
KUMANDAN EBU HAFS
1973 yılında Ürdün’de doğan Ebu Hafz üniversite eğtiminin ardından 1995 yılında Ruslara karşı savaşmak için Çeçenistan’a geldi. Uluslararası gönüllü mücahidlerin lideri olan komutan Hattab’ın grubuna katılan Ebu Hafz, üstün zekası ve birikimi nedeniyle bu grubun eğitmeni olarak görevlendirildi. Komutan Hattab’ın şehadetinden sonra onun yerine geçen komutan Ebu Velid’in yardımcısı olan Ebu Hafz, Ebu Velid’in de şehadeti üzerine, Çeçenistan’daki yabancı direnişçilerin komutanı oldu. Grubuyla birlikte cephede gösterdiği başarılar nedeniyle Çeçen halkı arasında büyük bir üne kavuşan Ebu Hafz, Kafkas Mücahidleri Şura Konseyi’nde, komutan Şamil Basayev’in birinci yardımcılığına getirildi. Şu an ise Çeçen direnişçilerin yeni lideri Dokko Umarov’un yardımcılığı görevini yapıyor. Ayrıca Çeçenistan’daki yabancı direnişçilerin kumandanlık görevini de sürdürüyor.
Allah(c.c.) hepsinin yar ve yardımcısı olsun..günün birinde bizede şehadet şerbetini içmeyi nasip etsin..AMİN
http://rahmet.slmhosting.net/Birsehid.wmv
Çeçenya'da....Bizler için hayatlarını feda ettiler. Allah c.c. şefaatlerini nail kılsın !..
Türkiyeli Şehid Bilal (Ebu Muslim)

Bilal, onu kardeşleri böyle adlandırmıştı.O da ismini aldığı o mazlum sahabi gibi esaretten hürriyete, kölelikten ebedi mutluluklar diyarına yol almayı başardı.
Doğup büyüdüğü coğrafyanın zayıf bırakılmış, mazlum insanlarının yanından ayrılarak İstanbul'a göç etti.İstanbul'da girdiği üniversite imtihanında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı.Ama hiç bir zaman bu okulda okumayı içine sindiremedi.O kendine rabbinin rızasını gaye edinmişti.Onun işi salih ameller peşinde koşmaktı.Bilal tüm yaşamını cennet için azık peşinde koşmaya adamıştı.
İlk önce 1995 yılında 21 yaşındayken, müslümanların batı cephesi olan bosnalı kardeşlerinin yardımına koştu.Orada 5 ay kadar kaldı.1995 yılının sonunda savaşın barış antlaşmasıyla son buluşundan sonra Türkiye'ye geri döndü.Kısa bir süre sonra kafir hinduların esareti altındaki Keşmirli kardeşlerinin yanına gitti.Orada da bir müddet Allah yolunda çalıştı.Bir çatışma sırasında cihada beraber gittikleri Osman Öztürk isimli kardeşi şehid oldu, kendisi de yaralandı ve Türkiye'ye tekrar geri döndü.Fakat Kafkasya'da Şeyh Şamil'in torunlarından bir avuç yiğidin, dünyanın en güçlü ordularına karşı verdikleri destansı mücadeleye icabet etmek için tekrar yollara düştü.
Allah resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:"İnsanların en hayırlısı atının dizginine sıkıca tutunup nerede bir feryad, bir tehlike sesi duysa atını oraya süren kişidir."

Çeçen kardeşlerinin yanına daha önce gittiği yerlerden farklı olarak epey tecrübe kazanarak gelmişti.Yüzyılımızın Halid bin Velid'i, seyfül islam (islamın kılıcı) Emir Hattap'ın grubunda, bölgelerden birinin komutanı olmuştu.Birinci Çeçen cihadı 1996 yılında bitti.Ama o bu bereketli cihad topraklarını terketmek istemedi.
1999'un başında birinci çeçen cihadında tanışmış olduğu bir şehid arkadaşının kız kardeşi ile evlendi.Bir sene sonra ismini Musab koyduğu bir oğlu oldu.Musab için; "O benim reyhanım" derdi.Ona karşı çok düşkündü.Eşine bıraktığı son vasiyetinde; "Sizleri çok seviyorum.Siz benim dünya ahiret sevdiklerimdensiniz.Ama ben cihadı, Allah yolundaki mücadeleyi, rabbimin firdevs cennetlerini daha çok seviyorum.Şimdi ben sizleri allah için terkediyorum.Ama şunu bilin ki, firdevs cennetinde sizi bekleyeceğim." demişti.
6 Ağustos 1999'da başlayan ikinci çeçen cihadında da Bilal, bir mücahid bir komutan olarak görülmemiş kahramanlıklara imza attı.Allah onun eliyle bir çok düşmanına azap etti ve cehennemlere sürdü.Bu savaşlar sırasında defalarce yaralandı. 1. Dağıstan operasyonları sırasında, karnına isabet eden bir kurşunla midasinden ağır yaralandı.bundan 4 ay sonra sağ yanağına isabet eden bir mermiyle de çene kemiği ve dişleri dağıldı.En son ise, bir mayına basarak sol ayağını kendinden önce cennete gönderdi.
Allah resulü buyuruyor ki; "Allah kıyamet günü şehidi vurulduğu ilk günkü yarasıyla, rengi kan rengi, kokusu misk kokusu olduğu halde diriltecektir."
Bu ağır yaradan sonra Bilal, tedavisi için tekrar Türkiye'ye döndü.3-4 ay Türkiye'de kaldı ve bu süre içinde kopan sol ayağı yerine protez takıldı. Oğlunu, gönlünün reyhanını, Musab'ını kokladı, öptü.Ona doyamadan cennet kokan o şehitler diyarına tekrar geri döndü.Bu dönüşünde yanında yeni tanıştığı, ahlakından ve imanından etkilendiği Konyalı Mücahid Şener'i de götürdü.O öyle bir gençti ki yaşı henüz 19'du ama o kendisini Allah yolunda cihada adamıştı.Yüzü ayın 14 gibi nurluydu, ama o gençliğini rabbine adanmış izzetli bir yaşam için harcamıştı.
Bilal'in ve Mücahid'in şehadetlerine tanık olan bir arkadaşları anlatıyor:
Gün kadir gecesinin sabahı (2003'ün Ramazan ayının), saat 8:30 sıralarıydı.Sığınak içinde kimimiz Kur'an okuyor, ibadetle meşgul oluyor. Kimimiz de günlük işleriyle uğraşıyordu.Emirimiz Bilal ayağını çıkarmış, istirahat ediyordu.Aniden kapıdaki nöbetçi içeri girip, rusların etrafımızı sardığını ve saldırıya geçmek üzere olduklarını söyledi.Başta emirimiz Bilal olmak üzere hemen hazırlandık.Emirimiz en önde yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladık.Fakat ruslar saldırıya başlamışlardı.Bilal sığınaktan çıkar çıkmaz, vurularak şehit düştü... O ve diğer kardeşler kadir gecesi sabahı şehit düştüler.
Allah subhanehu ve teala Şehadetini kabul buyursun.İsteyen kullarınada nasip etsin inşALlah.


SALMAN RADUYEV ( YALNIZKURT )
Çeçen komutan Salman Raduyev nam-ı diğer Yalnız Kurt esir tutulduğu Rusya'nın Perm bölgesindeki cezaevinde şehid oldu.
O, büyük bir savaşçı gerçek bir kahramandı. İnançları doğrultusunda vatanı için savaştı ve bu uğurda şehid oldu. O'nu bir savaş esiri olarak kabul etmeyip sıradan bir terör suçlusuymuş gibi görenler, ölümünden birinci derecede sorumludurlar.
Birinci Rus-Çeçen savaşının Çeçenlere kazandırdığı komutanların önde gelenlerinden biri Salman Raduyev'di. Raduyev, Kızılyar baskını ve Pervomayskoye mücadelesiyle tanındı. Raduyev, Çeçenistan Gudermes Belediye Başkanlığı görevinde de bulundu.
Salman Raduyev, Çeçenlerin bağımsızlıgını ilan eden ve 1994-1996 daki savaşta şehid olan liderleri Cahar Dudayev'in de damadıydı.
Ruslar’ın kalbine korku salan komutanlardan Salman Raduyev’in esir düştükten sonra Rus mahkemesi tarafından ömür boyu hapse mahkum edilmesine rağmen, yaptığı şu konuşma unutulmadı :
“Kendi vatanımı savundum. Biz Ruslar’ı çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaşı istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istedi. Ruslar, askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdü. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil, mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın, sonra komutanım Cahar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”
13 Şubat 1967 doğumlu olan Ünlü komutan ve 'Yalnız kurt' lakabıyla tanınan Salman Raduyev esir düştüğü Ruslar tarafında Perm bölgesindeki cezaevinde işkenceyle katledildi 14 Aralık 2002 de (saadet oldu insh'Allah) Allah rahmet eylesin.
HATTAB

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA
Salih,kutsal bir mücadele olan çeçenistan ’dan,benim sana vasiyetim budur.İslam tarihi sayfalarında,sadece ALLAH yolunda verdikleri sözleri tutanlar şerefle kaydedilmiştir. Onlar ise sözlerinde durarak söyledikleri gibi,savaşın olduğu yere gidenlerdir.
İnan bana oğlum para inananları inançlarından alıkoydu. inananlar maaşlara tapıyorlar. ancak ALLAH ’ ın verdiği daha hayırlıdır. Ve bu yanlış davranıştan dolayı insanlar sanki hayvanlaşmışlar. Yani onlar sabah kahvaltıya kalkarlar,sonra işe giderler,sonra öğle yemeğine giderler,sonra eve giderler ve sonrada yatarlar. ve onların hayatlarında başka bir amaç ve hedef yoktur.
PROBLEMLER ASLA BİTMEZ
İnan bana Salih ,onların amaçları kendilerini zenginleştirmek ve yolda ilerlerken problemlerden kendilerini sigorta etmek. ancak problemler hiçbir zaman bitmez. evde; karısıyla ,çocuklarıyla problemin birini çözerler,arkadan diğeri başlar. ve böylece onları çözerken hayatları sona erer,problemleri kalır. Bugün islam ümmeti içerisinde her türlü insanlar mevcuttur. alimler,talebeler,iş adamları ,mühendisler hata hırsızlar ve haydutlar.. ancak ,tevhid ehli ve cihad ehli askeri azdır. İnan Salih,bugün cihad zamanıdır. Küfür ümmeti çok dikkatli çalışmaktadır. islam ümmeti ise keskin bir kılıca muhtaçtır.ALLAH bu zamanda da islam ümmetine merhamet ederdi .Peygamber efendimiz (s.a.v)’in ve ashabın ve onların yolunda devam edenlerin zamanından bahsediyorum.
SOVYETLER’İ NASIL YENDİĞİMİZİ DÜŞÜN
Biz gördük;dünyanın en fakir milletinin Sovyetleri nasıl yok ettiğini ve Rusya ’nın kalbini kırdığını.ben bunlarla yaşamasaydım,belki ben de inanmazdım. İnan Salih ’ im,ölümünü kendin seçe bilirsin,şahadetini isteyerek cihad yolunda.ama ALLAH daha iyi bilir. ALLAH ’a tevekkül et ölümüne dimdik karşı koy hayat da o zaman sana gelir.ALLAH ‘ a olan ümidini yitirme ve ona tüm kalbinle inan. biz insanlar ALLAH ‘a inanırız ve yine de ‘zafer gelir mi acaba?’ye şüpheleniriz . insanlar her zaman şüpheli davranırlar. körfez savaşından beri,kafir uçakları / tankların çoğu insanların kalplerinde korku bırakmışlardır. Körfez savaşı ,Afganistan da Rusya ya karşı kazanılan savaştan sonra Müslümanların kalplerine inen inanç ve cesaretini yok etmeye yetti. düşmanların silahlı kuvvetleri ,ALLAH ‘a inanan küçük bir kesime karşı yenilgiye uğradıktan sonra .orta doğu’ya tüm yerlere yerleşip Muhammed ümmetini korkutmaya başlamışlardır.saddam ’a ve askerlerine bir şey olmuyordu.ama batı gittikçe vahşileşerek,Müslümanları korkutarak onların tüm sahip olduklarına el koydu ve biz buna karşı koymayı borç bildik.
ALLAH’A YÖNEL VE CİHAD ET
Salih;bir zaman sende ölümle karşı karşıya kalırsın,o halde ALLAH ’a yönel ve o’nun yolunda cihad et.O bu dünyada ve öbür dünyada şereftir.Canım benim!sen hala çok küçüksün. ama biz sana ve senin yaştakilere bir yol gösterdik ki bunu bize bizim nineler gösteremezdi.biz önce ALLAH ’a ve sonrada size inanıyoruz.siz,bu ümmetin umudusunuz. Maalesef,bugün gençler televizyonun,futbolun,arabaların ve benzeri şeylerin kölesi olmuşlar. Boşu boşuna ölmekten kork ve ALLAH ’tan sonunun hayırlı olması için dua et.ALLAH yolunda parçalanarak ölmek, mahşerde seni Peygamber Efendimiz (s.a.v)’le beraber kılar.
LÜKS BİR HAYATI ASLA DÜŞÜNME
Benim için en büyük hediye ,elhamdülillah , senin bu cihad topraklarında dünyaya gelmendir.senin anne tarafından akrabaların bir kısmı şehid edildi,bir kısmı hala benimle savaşmakta,bir kısmı da Ruslar ’a esir düştü. onlar Dağıstan’da ilk şeriatı ilan edenlerdir. ben hatırlıyorum ,o zamanlar onların bulundukları köyler,Ruslar tarafından çembere altına alınmıştı ve biz onlara yardıma koştuk ve beraberce orada kafirleri dize getirdik. Çeçenistan ‘ da o zaman senin annen hala karnında taşıyordu. Ve uçaklar bizim toprağımızı her yerde bombalıyor ve yakıyordu. Ve onun için ,ALLAH ’a şükür et ki sen annenin karnındayken cihadın seslerini duymaya başladın. Senin annen ise bir yerden öbür yere koşardı. Canım benim;lüks bir hayatı hiç düşünme ,çünkü seni her yerde küfür ümmeti takip edecektir ve sana rahat vermeyeceklerdir. Sen ise babanın yolunda devam et ve şerefli bir yolu seç. Senin babanın çoğu arkadaşları da bunu seçtiler ve şehid oldular veya esir düştüler. Sen ise onlardan daha iyi değilsin. Hayatında ciddi bir karar al ve ALLAH ‘a inanarak ve zafere inanarak devam et. Boş konuşmalara kulak verme , çok soruda sorma. İlmi ara,onu uygula ve ALLAH’ ın kitabını öğren. Küçükken bunları yap,sonra ALLAH’ ın yolunda cihad hazırlığını yap.
BENİM İÇİN SALİH BİR OĞUL VE RAHMET OL
Oğlum benim! Bilmem cihad da beraber olur muyuz ? Belki sen tek başına olursun,ben ise mezarda. Ama bu bir komutanın askere olan vasiyetidir,benim için bir rahmet ol,bana dua et ve Salih bir evlat ol ki,ölenler ancak Salih evladın duasını alır. Peygamberimiz böyle söylemiştir. İsterim ki , ALLAH’ ım koru onu! Ve Sen’in rahmetinden rahmet eyle ona!ALLAH’ ım düşmanlarından koru onu! Ve fakir babasına ve annesine şefaatçi kıl onu! ALLAH ,inanmayanlara karşı senin şerefini ve gücünü yükseltsin !
ALLAHU EKBER
SENİN BABAN , HATTAB’’


Oğlu Salih'e hasret gitti !..Ama tüm çeçen/müslüman yavruları onun çocuklarıydı !... :)
Allah-u Teala yardımcıları olsun...
Çok güzel paylaşımlar... Teşekkürler Salihbey
http://video.kavkazcenter.com/shamil/sham_...a_ncaucasus.wmv
Komutanlar dağlarda...Şehid Şamil Basayev bir mayına bastığı için sol ayağı ayak bileğinden kopmuştu...O şartlarda...
Allah razı olsun kardeş paylaşımlarından ötürü..bunları gördükçe içim dahada kötü oldu; yarın mahşer meydanında bu mücahidler:"biz Allah yolunda cihad ederken ümmetin diğer müminleri olan sizler nerdeydiniz?" diye sorduğunda ne cevap vereceğiz bilmiyorum :)
Yeni Komutan: Mühennet
Geçtiğimiz günlerde işgalci ruslarla girdiği bir çatışmada şehid olan Ebu Hafs'ın yerine, Komutan Mühenned'in mücahidlerin yeni emiri olarak atandığı açıklandı.

Ruslarla girdiği bir çatışmada şehid olduğu iddia edilen ve ilk etapta şehadeti hakkında çelişkili haberler gelen Ebu Hafs'ın şehid olup olmadığı tartışmaları sürerken, bu gün Çeçenistan'dan gelen bir haber Ebu Hafs'ın şehadeti hakkındaki soru işaretlerini tamamen ortadan kaldırdı.
