın. Sabahtan beri başımın etini yedi gidelim diye." Benim için artık her şey bitiyor. Uçan tırtıllar diyarından yeryüzüne ayak basıyorum. Sevdiğim kızın yanında küçük düşüyorum. Neden küçük düştüğümü düşünmüştüm bilmiyorum.Zaten küçüktüm. Birçok sebep var; fakat hiçbiri tam sebep değil sanırım. O an aramızdaki yaş farkını idrak ettiğimi hatırlıyorum. Evet, aramızdaki tüm bağlar kopuyor. Valide hanım sözünü bitirir bitirmez, odadaki tüm bakışlar (onunkiler de dahil) fişek gibi yerinden fırlayan bir çocuğun kapıyı çarpıp çıkışına şahit oluyor. Koşabildiğim kadar uzağa koşuyorum. Issız bir yere gelince durup uzun bir süre ağlıyorum.

 

HAYIRSIZ BİR EVLAT OLDUĞUMU KANITLIYORUM

 

İlkokul ikinci sınıftayım. Öğretmenim annem. Bu onun için büyük bir şansızlık. B) Zira evde yaptıklarım yetmiyormuş gibi bunu birde sınıfa taşıma utanmazlığında bulunuyorum. Bir sene boyunca yaramazlık adına elimden gelen her şeyi yapmışım. Bense bunların bir tanesi hariç hiçbirini hatırlamıyorum. Gerçi o hatırladığım şey de, bir sene boyunca yapılacak yaramazlıkların tümüne bedel sanırım. Efendim, tamamen masum olduğum bu olay! şu şekilde gelişiyor:

 

Bir gün yine çocuklarla sınıfta toplanmış, valide hanımın yani öğretmenimizin anlatıyor olduğu dersi dinliyoruz. Daha doğrusu dinliyorlar. Ben de arka sıralardan birine oturmuş, nasıl bir kibarlıkta bulunabilirim diye sağa sola bakmakla meşgul oluyorum. Ve birden öğretmenimiz ne diyorsa aynısını yüksek sesle tekrar etmeye başlıyorum. Çocuklar kimi dinleyeceklerini şaşırıyorlar. Gözler bir öğretmende bir bende. Öğretmenimizin sabrı tükenmeye başlıyor. Bana sert bir ses tonuyla "sus" diyor. Bende ona yüksek sesle "sus" diyorum. "Yeter artık" diyor. Aynen tekrar ediyorum. (Efendim, buraya kadar ne kadar masum olduğumu gördünüz değil mi? Öğretmenimizin sözlerini tekrar etmem, dersi ne kadar candan dinlediğimin bir kanıtı değil midir? Hem onlar demiyorlar mı "dersi mutlaka tekrar edin" diye.)

 

Ben bir müddet daha papağanlık yaptıktan sonra, öğretmenimiz dayanamıyor ve tahtanın kenarından aldığı yumuşak ve beyaz maddeyi (ne diyorduk biz ona eskiden yau?), (buldum tebeşir) nahif bedenime doğru ağır bir öfkeyle ve saatte 120 km. hızla fırlatıyor. Daha ne olduğunu anlayamayan ben, mavi önlüğüme çarpan beyaz tebeşirle sarsılıyorum. Savaş davulları çalmaya başlıyor. Gökler kadar mavi önlüğümde, bulutlar kadar beyaz bir tebeşir izi... Üstümde tam bir gökyüzü portresi... Adım da bulutlardan düşen tebeşir. Artık savaşa hazırım ve beyaz adam için üzgünüm. Ayağımın dibine düşen tebeşiri alıp hızla öğretmenimize fırlatıyorum. (Efendim, izah etmeme gerek var mı bilmiyorum ama, bakın burada bile ne kadar iyi niyetliyim!.. Öğretmenimizin kızgınlıkla bana attığı tebeşiri; en arka sıraya kadar zahmet edip almak için gelmesin, birde o kadar yolu geri dönerek yorulmasın diye, kendisine sevgiyle, gül atar gibi, müşfik parmaklarımın demiri yumuşatan ahengiyle ve tamamen masumane duygularla atıyorum.) Sınıftaki çocukların şaşkın bakışları önünde bir kovalamacadır başlıyor. Öğretmenimizle sıraları dört dönüyoruz. Ve final: yakalayamıyor.

