Bir ülkenin vizyonunu belirleyen projeler sadece müşahhas zemine hitap eden yapılardan ibaret kalmamalıdır. Teknik sahada ilerlemenin zarureti elbette ki bütün dünyaca olduğu kadar ülkemizce de malumdur. Lakin dünya markası olmak gibi iddialı bir söz ortaya atılıyorsa, bunun da sadece pozitif ilimlerle gerçekleştirilemeyeceğini bilmek lazım. Peki başka ne lazım? Ülkeyi madde zemininde imar ederken, ülkenin temel taşı olan insaların da ruhen, manen imar edilmesi, bir ahlak ve şahsiyet teknesinde yoğurulması ile birlikte hayata geçirilecek her imar hamlesinin ruhları imar edilmiş insanlar tarafından yürütülmesi.
Murat Saylan'ın dökümanındaki en son proje üzerinden misal verecek olursak, ülkemizin ağaçlarla donatılması kadar, o ağaçları sevecek, koruyacak, yakmayacak, kesmeyecek, kendine bir alan açıp gecekondu dikmeyecek ruhu mamur insanlar olmadıktan sonra bir taraftan yeşillendirilen sahalar, bir taraftan yakılıp, kesilip, yok edilirse ortaya dibi delik keseye para atmaya benzer bir hâl çıkar.
Kurduğunuz köprü üzerinde, verilen eğitimin kalitesizliğinden dolayı trafik kurallarına uymadan araba süren insanların yaptığı kazalar her gün haberlerde artık kanıksanan bir hâl alır. Ülkemizde trafik kurallarına uymamak, ehliyet verilen, trafiğe çıkmasına izin verilen insanların kurallara uyma şuuruna erdirilememesi çok büyük bir hastalık. Köprü elbette ki yapılsın ama o köprüden geçecek olan arabaları kullanan insanların en titiz şekilde kurallara uymasını sağlayacak ruh sistemi de kurulsun.
Ülkemizde en fazla bütçe ayrılması gereken proje, insanların dünyaya geliş gayelerini ve o gayeye göre nasıl yaşayacaklarını ruhlara, davranışlara, kafalara nakşedecek bir sistemin üzerindedir. Bir ülke insanlarına en muhteşem, en göz kamaştırıcı teknikleri sunsa, hayatı kolaylaştıracak en güzide projeleri hayata geçirse, en keyifli mekanları açsa, yani kemiyeti olabildiğince köpürtse, fakat hakiki hayata, insanın ebedi olarak kalacağı o âleme, sonsuzluk diyarının kaidelerine dair bir şey veremiyorsa, o insanlar sadece geçici olan bu dünyada ömürleri kadar kısa bir rahatlık yaşarlar, ki rahat yaşayacakları da garanti değildir. Buhran içindeki batının her türlü maddî üstünlüğü var, ama manası yok, maneviyatı yok, ahlakı, imanı, biricik ruh gıdası olan İslam'ı yok.
Bu kadar şeyi niçin yazdım? Proje dosyası sadece ve sadece maddi kalkınmaya yönelik projelerden mürekkep, ruhî ve manevî kalkınmanın da ehemmiyetini bilen biri, projeler arasına bu sahaya da yönelik olan maddeler eklerdi. Yazıyı kaleme alan kişi, 'bu projeler Türk'ün ve Türkiye’nin vizyonu' olacak demekle mana sahasına dair hiç bir kıymet ölçüsü taşımadığını gösteriyor. Ki yazının başında yer alan bir cümleden yazarın kimin izinden gitmek istediği ve ülkemizi hangi hedef ölçüsüne göre şekillenmesini istediği net olarak görülüyor.
Ben artık bâtıl sistemi ruhuna yerleştirmek yerine hakiki kıymete sahip değerlere göre insan yetiştiren bir Türkiye görmek istiyorum. Hayatını o değerlere göre düzenleyen insanlardan mürekkep bir Türkiye istiyorum. Sadece maddeyi değil, manâyı da imar etme gayretinde bir Türkiye istiyorum. Okulundan, televizyonuna, gazetesinden, kitabına kadar insana materyalist, dünyevî, hayvanî, şehevî bir karakter aşılamak yerine, pırıl pırıl İslam ahlakı zerk eden bir Türkiye istiyorum.