Çeçen mücahidler adına bir açıklama yapan ve Ebu Hafs'ın yerine geçtiği bildirilen mücahidlerin yeni emiri Mühenned, ilk mesajında "işgal bitene kadar direnişe devam" dedi.
Komutan Mühenned, Ebu Hafs'ın şehadeti üzerine İslam ümmetine taziyelerini bildirerek komutan Ebu Hafs'ın şehadetiyle ilgili ayrı bir mesaj yayınladı.
Komutan Mühenned: "Her şehid gibi, büyük komutanın şehadetide mücahidleri güçlendirmiştir. Çeçenistan'daki tüm mücahidlerin Rabb'imizden tek istekleri ya şehadet ya zaferdir" dedi.
Tüm mücahidler adına İslam Ümmeti' ne seslenen Mühenned "Çeçenistan cihadının işgalci rusları tamamen yok edinceye kadar ve "Lailehe illah Muhammedun Rasullalah" ilahi kelimetullahı bu topraklarda en yüce yere eriştirene kadar devam edeceğini bildiriyoruz. Rabbimizden isteğimiz şudurki, bize ilahi kelimetullah için işgalci ruslara karşı zafer nasip etsin." açıklamasını yaptı.
Mühenned ayrıca Ebu Hafs'ın ailesinide tebrik ederek "Kıyamet günü Allah'ı izniyle büyük bir şefaatçiniz olacaktır" dedi.
Mücahidler arasında ilmi konularda ki birikimiyle ve takvasıyla bilinen komutan Mühenned uzun yıllardır Çeçenistan'da bulunuyor. Mücahidlerin ve Çeçen halkının ilmi otorite olarak gördüğü böylesine mümtaz bir şahsiyetin Mücahidlerin başına getirilmesi bütün müslümanları sevindirirken, işgalcileri ise bir hayli korkutacağa benziyor.
Kaynak: Alqoqaz
Emir Mühenned: ''Dualarınız Bizimle Olsun!''
Çeçenistan ve Kafkasya'daki Müslüman halklar bu kurban bayramınada işgal ve zulmün altında giriyor. Yıllardır süren özgürlük mücadelemizde çok sayıda halkımızdan ve mücahidlerimizden şehidler verdik. Her evimizde mücadelemiz için verilmiş kurbanlar var. Bayramları, bayram olarak karşılamayalı uzun yıllar oldu. Herkes şunu bilsin ki, Bizler için bayram; Zaferin, Allah ın yardımının geldiği gün veyahut Rabbimize şehit olarak kavuşacağımız gün olacaktır.
Halkımız ve mücahitlerimiz direnişimizin onurunu şerefini taşımaktadır. Bizlerin çocuklarımıza vereceğimiz en büyük bayram hediyesi de bu direniş ruhumuz olacaktır.
Allah'a şükürler olsun ki mücahidlerimiz komutanlarının şehadetleri sonrasında cihad sancağını onlardan devralmıştır. Şehidlerimizin kanlarıyla, eskiden olduğu gibi mücadelemiz hız kesmeden artarak devam edecektir. Soğuk kış aylarına girdiğimiz şu günlerde Kafkasya toprakları, Rusya ve uşaklarına ateş olacaktır. Direnişimiz Çeçenistanda filizlenmiş inşallah Kafkasya'da yeşerecektir.
Allah'ın izni ve sizlerin dualarıyla yakın bir zamanda dünya Müslümanlarının yüzünü güldürüp, ferahlatacak, Kafkasya ve Çeçenistan'daki kardeşlerimizin acılarını ve gözyaşlarını dindirecek güzel haberlerimizi alacaksınız.
Bizler mücadelemiz için kardeşlerimizin yanındayız. Diğer kardeşlerimiz gibi canlarımızı vermeye hazırız. Sizlerinde her zaman yanımızda olduğunuzu bilmek bizleri sevindiriyor. Direnişimize güç katıyor.
Bu kurbanda bizleri unutmayarak halkımız ve mücahitlerimiz için göndermiş olduğunuz kurbanlar bizlere ulaşmıştır. Bizler inşallah Çeçenistan ve Kafkasya cephelerinde bu kurbanları keseceğiz. Rabbimiz hayırlarınızı ve kurbanlarınızı kabul etsin.
Bu vesile ile dünyanın çeşitli yerlerindeki, kanları dökülen mazlum halklarında acılarının dineceği bayramların yakın olmasını Allah'tan dilerim. Çeçen ve Kafkas cephesi gibi diğer cephelerdeki kardeşlerimiz içinde, Rabbimizden en kısa zamanda zaferler isteriz.
Dualarınızda bizleri unutmayınız. Allah'a emanet olunuz
Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti (ÇİC) Askeri Şura Emir Yardımcısı:
Çeçenistan Yabancı Mücahitler Komutanı: Komutan EBU ENES ( Mühenned )
Kaynak: Alqoqaz

GAZİ ŞAMİL BASAYEV; TEKRAR EDEN BİR ÇAĞRI !
Abdullah Kuloğlu
Bir ara bir haber geliyor gönüldaş Şamil’den. Eğer Çeçenistan’da muzaffer olunursa, Başyücelik Devleti esasına dayalı bir devlet kurmak niyetini belirtmiş Dudayev. Veya şöyle Şamil niyetini belirtince Dudayev kabul etmiş vs. Sevincimden adeta havada uçuyorum. Bizden devletin kuruluşu aşamasında bulunmamız isteniyor veya danışmanlık etmemiz. Bahsini ettiğim olay Bağımsızlık Savaşı’nın henüz tamamlanmadığı yıllara rastlar. Çok verimli bir gurup vardı o zaman.
Devletin kuruluş aşaması ile ilgili bir talep gelince bize, yetersizliğimiz yüzünden büyüklere havale ettik işi. Zira Sayın Mirz. tutuklu değildi o zaman. Çelik çomak oynadığımızı, fikrin ne olduğunu ve ne olması gerektiğini o zaman anladım. Malum Çeçenistan hadisesi bambaşka hadiselerle yoğruldu ve cihad devam ediyor. Konumuz bu değil zaten.
Bu resmi ilk gördüğümde, gurur, hüzün, sevinç karmaşık duygular yaşadım. Sonra duygularım duruldu ve olayları bir daha düşündüm. Bir fikirci olarak, sistem mimarı olarak bugün hazır mıyım, hazır mıyız? Aydınlar Aristokrarisi ne demektir Allah aşkına? Er meydanlarında şehitlik şerbetini içen, göğsünü kalleş işgalcilerin kurşunlarına açan Şamil gibi nice komutan fazlasıyla hakkını verdi zaten savaşmanın dünyanın dört bir yanında!... Bu hakla deseler ki: Gel ben temizledim İslam’ın yurdunu küfrün hakimiyetinden, kur Dünya-Ahiret saadeti Şeriat-i Garra rejiminin mimarisini. Ne diyeceksin?
Şaka gibi geliyor, o gün gelmez zan ediliyor. Ama o gün belki yarından da yakın be hey nefsim, nefsimiz!..
Şimdi, Akademyaya Doğru Platformu’nun ne manaya gelebileceğini anlamak isteyenler için, şu KARDEŞ, GÖNÜLDAŞ, KAHRAMAN GAZİNİN, GAZİMİZİN GÖZLERİNE BAKIN!.. Herşey kelimelerle anlatılmaz ki kardeşlerim, öyle değil mi?
Hani hukuk taşkilatı, eğitim teşkilatı, ordu teşkilatı, iktisat teşkilatı...vs nerede bu alanların güdücüleri? Her teferruatı Sayın Mirz.’nun çözmesini mi bekleyeceğiz?... Yoksa hatalı da olsak, henüz hazır olmasak da bir dalından-cephesinden girişip işe verimlerimizi, eserlerimizi mi vereceğiz? Alıntı eserler değil, ibda eden eserler vermeye mecburuz!... Şimdi şu duruştaki edaya, gözlerdeki manaya bakıp, davete icabet etmemek ne mümkün kardeşlerim! Şehitlerle, gazilerle, yokluklarla kurtarılmış bir vatan ellerinize teslim edildiği gün, niye bilmediğinizi-bilemediğinizi anlatamazsınız ne kendinize, ne de Başyücelik Ahalisine! Vesselam!
Not: Utanıyorum, üzülüyorum, sefil bir hayat yaşamaktan bıktım, gırtlağımıza kadar pislik içinde, haysiyetsizce, kancıkça...Ya Onlar !..Gazi'miz şehidimiz oldu.'Yolu yolumuzdur' derken bile ne kadar samimiyiz,'kahrolası hanede evladı ıyal var' değil mi kör şeytan!..
Allah cc şefaatine nail kılsın !..
Emir Abdullah: İnşallah bizlerin güzel günleri de yakındır!
Yeryüzü tarihinde her zaman için inanan insanlar ve onlara karşı çıkan zalimler yer almıştır. İnsanlık tarihinde, iktidar sahiplerince zulme maruz kalmış sayısız örnekler bulunmaktadır. Bu örnekleri peygamberler tarihinde gördüğümüz gibi pek çok halkın özgürlük mücadelesinde de görebiliriz.
Yaşadığımız yakın tarih içerisinde Rus zulmüne maruz kalmış Çeçen halkının mücadelesi göze çarpmaktadır. Sovyetlerin dağılmasının arkasından pek çok halkın özgürlüğü bağımsızlığı kabul görmüşken Çeçen halkına özgürlük çok görülmüştür. Bağımsızlık kararından vazgeçmeyen Çeçen halkına yıllardır baskı kurularak adeta kan kusturulmaktadır.
Eşi benzeri görülmemiş baskılarla zulümler işlenmiş insanlar katledilmiştir. Bütün bu yaşanan zulme direnen yiğitler topluluğu Dudayevler, Hattablar, Maşadovlar, Abdulhalimler, Şamiller, Ebu Hafslar direnişin sembolleri olmuş tarihe altın harflerle direnişin adını yazmışlardır. Ancak bunlara rağmen maalesef dünya Müslümanları bu kahramanları yalnızlığa itmiş onları düşmanlarıyla baş başa bırakmıştır. İhlal edilen insan hakları, katledilen sivil halklar, öldürülen sakat bırakılan binlerce insan manzaralarına rağmen tüm dünya sessizliğe gömülmüş hiç kimsenin sesi çıkmamıştır. Halen daha bugün Çeçenistan'da genç kızlar kaçırılmakta, namuslar kirletilmekte, bebekler öldürülmekte, yasaklanmış kimyasal silahlar ve zehirler Çeçen halkı üzerinde denenmektedir.
Hiçbir televizyon ve basın kuruluşu Çeçenistan hakkında konuşmaya cesaret edememektedir. Her kim Çeçenistan'daki işkenceleri zulümleri yazacak ve konuşacak olsa gizli güçler tarafından tehdit edilmekte, tecrit görmekte ve hatta öldürülmektedir. Bunlara yine hepinizin bildiği gibi yeni bir gazeteci ve diplomat eklenmiştir. Bütün bunlardan açıkça anlaşılmaktadırki Rusya yaptığı bu zulme hiç kimsenin sesini çıkarmasını istememektedir.
Peki değerli Müslümanlar, size sormak isterim, 'zulme susan dilsiz şeytandır' düsturunu bize peygamberimiz öğretmedi mi? Çeçenya'daki bu zulüm yıllardır sürerken dünyanın sessizliğini anlamak mümkün mü?
Bizler burada zulme karşı her gün kardeşlerimizi şehid verirken canlarımızı pazara sermişken sizler bu zulümlerden bahsetme cesaretini göstermiyecek misiniz? Dualarınızda da mı bizleri unutacaksınız! Peygamberimiz 'Müslüman müslümanın kardeşidir. Onu düşmanın eline terk etmez, kardeşinin ihtiyacını giderir' demiyor mu?
Sizce masum çocukların ve kadınların binlerce insanın ölmesinden sakat kalmasından sorumlu olanlara karşı çıkmak mı suçtur? Yoksa sesimizi çıkartmadan gözlerimizi kapatıp sessiz kalmak mı? Şüphesiz ki Allah güçlülerin en güçlüsüdür. Yapılan zulümlerin Onun katında cezası büyüktür. Allah'ın gücü her şeye kadirdir.
Rabbimiz biz sana güvendik sana dayandık kâfirlere karşı bizler yardım et! Bizleri düşmanın eline terk edenleride sana havale ediyoruz.. Sen bizim yardımcımızsın.
İnşallah bizlerin güzel günleri de yakındır, zor zamanlarımızda yanımızda olanları bizler unutacak değiliz. Savaştan önce bizlerinde dostumuz ve düşmanlarımız vardı. Şimdi düşmanlarımız buradalar peki dostlarımız nerede?
Şüphesizki Allah'ın vaadi gerçektir. Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir. İbrahim suresi ayet-42
Şikâyetimiz, adeta bize, 'gidin siz Rabbinizle beraber savaşın' der gibi bizi yalnızlığa iten, bir başımıza bırakanlaradır. Her gün kardeşlerimizin şehadet haberlerini almaktasınız . Belkide yakın bir zamanda bizlerin şehadet haberleri sizlere ulaşacak.. Bizler bu yolda sonuna kadar yürümeye kararlıyız. Sizlerinde bizlerle olduğunuzu bilmek bize güç veriyor. Bizim bir canımız var onu da bu zulmün sona ermesi için vermeye hazırız. Fakat bizimle beraber olan siz kardeşlerimizin bizler için yaptıklarından fazlasını yapma imkânı var. Örneğin kardeşlerimiz bizler için gece namazlarında kalkıp dua etsinler. Maddi desteği olan kardeşlerimiz ise bizleri yardımlarında unutmasınlar. Burada yaşananları tarih sayfasına zulmün büyüğü olarak kaydetmektedir. Zorlu mücadelemizde bizimle olan kardeşlerimize de Rabbimiz inşallah ecirlerin büyüğünü derecelerin en yükseğini verecektir.
Bizleri dualarınızda unutmamanız dileğiyle Allah'a emanet olunuz..
Sizleri Allah için seven kardeşiniz Abdullah
(Kafkasya Cephesi - ÇİC Türkiyeli Mücahidlerin Emiri Komutan Abdullah)
..........................
........................
Rusları perişan eden büyük mücahid : ŞEYH ŞAMİL
Şeyh Şamil ömrünü milletinin hürriyetine ve İslam beldelerinin bağımsızlığına adamış şanlı bir mücâhittir. O, yirmibeş yıl aralıksız devam eden muharebelerde koskoca Rus ordularını yenilgiden yenilgiye uğratmış, kan içici Moskof canavarına unutamayacakları şamarlar indirmiştir. İmam Şamil insanlığın düşmanı bir devlete karşı verdiği mücadelelerle sadece Kafkasya ve Türkiye'nin değil bütün hür dünyanın gönlünde yer tutmuş bir kahramandır.
İmam Şamil, 1797'de Dağistan'ın Buylank kasabasında dünyaya gelmiştir. Babası, gönüllü olarak Osmanlı ordusunda hizmet etmiş bir subay olan Denghan Mehmet, annesi, Türkmen uruğlarından Pîr Budak Bey'in kızı Gülçiçek Hatun'dur.
Küçük yaşından itibaren sıkı bir eğitim görmüştür. Medrese tahsili yaparak dinî ilimlerde büyük ilerleme kaydetmiş ve zamanın âlimleri arasına girmiştir. İslam için seve seve canını ortaya koyan yiğit insanlar diyarı Kafkasya'nın namlı bahadırlarından silah kullanmasını, ata binmesini öğrendi. Delikanlılık çağına girdiğinde bileği bükülmez bir yiğit olduğu anlaşılmıştı.
Kalplerindeki iman ateşini küffar hücumlarına kalkan eden yiğit insanlar, şeyhlerine bağlı olarak tek yürek, tek bilek halinde Moskofa karşı mücadele ediyorlardı.
Zengin arazisiyle, mükemmel havası ve manzarasıyla cennet diyar Kafkasya'yı ele geçirmek Rusya'nın en büyük gayesi olmuştu. 1927'den sonra Rusyamn hücumları sıklaşmıştı.
Müslüman Kuzey Kafkasya ahalisi, devrin en modern silahlarıyla ve sürüler halinde saldıran Moskoflara karşı kahramanca karşı koyuyorlardı.
1832 senesinden itibaren Kuzey Kafkasya'da istiklal meş'alesi asırlara nam salacak bir kahramanın eline geçecek ve yiğit insanlar İmam Şamil'in kumandasında zaferden zafere koşacaklardır.