 

(İçimden konuşuyorum : O akşam evde neler olduğunu anlatsam mı acaba? Sakın sakın... Buraya kadar iyi gittik, sonucu mahvetmeyelim. Hem, bulutlardan düşen tebeşirin de bir gururu var dimi ama...) Şaka bir yana da cidden hatırlamıyorum. Sanırım bir şey olmadı. Eğer dayak yeseydim mutlaka hatırlardım.

 

90'LI YILLARA DAMGA VURUYORUM

 

İşte hatırlayamadığım; fakat olay saatinde bizzat orada hazır bulunanlardan dinlediğim ve en sevdiğim diyebileceğim çocukluk hatıram. Bu hatıramın haykırdığı o gür seste; monotonlaşmış kitlelere, batılı yaşam tarzına (ne alaka?) ve eğitim sistemine karşı büyük bir meydan okuma bulabilirsiniz. :D

 

Yaşım ya 4 ya 5... O gün bırakacağı kimse olmadığı için, validem beni de okula götürüyor. Şunu da belirtmeliyim ki ben 6 yaşımda ilkokula başladım. (Bunu da niye belirttiysem?) Bir saniye... Ben anaokulunu hangi arada okudum? Yoksa okumadım mı? Kesin okudum; çünkü oradan kaçtığımı hatırlıyorum. Neyse... Sınıfa giriyoruz ve ben çocukların yanına oturuyorum. Ders başlıyor. Birdenbire aklıma yaşımla orantısız fikirler gelmiş olmalı ki, hızla sınıftan çıkıp (bütün okul dersteyken) 5 sınıf kapısının da karşılıklı ve yan yana ona baktığı küçük koridorda durup haykırmaya başlıyorum : "Eyy öğretmenlerr! Çıkın dışarı, ne duruyorsunuz!.. Zil çaldı, hadi çıkıın!.."

 

Ben bu tür cümlelerle ortalığı çınlatmaya devam ederken, "ne oluyor lan" diye telaşla koridora çıkan öğretmenler karşılarında bulutlardan düşen tebeşirin yalnız tebeşir halini görünce başlıyorlar gülmeye... Sonrasını, olayı hatırlayanlar da hatırlayamadığı için; üstün hizmet ödülüne mi layık görülüyorum yoksa yılın tellalı mı seçiliyorum, burası meçhul kalıyor. :)

W-
11.03.2010 12:16
#59
İşte o an Ulu Önder'e vuruluşumun vesikası olmuştu. Önder'le gözgöze geldim ve ne kadar nadide bir insan olduğunu bir çırpıda kavradım.

 

:tek_dis: :shiny:

W-
11.03.2010 13:52
#60

esselamu ayeyküm

bendeniz de okuyanı sıkma babıda bir hatıra nakledeyim kendimden...

kader çizgisinin kendi elinde olan kısmı kadar her insan gibi haytımın ilk yıllarında bile enson (şimdiki) mesleğim olan otomobile merakım had safada

öyleki çok oyuncağım var lakin tek tip hepsi motorlu taşıt türevi

hatırlayabildiğim iljk oyuncaklarımdan olan rahmetli dedemin yapmış olduğu tamamı tahtadan olan arabamın kendi kendine gidemiyor olması beni fevkalede üzerdi

buna kendimce (çocukça) bir çözüm olarak ona motor olarak (yada onu yürütmek için) bir salça tenekesi yakıt olarakta limon kolonyası türettim

sonra bunu çalışmasını umarak kibritle (heralde buda buji olsa gerek :tek_dis: ) ateşledim

buraya kadar pek tehlike yok gibi

tabii eğer çalıştırmaya çalıştığınız yer kibritin yanmasını sağlamak için bir tenha olarak bulunabilecek tek yer olan bir ot yığının yanı değilse....

 

yengemin o anki telaşını hatırlıyorum beni alıp içeri götürüşünü yığını söndürmeye çalışısmasını...

uzunca bir süre kimseye korkumdan soramadığım ve deli gibi merak ettiğim o soruyu....

