Yabancılardan Ata'mıza Çelişkili İfadeler...

Başlatan: Hâcegân Tarih: 18.05.2009 19:57 Cevap: 38

18.05.2009 19:57
#1

''Kemalizm; ne faşizm, ne de Hitlerizm'dir. Bunların ikiside ilerlemeyi ve tarihsel evrimi önleyici kuruluşlardır. Burada ise atılım sağlamak, uygarlıkca geri kalmış ülkeyi cağdaşlaştırmak için devrim yapılmaktadır. Kemalizm, Türkiye'nin gerçek uygarlık devrimidir... Kemalizm devrimi çağdaşlıktan da ötedir. (1936)'' Thomas A. Vaidis, Yunan

 

''Atatürk, bir ulus bütün vasıtalarından yoksun bırakılsa bile, kendini kurtarıcak vasıtaları yaratabileceğini öğreten liderdir. O'nun ilk talebesi Mussoli'dir, ikinci talebesi benim.'' Adolf Hitler (Alman Devlet Başkanı)

 

''Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken O'nun bakışıyka cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.'' İkbal (Pakistan Milli Şairi)

 

''Atatürk"ün askerlik tarafına hayret etmiyorum. Her meslekte deha sahibi insanlar vardır, buna şaşılmaz. Fakat İsviçre Medeni Kanununu kabul etmek ve Türkiye"de yürürlüğe koymak! Bu âdeta dehanın da üstünde bir şey, hukuktan anlayan ve insan haklarına inanan biri sıfatıyla söylüyorum. İşte buna hayranım!'' Fransız Milli Meclisi Başkanı - EDOUARD HERRİOT

 

''Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef'i olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evlâdı olmuştur.'' İran Gazetesi

 

Çelişki yumağı... Demekki yabancılarında kendilerine göre bir Atatürk'ü var!

MU
18.05.2009 20:33
#2

Ortak noktaları şu ki, hepsi de bir şekilde Ata'yı övmüş :)

Yabancıların bu meseleyi objektif olarak değerlendirmeleri biraz zor. Ancak İslam'ın deryasına girmiş ve bu milletin tarihteki muhasebesini yapabilmiş bir yabancı -ki bu vasıflara sahip bir yerli de olması gereken kıvama ulaşmıştır- Atatürk'ü tarih sahnesindeki hakiki yerine koyabilir.

A.
18.05.2009 20:36
#3

Her entellektüel kafasına bir hareketini tavrını almış ve öyle yerleştirmiş.

 

Bizde de öyle; dinsiz diyen var..Dindarlığı, halifeliği övdüğü sözleri saklayanlar var; dine verdiği önemde zaten hiç konuşulmamakta.

 

Gerçek Atatürk ü bilen Müslümanlardır.

 

Yeni oldu bir sempozyumdu galiba;

 

Atatürk köşkte ramazanları Kuran okuturmuş ve çok kez de ağlarmış..

 

 

Yeni birşey...ATATÜRKün dinle ilgili pek çok ama pek çok şeyi saklanmıştır.Bir kaç inkılabıda dinsizler tarafından amaçlarınca sömürülmekte.

 

ME
18.05.2009 21:01
#4

A.Rahman kardeşim, siz sadece Cumhuriyet öncesi Atatürk'ü okumuşsunuz veya duymuşsunuz. Cumhuriyet sonrasını bilmiyor musunuz? Bakın size bir iktibas yapayım Ahmet Kabaklı'nın Temellerin Duruşması kitabından:

 

İlk Cumhuriyet yıllarının "balo" modası da Batılılığın(!) sergilendiği ve herkesin modern görünmek için katıldığı yerler olarak asla ihmal edilemez bir Batı özentisidir. Gerçekten, dans değil oturup kalkmak dahi bilmez, kıyafeti tutarsız, çarşafı yeni çıkarmış ve hattâ "başörtülü" kadınlarla erkekler, bu komik balolarda boy gösteriyorlardı. Nitekim, balo, başörtüsü ve Atatürkle ilgili şu hatıra'ya bakınız:

17 Ağustos 1928'de İstanbul'da bulunan Atatürk, Moda'daki deniz yarışlarını seyretmişti. Atatürk daha sonra Kalamış'da Belvü bahçesindeki baloya katılmıştı. Ahmet Banoğlu'nun "Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı" isimli kitabının I.cildinin 218. sayfasında, Atatürk'ün kızların başlarını açtırmasını anlatılıyor:

 

"Atatürk, coşkun alkışlarla karşılandığı bahçede kendisi için hazırlanan masaya oturmuştur. Atatürk'ü yakından görmek için kendilerini dans yerine atan çiftler neşe içinde dönerlerken, başlarını alelade bezlerle örtmüş bazı kadınlar Atatürk'ün dikkatini çekmiştir. Atatürk dans etmekte olan ihsan Bey isminde bir doktorun kızını çağırarak şöyle demiştir:

"Hanımefendi bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir tecrübe ediniz.