Gimri Muharebesi ve Şamil'in yaralanması
17 Ekim 1832'de Ruslar Şamil'in büyüyüp yetiştiği Gimri kasabasını basar. Kasabada göğüs göğüse müthiş bir muharebe olur. Düşman çok kalabalıktır ve topu tüfeği vardır. Gimri'liler bir avuçtur, yeterli
silahlan yoktur. Fakat şehidliği en yüce makam kabul etmiş bu mü'min insanlara göre düşmanın maddî üstünlüğünün hiç bir kıymeti yoktur. Başlarında Şeyleri Gazi Muhammed ve bileği bükülmez yiğit Şamil vardır. İkisi de ön saflarda savaşıyor ellerinde şimşek çakan kılıçlan müthiş bir hızla işliyordu. Bu durumu gören Gimrililer taze bir güçle Moskofa kılıç sallıyorlardı. Fakat ne yazık ki, düşman ateşi ve kılıçları önünde devamlı şehit veriyorlar, sayılan gittikçe azalıyordu. Muharebenin en kızgın anlannda İmam Gazi Muhammed de Şamil'in yanı başında şehit düşmüştü.
Düşman baskınından önce gazi Muhammed'in Şamil'e söyledikleri gibi olmuştu herşey. Gazi Muhammed Şamil'e şöyle demişti:
"Ey Şamil, artık bana yolculuk göründü. Benden sonra Hamzat imamlığı eline alacaktır. Fakat o da ancak, pek az muammer olacak, Kafkasya'nın mukadderatına senelerce sen hükmedeceksin, yıldızın uzun seneler bu dağlarda güneş gibi parlayacak, namın dünyaları tutacak, çarlara boyun eğmeyecek, çar ordularına kan kusturacaksın. Gimri'yi bugün bırakıp gitsen bile yine kurtarır, benim mezarımı düşman ayakları altında bırakmazsın inşaallah."
Şeyhinin şehit düştüğünü gören Şamil, daha bir bilenmiş olarak düşmanın ortasına top güllesi gibi atılmıştı. Büyük bir maharetie işleyen kılıcı her inip kalkışında bir Moskof askerini yere seriyordu. Sağ elindeki hançeri de sol elindeki kılıç gibi ustalıkla kullanıyor, iki kolu şimşek gibi işliyordu. Fakat pusuda bekleyen ve fırsat kollayan bir düşman askeri süngüsünü hırsla Şamil'e saplamıştı. Süngü yiğit Şamil'in göğsünden girip sırtından çıkmıştı. O vaziyetteyken bile süngüyü saplayan askeri gebertmiş, ardından süngüyü çekip çıkardıktan sonra vuruşmaya devam etmişti. Gittikçe güçten düştüğünü farkedince vuruşa vuruşa savaş meydanından çekilmiş ve kayıplara karışmıştı. Durumu gören Gimri müezzini onu baygın halde bulmuş ve sırtına alarak o bölgenin meşhur hekimi Cerrah Abdülaziz Efendiye götürmüştü.
Yirmi beş gün baygın halde yatan Şamil uyandığına başucunda duran annesine ilk olarak; "Anam, namaz vakti geçti mi?" diye sormuştur. Kâinatın Yaratıcısına karşı duyduğu bu mesuliyet hissi onu pişirecek ve kendisini yakından tanıyan Kuzey Kafkasyalılar Rabbine son derece bağlı bu yiğit Şeyhi başlarına imam yapacaklardır.
Gazi Muhammet'ten sonra imam olan Hamzat Bey'in 19 Eylül 1835'te camide şehit edilmesinden sonra Dağistan ve Çeçenistan ileri gelenleri imamlığa en layık olarak Şeyh Şamil'i görerek bunu kendisine teklif etmişlerdi. Fakat son derece mütevazi bir zat olan Şeyh Şamil bu teklifi kabul etmemiş ve yiğit askerlerden birini seçmelerini istemiştir. O seçilecek imamın emrinde bir nefer olarak dini için, vatanı için, milleti için mücadele etmeyi tercih etmekteydi. Fakat istiklâl mücadelesinin zafere ulaşması için kendisinin başa geçmesi uygun görülüyordu. Devamlı ısrarlar neticesinde Şeyh Şamil imamlığı kabul etmiştir.
İmam olan Şeyh Şamil düzenli bir ordu ve idari teşkilat kurmak üzere vakit kaybetmeden kollan sıvamış, kısa zamanda nasıl bir mahir teşkilatçı olduğun ortaya koymuştur.
İmam Şamil'in liderliğinde Kuzey Kafkasyalılar Çarın ordularına kan kusturmaya başlarlar. Kafkas dağları Rus ordulanna mezar olmaktadır. Ahulgol ve Surhay kuşatmasında İmam Şamil'in kumandası altında yapılan mükemmel müdafaa düşmana çok ağır kayıp verdirmiştir.
Çar I.Nikola maddî kuvvetle yenemediği Şamil'i hile ile yenmeyi dener ve bol bol mevki, makam, rahat bir dünyevî hayat vaadinde bulunduğu mektubu vasıtasıyla General Klug von Klugenav ve Miralay Yevdokimof vasıtasıyla Şamil'e gönderir. Çar'ın alçakça teklifine müthiş hiddetlenen Şamil Çar'ın elçilerine dönerek gürler:
"General: Senin yerinde eğer şu anda kendisi karşımda bulunmuş olsa ve bu sefil teklifleri bana bizzat yapmak cesaretinde bulunsaydı, ona ilk ve son cevabımı, şu kırbacım verirdi.
"Söyle ona! Başında bulunduğum bu kahramanlar topluluğunun kalblerinde kökleşen bu eşsiz zafer imanı kökünden kazınmadıkça ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kollan kalıncaya kadar bu mübarek vatanı son dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiç bir kuvvet alıkoymayacaktır.
"Bu uğurda bütün evlât ve ayalimi kılıçtan geçirseniz, son zürriyetimi kurutsanız, en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar yine dövüşeceğim. Son cevabım budur General!.. Ben Nikola'yı tanımıyorum!..."
Şamil'in bu cevabı Nikola'ya ulaştırıldığında, Çar, Kafkasyanın bu yiğit kartalını hile ile ele geçireceğine dair ümidimi kaybetmemiş, Kafkas ordulan başkumandanı General Feze vasıtasıyla ve onun ağzından Şamil'e teklifini tekrarlamıştır.
İmam Şamil'in General Feze'ye cevabı şöyle olmuştur:
"Ben, Kafkasya'nın hürriyeti için silaha sarılan muhariplerin en hakiri Şamil, Allah'ın himayesini Çarların efendiliğine feda etmemeğe ahteden, özü, sözü doğru bir müslümanım.
Çar Birinci nikola'yı tanımadığımı, onun iradesinin bu sarp dağlarda sökmiyeceğini General Klug'a anlıyabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim. Sanki bu sözler taşa söylenmiş gibi, Çar ile görüşmek üzere beni hâlâ Tiflis'e davet edip duruyorsunuz. Bu davete asla icabet etmiyeceğimi şu mektubumla son defa olarak size bildiriyorum. Bu yüzden fâni vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem bu kat'î kararımı asla değiştirmeyeceğim. Cevabım işte bundan ibarettir. Nikola'ya ve kölelerine böylece malum ola."
Şamil'in 28 Eylül 1837 tarihini taşıyan bu mektubundan sonra müthiş muharebeler başlamıştır.
Ahulgoh müdafaası
İmanın hem nur hem kuvvet olduğu ve hakikî imanı elde eden bir adamın kâinata meydan okuyabileceği sırrından gafil olan Çar, Şamil'in bu cevaplan karşısında şaşırmıştı.
Çar Kafkasya'ya modern silah ve bol cephane ile donatılmış üç ordu gönderir. 1838 ve 1839 yıllarında Şamil'in liderliğindeki Kafkasyalılarla Ruslar arasında müthiş muharebeler cereyan eder.
Şamil bütün Kuzey Kafkasya'yı dolaşarak, camilerde, meydanlarda halkı cihada davet eder. Yiğit insanlar bu davete büyük bir iştiyakla koşarlar.
1839 senesinde Şamil'in kumandasında on bin muharip bulunmaktaydı. Bunlar hiç umulmadık anlarda Çar ordularının tepesine yıldırım gibi iniyorlardı.
30 Mayıs 1839'da General Grabe kumandasındaki Ruslarla Şamil'in kumandasındaki Kafkasyalılar arasında müthiş muharebe olur. Şamil'in kuvveti beş bin kişi, buna mukabil Ruslar otuz bin kişidir. Silah ve teçhizat durumu ise kıyas kabul edilmeyecek derecede Rusların lehinedir.
Şamil kuvvetleriyle birlikte ustalıkla çekilmiş ve Ahulgoh kalesine girmiştir.
Yetişen Rus ordulan kaleyi muhasara etmiştir. Muhasara aylarca devam eder. Kalede yiyecek ve içecek kalmamıştır. Cephane bitmek üzeredir. Şamil Rusların teklifi üzerine, ahalinin canlarına dokunulmayarak kaleden serbestçe çıkıp gitmelerine karşılık oğlu Cemaleddin'i rehin verir. Fakat Cemaleddin'i alan Ruslar kaleyi daha sıkı bir ateş altına alırlar.
Müthiş top ateşi altında kale bedenleri tahrip olmuştur. Şamil'in zevcesi ile iki yaşındaki yavrusu Mehmed Said şehit düşmüştür.
28 Ağustos 1839'da kaleye hücum eden Rus askerleriyle boğaz boğaza mücadele olur. Şamil ve askerleri son bir gayretle vuruşmaya devam etmektedirler. Kalede bulunan kadınlar düşmanın eline geçmektense ölmeyi tercih ederek kendilerini uçuruma atmaktadırlar.
Kalede taş üstünde taş kalmamıştır. Ayakta kalan sayıları yüze varmayan yiğitler son güçlerim ortaya k****ktadırlar. Dayanmanın mümkün olmadığını gören Şamil adamlarına çekilmelerini söyler. Kendisi de yaralı vaziyette, yine kendisi gibi yaralanmış sekiz yaşındaki oğlu Gazi Muhammed'i sırtına bağlayıp dik kayalara tırmanarak düşmanın arasından kaçmaya muvaffak olur.
Düşman şehitler arasında Şamil'i ararlarken o bir çoban vasıtasıyla Rus kumandanına şu mektubu gönderir:
"General! Çarına haber ver ki, Kafkasya'nın bağrında daha binlerce Ahulgoh var ve on binlerce surlar ve kuleler başlarını Rablerine kaldırıp ecelini susayanları bekliyor.
Silahlarınızın vücudumda açtığı üç yarayı şifalı Dağıstan otlarından kendi ellerimle yaptığım ilaçlarla şimdiden iyi ettim ve harbe hazırlandım. Kalbimde açtığınız evlât, ayal ve hemşireme ait dört yaranın hiç hükmü yoktur. Geri kalan evlât ve ayalimi de şimdiden vatan ve Cenâb-ı Allah'a kurban adadım.
Size ve Çarınıza her şeyi bol bol vereceğiz. Fakat vatanın hürriyet ve şerefini asla!..
Ahulgoh'ta aldığınız kanlı ders kâfi gelmediyse, zengin çarınızın ordularını ve hazinelerini ortaya dökerek tekrar geliniz. Askerlik şerefini lekeleyerek yalan söyleyiniz, vaadlerinizi inkâr ediniz, ormanlarımızı kundaklayınız, ekinlerimizi yakınız, meyve ağaçlarımızı, bahçelerimizi kavurunuz. Bütün bunlar Kafkas'ın ezelî hürriyet ve istiklâl aşkını körüklemekten başka hiç bir şeye yaramıyacaktır.
Çarlar ölecektir, Petro'larınız ve Katerina'larmız gibi Nikola da gözleri arkasında gidecektir. Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak hür ve mesut olacaktır. Allah, hak ve vatan uğrunda çarpışanların yardımcısı olsun."
Ahulgoh'un düşmesinden sonra Şamil dağ bayır dolaşarak yeniden ordu kurmaya gider ve 1840'tan itibaren teşkilatlı bir ordu kurmaya muvaffak olur. Altı bin kişilik ordunun 2500'ü piyade, 3000'i süvari, 500'ü de muhafız kıtası idi. Bu orduda sadece 12 top bulunmaktaydı.
Karargâhını Dargo'ya kuran Şamil orduyu, Ahverdil Muhammed, Şuayip Molla, Hacı Murat ve Tilit'li Murtaza Ali kumandalarında dörde taksim eder.
Şamil'in ordusu, sayıları 50 binden fazla ve topçu kuvveti bakımından da yirmi misli fazla olan Rus ordusuna karşı yıldırım muharebeleri yapmaya başlar.
Zaferden zafere...
Müthiş harp taktikleri uygulayan Şamil Rusları perişan etmeye başlar. Şamil merkezdeki kuvvetlerin idaresini eline alarak dört bir tarafa yetişiyor, düşmanı şaşırtıyordu.
1843'teki Birinci Dargo muharebesinde Rus ordusu perişan edilerek büyük miktarda esir ve cephane alınır.
Çar Nikola'nın hazırlattığı 4 ordu da peşpeşe bozguna uğratılır.
Şamil'in kumandasındaki Kafkasyalılar destanlar yazmaktadırlar. 30 Ağustos 1843 günü yapılan hücumla Unsokul kalesi 3 Eylül 1843'te de Satanah kalesi ele geçirilir.
Bundan sonra zaferler birbirini takip eder. Hossat zaptedilir. 9 Kasım 1843'te Gergebil Ruslardan geri alınır. Şamil şeyhinin mezarını Rus askerlerine çiğnetmemiştir.
l Ağustos 1845'te Dargo'yu saran Rus orduları perişan edilir. Mağrur General Vorontsof Dargo'da müthiş bozguna uğrar ve büyük miktarda cephane bırakarak kaçar.
Şamille baş edemiyeceğini anlayan Rus kumandanlarından Prens Vorontsof tüyler ürpertici bir icraata girişir ve Ağustos 1845'te Çeçenistan ormanlarını yakar.
Düşmanla anlaşmanın cezası ölümdür
Rus ordularının üzerlerine geldiğini gören Çeçen'ler kadın ve çocukları kurtarmak için Ruslarla anlaşma yapmak isterler. Fakat bunun için İmam Şamil'in reyini almaları gerekmektedir. Ne var ki, bu hususta İmam Şamil'in zerre kadar taviz vermediğini ve düşmandan yüz çevirmeyi idamla cezalandırdığını bilmektedirler. Neticede kura ile iki kişi tesbit edip Şamil'e gönderirler. Bu elçiler önce İmam Şamil'in anasını ziyaret ederek, Şamil'in muvafakati için aracı olmasını rica edip yalvarırlar. Şamil'in anası yalvarmalara dayanamayıp oğluna tavassutta bulunur.
Bu durumu gören Şamil, derin üzüntü duyar. Canevinden vurulur. Çünkü düşmanla anlaşmanın cezası ölüm, anlaşmak için aracı olmanın cezası ise yüz sopadır. Yirmi beş senelik şanlı mücadele esnasında bu hükümlerden zerre kadar taviz vermemiştir.
Uzun tefekkürden sonra hükmü verir. Anasına yüz sopa vurulacaktır. Bu hükmü işiten ananın cevabı şudur:
"Oğul, Allah'ın adaletini yerine getirmeden bir lahza geri durursan sana verdiğim sütü helâl etmem."
Şamil anasının cezasını çekmeyi üzerine alır ve kendisine yüz sopa vurulmasını ister. Emir kesindir. Müritleri kendisinin yerine cezayı yüklenmek isterlerse de şiddetle reddedilirler. Neticede ceza en ağır şekilde uygulanır ve İmam Şamil'e yüz kamçı vurulur.
"Mukaddes dâva uğruna, bin ana ve bin Şamil feda olsun!" diyen İmam Şamil, anasına ait küçük bir vatanî ihmal ve gafletin cezasını bizzat kendisi tekeffül etmiş ve ödemiştir.
Osmanlı Devletinden yardım isteniyor
Mahdut imkânlarıyla Ruslarla mücadele eden ve onları perişan eden İmam Şamil kesin netice alınması için Halife-i Müsliminden yardım ister. Bu maksatla 1853'te Muhammed Emin isimli kumandanını Sultan Abdülmecid'e gönderir. O yıllarda osmanlı Devleti İngiltere ve Fransa ile ittifak ederek Rusya'ya sefer yapma hazırlığı içerisindedir. Şamil'e göre, Rusya'ya öldürücü darbe Kırım'dan değil, Kafkasya'dan vurulabilirdi.
Kafkasya çok zengin bir ülkeydi ve Rusya ile Osmanlı Devleti arasında aşılmaz bir set olabilirdi.
Kafkasya'da çeyrek asırdır İmam Şamil'in liderliğinde verilen mücadelede, sayısı gittikçe artarak ikiyüz bine ulaşan muazzam Rus ordusu bozguna uğratılmıştır. Osmanlı ordusunun yardım ve desteğiyle Ruslara öldürücü darbe vurulabilecekti.
Sultan Abdülmecid, İmam Şamil'in kumandanını büyük bir alaka ile karşılamış ve derhal İmam Şamil'e yardım gönderilmesini emretmiştir. Bu maksatla büyük bir donanma Kafkasya'yı kurtarmak üzere ağzına kadar silah ve cephane dolu olarak yola çıkarılmıştır. Ne var ki, zengin belde Kafkasya'ya Osmanlı nüfuzunun girmesini istemeyen müttefik ülkeler, Kafkasya'ya giden yardım gemilerini çevirerek, malzemeleri Sivastopol'a yığmışlardır. Böylece Kafkasya'nın istiklal ümidi kaybolmuştur.