"ACABA ÇALIŞTIMI?"

 

selametle....

PE
12.03.2010 00:37
#61

ahah hah. :tek_dis: Araba değil de anlaşılan ot yığını baya bir çalışmış. Hatta öyle ki çalışmaktan bitkin düşmüş, küle dönmüş. Bereket ki bu çalışmaya eviniz de dahil olmamış. :shiny:

 

Küçükken en büyük zevklerimden birisi annemin peşine takılıp mukabelelere iştirak etmekti. Mukabele ve sohbetlerin bana bu denli cazip gelmesinin tek sebebi ise yemeyi dört gözle beklediğim etli veya tavuklu pilav, ayran ve un helvasıydı. Gider gitmez biran evvel bitsede o bembeyaz peçeteler gül suyu nezaretinde dağıtılsa diye bekler durur, zamanı geçirmek için kendime farklı meşgaleler edinirdim. Gülsuyu eşliğinde gelen peçete, gözümde o an kaşıkçı elması halini alırdı. O peçeteyi nazik bir şekilde kıvrımlarından kurtarmak ve büyük bir dikkatle önüme sermek ise en büyük hünerlerimden birisiydi. Yine böyle birgün yemek faslına geçtik, etli pilavımızı ayran eşliğinde boğaz yolculuğuna uğurladık. Arkadan da o baklava gibi kesilmiş cevizli un helvasını da büyük bir zevkle yolcu ettikten sonra artık o evde durmamızı gerektiren hiçbir neden kalmamıştı. Mukabelelere toplu şekilde gidildiğinden bizim sokağımızdan da 5-10 hanım abla birlikte giderlerdi. Tabii annem de bunların arasında.. Neyse... Evden çıktık ve baya bir yol aldık. Ben çocukluğumun verdiği heyecan ve neşe ile yolda giderken başka şeylerle meşgul olduğumdan bir an annemin yanımda olmadığını hissettim. Annem o zamanlar benim tek sığınağım, biricik koruyucum. Böyle birini kaybetmek hissi takdir edersiniz ki çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamama sebep oldu derken ileride yürüyen çarşaflı kadınlar sürüsü gözüme ilişmişti ki bunlardan birisini anneme benzettim. Büyük bir neşe ile koşarak bacaklarına sarıldığım, anne diye haykırdığım kadının bana yüzünü dönmesi ile kafamdan aşağı kaynar suların dökülmesi bir oldu. Evet, o kadın annem değildi. Mahcubiyet ve üzüntü ile karışık duygularla göz yaşı dökmeye başlayan ben, biraz yukarıda bekleyen annemin o kadife sesiyle ismimi hitap etmesi sonucu bu defa sevinç gözyaşlarını tutamadım. B)

 

Yaş 4 veya 5. :D

12.03.2010 01:19
#62

İlkokula yeni başladığım dönemler.Sınıfın hem cüssece, hem de yaşça en küçüğü olmam ve bir hafta boyunca annemin peşinden ağlamam hasabiyle sınıfta ki kudurcanlardan birisi bana sabi diyordu.Yedi yaşında ki bir çocuk bu kelimeyi nereden bilir bilmiyorum ama sabi aşağı, sabi yukarı,ağlayan sabi tarzı laflarla sinir sistemime ağırdan darbe indirmeye çalışıyordu bu arkadaş.Ben o zaman ki sabiliğimle bu kelimeyi dünyanın en iğrenç ağza alınmayacak küfrü olduğunu düşünüyor, hatta böylesine terbiyesiz bir çocuğun söylediği her kelimenin çok ayıp olacağını addederek kudurcandan olabildiğince uzak duruyordum.Bir akşam ailecek oturmuş yemeğimizi yerken babam bana"Yavrum sen sabisin günahların yok o yüzden bol bol dua et"dedi.Bir anda dünya etrafımda dönmeye başladı tabi olarak babam, benim için dünyanın en muhteşem en kahraman insanı böyle iğrenç bir küfrü nasıl ağzına alır hele bana nasıl söyler düşüncelerinin hücumu ile gözyaşlarına boğularak kendimi odama attım,içeri girmesinler diye(annem kilidi saklamıştı)yatağımda ki bütün yastıkları ve oyuncaklarımı kapının önüne yığdım.Yatağa kapanmış hıçkıra ağlıyor,kesin üvey evladım ben diye düşünüyordum.İntihar psikolojisinden halliceydim yani.:)O şekilde uyuya dalmışım,annemler o aşılmaz barikatımı nasıl aşıp da girdiler odama anlayamadım.Ama yazık tek kelimeyle şoka uğramışlar,öğretmeni mi taciz ediyor,okulunu mu değiştirsek,tarzı düşüncelere bürünmüşler hemen.Neyse en sonunda beni konuşturtmayı başarınca anladılar durumu babam bir hayli gülmüştü bu olaya.