"Genç kız Atatürk'ün bu hitabı üzerine başındaki örtüyü çıkararak dansa devam etmiştir. Bundan sonra memnun olan Atatürk, bir kaç dakika sonra aynı genç kızla dans etmiştir.

"Atatürk, başörtüsüyle dans eden öteki hanımlara da aynı tavsiyede bulunmuş, örtüleri çıkardıkları takdirde daha iyi olacaklarını söylemiştir. Bunun üzerine balodaki bütün kadınlar başörtülerini çıkarmışlardır."

 

Bu yazının üstüne bir de aşağıdaki video'yu seyrediniz lütfen.

Selametle...

NE
18.05.2009 21:51
#5

Aliya eleştiriyor, herkes övmüş derken bunu da belirtelim :) Kendi medeniyetine yabancı kalmış bir lider olarak görüyor.

YE
18.05.2009 22:05
#6

neretva kardeşim bilge kralın sözünü tam olarak yazabilirmisiniz.onun görüşü değerli bizim için.

NE
18.05.2009 22:18
#7
neretva kardeşim bilge kralın sözünü tam olarak yazabilirmisiniz.onun görüşü değerli bizim için.

 

Birebir veremeyeceğim maalesef, sözlüklerde okudum diye hatırlıyorum. Dogmalara savaş açan tipte bir arkadaş, ''ne kadar bilge ve kahraman biri olursa olsun benim Ata'mı yeremez arkadaş; o güneştir, göklerde parıldar...'' tarzında kıymetli bir görüş serdeylemişti.

Hızlıca bir taradım ama o yoruma tekrar rastlayamadım. İslam Deklarasyonu'nda olması muhtemeldir; alakalı konular işleniyor ama o kitap da şu an elimde değil.

TA
18.05.2009 22:56
#8

İşin birde hilafet gibi muazzam ehemmiyette ki ulvi müessesenin tasviyesi var ne kadar gerekliydi..? ALLAH"ın halifeliği apoletlerini türk"ün omuzlarından kendi öz eliyle kopartmasının bir dayanağı ne olmalı idi...? Araştırmak lazım ama günümüzden geçmişe br ayna tutan vicdan sahibi her fert en azından şu soruyu karşısında bulur onların papası halen en büyük ruhani lider de bizimki neden tarih sayfalarında....? Onların papasının karşısında duracak (cübbesi bile olsa yeter) bir halifemiz bile yok.. isviçre den medeni kanun oradan şu kanun falan ecnebiden başka kanun sayamıyoruz bile..!!! nerede kaldı türk islam milli kanunu..!! bir fatih kaanunnamesi ki cumhuriyet ilanına kadar yürürlükte.... o kadar muaazam ki hiçbir cihan padişahı el süremiyor ; çünkü kanun eskimiyor ; Olamaz zaten eskiyemez... temellerinde ebedi solmaz, pörsümez, ezelden ebede herşeyi kuşatıcı islam nur mayası var.. Bir halifemiz olsaydı belki halen istanbul adliyelerinde duruşmalarımızdaki muntazam adaleti öğrenmek için gelen fransız stajyer savcılar vardı belki kızlarımızın baş örtüsünü savunacak resmi bir kapımız olurdu; belki kuran kursları kapatılmazdı; belki imrenirken ağızlarının suyu aktığı batı liderleri gibi bizimkilerde incil yerine kur-an ı kerim"e el basarak yemin ederlerdi; belki belki,belki...bunun sonuna yüzlerce "belki" ekleyebiliriz ama her "belki" türk milletinin bağrından koprtılan öz benliği olduğu asla unutulmayacaktır

Son sözüm her türk gencine ideolocya örgüsünü okutulması gerektiğidir... Üstad türk islam medeniyetini güzellerin en güzeli olarak gençliğin önüne altın harflerle yazmıştır.... Okuduktan sonra okutmak üzerimize borç..

A.
19.05.2009 12:55
#9

Yazıp, çizmek kolay gelir.Bizim bu halde olmamızın sebebi üstadında söylediği gibi İslamın şuurdan atılması.

Son Osmanlı döneminde şeriat hukuku yok muydu?O zaman çalan da vardı öldüren de, başını açadan da.Neden;İslam bilinci ortadan kalktı..