Şeyh Şamil'in Müdafaa Muharebeleri ve Esir Düşmesi
Çar II.Aleksandr, bir avuç insanın koskoca bir imparatorluğu çaresizlik içerisinde bırakmasını gururuna yediremiyordu. Meseleyi halletmek için büyük askerî birlikler hazırlatmıştı. Bu birliklerin sayısı bütün Dağıstan nüfusundan fazlaydı.
İmam Şamil bir avuç kahramanla, gözü dönmüş Rus sürülerine karşı kahramanca karşı duruyordu. Ne var ki, düşman kırmakla tükenmiyordu. Yüzlerce topu vardı. Büyük cephaneleri vardı ve silahlar devamlı ölüm kusuyordu. Son çarpışmada Şamil'in askerleri eriye eriye yüz kişi kalmıştı. Kadın ve çocuklar vardı. Durumu ören Şamil, kadın ve çocuklara ve yerli ahaliye dokunulmamak kaydiyle teslim olmuştur.
Kafkas Kartalı 6 Eylül 1859'da esir alınmıştır. Kırk kişilik maiyyetiyle birlikte Başşehir Petersburg'a götürülmüştür. On sene Rusya'da esir kalan Şamil, Çar'dan İstanbul'a gönderilmesini ister. Bu isteğin kabul edilmesinden sonra İmam Şamil 1870'te İstanbul'a gelir. Büyük bir kalabalık bu şanlı mücahidi büyük bir coşkunlukla karşılar. İstanbul bir bayram günü yaşamaktadır. Aziz misafirleri şehirlerine teşrif etmiştir...
Şamil'i getiren gemi Dolmabahçe sarayı önüne demirlemiştir. Büyük kahramanı bizzat Sultan Abdülaziz karşılamış ve onu büyük bir muhabbetle bağrına basmıştır. Sultan Abdülaziz sevincini şöyle ifade etmektedir: "Babam sultan Mahmut mezarından çıksa idi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim!"
Sultan Abdülaziz Han aziz misafirine nasıl ikram edeceğini, onu nasıl ağırlayacağını bilemez âdeta. Günlerce başbaşa sohbet ederler.
İmam Şamil son günlerini mübarek beldelerde, yüce Nebi'nin (a.s.m.) makberinin bulunduğu Medine'de geçirmek istemektedir.
Rusya'dan ayrılırken geri dönmesi şart koşulmuş ve bunun için oğlu Muhammed Şefiî rehin alınmıştır.
Sultan Abdülaziz İmam Şamil'in son günlerini mübarek beldelerde geçirmesine müsaade edilmesi için Rus Çarına aracılıkta bulunur ve bu talep kabul edilir. Bundan sonra İmam Şamil mübarek beldelere gider ve haccını ifa eder. Hac esnasında dünyanın dört bir yanından gelen hacılar nâmını işittikleri bu şanlı mücahidi görmek, elini öpüp, duasını almak isterler, lâkin ister istemez izdiham meydana gelir. Bu duruma çare olmak üzere idareciler Şeyh Şamil'i Kabe'nin damına çıkarırlar. Bir müddet orada duran İmam Şamil'i hacılar doyasıya seyrederler.
Büyük bir izzet ve ikram'la ağırlanan İmam Şamil 17 Şubat 1871'de Medine-i Münevvere'de ruhunu Rahman'a teslim eder.
İmam Şamil'in cenazesi Cennetü'1-Baki denilen ve Peygaber Efendimizin (a.s.m.) zevcelerinin ve pek çok sahabenin de medfun bulundukları kabristana defnedilir.
17 şubat vefat yıldönümüydü...Ruhuna el fatiha...Amin
YOLUN YOLUMUZDUR !..
"Kafirin önünde eğilmektense, hür olarak ayakta şehid olmaya tercih ederim."Emir Tahir Batayev şehid oldu !..

Emir Tahir BATAYEV Gudermes İlçesinde Rus ve işbirlikçilerle girdiği çatışmada şehit olmuştur Bir operasyon öncesi bölgeye kontrol etmek ve plan yapmak için tek başına gelen Tahir batayav Ruslarla karşılaşmış ve rusların teslim ol çağrısına ateşle karşılık vermiştir.
Emir Tahir Batayev 1,5 saat boyunca tek başına ruslarla çatışmış,9 Rus subayını öldürüken 7 kişiyide ağır yaralı olarak bırakmıştır
Rabbim şehadetini kabul etsin ey şehit seni unutmayacağız
Tahir BATAYEV 1973 te 30 mayısta Çeçenistan Şalkovskoy ilçesinde dünyaya geldi. Tahir kendisi türk asıllı kumuk türklerinden olup Çeçenistan vatandaşıdır. Tahir 1980 da Şalkovskoy ilçesinde okula başladı ve 1991 okulu bitirdi. Tahir okuldan hemen sonra Groznıy Universitesini kazandı ve 5 senelik olan Hukuk fakultesinde okumaya başladı. Tahir çocukluğunda bile islama çok meraklı idi. Ve muhafazakar bir ailede yetişmişti. Kendisi Türkçe, Rusça, Çeçence, İngilizce dillerini biliyor.1994'te Çeçenistanda başlayan Rus-Çeçen savaşından dolayı okula devam edemedi. Rus işgalci güçlerine birinci günden beri karşı çıkan ve sonra mucahid birliklerine katılan Tahir, savaş konusunda kendisini yetenekli göstermeye başardı. Yakın arkadaşları onu kendilerine komutan olarak seçtiler ve 1995'te Genel kurmay başkanı olan Aslan Maskhadovun karargahına giderek 100 kişil grubunu atnıtan Tahir, her türlü görevi almaya hazır olduklarını aşıkladı. Aslan Maskhadov Tahiri kabul ederek Şalkovskoy bölge komutanına yardım etmek üzere bölgeye gönderdi.
1996'da Groznıy operasyonda göstermiş olduğu aktif mucadelen dolayı Çeçen İçkeriya Cumhuriyetin Halk Kahramanı madalyasını laik görerek kendisine takdim edildi.Askeri törende madalyayı alırken Tahir şu sözlerle çeçenlerin gönlüne girdi:
Kafirin önünde eğilmektense, hür olarak ayakta şehid olmaya tercih ederim.
1998 de Tahir Batayev evlendi ve yeni bir yuva kurarak hayata bir renk kattı. 1999 da tekrar patlak veren ikinci Rus-Çeçen savaşında da geride durmayarak aktif olarak mucadelede yer aldı. Tahir Kuzey bölge cephesi komutanı Abdul-Vahhabın komutasında savaşmaya başladı. Tahir Abdul-Vahhabın şehadetinden sonra Komutan olan Kamal- Leçi Eskiyevin yardımcısı olarak göreve getirildi. Bu dönemde yaklaşık 25 başarılı operasyon düzenleyen Tahir bölgede ün kazanmıştır. 30 ocakta 2006 da Kamalin de şehadetle tanıştıktan sonra bölgede Tahir Emir oldu. Bu günlerden beri mucadele eden Emir Tahir çok başarılı operasyonlar düzenlemektedir. Rus gizli servisin ve Rus birliklerin bölgede en biyik düşmanı ilan edilen Emir Tahir sadece 2006 da yaklaşık 350 rus askerini ve 35 zırhlı aracını ve 40 rus yanlısı munafiklerini imha etmiştir. İki sefer büyük operasyon düzenleyerek Şalkovskoy bölgesini tamamen kontrol altına alarak Rusların yapmış oldukları bölgeyi kontrol ediyoruz şeklindeki açıklamalarını yalnış olduğunu göstermiştir. Son operasyon olarak 2006 da ramazan ayından önce bölgedeki en üst düzey Rus yetkilisini öldürmüşlerdir Çeçenistan İçkeriya Cumhurbaşkanı Dokku Umarov tarafından Emir Tahire 20 Eylül 2006 ´da General rutbesi verilmiştir.
Sevgili salihbey ALLAH razı olsun, ne güzel hazırlamışşınız . YÜCE ALLAHIMIZ O MÜBAREK KUTLU ŞEHİDLERİN ŞEFAATLERE BİZLERİDE NAİL EDER İNŞALLAH .....
Çeçen mücahidler destansı direnişlerini sürdürmeye devam ediyor. Bas-Ğordali bölgesinde 32 Rus ve İşbirlikçi öldürüldü ve 50 kişi yaralandı...
Emir Osmana bağlı Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti Askeri Şura Mücahitleri bugün Bas-Ğordali bölgesinde Rus ve işbirlikçi hainlerle şiddetli çatışmalara girdiler.
Yaklaşık sabah 8:00 sularında başlayan ve akşam saatlere kadar devam eden çatışmalara rus ve işbirlikçi hainlerden yaklaşık 1000 kişi operasyona katıldı. Mücahitlerden ise ilk belirlemeye göre 120 olduğu açıklandı.
Ancak öğle saatlerinde mücahitlerin yardımına bölge sorumlusu ve komutanı Zaurbek Avdarhanov Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti ve Kuzey Kafkasya mücahitlerin ve Askeri Şura başkanı Dokka Umarov'un emriyle Emir Osman'ın yardımına 200 mücahit ile birlikte yetişti.
Çatiışmalar sırasında Rus ve işbirlikçi hainler askeri helekopter ve Uçaklar kulandıkları gelen haberler arasında. Ve yaklaşık 35 tane zırhlı araç ve 10 tane "URAL" tipi askeri kamyon operasyon bölgesine geldiği açıklandı.
Çatışma öğle saatlerinde çok şiddetli oldu ve ruslar ve işbirlikçi hainler önde gelen iki kişiyi kaybettiler." SEVER" adlı birliğin !
Komutanı Muslim mücahitler tarafından ilk öldürülenlerin arasında olduğu bildirildi. Mücahitler Emir Hayrullah'ın intikamını da almış oldular.
Bu şahıs Emir İsa ve Hayrullah'ın şehit olmasında birinci rol oynayan münafıklardan idi. Emir Zaurbek bölgeye ulaştıktan sonra çatışmanın gidişatı tamamen değişti. Ve rus ve işbirlikçiler tamamen yenildiler ve panik içinde kaçmaya başladılar.
En son yerli kadınları rehine alarak kendilerini kurtardılar. Hainler ise Ruslar tarafından ortada bırakıldı.Bölge şuan bile havadan bombalandığı gelen haberler arasında.
Mücahitler ise 6 haini yakaladı ve esir aldı ve çok sayıda silah ele geçirdiler. Allah Osmana ve Zaurbek'e bugün büyük bir zafer verdi.
habervakti.com
UNUTMAYACAĞIZ,AFFETMEYECEĞİZ
http://www.liveleak.com/view?i=fc9_1174066076
izlemenizi öneririm..
selam ve dua ile...
:)
Çilekeş gönüldaşımın verdiği videoyu izledim.Şimdi ben bu .içlere iman öfkemi göstersem birileri bana yahu ayıp değil mi müslüman öyle konuşur mu falan diyecek...
Savaşın da bir hukuku vardır, savaş da bir sanattır.Esirlerin de hakları vardır, çocukalrın da kadınların da...
Şimdi ben bu rus omon larına ne diyeyim ? o.çocuğu mu diyeyim, a.a. sinkaf mı diyeyim...Demiyeyim mi ?
Diyorum ulan
Bizi "tatlı su balığı" müslümanı haline getiren / getirmeye çalışan karı kılıklı sahtekar mirasyedi naziklerden değilim elhamdülillah !..
Bu rus Or...çocuklarından intikam almaya bizi memur et ya Muntakıym !..
:)
Allah, yolunda cenk edenlerin yardımcısı olsun. onlar ki serdengeçmişler daha ne diyelim.....
bunlar çok güzel ve bence çok özel paylaşımlar.Allah vesile olandan razı olsun.
Çeçenistan’da hak ihlalleri
Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada meydana gelen kargaşa ve savaş ortamının en uzun sürelisi kuşkusuz Çeçenistan’da yaşandı ve hala yaşanmakta. İlki Aralık 1994’te başlayıp Ağustos 1996’da biten, ikincisi 1999 Ekim’inde başlayan ve hala devam eden savaşlardan etkilenmeyen tek bir Çeçen yoktur.
Çeçen halkı için katliamlar, işkenceler, soruşturmalar ve sürgünler hiç de yabancı sayılmaz. Altmışlı yaşlarda olup üçüncü sürgününü yaşayan binlerce Çeçen bulunmaktadır. 1864 Büyük Kafkasya Sürgünü’nde zorla yerlerinden edilen 1,5 milyondan fazla Kafkasyalı içerisinde ve 1944 yılında Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya gönderilenler arasında yüz binlerce Çeçen bulunmaktaydı. Bu insanların önemli bir kısmı zor yolculuk koşullarında ve zorunlu yerleşimin ilk yıllarında hayatlarını kaybetmişlerdir.
Bu bağlamda Çeçenler adeta geçmişin tekrarını yaşamaktadırlar. Çeçenistan’da yıllardır değişmeyen bir hikaye yaşanmakta, yetişkinler yeni nesillere savaştan ve getirdiği sıkıntılardan, mültecilik dönemlerinden bahsetmektedirler. 1994–96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı her iki savaşta 500’er bini bulmuştur. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Caharkale gibi Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülke ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar.
Çeçenistan’da kalmak, hayati tehlike de dahil her türlü sorunla karşılaşmayı peşinen kabullenmek demektir. Her iki savaşta kimyasal olanlar da dahil olmak üzere kullanılan silahlar, yapılan bombardımanlar 300 binden fazla Çeçenin hayatına mal olmuştur. Bu rakam bir milyondan fazla olmayan Çeçen nüfusun neredeyse üçte birlik bir kısmını oluşturmaktadır.
Özellikle son 12 yıl içerisinde, Çeçenistan’da yaşayan birçok kişi için “hayatta kalmak” her gün yenileri eklenen acı haberlerle birlikte ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyor. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmalama, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları’ adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Hatta insanlar kaybolan ya da katledilen yakınlarının nerede olduğunu sorma ya da cesetlerine ulaşma imkanından da çoğu zaman mahrum kalmaktadırlar. Şansı yaver gidip de yakınlarının cesetlerine ulaşabilen aileler ise bu cesetlere ulaşmak ve dini vecibelerini yerine getirerek defnetmek için bile Rus askeri birimlerine astronomik fiyatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Rusya’nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları ve yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır.
Yedinci yılına giren ikinci savaş boyunca mültecilerin sayılarına dair veriler sürekli olarak değişmiştir. Kayıtların düzenli tutulamaması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir.
Çeçenistan’da seyahat özgürlüğü bulunmayan insanlar bodrum katlarında ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. Su almak için çocuklarıyla sokağa çıkmak zorunda kalan insanlara bile Rus keskin nişancılar tarafından ateş açılmaktadır. Çeçenistan içerisinde evleri yıkılan ya da tehlike içerisinde bulunan insanlar sıklıkla yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Grozni, Vedeno, Şali, Gudermes, Argun, Urus Martan ve daha birçok Çeçen şehri defalarca asker-sivil ayrımı yapılmaksızın bombardımana tabi tutulduğundan, insanlar akrabalarının ya da tanıdıklarının bulunduğu daha güvenli şehir ve kasabalara göç etmişlerdir.
Elbette göçler kolay olmamaktadır. Zira Rusların mülteci konvoylarını ve gruplar halinde yol alan mültecileri hava ve karadan bombardımana tutmaları, onlara geçiş noktalarındaki karakollarda taciz ve saldırılarda bulunmaları sıkça karşılaşılan olaylar arasındadır. Bir istatistiğe göre Çeçenistan’da bulunan mültecilerin %90’ının en az bir ya da birden fazla akrabası hayatını kaybetmiş durumdadır.
Çeçenistan kuşatılmış ve baskı altında tutulan bir coğrafya olma özelliğini uzun yıllardır sürdürmektedir. Komşu ülke ve bölgelerin önemli bir kısmı Rusya Federasyonu’na bağlı iken Gürcistan’la sınırın bulunduğu kısım da ikinci savaşın başlamasının hemen ardından “Pankisi olayları” bahane edilerek çok yoğun bir güvenlik duvarıyla çevrelenmiştir. Hatta bu coğrafyaya ABD, Rusya ve Gürcistan güvenlik güçleri defalarca operasyon düzenlemiş ve güya terörist avına çıkılmıştır. Bu şekilde abluka altına alınmış bir coğrafya içerisinde, Rusya’nın bizzat 200 bine varan asker ve diğer personelinin ve Rus yanlısı Çeçen güçlerin insafında devam eden bir hayat yaşanmaktadır Çeçenistan’da.