EL
13.03.2010 20:12
#63

Bir hatıramı da ben anlatayım bari..:shiny:

 

Ben küçükken çok çenesizdim..Zaten bir olayı defalarca anlatma huyum vardı ki herkes bu huyumdan yaka silkmişti...Çok şükür şimdi aştım..B) Sadece bir kaç kez anlatıyorum..:D

 

Olay şu:Bizim orda çocukların oynadığı 5 taş diye bir oyun vardır bilmiyorum bileniniz var mı, iki iki ya da daha fazla kişi sırayla 5 tane taşla atıp tutmaca oynanır.Taşlar oyuncuların arasındadır,taşın bitanesi havaya atılır ve taş havadayken bazı akrobasik hareketler yapılır .Geride kalan taşları ikişerli üçerli gruplar halinde toplamak gibi ...Oyunun 5 aşaması vardır..O 5 aşamadan sonra puanı kaparsın tekrar başa dönersin... Neyse asıl konu bu değil..İki ablam bir gün beştaş oynarken hasbelkader taşın birisi kanepenin altına gider ablalarımın ikisi de taşa bakmak için kafalarını eğerleeeeeer.....Veeee işte o muhteşem an...Kafalarını tokuştururlar....Aman Allah'ım benim için ne büyük malzeme...Gülmekten yerlere yıkılırım..Ama asıl konu bu da değil... :tek_dis: Ben gülmekten yerlere yıkılmakla kalmaz gelen giden,büyük küçük heryerde herkese anlatırım bu olayı.."Bir gün ablamgil beştaş oynuyorlardı" diye başlayan cümlemle ablalarımın kızgın bakışlarının bana yönelmesi aynı anda olurdu..Artık gınaa gelmişti ve ben birisine anlatmaya başladığımda bana çok sinirlenirlerdi, ben de onlar kızdığı için inatlarına anlatırdım..Ben anlatırdım onlar sinirlenirdi..Senelerce bu kısır döngüde sürdü gitti o talihsiz olayın izleri...:D

 

Ne zaman unuttum bilmiyorum :) Ama artık ablamlar da ben de rahatım...:)

Şimdi burda bunca insana anlattığımı bilseler ne yaparlar acaba...

SI
25.06.2010 21:25
#64

Mahalleler arası futbol turnuvaları… Bununla ilgili çok mühim bir hatıram var :

 

O sezon, maçlar başlamadan önce, bizim mahalle turnuvadan çekilmeye karar vermişti. Arjantin’in dünya kupasından çekildiğini (elendiğini demiyorum) düşünün. Zaten topu topu 3 takımın katıldığı turnuvamız, bizim çekilmemizle beraber, kalan iki takım için, daha turnuvanın ilk ve tek maçında %50 ihtimalli bir şampiyonluk armağanına dönmüştü…

 

Formasını samimi dostlarımın giydiği karşı mahalledeki takım, birgün beni ziyarete geldi. Ben de tarihi şatomun teras katında… (Koca takım beni ziyarete gelmişmiş… Şunu olduğu gibi anlatsana!) Neyse, belki de ortada buluşmuşuzdur. Bana, kendi takımlarında oynamamı teklif ettiler. Günümüz transferlerinden hiçbir farkı olmadığına inandığım bu durumu, iyice düşündüm… Bizim takım nasıl olsa katılmayacaktı… Gidip, bizim mahalledeki profesyonel futbolculara da durumu bildirdim. Tek korkum, maçlar esnasında fanatik hayranlarımdan gelecek pet şişeli, çakmaklı, ayakkabılı tepkilerdi. Sonunda, Figo’nun Real’e transferini andıran bu durum, sözleşmeme eklenen, ‘kupayı alırsak bir teneke soğuk meşrubat…’ maddesiyle gerçekleşmişti…

