Tamam tamam, korkmayın, hatırladım. Ahaha. İşte E.T., arada sırada sahneye çıktığında milletin kendisine taş attığını anlatırdı televizyonlarda o ihtiyarlamış sesiyle. Adamın ilk iki kelimesini duyanda Küçük Emrah'a duyduğum merhametin (ne merhamet ne merhamet) fazlasını duyardım içimde Allah Süleyman Demirel'i çarpsın ki. Çatallara takılan, etli bir burundan çıkan içler acısı ihtiyar sesi... Ben bu hali, özeleştirinin dibine vurarak, bir dönemler taşıdığım herkesi küçük gören entel tiplemesiyle 'canım bizim ulusumuz böyledir zağten, ay o kadar aptalız ki filmle gerçeği birbirinden ayıramıyoruz, mal mıyız neyiz?' deyu tahlil ve dahi tenkid ider idim. Hayır ahbablar, hal öyle değilmiş, vakit geçti devran döndü ve öğrendim. Biliyordur çoğunuz bu mevzuyu, fakat bilmeyenler de olabilir elbette.
Şehid yönetmen Mustafa Akad, Çağrıyı çekerken Hazret-i Hamza'yı... Yahu işte görüyorsunuz değil mi, ben bile neredeyse 23 yılda bir hataya düşüyordum. Ee, ben dahi insanım neticede di mi? Neyse efendim, Hazret-i Hamza rolündeki Anthony Quinn'i öldürmek üzere, ikamet ettiği otelin çikolata renkli elektrik teknisyenini 'Yavrum sen gel bakiyim böyle, tam Vahşi'ye benziyorsun zaten, vuuut demiş burnundan düşmüşsün, gel hele seni bi oyuncu yapayım, paralar, şan, şöhret, saygı' filan diye kandırıp Hazret-i Vahşi rolüyle filme dahil ediyor. Evvela evden işe, işten eve; mekikleşmiş ağabeyimiz bu teklife mesafeli yaklaşıyor ama sonunda kepenkler kalkıyor havaya tabi. Salim Gedara isimli bir gariban... On milyonların izleyeceği bir filmde rol almak, harika bi şey değil mi? Hahah tabii, tabiii. İlk facia film çekilirken gerçekleşiyor. Teknisyen Salim Efendi askerlerin arasından geçecek ve yerine durması gereken yere gelecek, Anthony önüne gelince de pipetle ayran ambalajı deler gibi mızrakla adamda 'dup!' diye oluk açacak. Normal bir savaş sahnesi değil mi? Hayır. Mustafa Akad bu sahneyi tam beş defa çekmiş. Neden dersiniz? Askerler Vahşi rolündeki Salim efendinin durması gereken yere gitmesini engellemek için ellerinden geleni yapmışlar da ondan! Adamın önünü kapatanlar, sağdan soldan dürtenler... Oyuncular bile işin gerçekliğine kendilerini öylesine kaptırmış ki, Anthony Quinn'den yontma Hazret-i Hamza'nın rol icabı öldürülmesine bile razı olmuyorlar. Bu figüranların tavrı aslında kopacak fırtınanın ilk uğultuları gibiymiş de kimsenin haberi olmamış. Neyse efendim, sonunda izleyen on milyonlarca insanı derinden teessüre gark eden o meşhur sahneyi çekebilmiş şehid yönetmen. Peki ama dram burada bitiyor mu? Hayır, başlamamıştı ki, patlama, geliyorum. O sahneyi izleyip müteessir olan bir sürü adam vardı ya hani? Heh işte onların intikamı fena oluyor. Film vizyona girdikten yaklaşık bir yıl sonra Salim Efendi Mustafa'yı arıyor ve başından geçenleri bir bir anlatarak Mustafa abimize ağzının söyleyebildiği hakareti, zihninin türetebildiği bedduayı ediyor. Haklı mı? Siz takdir edin: Adam bu rolü oynadıktan sonra 'Sen nasıl olur da şol kara yüzünle Hazret-i Hamza'yı öldürürsün ulan?' diye işten atılmış, kimse de kendisine 'işte şu adam değil mi Hazret-i Hamza'nın katili olan şerefsiz? Defol!' diye iş vermemiş. Sokakta yürürken millet adamın suratına tükürüklerini püskürtür olmuş, yüzündeki tadlar toplansa türlü yemeğinin muhteva zenginliği yakalanabilirdi o zamanlar gibisinden bir düşüncem var ama nedense kimse kaale almadı, birazcık iğrenç ve gereksiz galiba. Adamcağız bir süre sokağa bile çıkamamış. Çıkamamış da yar kollarında teselli mi bulmuş? Hahayyt kim kaybetmiş be, her şey üst üste gelecek ya, adamı karısı bile terk etmiş. Abimiz de Mustafa Akad'a 'Allah cezanı versin senin, hayatımı kararttın eşek herif' telinden pek çok belalar okumuş. Aslında eminim başka şeyler de demiştir de, onları yazmamışlardı.
Kıssadan hisse: İnsan her yerde insan.
Ne o, bitişi beğenmedin mi yoksa? Dağılın ulen!