Çocuklar için okul ya da eğitimden bahsetmenin neredeyse imkanı yoktur. Zira Rus bombardımanında öncelikli hedefler arasında okullar da bulunmaktadır. Kullanılacak derecede iyi olan okulların önemli bir kısmı da Rus askerlerince kışlaya ya da toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Çok az bir kısım okullarda devam eden eğitimin kalitesi ise savaş ortamında eğitim gören öğrenci ve öğretmenlerin psikolojileri dikkate alınacak olursa kolayca tahmin edilebilecektir. Çeçenistan’da böyle bir ortamda eğitim vermeye çalışan bir öğretmen durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Çeçenistan’da savaş ile yakın ya da uzak teması olmayan çocuk yok denebilir. Bazıları bombardıman sırasında yaralanmış, bazıları da ebeveynlerini, yakın akrabalarını kaybetmişler. Öğretmenler öğrencilerin asık yüzlerine bakarak ders anlatmak zorundalar. Oysa savaştan önce okullarımızda normal bir hayat, iyi bir eğitim ve en önemlisi mutlu çocuklar vardı.”
Çeçenistan’da çok fazla gündeme getirilmeyen konulardan biri de ülkedeki nükleer atık depolarıdır. Tüm ülkede kaç tane atık deposu olduğu tam olarak bilinmemekle beraber 20’den fazla olduğu tahmin eidilmektedir. Çeçenistan’da gömülü bulunan binlerce tonluk bu tehlikeli atıklar belki Rus işgalinden daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaktadır. Uzmanlara göre yarım milyon tonu bulabilecek bu atıkların bir şekilde ortaya çıkmaları tüm Kafkasya’yı etkileyebilecek ve cehenneme çevirebilecek miktardadır.
Çeçenistan’daki hak ihlalleri maalesef Rusya’nın büyük ölçüdeki karartmalarına, uluslararası arenada devletlerin Rusya ile olan ilişkilerine ve reelpolitiğe kurban edilmekte, gerektiği gibi ele alın(a)mamaktadır. İlk savaş çıktığında dönemin ABD Başkanı olan Bill Clinton’un beyanatı bugün de Batı dünyasının arkasında olduğu düşünceleri yansıtmaktadır. Clinton: “Bu bir iç meseledir. Düzenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz.” demişti. Uluslararası toplumun Çeçenistan’da yaşananlara karşı ilgisizliğe varan bu mesafeli tutumu ABD, AB ve Rusya arasındaki güç dengeleri, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkilerle birbirine bağlıdır. Bu anlamda Doğu Timor’daki Hıristiyan yönetime kucak açan ve bu coğrafyanın her şeye rağmen bağımsız bir devlet yapılması için efor sarf eden uluslararası toplum, hemen hemen nüfusunun %90’dan fazlasını Çeçenlerin oluşturduğu ve bağımsızlık için hemen her türlü kriteri bünyesinde barındıran Çeçenistan’ın sesine kulak vermemektedir.
Batı dünyasının bildik tavırlarını anlamak daha kolayken İslam dünyasının vurdumduymazlığı bu coğrafya insanını adeta kahretmektedir. Rusya’nın Kafkasya’yı kaybetmeme adına bilerek çıkardığı savaşta Çeçenistan, İslam dünyası tarafından da uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. İslam dünyası savaşı bitirme adına hemen hiçbir irade ortaya koymadığı gibi aynı zamanda Rusya’yı Çeçenistan’da devam eden kirli savaşa rağmen İslam Konferansı Örgütü’nün gözlemci üyesi olarak kabul edebilmiştir. İslam dünyası Kafkasya’da yapmış olduğu bu büyük hatayı derhal tamir etmeli, Rusya ile olan münasebetlerinde Çeçenistan’da yaşanan hak ihlallerini ve hepsinden önemlisi Çeçen halkının determinasyon hakkının Rusya tarafından da kabullenilmesi gerektiğini ısrarla belirtmelidir.
Çeçenistan’daki haksız ve orantısız güç kullanımı, işkenceler, toplama kampı vahşetleri, gece yarısı baskınları, bombardıman ve katliamlar bugün de devam etmektedir. Sayıları yarım milyona varan mülteciler bugün de her türlü mahrumiyetle yaşam savaşı vermektedir. Çeçenlerin uluslararası terörizmle ilişkilendirilme gayretleri adına, 11 Eylül sonrası Rusya tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılsa da asıl terör eylemlerini yapanın, kullanılması yasak silahlarla Çeçenistan’ı cehenneme çevirenin hatta sınır ötesi operasyonlarla Çeçen liderleri katletmeye varan aymazlığa başvuran tarafın Rusya olduğu tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir.
Gerçekten haklıya hakkının verileceği ve Çeçenlerin hür ve özgür bir şekilde insanca yaşamlarını devam ettirecekleri günlerin yakın olmasını temenni ediyoruz.
Murat Yılmaz
ihh.org.tr
Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi?
“Ben hayvanlar gibi yaşamaktan bıktım, böyle başkalarına muhtaç yaşamak istemiyorum artık.” diyor, İstanbul Fenerbahçe Çeçen Kampı’nda ziyaret ettiğimiz Adem amca. Yüreğim yanıyor bu sözleri duyunca. Dilimden bir “Estağfirullah” sözü çıkabiliyor ancak. Eziliyorum. Bir insana bu sözleri söyletenler arasında olmaktan korkuyorum. “Meşru olarak Çeçen olamıyorum, Rus olmayı ben kabul etmiyorum, kimliğim yok, varlığım kabul edilmiyor.” diye devam ediyor. Düşünüyorum da “Estağfirullah” kelimesinin yerini bulduğu yer burası. Hiçbir mekana bu kadar güzel yakışmazdı “Allah bizi affetsin.” Allah sana bu sözleri söyletenleri, seni bu sözleri söyleyecek duruma düşürenleri affetsin. Yok Adem amca, sen hakikaten güzel bir insansın, ben buna şahidim.
Sen ki yurdunun ikinci kez işgal edildiği 99’da imkanların tükendiği yerden imkan bulmayı ümit ettiğin yere hicret etmişsin. Dini ve milli kimliğinle artık “sen” olarak yaşayamadığın, can ve mal güvenliğinin olmadığı ülkenden en kısa zamanda geri dönmek umudu ile gelmişsin Türkiye’ye. Hani 1400 evvel bir grup insan da artık kendi kimlikleri ile yaşayamadıkları Mekke’lerini terk edip, Medine’ye sığınmışlardı. Duymuşlardı ki Medine halkı onlarla aynı değerleri paylaşıyor. Halkının “insanlığı” sayesinde adı vefakar şehir oldu Medine’nin. Yani hale bakılırsa sen senliğini yapmışsın Adem amca da, ben benliğimden bir hayli uzaklara düşmüşüm. Kendimle, toplumumla, ülkemle sana bir Medine sunamamışım. Seninle olan kardeşliğimi yabana atmışım. “Ensar” sıfatını almaktan o kadar uzaklaşmışım ki sana bu sözleri söyletir olmuşum. Ne mülteci olma hakkı vermişim, ne çalışma hakkı, ne eğitim hakkı, ne sosyal güvence, ne bir imkan…
Eğitim, sağlık, iş imkanı sağlamamaktan öte, cüzi yardımlar sıkıştırmışım eline. Bu halimle seni senden etmekten öte, ben benden olmuşum. Seni atalete mahkum etmekle, sana insanlığını kaybettiğin vehmini vermekle asıl ben kaybolmuşum. O da yetmemiş bana, bir de ben sömüreyim seni diyerek, aylarca seni orada burada çalıştırıp hakkını vermemişim. Oysa ben “İşçiye hakkını alnının teri kurumadan veriniz.” buyuran bir Nebi (sav)’e tabi idim. Meğer ne çok değişmişim.
Düşmanlarımı dost edinmişim, olmadık hesaplara girmişim, eşkıyaya boyun eğmişim de senin kimliğini, pasaportunu, varlığını tanımaz olmuşum. Ne tekrar yurduna gidebiliyorsun ne de burada kalabiliyorsun. Bu sebeple eşin Çeçenistan’da hasta olan ve sürekli kendisini çağıran annesini yedi yıldır görmemiş. Beklediği izni ancak annesinin vefatından sonra vermişim. “Çıkış izni geldi ama artık annem yok.” diyor eşin. Benim yapacak yine bir şeyim yok. Geç kalmışım.
Çeçenistan’da Ruslar tarafından türlü işkencelerden sonra öldürülen kardeşin Ömer’in annesine hapiste esirken yazdığı son mektubu gösteriyorsun bana. “Ne yazıyor tercüme eder misin?” diyorum. Anaya duyulan muhabbet ve ana yüreğini teskin etmek için yazdığı “Hayattayım!” ifadesiyle gözlerin doluyor. Ben yine “Biiznillah şehitler ölmez” diyerek seni teskin etmekten aciz kalıyorum.
Çeçenistan 91’de bağımsızlığını kazanmadan, Sovyetler döneminde yaşadığın 8 bin nüfuslu köyde bulunan bir tek Kur’an nüshasının üzerine titrediğinizi anlatıyorsun. “ Kur’an öğrenmek ve öğretmek yasaktı, dinimizi öğrenemiyor ve yaşayamıyorduk.” diyorsun. Sen tüm baskı ve zulümlere rağmen dinini öğrenebilmişsin, İslam’ın bahşettiği güzel fıtratı yansıtıyorsun. Benim diyarımda Kur’an nüshaları çok ama ben kesretten yokluklar türetmişim ki bu haldeyim. “O dönemde camiler depo, salon, sinema olarak kullanılıyordu.” diyorsun. Ben kendi camimi kendi elimle kilise yapmaya girişmişim. Ne yaman çelişki değil mi?
Çeçenistan’daki mücadeleyi anlatırken “Zenginlik, makam, mevki hatta milliyet için savaşanlar çoktan kaçıp gittiler ya da pes edip Rus yanlısı oldular. Şu an orada mücadele verenler sadece imanlı olanlar. İnsan canını o kadar kolay ortaya koyamaz. O, o kadar kolay değil.” diyorsun. Bu uğurda verilen canlar Mevla’ya teslim, ya ben ölmüş benliğimi nasıl ıslah edeyim? Sana cüzi de olsa yardımlar ulaşır belki, ya benim manevi mağduriyetlerime hangi eller yetişir? Sen biiznillah savaş sona erer de Çeçenistan’ı ayağa kaldırırsın, ya ben yüzyıllardır mazlum ve mağdur olan benliğimi nasıl geri getireyim? Sen başkasının eli ile cebren dinine, kültürüne, ahlakına, kıyafetlerine yabancılaştırılmak istenmişsin, ben kendi kendime sırt dönmüş başkası olmaya çalışıyorum. “Kim bir topluma benzeme çabasına girerse, o onlardan olur.” buyuruyor Nebi (sav). Şu halde “kimliksiz, kişiliksiz, izansız” kalan sen değilsin, o benim.
Herkes birileri ve bir şeylerle imtihan oluyor. Benim halim nice olacak, sen hesabını verirsin de ben seni bu halde bırakmanın yani ben olamamanın hesabını nasıl vereceğim? O yüzden “Estağfirulllah” Adem amca. Kendim, toplumum ve ülkem adına senin şahsında ülkemde misafir olan tüm Çeçen kardeşlerimden af diliyorum. Hakkını helal eyle.
Hatice Orman
ihh.org.tr
ÇİC Askeri Şura sözcüsü bildiriyor
Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Askeri Şura sözcüsü bugün verdiği bilgilere göre, Çeçenistan'ın çeşitli bölgelerde Rus işgalcilere ve işbirlikçilere yönelik ÇİC Askeri Şuraya bağlı mücahitler tarafından saldırılar gerçekleştirildi. ÇİC Askeri Şura sözcüsün verdiği bilgilere göre 3 günde meydana gelen çatışmalarda en az 8 rus işgalci ve işbirlikçi öldürülürken en az 21 kişi yaralandı...
Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Askeri Şura sözcüsün bugün verdiği bilgilere göre, Çeçenistan Askeri Şuranın aldığı kararlara uyarak Askeri Şuraya bağlı mücahitler küçük gruplara ayrılarak Çeçenistan'ın her bölgesinde rus işgalcilere ve işbirlikçi hainlere yönelik saldırmaya başladılar. Bu tür saldırılar hem düşmanı şaşırtıyor hem de daha çok kayıba neden oluyor. Bizler yaz boyunca küçük çapta operasyon düzenleyerek ama Kafkasyanın her bölgesinde düşmana vuracağız. Her gün rus işgalciler kan kaybedecektir. Biz artık eskisi gibi topluca operasyon yaparak kardeşlerimizi ateş altına atamayız.Askeri Şura sözcüsü: "Bizzat ÇİC Cumhurbaşkanın ve Kafkasya mücahitlerin Emiri Dokko Umarov tarafından başlatılan yeni strateji oldukça başarılı görünüyor,dedi. ÇİC AŞS devamında 3 günlük operasyonların istatistiğini de bildirdi:
1. ÇİC Askeri Şuraya bağlı mücahitler Çeçenistan İnguşetya sınırında BAMUT köyün yakınlarında Rus işgalci teftiş grubuna saldırarak 2 işgalciyi öldürülürken en az 5 kişi yaralandı. Mücahitler bu saldırıda bir kayıp vermedi.
2.Şatoy ilçesinde Rus işgalcilerin askeri konvoyuna saldıran mücahit birliği, 1 işgalciyi öldürürken 7 işgalci ağır yaralandı. Kullandıkları askeri araçlarda kullanılmaz hale getirildi.
3. Nojay-Yurt merkezinden 3 kilometre uzağında Rus işbirlikçi hainlere saldırı gerçekleştiren mücahit birlikleri saldırı sonucunda 3 haini öldürürken en az 7 hain yaralandı.
4. Açhoy-Martan ilçesinde mücahitler birlikleri tarafından Rus işgalcilere yönelik bir pusu kurarak yola döşedikleri mayını patlatarak 2 işgalciyi öldürdü ve 3 işgalci yaralandı.
Çeçenistan Şalja kasabasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor
Çeçenistan'dan gelen haberler arasında bugün saat 7:00 Rus işgalciler ve işbirlikçi hainler tarafından çembere alınan Urus-Martan ilçesine bağlı Şalja kasabasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bildirildi. Görgü tanıkların verdiği bilgilere göre çatışmalar çok şiddetli devam etmekte...
Çeçenistan^dan bugün gelen haberler arsında Urus-Martan ilçesine bağlı Şalja kasabası sabah saat 7:00'da Rus işgalci güçler ve işbirlikçi hainler tarafından çembere alındı. Yaklaşık 20 dakikadan sonra kasabada şiddetli çatışmaların yaşandığı bildirildi. ÇİC Askeri şura sözcüsü henüz bir resmi açıklama yapmadı. Ancak bölgeden saat 17:00'da aldığımız bilgilere göre çatışmaların şiddetli bir şekilde devam ettiklerini bildirdiler. Yakın yerleşim bölgelerde çok şiddetli duyulan çatışmalarda henüz ne kadar kayıplar olduğunu bilinmiyor. Bölgede binlerce sivil bulunmakta. Aldığımız haberlere göre havadan ve karadan Şalja bombalanmakta. Rus işgalciler ve işbirlikçi hainler bile bir açıklama yapmadılar. yeni bilgi gelir gelmez Çeçen-Online olarak bilgilendirmeye devam edeceğiz. Allah müslümanlara yardım etsin.
Tsa-Vedeno'da başarılı pusu
Çeçenistan'ın değişik yerlerinde operasyonlarda ciddi bir artış gözleniyor. En hareketli bölgelerden olan Vedeno nun Tsa-Vedeno bölgesinde gerçekleştirilen pusu sırasında işgalci kafilesine açılan ateş sonrası 3asker ölürken yaralananlar oldu.
Komutan Yasir'e bağlı mücahidlerce gerçekleştirilen operasyon sabah saatlerinde gerçekleştirildi. İşgalcilerin korku içersinde hareket ettiği Vedeno bölgesinde, Tsa-Vedeno boğazından geçerken daha önceden defalarca pusuya düşürüldüğü açıklandı.
Borzoy bölgesinde çatışma yaşandı
Komutan Ramazan'a bağlı mücahitlerce Borzoy bölgesinde işgalci askerlerle çatışma yaşandı.
Şatoy bölgesinde Komutan Tarhan'a bağlı komutan Ramazan'ın beraberindeki mücahidler etkili operasyonlar gerçekleştirmeye devam ediyorlar.
Başarılı operasyonlarla geçen bahar ayları sonrası yaz ayları da Çeçen direnişçilerin gerçekleştirdiği operasyonlarla hareketli geçmektedir.
Şatoy bölgesinde işgalci askerler ve işbirlikçiler hareket ederek mücahidleri dar bir bölgeye sıkıştırmak istemektedirler. Zaman zaman mücahidlerce bu askerler pusuya düşürülürken bazen de rast gele karşılaşma olmaktadır.
İşgalci askerlerle, Komutan Ramazan a bağlı mücahid keşif grubu arasında gerçekleşen kontakta çatışma çıkmış 3 işgalci öldürülmüştür.
Çatışmalar sırasında 1 mücahid kolundan olmak üzere 2 mücahid yaralanmıştır.