 

Turnuvanın başlamasına 1 gün kala, bizim mahalle takımı, turnuvaya katılmaya karar vermesin mi? İçine düştüğüm durumu hayal edin… İşte kulağıma çalınan bazı sözler : Gerçek takımında oyna… Bizim mahalledensin unutma… Bırak onları ve kimliğine dön… Dönmezsen bu bir ihanettir… vs vs vs… Ne yapmalıydım? Bir tarafta mahallemin takımı, diğer tarafta daha yeni sözleşme imzaladığım takım… Baskılar git gide artıyordu. Hemen karar vermeliydim. Akşamüstüydü, hala beni yolumdan çevirme uğraşındaydılar. Sonunda benden şu sözleri duydular : “Boş yere uğraşmayın. İster ihanet deyin, ister başka bir şey… Söz verdim bir kere… Dönemem…” Ordusuna hitabeden William Wallace gibiydim. Dönmedim de… Karşı mahallenin takımında oynadım. Sonunda ne mi oldu? Finalde eski takımımla karşılaştık. Büyük tehditlere rağmen çıktığım bu maçı, (hikmete bakın) benim attığım golle kazandık. :D

 

Uzun bir süre mahalle hainliğiyle suçlandım. Parke taşlarıyla örülü daracık sokaklarda, evin duvarlarını kale yaparak, plastik toplarla oynadığımız 13 aylık’lara beni almaz oldular. Şu oldu, bu oldu fakat çok geçmeden durum normale döndü.

 

Kurcalasam daha çok şey çıkar. Ne ihanetler, ne ihanetler :)

EB
03.10.2010 23:50
#65

Bir seferinde çay zannederekten bir bardak makina yağı içtim. Allah'tan ölmedim. Ölseydim zaten bunları yazamazdım. Hayat işte...

EB
03.10.2010 23:59
#66
Söz verdim bir kere Dönemem Ordusuna hitabeden William Wallace gibiydim.

 

William Wallece, I. Richard (Aslan Yürekli Richard)'ın şatosunu yakıp, sonra da kızını kaçıran adam değil mi?

EB
04.10.2010 00:06
#67
William Wallece, I. Richard (Aslan Yürekli Richard)'ın şatosunu yakıp, sonra da kızını kaçıran adam değil mi?

 

Yoksa o Robin Hood muydu? Ya o da milletin şehirlerarası yollarda belalısıydı be kardeş. Adam milletin karısını kızını rahatsız ediyormuş vaktiyle, Londra-Birmingham hattına pusu atıp milletin altın bilezik, gümüş gerdanlık, serçe parmağa taktıkları akika taşlı kıro yüzüğünü neyin gibi kıymetlisini cuka edip, 'fakir fukaraya dağıtıyorum inan olsun' diyerekten köşeyi dönüyormuş. Bu nasıl bir feodalite anlayışı aklım almıyor.

SA
04.10.2010 00:36
#68

Ahaha çok güzel paylaşımlar gelmiş, bu saatte pc başında gülmekten bir hal oldum. Bir tane de bizden gelsin bakalım.

Şimdi efendim, ben bizim ailenin en zıpır ve de en küçük kızı olarak sanırım ablamgillerden ve de ebeveynlerden fazla yüz bulmuşum. Biraz böyle erkek gibi takılmayı seviyorum o zamanlar. Astığım astık, kestiğim kestik. Okulda dörde gidiyorum, gözümün tutmadığı bir kız vardı; hanım hanımcık bir şey. Allahım öyle uğraşıyorum ki bunla, hocadan azar işitmelerin dibi gelmiyor fakat uslanmıyorum. Sonunda kadın babama kadar olayı aksettirdi; eşkıya mı yetiştirdiniz, kız çocuğu mu?!diye babama veryansın ediyor. Bak bu laf ağırıma gitmedi değil:) Bir de aynı gün bahçesinden ayva (ç)aldığımız teyze de kapıya dayanınca, babam zıvanadan çıktı. Bir azar, bir azar öyle ki kızın yakasını bıraktık:)