 

Ben İslam şuura yerleşmeden anayasada şeriat olmasını yanlış buluyorum.İslam şuura yerleşmesi demek zaten Müslümanca, şeriata uygun bir hayat olacak..

 

Medeni Kanuna gelince, İnsansa mevzu bahisteki canlı, yanlış yapmış olabilir.Tasnif etmediğim inkılaplardandır şapka ve medeni kanun..

 

(İsmetin zırvalarıda Atatürk e tasnif edilmiş ve Atatürk daha da din düşmanı lanse edilmiş.)

 

Bunları ATA'ya lanse etmek anlamsız.Sanki balo saraylarda, loncalardai konaklarda yoktu Cumhuriyet öncesi, Bakın Osmanoğullarına FATİH'imizin torunları, her yerleri açık, üstüne hristiyan olmuş bazıları.Bu şahsi fikirleriniz pek çok Necip Fazıl sevdalısını zan altında bırakmaktadır..

 

Belli başlı (içki içmesi, yok başörtünüzü çıkarın vs vs) kesinliği müphem dalaverelerle bir Cihaderini yanlış bulmak komik..

Şu forumda var mı?Atatürkün dinle ilgili sözleri.!

Onları tartışmak gerekirken hep bu tarih saydamsızlığımız yüzünden mal gibi yerimizdeyiz ve Atatürk müslüman mı, şu mu, bu mu tartışması içindeyiz.

 

Metafor

Tenekeleri abdest bırakmadın, karda uyumadın, göğsüne şarapnel gelmedi!

Vatanıda rahatça aldın lakin rahatça yermeler çok ama çok gereksiz.

19.05.2009 17:42
#10

Dini nitelikte sözler...

İşin asıl düğüm noktası burası A.Rahman kardeş... Sır.

Tarih övgü ve sövgü yeri değildir ama, gerçekler neyse söylensin. Söylentiden iyidir.

Bakın, Arap kralın oğlunu devlet protokuluyla karşıladık mesela...

 

1. meclisi cuma günü, padişah adına verilen hutbeyle açtık. Dualarla. TBMM değil, BMM...

Eeee sonra ne oldu? Padişah adını hutbe okudularak açılan meclis ne meclisi olur? Hadi gelde çık işin içinden. Ne güzel işte, Cuma ise al sana din; dua ise al sana din; Padişahın ve dahi halifenin adına hutbe... Sonra ne oldu da, mesela ezan Türkçe okutuldu.

Hakkı yerine koymak gerek, İadeyi itibar gerek...

A.
19.05.2009 18:38
#11

Herkes gerçekler açıklansın diyor.

 

Ama bakın ne demek istiyorum.

Kulaktan dolma ile karalama yapmayalım..

 

Anayasa'dan devletin dini İSLAM dır hükmünü kaldırtan İnönüdür.Sorun birine, o zaman başta Atatürk oldugu için Atatürk diyecektir ve bunu öğrenen bir Müslümana bu maddenin kaldırılması hoş gemeyecektir. Hükümet (Atatürk) hakkında kötü düşünecektir.

 

Ben bunlardan bahsediyorum.

 

Bakın işte görüyoruz .Önceki ismi akit olan gazetenin internet sayfasının yorumlarını.Biri yahudi diyor, biri yunan, biri ateist, yok bilmem ne ..ist bilmem ne?

 

Bizde adet midir bilinmez.Bir A insanının hakkında A'nin kendi söylediği harici her laf ortalıkta.

 

Bu dinen YASAKTIR!

19.05.2009 19:05
#12

Aslında bu şu bu şahsiyet meselesi değil. Zihniyet meselesi. Hani benim herhangi bir şahsiyete karşı bir düşmanlığım yok ama. millet de biraz enayi yerine koyuluyor. Taşların yerli yerinde oturmadığı ortada. Mesela bunun için arşivler açılmaz. Niye açılmasın ki? abdulhamit'e neler demediler ki... Kızıl sultan, şeriat düşmanı ve hatta katil... bakın tekrarlıyorum, şahsiyetler üzerinden değil vakıalar üzerinden konuşalım. Eğer vakıalar üzerinden konuşursak, işte o zaman sansürlenen, saklanan bilgiler yüzünden, taşlar yerine oturmuyor. Ali Şükrü Bey'in katli bile başlı başına bir sorun.

Ayrıca; Atatürk zamanında olan işlerin sorumlusu İnönü ise, bu bir anlamda Atatürk basif bir adamdı demek olmuyor mu?