ÇİC şurası aldığı kararlarla işgalci ve işbirlikçi askerlere karşı cezalandırma operasyonların devam edeceği belirtilmiştir.
Kavkaz Center+Ajanslar
Çeçen çocuklar tatile gidiyormuş

Tıpkı geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yılda işgal altındaki Çeçenya topraklarında okula devam etmeye çalışan minik Çeçenler, işbirlikçilerin düzenlediği bir organizasyonla iki haftalığına Kabardey-Balkar Cumhuriyeti' ne ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti' ne tatile götürülüyor. Peki, tatile gidecek çocuklar nasıl seçiliyor?
Çeçen halkına bombalar yağdırarak veya mermiler sıkarak ya da onları tankların altında ezerek bağımsızlık ve özgürlük ruhunu köreltemeyeceğini anlayan işgalci Rusya Federasyonu ilginç yöntemleri uygulamaya koymaya devam ediyor. İcraatlerine Kremlin politikalarını destekleyecek ve Kremlin için kendi halkının kanını akıtmaktan çekinmeyecek kukla bir yönetimini atamakla başlayan Moskova yetkilileri, Çeçenlerin aralarında yaratmaya çalıştıkları kin ve nefret ortamının yeterli olmadığını düşünüyor olacaklar ki yeni politikaların uygulanması gerektiği inancını taşıyorlar. Moskova yönetiminin son numarasında ise, savaşın en büyük kurbanları olan miniklere rol biçilmiş.
İşbirlikçi Kadirov yönetimi Moskova' dan kendilerine verilen direktifler doğrultusunda, minik Çeçenleri okulların kapanmasının ardından son derece başarılı geçirilen bir öğretim yılı nedeniyle ödüllendirmek istiyor ve minik Çeçenleri iki haftalık yaz kamplarına götüreceğini ilan ediyor. Bu ve benzeri uygulamalar ile her ne kadar insanları kaçırıyor olsalar da, kendi halklarının kanı üzerinden zevk ve sefahat içinde yaşıyor olsalar da aslında Çeçen halkı için çalıştıkları imajını yaratmaya çalışıyorlar. Öte yandan uyguladıkları ayrımcı politikalar ile halkın özgürlük mücadelesini sorgulamasını ve bu mücadeleden kuşkuya düşmelerini sağlamayı hedefliyorlar. Hedeflerine ulaşmak için de şu günlerde henüz bazı olayların ayrımına varamayacak minik çocukları kendilerine kurban seçiyorlar. Söz gelimi, bu yıl okullarda tatile gidecek çocuklar ve gitmeyecek olanlar sınıflarda okunan listelerle ilan edildi. Bu sınıflardan birisinde yer alan 22 çocuktan 16 sının tatile gideceği okul müdürü tarafından sınıfta öğrencilere duyuruldu. Kendi adı okunmayan bir çocuk neden kendisinin götürülmediğini anlamak için ayağa kalkarak okul müdürüne:
-"Ben neden götürülmüyorum öğretmenim." dedi.Müdür bir an duraksadı, gözlerini çocuğa dikti ve:
-"Adın ne senin?" dedi. Çocuk büyük bir gururla ve yüksek sesle:
-"Aslan ...." diyerek adını söyledi. Müdürün o sevimsiz yüzünde kızgınlık ifadesi belirdi, gözlerini kan kapladı ve bağırmaya başladı:
-"Neden gelmiyorum ha! Neden gelmiyorum diye bana mı soruyorsun? Git ve babana sor!" dedi.
Küçük Çeçen ne olduğunu ve neden babasına sorması gerektiğini anlayamadan okul çıkışında koşarak eve gitti ve annesine tatile götürülmediğini, neden götürülmediğini sorduğunda ise müdürün babana sor dediğini söyledi. Annesi ne söyleyeceğini şaşırdı ama ağzından:
"-Oğlum, keşke onlar da babanın tırnağı kadar olsaydı. Boş ver zaten bu tatil değil orada ne olacağı belli olmaz." sözcükleri çıktı sadece. Eve konuşmanın ortasında giren büyük kardeş ise Aslan' a kızdı, onlar bizi götüreceklerini söyleselerdi de gitmeyecektik zaten dedi.
Aradan bir kaç gün geçmişti ki, yaralı olarak yurt dışına çıkan ve geri dönemeyen baba eve telefon etti. Telefona çıkan minik Aslan olayı anlattı ve:
-"Baba, sen ne yaptın? Neden müdür öyle dedi?" diye sordu. Sözcükler boğazına düğümlendi yaralı babanın, başından kaynar sular döküldü ve ne demesi gerektiğini bulamadı da imdadına Aslan' dan iki yaş büyük olan abisi yetişti. Telefonu elinde aldı ve babasına:
"-Baba, bizi tatile götürmüyorlar diye üzülmüyoruz, onlar bizi götürmek isteseler de gitmeyecektik zaten. Sen Aslan' a aldırma o daha küçük, bazı şeyleri anlamıyor. Ben senin ne yaptığını biliyorum. Annem için, diğer çocukların anneleri için Ruslarla savaştığını biliyorum. O korkak müdür senin yüzüne böyle konuşamazdı. Sen üzülme! Ama bizi ne zaman yanına alacaksın?..." dedi. Konuşma daha önceki telefon görüşmelerinde olduğu gibi devam edip sonlandı.
Bu minik olayda daha net anlaşıldığı gibi Ruslar ve işbirlikçileri, özgürlük savaşçılarının ailelerine psikolojik baskı uygulamaya devam ediyor. Önceleri kadınlar ya da gençler kaçırılıyordu özgürlük savaşçılarının yerleri söylensin ya da özgürlük savaşçıları teslim olsunlar diye şimdi ise hedef tahtasının çapı genişledi artık 12 yaşın altına da ateş serbest!..
Kaynak: Kafdağı İnternet Portalı
Kavkaz Center
''OĞLUMU TERÖRİST YETİŞTİRECEĞİM!''
Rusların saldırılarına maruz kalarak öldürülen yüzbinlerce Çeçenin yakınları, maruz kaldıkları gizli şiddeti anlatırken "çocuklarımız asla terörist olmadı" diye sitem ederken evladları gözleri önünde öldürülen analar kin ve gözyaşıyla feryat ediyor!!
Çeçenistan'nın Rus yanlısı yeni lideri Ramzan Kadirov, Çeçenistan için farklı bir tablo çiziyor: Evler yenileniyor, yollar yapılıyor, tesisler kuruluyor.
Konserler, spor karşılaşmaları hatta defileler düzenleniyor. Ama bunlar aslında istisnasız her Çeçen’in tattığı ÇEÇEN DRAMI’nı gizleyemiyor.
Kremlin’in terörist diye afişe ettiği Çeçenlerin yüreklerinde kopan ama kimselerin duymadığı fırtınaların küçük bir kısmı Kavkazki Aktsent’a anlatılanlarla kendini ele veriyor.
Raisa Alarova bu anlatılanları derledi. Ajans Kafkas’ın çevirisiyle işte insanlık tarihine Rusya’nın utancı olarak geçecek Çeçenlerin bir gizli dünyası:
ÇEÇENLER HİÇBİR ZAMAN TERÖRİST OLMADI
"Biz Çeçenler hiçbir zaman terörist olmadık. Çeçenler sadece çok sevdikleri vatanlarının özgürlüğü için mücadele ettiler, ama bu mücadeleyi Ruslar bir eşkıyalık, bir fanatiklik olarak, şimdi de terörizm olarak adlandırdılar. Bundan dolayı benim çocuklarım kesinlikle 'terörist' olacaklar, çünkü bizden hayatta kalanların üzerinde, suçsuz yere akıtılan Çeçen halkının kanının intikamını alma sorumluluğu var. Bizler adlarımızı, soyadlarımızı, milletimizi değiştireceğiz ve intikam alacağız. Rusları, gördüklerimden, ülkeme, halkıma, kardeşlerime ve bizzat bana yaptıklarından ötürü affedemem. Benim karım 'terörist' üreticisi olacak".
İsa, 41 yaşında, Alhazurov köyü.
Yazıişleri müdürlüğümüze Çeçenya'da meydana gelen olaylarla ilgili haber ablukası olduğu halde sivillerin yaşadıkları ve savaşın vahşeti ile ilgili yeni bilgiler geliyor. Raisa Alarova'nın çatışma bölgesinde hazırladığı materyaller de buna tanıklık ediyor.
KONUŞMAK BİLE İSTEMİYORLAR
Çeçenya'dan yeni mültecilerle görüşüyorum. Onlar artık hiçbir şey hakkında konuşmak istemiyor ve yapamıyor… Onlar için hayat bitti… Onlar için dünyanın sonu geldi. Onları güçlükle bir şeyler söylemeye zorluyorum.
45 yaşındaki Züleyha, "Korku filmi görmüşsünüzdür. İşte Rus askerlerinin yaptıkları daha da korkunç. Bunların aslında olmadığını, korkunç bir rüyada olduğunu zannediyorsun, çünkü böyle şeyleri insan yapamaz, insanların başına böyle şeyler gelmez diye düşünüyorsun" dedikten sonra komşusu Aisa'nın başına gelenleri anlattı:
Aisa, Komsomolskoye'den Caharkale'ye kaçmıştı. Ama Caharkale bombalanmaya başladığında Komsomolskoye'ye geri döndü. Köyü ele geçirdiklerinde askerler onun evine girdi ve sordu: "Direnişçiler nerede? Silahlarınız nerede?"
Aisa, "Evimde direnişçi de silah da yok" dedi. O anda 14 yaşındaki oğlu geldi, askerler şöyle dedi: "İşte bu alçak büyüyecek ve terörist olacak, kaldırmak lazım."
ÇOCUĞU DOĞRAMA KÜTÜĞÜ İLE ÖLDÜRDÜLER
Cesedi götürürlerken Goyski köyünde Aisa ile karşılaşmıştım. Aisa ağlamıyordu, sanki taş kesilmişti. Şöyle demişti: "Benim oğlum terörist değildi, o iyi bir çocuktu… Ama şimdi çocuklar dünyaya getireceğim ve kan intikamı için onları terörist olarak yetiştireceğim…"
İbrahim, 39 yaşında: "Alkhan-Yurt üzerinden Rostov-Bakû yolu ile Stariye Atagi köyüne ulaştım, oradan Alhazurov köyüne ulaştım. Yeğenimi arıyordum. Devlet başkanlığı seçimi gününde köy üç halka halinde ablukaya alınmıştı, üzerinde uçaklar, helikopterler uçuyordu, insanlarla dalga geçiyorlardı. Askerler şöyle diyorlardı: "Eğer seçime katılmayacak olursanız, Alhazurov ikinci Komsomolskaya olacak." İnsanlar oy kullanmaya gitti, ama hiç kimse Putin'e oy vermedi, herkes onun üzerini çizdi. O gün Ahmad Aliyev'in iki oğlu, biri 15 diğeri 12 yaşında olan iki kardeş ısırgan otu toplamaya gitti çünkü tüm halk aç. Yanlarında, yerinde taze ısırgan yemek için ekmek ve tuz vardı. Küçük olan iyi bir ısırgan buluyor ve "Buraya gel, burada iyi ısırgan var! Çok güzel!” diyerek bağırıyor büyük parmağını gösteriyor. Bir anda keskin nişancı ateş ediyor ve parmağı kopuyor… Çocuk kan kaybından kendinden geçiyor, eve zor getirdiler, daha sonra ailesi onu hastaneye götürdü. Hastane seçimler dolayısıyla kapalıydı, yeniden eve getirdiler ve doktoru eve çağırdılar, yardım etti… İşte orada seçimler böyleydi.
Vaha, 47 yaşında… Caharkale civarındaki Taşkala kasabası.
"Federaller buraya geldiğinde pasaport kontrolü başlattılar, beni duvarın önünde durdurdular ve belgelerimi, diplomamı incelediler. Subay şöyle dedi: "Vurulmaya!" Beni bir yere sürüklediler ve bir evin bodrumuna attılar, kendileri malımı yüklenip gittiler; televizyon buzdolabı, halılar…
O bodrumda arkadaşım ve komşu olan, doktora adayı Sultan da vardı. Bizi yere attılar. "Ateş!" diye subay bağırdı, ancak Sultan'ın kolunda 'Orion' saati görünce "Vurmayın, saati çıkar…' dedi. Sultan saatini çıkarıncaya kadar bir subay geldi ve belgeleri kontrol ettikten sonra, vuruşu durdurdu.
Bizi serbest bıraktılar, Allah o subayı ve çocuklarını korusun. Sultan ile sabah dokuzda döndüğümüzde, komşularımızın, Zubayrayev ailesinin üyelerinin cesetlerini gördük: 10 kişi, şekilleri bozulmuş yaşlılar ve çocukların cesedi, yatağında tecavüze uğramış on dört yaşındaki bir kız çocuğunun cesedi, boynu kesilmiş diğer cesetler…".
Mariyam, 51 yaşında…
Komsomolskoye köyü büyük ve güzel bir köydü, artık orası yok. Bu köyün hayatta kalanları Goyskoye köyüne ve Urus-Martan'a gittiler, onlara köylerine dönme ve yakınlarının cesetlerini alıp defnetmek için müsaade etmiyorlar. Onlar yakınlarının cesetlerini defnedebilmek için hayatlarını vermeye hazırlar. Ruslar kendilerininkilerin cesetlerini ortada bırakıyorlar, çünkü inançları yok, ama Çeçen cesetlerini satıyorlar…
Bu baştan beri böyle idi, birinci Rus-Çeçen savaşında da, Şamil döneminde de bu böyleydi, Ruslar her zaman bu işten para kazandı. İzin verilenler gidip cesetlerini getiriyorlar. Komsomolskoye'de kimse defnedilmiyor, Alhazurov, Goyskoye ve Goytakh'da defnediliyorlar.
ÇEÇENLERİN ŞAŞIRTAN DİRENİŞİ
Bir subay ile anlaştık ve üç kişi beraberce tek bir evin kalmadığı Komsomolskoye köyüne girdik. Subay sarhoş idi ve tüm gördüklerini anlatmaya başladı. Saldırıda subay ve erlerden 1500 kişi öldüğünü, herkesin sayıları az olan Çeçenlerin gösterdiği direnişe şaşırdığını anlattı.
Nöbette olan 19 yaşındaki bir askere yaklaştığımda sordum:
- Oğlum insanca söyle, insanları neden Komsomolskoye'ye almıyorlar?"
- Subaylar ilk önce bizi, cesetlerin ceplerini aramak için gönderiyorlar, sık sık ceplerde para buluyoruz ve onu subaylara veriyoruz. Yüz ruble saklayabilirsek bile bizim için iyi.
- Sen buraya nasıl düştün?
- Bize göreve aldıklarını söylediler. Daha fazla burada yapamayacağım, cesetler çürüyor ve galiba oradan kimseyi tanımak mümkün olmayacak artık. Evlerin yığıntıları altında çok sayıda sivil kaldı.
- Eğer ailen nerede olduğunu bilselerdi, seni buradan kurtarabilirler mi?
- Galiba.
- Sana yardım edebilirim, ismini, baba adını ve soyadını söyle…
Avucuma yazmaya hazırlandım, ama o sırada subay geldi. Askere bağırdı:
"Ne diye orada duruyorsun ve çene çalıyorsun!".
ORGANLARI KESİLMİŞ CESETLER
Daha sonra görüntüsü bozulmuş, kulakları, burunları kesilmiş cesetleri gördüm. Hepsinin cepleri boşaltılmıştı.
Komsomolskoye köyünden bir kadın sessizce anlattı: "Paralılar yaşları 12-18 arasında değişen 18 kişiyi diri diri gömdü. Onları kendi mezarlarını kazmaya zorladılar, daha sonra oraya attılar ve sadece başları görünecek şekilde gömdüler, ayakları ile kafalarını tekmelediler. Daha sonra tank üzerlerinden geçti".
Zalina, 30 yaşında…
"8 yaşındaki Zuleyhan Abdurahmanov ailesi ile beraber Hasavyurt'tan Kurçaloy bölgesindeki Cugurtı köyüne gidiyordu. Kurçaloy ile Cugurtı arasında kontrol noktası vardı. Federaller oradan araca ateş açtılar. Annesi Madina'yı, babası Ahmed'i, teyzesi Raisa'yı BTR zırhlı aracında orman tarafına götürdüler.
Küçük kızın gözü önünde vurdular. Küçük kız korkudan yola doğru koştu. Askerler ona yetişti. Akrabaları Abdurahmanov ailesini aradı. Bir miktar para karşılığında, her şeyi gören bir asker küçük kızı nereye götürdüklerini gösterdi. Akrabaları bir tutam saç ve küçük kızın şapkasını buldular. Daha sonra toprağa gömülen cesedini buldular. Küçük kıza tecavüz edilmişti ve sakat bırakılmıştı."