 

Bir keresinde de ablamla alışverişe gidiyoruz çarşıya. Yanında böyle abi edasıyla yürüyorum. Anam bir baktım uşağın biri arkamıza takılmasın mı! Ablam onyedili, körpe zamanları.. Fena kafam attı. Dönüyorum ters bakışlar atıyorum, gözlerimle dövüyorum bana mısın demiyor. Ablam ancak tavana kuvvet koşaryürür gidiyor. Döndüm; baksana bana sivilceli surat! dedim:) Sen kimi takip ediyorsun?! Çocuk da fazla süttü sanırım, arazi oldu.

 

Bir de daha ufaklı yaşlardan dem vurup bırakayım artık. Bilirsiniz çocuklar için mahalleye kurulan pazarlar vazgeçilmezdir, en azından benim için öyleydi. Yaşımı hatırlayamayacak kadar küçüğüm. Öyle ahım şahım bir durumumuz yoktu her pazara çıkacak kadar, ama o gün pazara gitme sevdasıdır beni sarmış. Öyle ki evimizin camlarını taşlıyor ve; haydin pajara :) diye bağırıyormuşum. Annemler bugün olsun anlatırlar zaman zaman.

BE
04.10.2010 02:14
#69

Çocukluğum, amcam ve arabesk şarkılarıyla geçti :)

O yaştaki çocuğa Müslüm-Orhan-Ferdi abiler üçlemesi dinletirsen, o ağır şarkılar tabi yanlış anlaşılacak.

Mesela deyip, iddia etmemin neticesinde amcamın çıldırmasına sebep olan o yanlış anladığım şarkılara gireyim :)

 

Doğrusu:

O durmayan yolcu, sen garip hancı.

 

Anladığım:

Odunla yan yolcu, sen garip hancı.

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Aşk kapıyı çalınca

Gönüle yasak olmaz.

 

Anladığım:

Aşk kapıyı çalınca

Gönüle yağ satılmaz.

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Sen de bil kahrına bu can dayanmaz,

Yaşamak çok güzel, seninle ziyan.

 

Anladığım:

Sen de bil kahrına bu can dayanmaz,

Yaşamak çok güzel seninle Ziya. ( Amca kim bu Ziya :) )

 

................................................................................

 

Doğrusu:

Razıyım Yarabbim razı,

Var ise cezam.

 

Anladığım:

Razıyım Yarabbim razı,

Bari secerem?

 

................................................................................

 

Doğrusu:

Gün gelir utanır sanma ayıran

 

Anladığım:

Gün gelir utanırsan Mayıran. (Mayıran diye kız ismi mi olurmuş amca)

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Barda durur barmen minik şişe elinde.

 

Anladığım:

Varlığı var mendili şişe elinde. (Delikanlılık çağlarımın şarkısı olsa da yine de yanlış anlıyormuşum)

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Birgün bir köşede sızıp kalırsam,

El tanımasa da sen tanır mısın?

 

Anladığım:

Birgün bir köşede sızıp kalırsam,

Ertan'ı masada sen tanır mısın? (İsimlere takmıştım, ne yapayım :D )

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Karaya ak denilir mi?

Amaya bak denilir mi?

 

Anladığım:

Karaya ak denilir mi?

Almaya bak denilir mi? (Alma: Galiba Azerice elma demek diye düşünüyordum)

 

................................................................................

 

Doğrusu:

Oy oy oy Emine,

Çekme beni yemine.

 

Anladığım:

Oy oy oy Emine,

Çekme beni evine. (Bu ne sapıklık diye de kızardım)

 

................................................................................

 

 

devam eder, gider...

ÇE
04.10.2010 20:41
#70
Doğrusu:

Barda durur barmen minik şişe elinde.

 

Anladığım:

Varlığı var mendili şişe elinde.

 

Doğrusu:

Sen de bil kahrına bu can dayanmaz,

Yaşamak çok güzel, seninle ziyan.

