''Bu çalışmada Pierre Bovet’in Ege Konferansları ve Türk Eğitimine İlişkin Düşünceleri ele alınmıştır. Cumhuriyet döneminde eğitimle ilgili olarak Türkiye’ye resmî ve gayrî resmî pek çok uzman gelmiştir. Bunlardan birisi de Cenevre Jean Jacques Rousseau Enstitüsü Müdürü olan Pierre Bovet’dir.'' başlıyan yazı devam ediyor.
Bovet, ülkesine döndükten sonra Türkiye hakkında, özellikle de İzmir’deki inceleme ve konferanslarıyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştır:
“İzmir Maarif Emini Fuat Beyin daveti ile Adolphe Ferriere’den sonra, İzmir ve havalisinde bir seri konferansları vermekten ve yeni Türkiye muallimleri ile on beş günlük sıkı temastan geliyorum. Oralarda hep mecmuamızın dostlarını düşündüm. Şimdi size Türkiye’de gördüklerimi söyleyeceğim:
Gazi Mustafa Kemal adında bir şef çıktı ve Türkiye doğdu. Bir inkılâp oldu ki, eşini yalnız Japonya’da görebiliyoruz. Hatta Türk İnkılâbı, Japon İnkılâbı’ndan daha mucizevidir. Zira Türk inkılâbı, ananelerle alakasını kesmiş bir nasyonalizmdir. Türkler bir taraftan memleketlerinin hakiki sahibi olmak için (yalnız Eski Şark tarihinde görülen) ahali mübadelesini konuşurken, asırlardan beri gelen kapitülasyonları ilga ile birçok noktalarda ecnebileri pek sevmez iken; diğer taraftan; arşını atıp metreyi, kendi takvimlerini atıp Hıristiyan takvimini aldılar. İslâmî ananelerle alakalarını kestiler.
Kadınlara haklarını verdiler. Şapka giydiler. Arap harflerini attılar. Garbın vurmak istediği boyunduruktan kurtulmak için Garbı takip etmek; Gazi’nin Türk milletine teklif ettiği heyecanlı cehdin manası işte budur.
Yenileşme her sahada var: İsviçre medenî kanununun kabulü, devlet ve din işlerinin ayrılması inkılâbın kanunî cepheleri. Fes yerine şapka, inkılâbın en göze çarpan cephesi. Kendilerinin ehemmiyet verdiği en büyük şey yeni harflerin kabulüdür.
Zira 1929 senesi iptidaisinden beri kabul edilmiş olan yeni harfler (ki Arap harfleri ile bir şey yazmak memnudur) sayesinde halkı okutma kolaylaşmıştır. Yeni harfler Türkçe’yi tamamen fonetik bir imla sahibi yapmıştır. Fransızca-İngilizce hocalarının kulakları çınlasın.
Cenevreli bir kız ile evlenmiş bir Türk anlattı ki, zevcesi yirmi senedir İstanbul’da olduğu halde eski yazıyı öğrenememişti. Aynı ailede seksen yaşında bir Türk nine, yeni harfleri sevinerek öğrenmiştir. Yeni harfler, herkes tarafından büyük bir heyecanla kabul edilmiştir. Muallimlere gelince, bunlar için yepyeni bir hayat başlamıştır. Birçok çocuk kitapları tabediliyor. İngilizce’den yirmi beş kadar kitap tercüme edilmiş olup çoğu muhtelif memleketlerde çocuk hayatından bahistir. (İsviçreli “İkizler” kitabı da var). Rousseau Enstitüsünün eski talebesinden İbrahim Alaaddin (Govsa) Bey tarafından tercüme edilen “Çocuk Kalbi” zaten vardı. Alaaddin Bey, küçük larus şeklinde olan (yeni lügat )ın da başlıca müellifi erindendir. İngilizce’den tercüme edilen çocuk ansiklopedisi de var, yarısı eski harflerle, son nüshaları yeni harflerledir. Hasılı bugün Türk çocuğu ve muallimi bu nevi kitaplarca öyle menbalara malik ki bizim Fransızca’da muadili yok yani Fransız eserlerden daha zengin.
