Bu günün her türlü sınai ve zirai tekniğini elinde bulunduran,teknolacyanın en üst merhalesine oturmuş;ruhta ve manada kısır,maddede hakim garbın;diğer bir ifadeyle,maddeyi ve manayı müstehak olduğu mevkilere koyamayıp,maddeyi ruhuna değil de,bilakis ruhunu maddeye köle eylemiş batı adamının bir zaman gelip de bu kemiyet(madde) şubeleri üzerindeki hakimiyetinin tatminkarlık noktasına ulaşacağı;buna müteakip dışarıya doğru bedeni huzur ve sıhhat,içeriye doğru ruhi maraz ve illet tohumları döken bu saltanatın aç bıraktığı ruhlarının,açlığını avaz avaz ilan edeceği,az da olsa var olan dini,milli ve insani hasletlerinin topyekün bir putpel edasıyla temelinden burcuna yere çakılacağı;bedeni sıhhatine nisbet içeride biriken türlü türlü manevi hastalıkların bir volkanizma şeklinde kendini dışarıya atacağı;nihayetinde,maddede ki inkişafın ve şatafatın ruhi ihtilaçlara ve yıkıntılara inkilap edeceği;artık bu noktadan sonra güya var olan huzuru yitiren batı milletinin,ruhundaki açlığı bastırmak için de şöyle bir mistizmin,metafizik,edebiyat,mitoloji ve felsefe havasını teneffüs ettiktan sonra bu küçük ziyafetin zaten aç olan ruhlarının açlığını daha bir kamçılayacağı ve en nihayetinde,hiçbir alanda hakikat ve huzur bulamayan batı adamının kendisini birden,tamamiyle hem dini hem insani ve hem de içtimai ahlak teamüllerinin dışında şekillenmiş”hudutsuz hürriyet”telakkisi içinde bulacağı mukadder olmuştu ve oldu da!
Batı tefekkürünün kaymak tabakasından tutunda en alelade avama kadar melankoli derecesinde bağlandıkları”hudutsuz hürriyet”telakkisinin anlayışının ve yaşayışının muhtevası şundan ibaret;
En azametli metropol şehirlerinden en girift sokaklarına kadar tezahür eden ve sırf ekonomik kazanç da gütmeyen sadece hayvani duyuları,hazları ve arzuları topyekün fantezileri tatmin edici alenen yapılan fuhuş;buna istinat ahlaksızlığın(güya hudutsuz hürriyet anlayışının)dozunu biraz daha artırıcı;içki,kumar esrar-eroin müptelalığı.
Yine hürriyetin var olan bütün sistemler,inançlar,realiteler ve yaşayışlar dışında olduğuna inanan bu millet devamlı hayatın uç noktalarında yaşamayı tercih etmiştir.Fırsatını buldukları vakit,göz kapaklarının yer çekimine karşıdayanabileceği son an’a kadar çılgınca eğlenceler,partiler…Yapabilecekleri en sıra dışı,tehlekeli ve lüzumsuz oyunlar ve müsabakalar...Muayyen bir mekanda toplanıp belirli zaman zarfında,hayatlarını bütün aleme teşhir eden yarışmaşlar…Ve daha niceleri…
Bütün bunlara mukabil,hiçbir ahlak kaidesinin kabul etmeyeceği bu menfi ve sufli hürriyet anlayışının kendi kanun ve yasaları çerçevesinde meşru gösterilme arzusu-ki bunu da büyük bir ölçüde başarabilyorlar.
Bunun en bariz örneği;bir insanın ne derece hayvandan da aşağı düşebileceğini teşhir edercesine Lut kavminin helakine sebep olan livata fiili batı aleminin adeta şahsi hak ve özgürlük nişane olmuştur.Bu sapıkça fiilin batı aleminde neredeyse alenen yapıldığı”kişi hak ve özgürlükleri”alanında meşru bir zemine oturduğu ve hatta evlenme ve boşanma gibi imtiyazlarda dahi medeni kanunlardan istifade edebildikleri herkesçe malumdur.Bununla da kalmayıp şahsi özgürlüklerin önünden bir tabu daha yıktıkları zannıyla bu iğreti ve iğrenç icdivaçlarını da resmedercesine kutlamaları cabası.
Hasılı batı adamının yıktığı her ahlaki kaidenin üzerine de”hürriyet”yazması kat’i bir laboratuar teşhisine de lüzum görmeden,şunu gösteriyor ki,muhakkak bu hengame değişmediği müddetçe”hudutsuz hürriyet”görüşünün ruhlarına kattığı hezimet,bir gün maddelerine de sirayet edip yine yükselteceğini sandıkları hürriyet,ruhlarının refakat etmediği bedenlerini,aksine nüksederek ense köklerinden yakalayıp kündeye getirecektir.
***
Batıdan aldığımız küçük bir kan nuftesi üzerinde yine küçük çaptaki hürriyet anlayışıyla alakalı tahlil ve teşhisimizden sonra dikkatlerimizi doğunun merkezine;yani Türkiye’ye çevirirsek;TÜRK VE HÜRRİYET kelimesi yan yana geldiği vakit,kalpten dile aniden ve teraddütsüzce düşen;klişeleşmiş,yerli yerinde kalmış,hamaset yüklü ilk cümle”Türk esaret kabul etmez!”bu kesinlikle doğru fakat anlayışta,anlatışta ve sebepler manzumesinde eksik.
Kısaca geçelim.Bir kısım kimsenin anlayışıyla Türk,sadece batı milleti gibi mekan ölçüsündeki(yukarıda bahsettiğimiz) hürriyete ehemmiyet vermez.Mekan ölçüsündeki hürriyete de kayıtsız kalmadan bilhassa zaman,yani ruh ve akide hürriyetini asli ve birinci prensip sayar.