 

Anladığım:

Sen de bil kahrına bu can dayanmaz,

Yaşamak çok güzel seninle Ziya. ( Amca kim bu Ziya )

 

 

Doğrusu:

O durmayan yolcu, sen garip hancı.

 

Anladığım:

Odunla yan yolcu, sen garip hancı.

 

Gülmekten öldüm desem yeridir :)

13.10.2010 15:51
#71
Çocukluğum, amcam ve arabesk şarkılarıyla geçti :)

O yaştaki çocuğa Müslüm-Orhan-Ferdi abiler üçlemesi dinletirsen, o ağır şarkılar tabi yanlış anlaşılacak.

Mesela deyip, iddia etmemin neticesinde amcamın çıldırmasına sebep olan o yanlış anladığım şarkılara gireyim :)

 

Doğrusu:

O durmayan yolcu, sen garip hancı.

 

Anladığım:

Odunla yan yolcu, sen garip hancı.

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Aşk kapıyı çalınca

Gönüle yasak olmaz.

 

Anladığım:

Aşk kapıyı çalınca

Gönüle yağ satılmaz.

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Sen de bil kahrına bu can dayanmaz,

Yaşamak çok güzel, seninle ziyan.

 

Anladığım:

Sen de bil kahrına bu can dayanmaz,

Yaşamak çok güzel seninle Ziya. ( Amca kim bu Ziya :) )

 

................................................................................

 

Doğrusu:

Razıyım Yarabbim razı,

Var ise cezam.

 

Anladığım:

Razıyım Yarabbim razı,

Bari secerem?

 

................................................................................

 

Doğrusu:

Gün gelir utanır sanma ayıran

 

Anladığım:

Gün gelir utanırsan Mayıran. (Mayıran diye kız ismi mi olurmuş amca)

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Barda durur barmen minik şişe elinde.

 

Anladığım:

Varlığı var mendili şişe elinde. (Delikanlılık çağlarımın şarkısı olsa da yine de yanlış anlıyormuşum)

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Birgün bir köşede sızıp kalırsam,

El tanımasa da sen tanır mısın?

 

Anladığım:

Birgün bir köşede sızıp kalırsam,

Ertan'ı masada sen tanır mısın? (İsimlere takmıştım, ne yapayım :D )

 

................................................................................

 

 

Doğrusu:

Karaya ak denilir mi?

Amaya bak denilir mi?

 

Anladığım:

Karaya ak denilir mi?

Almaya bak denilir mi? (Alma: Galiba Azerice elma demek diye düşünüyordum)

 

................................................................................

 

Doğrusu:

Oy oy oy Emine,

Çekme beni yemine.

 

Anladığım:

Oy oy oy Emine,

Çekme beni evine. (Bu ne sapıklık diye de kızardım)

 

................................................................................

 

 

devam eder, gider...

 

 

çok güzelmiş ya güzel :) benimde bi arkadaşım var o 22 ye geldi hala şarkıları yanlış anlıyor :)şarkının orjınalinede daha inanmıyor :)

07.12.2012 23:02
#72

Çıkmış hakikaten "güzel şeyler" :)

 

Yaşının üçünü beşini hatırlamıyorum, bir tıfılın hikayesi de benden..

 

Peder doktor.. Haliyle eş-dost komşu-akraba ücretsiz istifade ediyorlar bu fırsattan. Tabiplik başka birşey.. Neyse..

 

Birkaç bina ötede oturan eski komşumuzun kızlarından biri şifayı kapmış, akşamleyin ablasıyla beraber doktor amcalarının evine geldiler. Günün yorgunluğu, doktor amcanın dilindeki tatılığa tesir etmiyor. Herhalde iğne yapsa "sinek ısırığı" zannedecek.. Çocukla çocuklaşan babamın hali seyre şayan. Çocuk muaynesi ayrı bir ihtisas istiyor..

 

Velhasıl, doktor amca muaynesini bitirirken, mütevazi salonumuzun sünger sedirinde oturan küçük misafirimize :

 

-"Bizim hiç kızımız yok, sen bizim kızımız olur musun?"

