Dr. Alaaddin KAYA:
“Son Dakikalarında Yanındaydım.”
“Aman Yâ Rabbi derken dervişleri için Allah’a niyazda bulunuyordu.
Benim o andaki hissim, kendisi için değildi.”
Kendisiyle ilk tanışmamız, Aziz Efendi Hazretlerinin vefatından sonra Bursa’dan geldiği zaman oldu.
Ben çocuğum o zaman. Orta ikideydim. “Adın ne senin”, dedi.
Mehmed dedim (göbek adım). “Adaşız seninle” dedi. Bir zaman derslere devam ettim.
Sonraları bıraktım. 1971 yılında hacdan gelenlere karantina uygulanıyordu,
ben de doktor olarak görevliyim. Baktım Hoca Efendimiz de geldi. Vardım, elini öptüm.
“Dokotor bey, seni eve de bekleriz!” dedi. Ben de içimden çağırırsanız gelirim Efendim dedim.
Aradan üç-beş ay geçtikten sonra bir gece rüyamda, “Haydi oğlum, artık gel!” dedi.
Geliş o geliş hamd olsun.
Her Pazar günü İkindiden sonra hadis dersi yapıyorlardı. 1977 yılında bir Pazar günüydü.
Bizler ders dinlemeye geldik. Hoca Efendimiz, yanında Es’ad Efendi olduğu halde geldi. Onu kürsüye oturttu.
Sonra cemaate döndü. “Bundan sonra bu derzleri Es’ad yapacak!” dedi. “Es’ad bizim damattır,
Ankara İlahiyat Fakültesinde hocadır!” dedi. Sağ tarafa yanına oturdu, on dakika kadar dinledikten sonra gitti. Es’ad Efendi çok heyecanlıydı, tir, tir titriyordu. O günden sonra, dersleri Es’ad Efendi yaptı.
Bir seferinde oğlan hastalandı, 7 aylıktı. Bağırsak takınması teşhisiyle hastaneye yatırıldı.
Çok üzülüyorduk, annesi başında ağlıyordu. Ameliyata karar verildi. Hoca Efendimize de arz etmiştim.
Ameliyat olacağı sabah, çocuğun başında beklerken uyuya kalmışım. Rüyamda Hoca Efendimiz geldi. “Bismillâhirrahmânirrahim” dedi ve elini çocuğun karnına koydu. Uyandım, baktım, çocuk gaz çıkarmaya başladı, ameliyata gerek kalmadı.
Son günlerinde Hoca Efendimiz Hazretlerinin yanında bulundum.
Geceleri uyuyamıyordu, bir şey yiyemiyor, ateşleniyordu.
Rahatlatıcı tedaviler yapıldı. Son akşamında ağırlaştı, sonra düzeldi.
Hatta akşam namazı koma halinde geçmişti, uyandı, “Akşam oldu mu?” dedi, ben de, “Efendim geçti” dedim. Hemen tuğlayı getirdik, kollarını sıvadık, teyemmüm ettirdik, Namazını kıldı.
Sonra çağırdı büyük ablayı, kulağına bir şeyler söyledi.
Demiş ki; “Bunlar aç, bunlara yemek yedirin içeride…” demiş. Biz içeri geçtik.
Bir ağabeyimiz orada bekliyordu. Açmış gözünü, “Sen de git, sen de yemek ye “demiş.
O akşam durumu iyileştiği için, biz tahmin etmiyorduk sabahleyin bir şey olacağını,
Örfi idare de (Sıkıyönetim) vardı. Yasaktan önce eve gittik.
Gece telefon ettiler, rahatsızlığı arttı diye.
Arabaya atladım geldim. Baktım mübareğin durumu ağırdı. Tansiyon 5’e düşmüştü.
Tansiyonu biraz yükseldi. O gün öğleye doğruydu. Yatıyordu, gözleri kapalıydı, etrafıyla ilgisi yoktu.
12’yi 5 geçe civarında, oturdu. Ellerini açtı:
“Aman Yâ Rabbi!” dedi. Biz irkildik.
Ondan sonra tekrar uzandı yattı. Sonra bir daha kalktı.
“Aman Yâ Rabbi!” diye ellerini açtı.
Ondan sonra yattı, göğsünden hafif bir hırıltı geldi.
Baktım ruhunu teslim etmiş. Saat 12’yi 10 geçiyordu.
Aman Yâ Rabbi derken dervişleri için Allah’a niyazda bulunuyordu.
Benim o andaki hissim, kendisi için değildi.
İSLAM Aylık Mecmua Kasım/1990 Sayı: 87. Sayfa: 42