Zaman,ruh ve akide hürriyetinden kasıt şu;
İki kelimeden muhtelif fakat bütün sahte hürriyet mülahazalarını bertaraf edici insanlığı hakiki makamına çıkarıcı,kula kulluktan kurtarıcı tek cümle; ”Hakk’a teslimiyet” işte bu iki kelime Tanzimat’tan sonraki inişli-çıkışlı devirlerimiz ve özellikle şu andaki manzaramız müstesna, bozkurt mizaçlı Aziz Türk milletinin hürriyet telakkisi olmuştur.
Bir de şu an ki manzaramıza bakarsak;biz ne batı gibi madde hakimiyetine erişebildik,ne de muhteşem devirlerimizden kalan ruhu koruyabildik.İlimde yarım ruhta yarım…Ne iyi gidip iyi gelebiliyoruz;ne de fena gidip fena gelebiliyoruz.İkisinin ortasında gafletli bir seyir…
Hey hat! Biliyoruz ki,batının tıpkısı,fakat sayıca azı bir kesim de var ki bunlara elit kesim veya mutlu azınlık diyoruz.Bunların vazifesi de batıda ki yabani hürriyet telakkisinin Türkiye şubeliğini ihya etmek.Ve bunlar gibi mutlu azınlık dairesine girememiş;orta halli,muhakkak saffetli ve temiz ve mahsum bir kısım cemiyetimiz de var ki;Üstad Necip Fazıl’ın üslubuyla,kendilerini garbın kavanozdaki kokuşmuş “hürriyet”reçelini camından yalamaya memur etmiş antientelektüelite.Yani avam…
Hürriyet nidası atan bu birinci güruhun batıyla aynı,bir yönüyle de farklı;daha doğrusu değişik bir üslupta ki anlayışı şu;
Kendi boyunlarını,her yönü ve şubesiyle nefsin,şehvetin,hayvani arzularının kemendine takmayı hürriyet;kullarına,hayvandan ayırıcı en üstün meziyetleri ve ahlakı,diğer hiçbir mahlukatında bulunmayan aklı ve ruhu ihsan eden ALLAH’a karşı kulluğu da esaret saymalarıdır.Bunun da hasılı şu;
“Hudutsuz hürriyet telakkisi”ne tabi olanlar,asıl tutsaklığı ve esareti nefislerine köle olmakta yaşıyorlar ve bunun üzerine de hürriyet yaftasını yapıştırıyorlar.
Şüphesiz ki,bütün insanoğlunu ister menfi,ister müsbet yöne sevketsin hudutsuz hürriyet anlayışına müptela eden birinci ve muhakkak sebep Yüce Allah’ın insan fıtratının ta merkezine yerleştirdiği sonsuzluk,ölümsüzlük ,tükenmezlik düşüncesidir.
Hakikaten bütün beşeriyet;hangi dine veyahut dinsizliğe mensub olursa olsun,muhakkak ki hepsinde bir beka düşüncesi mevcuttur.Bu sebepledir ki yukarda bahsettiğimiz iki ayrı ve zıt kutuplu hürriyet anlayışının arasında zaruri olarak;
1) Sadece maddi hakimiyete ve mekan ölçüsüne kayıtlı hürriyet,
2) Hem maddeyi hem mekanı hem de ruhu kuşatıcı hakiki hürriyet
diye iki tasnif vücut bulmuştur.
Bu paragraf ve bu paragrafla birlikte bütün söylediklerimizi bir noktada birleştirip hülasa süzgecinden geçirirsek;
Birincisine mensub olanlar(mekan ve madde hürriyetine)bilhassa Yüce Allah’a ve Yüce Allah’ın iman şartlarına da inanmadıkları için(özellikle bahsimizin muhatabı hürriyeti de kucaklayıcı bizdeki beka,ahiret inancı) bütün dünya mekanına sahip olsalar ve hatta muhal farz ,yıldızlara çıkacak kudrete malik olsalar dahi her zaman zaptedilmeye,esarete,ölüm gerçekliğinin içinde sapık tesellilere teveccüh etmeye mahkumdur.
İkincisi yani Allah’ın boyasıyla boyanmış;hem madde hem de mekan hürriyetinin lüzumunu da idrak etmiş;kalbindeki ölümsüzlük şuurunun varlığını müjdeleyici ve teyit edici imanın uçsuz bucaksız ülkelerinde keşfine çıkmış,nefsine esir düşmekten öte bir esaret korkusu yoktur.Ola ki bedeni bir arşın mekanda tutsak edilsin,o yine de dıştan gelen hiç bir tahakküme aldırmadan içindeki ,yine kimsenin müdahale edemediği hudutsuz iman ülkesinde gezer.Bilir ki o’nun hürriyet mülahazası sadece dünyada ve dünyaya kayıtlı değildir.O’nun hürriyeti dünya ile ebediyet aleminin yolu üzerindedir.
Evet,artık kalbinin rotasını imana çevirememiş;hakiki hürriyet akidesini idrak edememiş insanlar,elleri şakaklarında,balçıkla sıvanmış vücutlarını önce kurutup,sonra pul pul dökerek balçıklardan arındıracak,nihayetinde de halis insan cevherini ortaya çıkrarcak bir güneşin zuhur edeceği günü beklemektedir.
İllaki yine de huzuru sadece mekan hürriyetinde arayanlara ise son söz;
Tahakkümle “hürüm”demeye zorlanan bir insan hür olamaz.
Kasım 2003