 

Bitkinliği gözlerinden akan soluk benizli küçük kız kısa bir süre düşündükten sonra, bütün masumiyetiyle şöyle cevaplıyor:

 

-"Ama benim sorunlarım vaaar!"

 

*

AS
07.12.2012 23:34
#73

-"Ama benim sorunlarım vaaar!"

 

*

Çok güzel yaa :)

08.12.2012 01:15
#74
Ben çocukluğumun verdiği heyecan ve neşe ile yolda giderken başka şeylerle meşgul olduğumdan bir an annemin yanımda olmadığını hissettim. Annem o zamanlar benim tek sığınağım, biricik koruyucum. Böyle birini kaybetmek hissi takdir edersiniz ki çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamama sebep oldu derken ileride yürüyen çarşaflı kadınlar sürüsü gözüme ilişmişti ki bunlardan birisini anneme benzettim. Büyük bir neşe ile koşarak bacaklarına sarıldığım, anne diye haykırdığım kadının bana yüzünü dönmesi ile kafamdan aşağı kaynar suların dökülmesi bir oldu. Evet, o kadın annem değildi. Mahcubiyet ve üzüntü ile karışık duygularla göz yaşı dökmeye başlayan ben, biraz yukarıda bekleyen annemin o kadife sesiyle ismimi hitap etmesi sonucu bu defa sevinç gözyaşlarını tutamadım. smile.gif

 

Yaş 4 veya 5. smile.gif

 

:) Ah o pazarlar.. Anlık bir dikkatsizliğin pazarı korku filmine dönüştürdüğü cumartesi günleri.. Ben de aynı şekilde kim bilir kaç kere; uzun zamandır anacığım zannedip peşinden yürüdüğüm çarşaflının, hiç tanımadığım bir teyze olduğunu farketmemle başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş, kaybolmak korkusuyla pazarı bir aşağı bir yukarı voltalamışımdır.. Teyzelere anons: sahip çıkın bacım çocuğunuza!

 

Kurcaladıkça neler çıkıyor..

 

Hayır yazmadan edemeyeceğim..

 

Bir başka komşu çocuğu.. Neymiş bu sizin ev de demeyin, malum, evde bilgisayar olunca neticesi böyle oluyor.. Yine günlerden bir gün, FİFA oynarken futbolcu isimlerini ve yaptıkları manevraarı büyük bir heyecanla sayarak kendi spikerliğini üstlenmiş evsahibi abisini pür dikkat dinleyen ve seyreden bizim komşu çocuğu, bir müddet sonra meydana gelen kısa bir sükuttan istifadeyle bombayı patlatıyor:

 

-"Nerde o b.klu oyuncu?"

 

(Bilmem hangi yabancı takımın yıldız oyuncusu Kaka'yı kastediyor kardeşimiz)

 

Evdeki kahkahayı siz tahmin ediniz.. :)

AL
05.07.2017 13:23
#75

Genelde pazar günleri klasiği olan banyo. Annemin bizleri sıraya koyup, banyo kazanına odunu ver ha ver yaparak ateşi körüklemesi, leğenin ya da bizim oraların deyimiyle teştin içinde bizi yıkaması, ev sobalı olduğundan hemen sarıp koşun sobanın yanına demesi, sonra başımızda bit var mı yok mu diye analiz yapması çocukluğumun güzel hatıralarından birisidir.

 

Kola kutusu, cam şişe, bakır, demir toplayıp hurdacıya satmak. İmece usulü aldığımız plastik topun patlaması sonucu gözyaşlarına boğulmak, sınıfta muz yiyen birisini gördüğümde "bunlar bayağı zengin, biz değiliz" demek, kurşunkalemimi neredeyse görünmez hale gelene kadar açmak.

 

Benim gizlice aşık olduğum kızın bana da gizlice aşık olduğunu öğrenmek, annemin onun annesine "bizim oğlan size çok gidip geliyor, sizi seviyor teyzesi, sizin kızı bizim oğlana mı alsak" demesi.

 

Bir mıh gibi, punto gibi, zımba gibi işlenmiş hatıralar, hayatlardı bunlar.

 

Güzelim ülkemde çocuk olmak bile büyük sorumluluktu, uğraştı bence.