(...)Bütün ilk mektepler muhtelit. Çocuk himayesi cemiyeti reislerinden biri ile konuştum; Bu muhtelit unsurun can sıkacak hiçbir arıza tevlit etmediğini söyledi. İşte bazı Latin memleketlerinin alacağı ders. Bir kız ile bir erkeğin aynı rahleye oturması (skandal) olur diye bağırıyorlar.''
Yani bazı Latin memleketleri karma eğitime skandal diyorlarmış. Bizimkisi ise bir örnek o memleketlere...
Alın size başka bir çelişki:
''Kezalık milliyet terbiyesi ile enternasyonal idealin nasıl uzlaştırılacağını soruyorlardı. Dini terbiye hakkında pek çok kimselerin sualleri karşısında kalmam pek şayanı dikkatti. Anlatıldığına göre mektebi laikleştirirken Türk Cumhuriyeti din hissini kökünden söküp atmak istememiş veyahut bu his lüzumsuzdur dememiş. Muallimler dahi asla materyalist olmayıp idealizm yollan aramaktadırlar.''
Şimdi aynı yazıdan bir kaç satır ilerisine bakalım:
'Asım İsmet’in kaleme aldığı yazı şöyledir: “Profesör Bove, İzmir’e geldi. Adolf Feriyer’den sonra ikinci defadır ki, beynelmilel bir şöhreti haiz bir alim, tetkikat yapmak maksadıyla İzmir’e geliyor(...)' girişi sonrasında Asım İsmet'ten yapılana alıntı şöyle devam etmiş:
'(...)Profesör İzmir’e niçin geliyor? Cevabı gayet basittir. Bu yaz Cenevre’de elimizi sıkarken çok iyi şeyler dinlemiş ve bunları yakından görmek ihtiyacım duymuş bir mütecessis heyecan ile, “Adolf Feriyer’in neşriyatı ile Türkiye ve tahsisen İzmir mektepleri bizim için mutlaka görülmesi icap eden bir saha halini aldı. Tahakkukuna çalıştığımız yeni fikirlerin memleketinizde tatbik sahasını görmek bizi çok mütehassıs ediyor”. Sonra eliyle sakalını tutarak, “İlk fırsatın ben de Feriyer gibi İzmir’e gelmek isterim...” dedi. Bove’nin ateşli bir tecessüsle söylediği bu sözleri, biraz sonra Balkan Devletleri murahhaslarının ağızlarından biraz kıskanç bir hisle çıktığına şahit oldum. Sofya Darülfünunu profesörlerinden Bulgar pedagogu Kaçarof, bu defa Cenevre’de bizi görür görmez biraz acı bir tebessümle, “Şarkla birlikte eski terbiye sistemlerine veda ettiniz. Türkiye, alimler için, bizim memnuniyet ve gıptamızı celbeden bir tetebbu ve tetkik merkezi oluyor” dedi. Bu sözler doğru ve hakikidir. Bugünkü mekteplerimiz, beşerî zeka ve buluşun en son sistemlerinin tahakkukuna çalışan birer millî ve insanî müesseselerdir. Eski sistem, sarıkla beraber ortadan kalktı. Bugün ortada bir çocuk, onun terbiyesi içinde tabiatın çizdiği kanunlar var. Çocuğu tabiata göre yetiştirmek, pedagojinin yegane gayesidir.'
İmdi gelelim çelişkiye:
İşaretlediğim ifadeleri yan yana yazarsak ne olur? Çelişki... Yazalım:
Bugün ortada bir çocuk, onun terbiyesi içinde tabiatın çizdiği kanunlar var. Çocuğu tabiata göre yetiştirmek, pedagojinin yegane gayesidir. Anlatıldığına göre mektebi laikleştirirken Türk Cumhuriyeti din hissini kökünden söküp atmak istememiş veyahut bu his lüzumsuzdur dememiş. Muallimler dahi asla materyalist olmayıp idealizm yollan aramaktadırlar.
Çelişkiyi gördünüz değil mi? 'tabiatın çizdiği kanun' ne demek? Bal gibi materyalist anlayış... 'materyalist olmayıp idealizm yollan aramaktadırlar' ne demek? E boşuna dememişler. Komünistler her şeyi istismar ederler...
Kaynak:ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 61, Cilt: XXI, Mart 2005