Tüm bunları kime anlatıyorum? Çeçenler zaten kendileri ve yakınlarının başına neler geldiğini biliyor. Ve sadece onlar değil, Çeçenya'da neler olduğunu bilmek isteyenler de biliyor. Doğruyu bilmek istemeyen ve onun gözüne bakmayanlar ise bundan sonra da 'antiterör operasyonu' ifadesinde bulunmaya devam edecek. Ama insanlığa karşı işlenmiş suçların kendi çocukları ve geleceklerine çevrilmeyeceği konusunda onlara kim vaatte bulunabilir?
Ajans Kafkas
Komutan Zaurbek'ten gelen yeni mesajı yayınlıyoruz...
1.Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti Yetkililerden aldığımız Komutan Zaurbek'ten gelen yeni mesajını yayınlıyoruz. Komutan Zaurbek'in bahar aylarında bir mesaj yayınlamıştık. O mesaja gelen mektupları ve duaları bizler çeçen yetkililere ulaştırmıştık. Şimdi ise Komutan Zaurbek'ten gelen yeni mesajı yayınlıyoruz...

Bismillahirrahmanirrahim.
Essalamü Eleyküm ve rahmatullahi ve barakatuh Değerli kardeşlerim!
Ben ilkbaharda müslümanlara ulaşacağını umarak pek umudu yok iken bir konuşma yapmıştım. Ama, Şükür Rabbime ulaşmış ve selamlarınızı almış bulunuyorum. Hepinizden Allah razı olsun. Bizler küçücük bu topraklarda "büyük"bir istila ordusuna ve onların ideolojisine karşı mücadele vermek için uğraşan tanışmasak ta, mutlaka öbür dünyada tanışacağız, sizlerin kardeşleriyiz. Eğer sizler bizleri hatırlayıp bize dua ediyorsanız bizler sizler için borçluyuz. Allah sizleri korusun ve dünyada ve ahirette sizleri mahçup etmesin.Amin. Bugün Çeçenistan'da en güzel anlamıyla yaz mevsimini yaşıyoruz. Mücahitler hiç olmamış gibi birlik ve beraberlik içerisinde Rus işgalci güçlerine karşı mücadele vermekteler. Belki bizim burada yapmış olduğumuz işlerin sıkça sizlerin haberleri olmayabilir. Ama, inanın her gün çatışmalar devam ediyor. Her gün sizlerin kardeşlerinden biri şehit düşüyor. Ama üzülmeyin bizler burada şehit olmaya can atıyoruz. Sadece kayıp bizler vermiyor, işgalciler çok kayıp veriyor. Ancak, elinden geldiği kadar gizlemeye uğraşıyorlar. Şöyle derim: Ortalama günde 25-30 işgalci Çeçenistan topraklarında mücahitler tarafından öldürülmekte. Bu bazılara abartı olarak gelebilir, keşke diğer islam bölgelerinde verilen mücadele gibi buradaki kardeşlerimizin mücadelesini sizlere basın yoluyla gösterebilseydik. Ama ne yazıkki o imkanlarımız bugün yok. Allah büyük ve her şeye gücü yetendir O bizlere yardım ediyor. Bizler ancak ona kulluk ederiz ve ancak ondan yardım dileriz. Bu zor şartlarda her gün beş kere namazda ondan talebinde bulunuyoruz. Mücahitler sizlerden gelen mektuplar ve dualar burada anlattığımızda inanın ağlayan ve sevinçten tekbir sesleri getirenler oldu. İnanın bizleri unutmamış olmak bizlere güç veriyor.
Bizlere maddi destek gönderen, hatta çeyizini gönderen bacımızdan utanıyoruz. Kendileri zorluk içerisinde olduğu halde bizleri hatırlayıp bize yardım göndermişler. Allah kat kat ahirette karşılığı verir inşaallah diyorum. Kefenini gönderen Selman amcama da bizlerden selamlar olsun. Amcam benim, benimle beraber olan tüm kardeşlerimiz anlattığın gibi aramızda onu bölüştük ve yanımızda taşıyoruz. Her yaralı ilk o kefenle yarayı saracak. Allah sana uzun ömürler versin. Keşke bizim imkanımız olsaydı da bizler size her konuda yardım edebilseydik… Geçen köyümüze inmiştik ve bir nineye ziyaret ettik. Gece rüyasında bizleri görmüş ve bekliyormuş. Bizler akşam üstü evine gelince inanın her türlü hazırlığını yapmış bizleri bekliyordu. Ve dediki bize: " Ben galiba yakında öleceğim his ediyorum. Bugün Allah'tan sabah namazında ölmeden son olarak sizleri görmeye nasip et diye yalvarmıştım. Duam kabul oldu. Benim galiba dua kabul oluyor ben sizler için de birşeyler isteyim", dedi. Benim arkadaşım dediki, nine Allah'tan isteki beni şehitliğe kabul buyursun, hep istiyorum bir türlü olmuyor, dedi. Öylece yemek yedik ve yatsı kıldık dua ederken evimizin dışında bir sesler duyduk. Bir baktık evi çember altına alıyorlardı. Bizim köye geldiğimizi öğrenen işgalciler dışarıda eve baskın yapmaya hazırlanıyorlardı. Biz de hemen hazırlık yaptık ve birden çatışma başladı. Yaklaşık 45 dakika çatıştık. Çok sevdiğimiz nine ve ondan şehit olayım dua et diyen arkadaşım şehit düştü. Allah onlardan razı olsun. Bilmiyorum neden ama anlatmak içimden geldi. Son olarak şunu diyorum: Allah müslümanlara İman, akıl ve güç versin. Birbirimizden ne kadar uzakta olursa olalım ama dua ile hep beraber kalalım. Evet, unutuyordum, Allahumma solli ala Muhammad…. Gelmek isteyenler de varmış elinde başka şey gelmiyormuş yani maddi olarak. Kardeşlerim müslümanların en büyük silahı duadır. Bizler burada yetirince varız. Hatta bu yaz gelen yeni gençleri silahsızlıktan geri gönderdik bazılar bizimle beraber kaldılar. Bu demek değilki insan lazım değil, lazım ama maddi imkanları olmayınca da olmuyor. İnşaallah zaferimiz yakındır, rahat rahat buralara gelirsiniz Allah biliyor ben ve arkadaşlarımız sizlerle tanışmak istiyoruz. Sizler var oldukça bizler de var olmaya çalışacağız. Bizleri unutmayın. Sizleri seven ve sayan kardeşiniz Zaurbek. Allah hepinizden razı olsun…

2.Rus haber kaynakların verdiği bilgilere göre, Vedeno ilçesinde dün şiddetli çatışmalar yaşandı. İnguşetya'dan haberler vermeye yetişmeyen Rus haber kaynakları birden Çeçenistan Vedeno ilçesinde de büyük çapta operasyon başlayınca şoke oldular...
Rus haber kaynaklardan gelen haberlere göre, çeçenistan'ın Vedeno ilçesinde Rus işgalcilere saldıran mücahit birlikleri yaklaşık beş saat Rus işgalcileri ateş altında tuttular. Ancah Rusların verdiği haberlere göre beş saat boyunca şiddetli yaşanan çatışmalarda 1 işgalci yaralanmış. Ve mücahitlerden 1 mücahit yaralanmış. Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti Resmi yetkililerden operasyonla ilgili henüz bir bilgi gelmiş değil. Öte yandan Komutan Magas yine İnguşetya Karabulak şehrinde Rus işgalcilerin kontrol noktasına saldırı gerçekleştirdi ve Şehirde aldığımız bilgilere göre büyük bir patlama meydana geldi. Pek Kafkasya'dan haberlere yer vermeyen Rus basını ve yetkililer mecbur haber vermeye başladılar. Çünkü Kafkasya bu yaz adeta ateş altında kalmış ve her yerde çatışmalar ve saldırılar meydana gelmeye başlandı.
kaynak: YÜRÜYÜŞ DERGİSİ
Sen unutulmayacaksın
Tarihler 9 Temmuzu 10'nuna bağlayan gece Efsanevi Komutan Şamil Basayev çok istediği şehadete kavuşuyordu. Şehidimiz Seni asla unutmadık ve unutmayacağız. Senin yolundan bıraktığın yerden devam ediyoruz.
ÜMMETİN YİĞİT EVLADI... ŞAMİL BASAYEV
Hayatı boyunca Müslümanların yolunu aydınlacak, izzetli bir hayat ve mücadele örneği verecek olan Şamil Basayev 14 ocak 1965 yılında Vedeno şehrinde doğdu.
1987 yılında, Moskova'da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik hayatını Rusya'da tamamladı. Sovyetler Birliğinin dağılma sürecinde başlayan bağımsızlık hareketlerine destek verdi ve Abhazya'da, Ruslara karşı özgürlük mücadelesine girişen kardeşlerinin yanında mücadeleye katıldı. Buradan Karabağ'a geçen Şamil Basayev burada da bir süre Azeriler ile birlikte Ermeni Zulmüne karşı savaştı.
Rus güçlerinin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995'te, yaşananları dünya kamuoyuna duyurabilmek için 150 savaşçının Budennovsk kentinde düzenlediği rehin alma eylemini yönetti. Burada yüzlerce kişiyi rehin alan Basayev ve yanındaki mücahidler tek bir rehineye dahi zarar vermediler.
Rusların, rehinelerin hayatını hiçe sayarak hastaneye saldırmaları ve kimyasal silah kullanmak dahil pek çok insanlık dışı yöntemi kullanmaları Uluslararası Kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Rusların bu hareketine karşılık, rehinelere zarar verilmemesini emreden Basayev, rehineleri güvenli bir bölüme alarak, Rus kuvvetlerinin saldırılarından da zarar görmelerini önledi. Peş peşe gelişen olaylar sonucunda, Müslümanların merhametinden etkilenen pek çok Rus, İslam'ı seçti.
1 Ağustos 1999'da kurulan İslam Şu ra sı'nın başkanlığına getirildi.
1999'da Rusya'nın Çeçenistan'ı yeniden işgali üzerine, doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başladı. Burada destansı Grozni savunmasını yönetti. Grozni savunmasında 11 bin mücahidin komutanlığını yapan Basayev, 100 binden daha fazla Rus askerine uzun süre kan kusturdular.100 bin askerlik 3 kademeli kuşatmayı mücahidlerin yaramayacağını düşünen Rus generalleri Şamil Basayev ve emrindeki mücahidlerin kahramanlıkları karşısında adeta şok oldular. Bu kuşatmayı yarmayı başaran mücahidler Rus askerlerine ağır kayıplar verdirerek dağlık bölgelere çekildiler.
Bu çekilme sırasında Şamil Basayev bir mayın tarlasına en önde girerek kendisini mücahidlere siper etti ve mayına basması sonucu sağ bacağını kaybetti."
Şamil Basayev'in bu tutumu, Çeçen mücahidlerin davalarındaki samimiyet ve kararlılıklarının bir göstergesi idi. Bu çekilme esnasında sağ bacağını cennete gönderen Basayev, uzun süren bir tedavi sonucu tekrar sağlığına kavuştu. Kopan bacağının yerine protez takılan Şamil Basayev tam 7 yıldır tek bacağı ile Kafkasya dağlarında cihadını sürdürerek, bir özgürlük mücadelesinin nasıl olması gerektiğini ve bir halkın bağımsızlığı için neleri feda edebileceğini bütün dünyaya gösterdi.
Aslan Mashadov'un önderliğinde yürütülen İkinci Çeçen Cihadında, Genelkurmay Başkanlığına getirilen Basayev, bu dönemde de birçok etkili operasyona imza attı.
Aslan Mashadov'un şehadetinin ardından, Devlet Başkanlığı görevine gelen Abdulhalim Sadullayev döneminde de aynı göreve devam eden Basayev, Sadullayev'in emrinde yürüttüğü faaliyetlerle Çeçen cihadının lokomotifi oldu.
Çeçenistan Cumhurbaşkanı Sadullayev'in 2006 Haziran'ında şehid olmasından sonra, Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Şura Meclisi kararı ve Sadullayev'in vasiyeti ile Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Dokko Umarov, yayınladığı bir kararname ile Şamil Basayev'i devlet başkan yardımcılığı görevine getirmiş ve kendisinden sonra devlet başkanlığı görevinin Basayev'in sürdüreceğini ilan etmişti.
Şamil Basayev Allah tan hakkıyla korkmaya çalışır, ibadetlerine dikkat eder diğer mücahidlere örnek olacak güzel ahlak sergilerdi. Vatanını işgal etmiş dinine, namusuna göz dikmiş kâfirlere karşı Allah ın belirttiği gibi şiddetli, Müslümanlara karşıda yumuşak kalpli ve merhametli idi.
O adeta günümüzün sahabesi gibiydi. Eğer Asrısaadette yaşasaydı, Resul un yanında saf tutan Ebu Bekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler, Hamzalar, Halidler gibi olurdu.
O nun Kafkasya nın bağımsızlığı ve halkının özgürlüğü için Allah yolunda feda edemeyeceği hiçbir şeyi yoktu.
O na ulaşamayan eller o na yakın insanları katletmekten geri kalmadı. Bir keresinde evi bombalanarak akrabalarından 11 kişi aynı anda şehid olmuştu. Yine O na acı verip pes ettirmek isteyen işgalci Rusya ya karşı babasını da şehid vermişti. Basayev in babası kendisini esir etmek isteyen gözü dönmüş işgalcilere karşı silahıyla direnmiş ve 80 yaşını aşkın yaşıyla şehid düşmüştü.
Onu yıldırmak isteyenler başaramadılar, o zulme karşı asla eğilmedi başı hep dik durdu. Topraklarının işgalden kurtulması için hiç durmadan dinlenmeden çalışıyordu.
Ama O, yanındaki Müslümanların şehadetlerini kıskanıyor, şehadet sırasının kendisine gelmesini çok arzuluyordu.
O nun hayatından pek çok şey sahabeye benziyordu. Mesela sahabeden Amr ibni cemuh u hatırlayın... Kendisi topal olan bu sahabenin hayatına bir göz atın..
Uhud savaşı için cihada çağrı yapıldığında üç oğlu gibi Amr ibnu Cemuh da cihad için hazırlanmaya başladı. Hâlbuki Amr o anda çok yaşlı ve bir ayağı tamamen sakat idi. Bu yüzden çocukları onun mazur olduğunu anlatıp cihada katılmamasını istediler. Bunun üzerine baba oğullarını şikâyet için Resulullah ın huzuruna çıktı ve: "Ey Allah'ın Resulü, şu benim oğullarım topal olduğumu bahane ederek beni bu hayırlı işten alıkoymak istiyorlar. Vallahi ben topallığımla cennete girmek istiyorum" dedi. Resulullah (s.a.s.) oğullarına: "Ona engel olmayın. Herhalde Allah ona şehitlik verecek" buyurdu.
Ordunun hareket vakti gelince Amr, hiç dönmeyecekmiş gibi hanımına veda etti, sonra kıbleye yönelip şöyle dua etti: "Allah'ım! Bana şehitlik ver. Beni şehitliği kaybetmiş olarak aileme döndürme." Savaşın kızışıp müşriklerin Resulullah ı kuşattığı sırada o tek ayağı üzerinde sıçrayarak cihada devam ediyordu. Oğlu ile beraber Resulullah ı koruyan müminlerin ön safında çarpışırken bir taraftan da: "Ben cenneti istiyorum, ben cenneti istiyorum" diyordu... O çok istediği şehadet Amr ve oğlunu, Resulullah ı ve Allah ın dinini korurken bulmuş ve Amr şehidler kervanına katılmıştı.
Evet, Müslümanlar !.. Şamil Basayev de halkının özgürlüğü için Allah yolunda savaşmakla beraber Allah tan cenneti istiyordu. Bir bacağını kendisinden önce inşallah cennete göndermişti, Allah katında kendisinin özürlü hükmü olmasına rağmen tek bacağı ile nice sağlam Müslüman ın yapamayacağı fedakârlıklar ve yiğitlikler yapıyordu.
Ve sonunda o da Amr ibni Cemuh gibi bir bacağının üzerinden zıplayarak inşallah cennete girecekti...
O Kafkasların kurtuluşu için Kafkas dağlarında protez bacağıyla bir o yana, bir diğer yana koşturuyor bölge Müslümanlarıyla kurtuluş mücadelesinin planlarını yapıyordu.
Ve tarihler 9 Temmuzu 10 nuna bağlayan 2006 yılı gecesini gösterirken inguşetya topraklarındaki Ekajeva bölgesinde çok beklediği, istediği şehadet elbisesini, patlayıcı yüklü kamyonun infilak etmesiyle giyiyordu...
Evet doğrusu şehadeti tüm dünya Müslümanlarını ağlatıp acı veriyordu... Ama şehadet elbisesi o na çok yakışıyordu. Çünkü o şehid gibi yaşamış ve inşallah şehidlerden olmuştu.
Ey şehidimiz... ey ümmetin yiğit ve kahraman evladı Şamil..
Tarih senin ismini direniş sayfalarına altın harflerle şimdiden yazmıştır.
Dünya döndükçe, mücadele var oldukça, sen her zaman anılacak ve kalplerden hiçbir zaman Silinmeyeceksin.
Allah seni, Firdevs cennetlerinde ağarlasın... ve seni peygambere komşu kılsın.. ÂMİN
Kaynak: Alkavkaz
Kavkaz Center
--------------------------------------------------------------------------
fatiha okumayı unutmayalım :)
ŞEHADETİNİN 1. YILINDARAHMETLE VE HÜRMETLE ANIYORUZ.
MEVLA BÜYÜK KUMANDAN ŞAMİL BASAYEVİN ŞEHADETİNİ KABUL ETSİN.
VE BİZLERİ ŞEFAATİNE NAİL EYLESİN.
İNTİHAR MI? İNFAZ MI?
2002 yılında, ÇEÇEN SOYKIRIMINA DİKKATLERİ ÇEKMEK için the Marmara Oteli'nde 13 kişiyi rehin alan Mustafa Yıldırım'ın, evinde tabancayla 'intihar' haberine ilginç bir açıklama geldi!
İstanbul'da, The Marmara Oteli'ni 2002 yılında ÇEÇENİSTAN SOYKIRIMINA DİKKATLERİ ÇEKMEK İÇİN basarak 13 kişiyi rehin alanlardan biri olan Mustafa Yıldırım'ın Karaman'daki evinde tabancayla intihar haberine çok yakın bir zaman önce Yıldırım'la röportaj yapan HAKK'A YÜRÜYÜŞ DERGİSİNDEN BİR AÇIKLAMA GELDİ. .
The Marmara otelini basıp 13 kişiyi rehin alan Mustafa Yıldırım'ın 'intihar ettiği' öne sürülmüştü..
Yıldırım'ın cesedi, yakınları tarafından bulundu.

HAKKA YÜRÜYÜŞ DERGİSİNDEN AÇIKLAMADIR
2002 yılında rusların bazı Çeçen köylerini kuşatması ve sivil ayrımı yapmadan bombardımana başlaması üzerine bir grup Kafkas kökenli müslüman ile İstanbul'daki The Marmara otelini basarak rus turistleri rehin alıp , kuşatılan ve bombardımana tutulan köyler hakkında dikkat çekmek ve Çeçen dramını dünyaya duyurmak isteyen eylemcilerden Mustafa Yıldırım evinde kafasından sıkılan bir kurşunla ölü olarak bulunmuştur.
Kendisiyle bir hafta kadar önce yaptığımız konuşma neticesinde de anladığımız üzere intihar etmesine neden olacak kadar bir ruhi buhran ve sıkıntı yaşamamıştır. Daha önce yaşadığı sıkıntılı bazı durumları nedeniyle kendisinden ''akli dengesi yerinde değil'' gibi açıklamalar yapılmasıda maalesef bizleri üzmüştür.
Bilindiği üzere otel basma hadisesi sırasında ''Bunların akli dengesi yerinde değil'' diyerek manşet atan kartel gazeteleri , Çeçen dramının insanları getirdiği çaresiz durumu ön plana çıkaracaklarına , ülkelerinin özgürlüğü ve yapılan katliamlar nedeniyle sabrı taşan bu genç kardeşlerimizi anlama yerine karalama yoluna gitmişlerdir.
Yani akli dengeleri yerinde değil sözü ilk evvela kartel basınının ağzından çıkan ve ruslara hizmet eden bir ifadedir. Mustafa Yıldırım'ın ölümünün intihar olmadığını ve çalışmaları nedeniyle tehdit edildiğini biliyoruz.
Rusların ve işbirlikçileri olan Kadirov çetesinin Türkiye'de çeşitli kimliklerle ve ceplerinde para ile Çeçen mücahidler hakkında dezenformatif yalan haber üretmek mücahidleri gözden düşürmek için çalışmalar yapmak ve maalesef Çeçen davasını sürdüren insanları açık açık tehdit etmek gibi bir hareketle etrafta dolaşdıklarını biliyoruz.
Bu nedenle güvenlik güçlerinin bu konuda çalışmalar yapacağına ve FSB artıklarının Türkiye'den temizleneceğine inanıyoruz. Mustafa Yıldırım gibi bir müslümanın intihar etmeyeceğinide gayet iyi biliyoruz. En kısa zamanda suçlu yada suçluların bulunmasını ve yargı önüne çıkarılmasını istiyoruz.
Hakka Yürüyüş Dergisi Basınla İlişkiler
--
HAKK'A YÜRÜYÜŞ DERGİSİ
Allah rahmet etsin Ruhuna Fatiha...amin.
D.Umarov'dan Cevherkale'ye sürpriz ziyaret
Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Askeri Şura sözcüsün verdiği biliglere göre, Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Kuzey-Kafkasya mücahitlerin Amiri Dokka Umarov Cevherkale'ye giderek merkez cephe komutanı olan Abubakar Basayev ile bir toplantı gerçekleştirdi.

Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Askeri Şura sözcüsün bugün verdiği bilgilere göre, Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Kuzey-Kafkasya mücahidlerin Amiri Dokka Umarov Cevherkale merkez cephe Komutanı Abubakar Basayev'i ziyaret ederek bir toplantı gerçekleştirdi.
Toplantı sırasında neler konuşulduğu belirtmezken yeni operasyonlar aklına geliyor. 6 Ağustos 1996'da Çeçen mücahitler yaklaşık 850 kişi 7000 işgalci rus birliklerine karşı mükemmel bir operasyon yaparak Çeçenistan'ın başkenti olan Cevherkale'ı geri almışlardı. Ve bu operasyon sonrası Rus işgalciler tamamen Çeçenistan'ı terk ederek Hasavyurt antlaşmasını imzaladılar.
Bugünlerde Dokka Umarovun Cevherkale'de bulunması Rus işgalcilerin ve işbirlikçi hainlerin huzurunu bozmuş görünüyor. Cevherkale'den siviller çıkmaya başladı. Hainler ailerini ve akrabalarını Moskova'ya gönderiyorlar. Çeçenistan'ın çeşitli bölgelerden Cevherkale'ye Rus işgalci birlikler getiriliyor. Cevherkale'de her köşede kontrol noktaları koymaya başlayan Rus işgalciler ve işbirlikçi hainler korkudan ne yapacaklarını bilemiyorlar. Öte yandan Dokka Umarov Cevherkale'de halkla buluşarak insanların problemlerini dinledi.
Dokka Umarov Abubakar Basayev ile Cevherkale Basın Binasın önünde hakla buluştu. Dokka Umarovun yanında çok iyi silahlanan özel koruma ekibi bulunduğunu görgü tanıklar anlattılar. Halk Çeçen Lideri "Bağımsız Çeçenya" sloganıyla karşıladı. Dokka Umarov halka sabır etmesini söyledi. Hiç bir güç bizi bu yoldan alıkoyamaz, zafer yakındır diyen Dokka Umarov halka bazı hediyeler dağattı. Dokka Umarov ile görüştükten sonra halk Cevherkale'ı terk etmeye başladı. En çok bu durumdan korkan ise işbirlikçi hainler oldu. Aldığımız bilgilere göre sadece bir günde Cevherkale ilçesinde hainlerin hizmetinden 250 kişi silahları koyarak istifa etti.
Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti Askeri Şura sözcüsü Cevherkale operasyonla ilgili hiç bilgi vermezken, mücahitler yaz dönemin programıyla hareket ediyor demekle yetindi. Biz Allah yolunda mücadele eden tüm mücahitlere Alahtan sabır, iman ve küvvet diliyoruz.
Kavkaz Center
KARGALARA KALAN DÜNYA
Akşam duydum gittiğini, omuz silktim. "Kurtuldu!" dedim.
Sürpriz olmadı benim için, ama yokluğunun içimde bırakacağı sızının bu derece belirgin olabileceğini düşünmemiştim. Hafızamda bir köşeye atılmış görüntüler canlandı birden. Hanımının yorgun ve yaslı yüzü, çocukların Zelim'le Çahar'ın erkenden olgunlaşmış
tavırlarını dondurduğum kareler kımıldandı.
Bayram sonrası hava soğumuştu birden.
Ben bilgisayar başında film seyrediyordum, annem börek için pırasa yıkıyordu, Şerif oğlunu uyutuyordu herhalde, Habibe işten eve dönmek üzere servise binmişti. Ayaza durmuştu ortalık "Salman Raduev tutulduğu hapishanede öldürülmüş" dediler.
Babaannem yaşayıp duysaydı bu haberi "Awey!" derdi.
Söyleyecek bir şey bulamamanın, kelimelerin kifayetsizliğinin ifadesiydi bu ünlem.
"Awey!"
Adını Pervomayskaya köyüne yaptığın baskınında duyduk ilk önce. Üç yüz aslanla birlikte Dağıstan'ı tutmuştun. Kıştı, ayazdı... Araklıksız bombardıman edilen Köyde çekilen görüntüleri defalarca izledim. Üç yüz onurlu gencin hangisinin komuta yetkilisi olduğu
belli değildi. Gülüyorlardı, şakalaşıyorlardı kendi aralarında. Yakınlarını sıyırıp geçen, pencere pervazlarını, kapıları delik deşik eden mermilerin tehdidini umursamıyorlardı. Sırasıyla dışarı çıkıp ateş ediyorlardı uzaktan bomba yağdıran korkakların üstüne. Onca karmaşa arasında sakin sakin yemek hazırlayan Leyla'nın görüntüleri etkilemişti beni en çok. Gözünde miyop gözlüklerle patates soyuyordu mücahitlere, sonra elini eteğine sürüp kurutuyor, kaleşnikofunu alıp kapıya koşuyordu.
Etrafı çınlatan bomba seslerine mücahitlerin haykırışları katılıyordu.
Allou Akbar! Allou Akbar!
Ya Hollywood yapımı uçuk senaryolara alıştığımızdan, yahut gerçek dışı kurgularla meşgul muhayyilemize bu derece açık bir gerçeği sığdıramadığımızdan Pervomayskaya'nın destanını yazamadık, filmini çekemedik, şiirini yazamadık. Onlar kırık dökük otobüslerine binip, yanlarında şehit düşen kardeşleri olduğu halde Çeçenya'ya doğru yola çıktığında, kasılmış cesetlerin başında köpekler uluduğunda, bir sis bulutu kendilerini takip eden Rus gözlerini göremez kıldığında bizim gözlerimiz de sizin şaşırtıcı kahramanlığınıza kapanmıştı artık.
Bugünlerde Yüzüklerin Efendisi'nin ikinci bölümü oynuyor sinemalarda. Binlerce biletle kapalı gişe...
Gençler Elflerle Horbitleri konuşuyor. "Elf ülkesi ne kadar güzeldi. Cüce ne kadar cesurdu!" Gazeteler Hülya ile Kaya aşkının son halini sekiz sütuna manşetle duyuruyor. Her köşeden Sezen'in sesi yükseliyor, mutsuz ve karanlık yüzlerde çınlıyor alabildiğine. "O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!"
O hep şarkı söylüyordu zaten. Geriye dönüp baktığımda geçmişime ait her unutulmaz dönemde Sezen'in şarkıları olduğunu görüyorum.
Loş mabed köşelerinde menkıbeler anlatıyor müminler "Şeyh Hüdai su üstünde yürürdü, Ebul Vefa olacağı bilirdi. Ali Haydar Hayber'in kapısını söküp kalkan yaptı, eline aldı." Şartlandırdık kendimizi görüntülere ve seslere.
Gözlerimizi bağlayıp saldılar dünyanın ortasına, körebe oynar gibi oynuyorlar bizimle. Biz elimizin değdiği cüceleri cesur sanıyoruz, sanal ülkelerin güzelliğine hayran oluyoruz. Durmaksızın anlatıyorlar bize eskileri ve kendi hayallerini. Onların anlattıklarına göre şekilleniyor kafamızdaki görüntüler. Biz gerçeklere kapadık ruhumuzu. Gerçek kahramanları tanımıyor ruhumuz. Çok değil, kırk sene önce Kübalı Che Guevera'ya ağıt yakan vicdanlar Salman'ı tanımıyor. Che'nin sesini Küba'dan duyanlar Kafkas dağlarındaki bomba uğultusuna karşı tekbir getiren yiğitleri duymuyor. Che'yle öğünen zavallılar
Salman'ı akıl mantık terazisine vuruyor, Raduev'i ince mantık hesaplarıyla sorguluyor. "Ama böyle yapmakla yanlış yaptı" diyorlar. Bildiğim bütün küfürleri, aşağılama çağrıştıran her şeyi o soysuzların yüzüne haykırmak, haklarında düşündüğüm her şeyi dile
getirmek için bir tek fırsatım olsa... Onlara mehdiye dizecek kadar yüreği olmayanlar insafsız yargı terazileriyle onurluları tartmak cesaretini nereden alıyorlar?
"Awey!"
Salman... Senin şehit edildiğin saatlerde İstanbul'da dar bir sokağa açılan güneş görmez bir dairede huzursuzluk içinde kıpırdanmıştı eşinin kalbi. Sana dair o kadar çok ölüm haberi almıştı ki artık duyduklarıyla değil hissettikleriyle senin ölümüne kanaat getirecekti. Bu kez duyduklarının doğru olduğunu yüreğinde hissetmişti. Çocuklarına sarılıp ağlamıştı ilk defa.
Salman... Senin şehit edildiğin saatlerde sokaktan bozacı geçiyordu. Apartman kapısının önünde gürültü yapıyordu gençler. Ben zamaneye teslim olmuştum. Ben sıyrılmıştım endişelerden. Ben dua etmiyordum.
Masamın üzerinde Kerime Nadir'in Samanyolu adlı romanı vardı. Soğuktan dolayı pencereleri açamadığım için oda yoğun bir sigara dumanına teslim.
Senin ölüm haberini suskunlukla karşıladı soydaşların.
Duydun mu bilmem. Arbi'nin yeğeni Mousar kırk arkadaşıyla birlikte Moskova'yı bastı ve özgürlüğün bedelinin ne olduğunu gösterdi dünyaya. "Siz yaşamayı ne kadar istiyorsanız ben de ölümü o derece çok arzuluyorum" diye haykırdı sağır dünyaya. Adı duyulmadık bir gazla zehirlediler onu. Bembeyaz yüzlerinde selim bir ifade donuklaşıp kaldı her birinin. Dünya lanet okudu onu zehirleyenlere.
Hamzat sürgün edilmiş bir dağlı artık. Nereye gittiğini bilmeden sürüyor atını. Dağları teslim aldılar Salman, şehirler ve gündüzler hep onlarındı.
Şamil bir ayağının cennette olduğunu biliyor, Mashadov yorgun, Ramzan sınırdışı edilecek, Zakaev Avrupa'da koşuşturup duruyor, Seyit Hasan ancak namaz saatleri bırakıyor masasındaki kağıt yığınlarını. Egi İstanbul'da, omurgasındaki ağrı şiddetlenmiş, ayağa kalkarken daha da zorlanıyor.
Ve binlerce insanın üzerine kar yağıyor İnguşetya'da.
Yokluk açlık daha bir ölümcül artık. Sen Kafkas kışını bilirsin Salman. Dört yıl var ki soydaşların yeni yıl kutlamıyor.
. . .
Sen üzerine düşeni yaptın Salman. Artık rahat olmalısın cennette. Gariplerin efendisi orada çünkü, yüzü siyahın en aydınlığına boyalı Bilal orada. Hepsi saçılmış inciler gibi bir ayarda, aynı tazelikte. Ara orada. Babaannemi bulacaksın. Benim yerime tut ellerinden ve ona de ki; " Küçük oğulcuğunun buradakileri özlüyormuş."
. . .
Atmacalar şahinler uçtu gitti, gökyüzü bulanık ve karışık. Yıkıldı mutluluk yuvası evler, soydaşlarım dünyanın dört bir yanına dağıldı. Yollara düşmüş insanlar var her tarafta. Birer ikişer eksiliyor kalabalıklar. Doğan çocuklara hiç kimse ümit bağlamıyor. Pir Sultan haykırıyor içimde, dört duvarda yankılanıyor sesi. "Dönen dünya, solan dünya, yalan dünya. Kargalara kalan dünya."
Awey!
Hulusi Üstün
Bir şaşmaz Allah tır. Sen bizleri koru Yarab!...amin.
Çeçenistanın şu yönünede bakalım...
Şuan Türkiyede Çerkez,Arnavut, Boşnak gibi aynı şekilde bir Çeçenalt etnik kimliği oluştu.Her yerde görmek mümkün.Artık biz gibi yaşıyorlar.Akıcı Türkçe konuşuyorlar.
Tahminen bir 20 yıla kadar artık Çerkez,Arnavut boşnak gibi birde Çeçen Alt etnik kimliğimiz olucak.Ama Çerkes gibi Arnavut gibi Türkten daha Türk bir kimlik...
Zelimhan'ın rus devlet bakanına karşı tavrı mükemmeldi.
Buyrun videosu: http://www.facebook.com/search/?q=yeltsin&...7157&ref=mf
Eskileri hatırladım, hüzünlendim :('