Osmanlının son iki ve hatta üçyüz yılı da sorunlu tabiki. Çöküş oradan başladı haliyle. Peki yapılan bütün bu Cumhuriyet inkilaplar o dönemin devamı niteliğinde değil mi, felsefik olarak? Yani daha açık yazarsak, aslında osmanlı sürecinde yapılan meşruti hareketlerin zirve noktası oluyor şimdiki işler. E ozaman Osmanlının o yönetim şekli bunlar için zaten yıkılmalıydı. Yıktılarda... Demekki Osmanlı yıkılırken başka yerlere yol açılıyordu. Açılsın ama maddiyat yanında maneviyatta isteriz.

Osmanlının çöküşünü bu zihniyet yapar ve mirasa konar, suçlu olanlar ise her zaman mazlumlar.

Şapka kanunu... Bir yahudi zengin oldu, bir Peygamber aşığı idam edildi... Nasıl elle tutulu mu?

BU
19.05.2009 19:17
#13

Devletin dini İslam'dır ibaresi, 1924 Anayasa'sından çıkarılmamış mıydı? Yani iktidarın, Cumhurbaşkanı'nın ve Başbakan'ın kim olduğu bilinen yıllar. Neyse bunun sebepleri üzerine değil, sonuçları üzerine kafa yormak lazım.

 

Atatürk'ü koruma kanunu var yahu? Kimden koruyorlar Gazi'yi? Milletten mi !?

 

Evet, Hacegan kardeşimin ve benimde her zaman zikrettiğim mesele; şahıslar odaklı/merkezli olmuyor bu işler? Yani o bunu yaptı, şu bunu yaptı gibi. Mesele iyi ve kötü olanları bilmek, görmek ve ona göre durum kontrolü yapmaktır. İlerisi için, ülkemizin daha güzel yerlere gelmesi için bu şarttır.

 

Yoksa resmi olan tarihte, resmi olmayan tarihte biliyor manzarayı. Birisi arka plandan veriyor görüntüyü, birisi ön cepheden. Esas sorun; ikisinin ortasında kalmaktır her halde. Tabi ön cepheden bakmaya devam edeceğiz, ondan şüphemiz yok.

 

Arkada kalanların Allah yardımcısı olsun.

HA
17.06.2009 23:35
#14

Biz iddia ettiğimiz dava adına ne yaptık da Atatürk'ü yeriyoruz eleştirisine katılıyorum. Çok önemli bir husus...

 

Ama arkadaşlar duygusal olmaya gerek yok. Atatürk dinlerin ilahi kaynaklı olduğuna inanmayan biri, Efendimizi de sadece bir ıslahatçı olarak takdir ediyor, üstelik sinirlendiği zamanda asıl fikrini belli etmeme dehasını bir yana bırakıp din pazarlayıp kudret elde etmekle suçluyor. Pek çok hususta efendimizle inatlaştığını düşünüyorum, o yüzdendir ki Üstad da Atatürk'le inatlaşır...

 

Gazi Paşa'ya saygı ve minnet ayrıdır. Ama İslam'a gönül veren, hizmet eden hatta bazı komiklerin savunduğu gibi İslam'ın aslını yenileyen biri değildir, bu bedihi bir gerçek.

FU
17.06.2009 23:44
#15

o zaman bize düşen aziz borç asırlık zamanlardan tarihi temizlemek sahte kahramanlardan

YA
18.06.2009 00:33
#16
Belli başlı (içki içmesi, yok başörtünüzü çıkarın vs vs) kesinliği müphem dalaverelerle bir Cihaderini yanlış bulmak komik..

Şu forumda var mı?Atatürkün dinle ilgili sözleri.!

Onları tartışmak gerekirken hep bu tarih saydamsızlığımız yüzünden mal gibi yerimizdeyiz ve Atatürk müslüman mı, şu mu, bu mu tartışması içindeyiz.

 

Ben orjinal resimleriyle koyabilirim istersen mezkur şahsın dinle ilgili görüşlerini..Sonra darılmaca yok ama...

Hatta başrolünde kendisinin oynadığı bir videoda yollayabilirim size tatmin etmezse.Sonra da tatlı niyetine hazırladığı Tarih Kitabına bakarız,ne dersiniz?

18.06.2009 01:20
#17
Ben orjinal resimleriyle koyabilirim istersen mezkur şahsın dinle ilgili görüşlerini..Sonra darılmaca yok ama...

Hatta başrolünde kendisinin oynadığı bir videoda yollayabilirim size tatmin etmezse.Sonra da tatlı niyetine hazırladığı Tarih Kitabına bakarız,ne dersiniz?

 

 

10.yıl albümünden ne haber?..

Ha bir de, Kabe'yi 'tavla zarı gibi' yapan kitabı diyorsun, herhalde?

Ama dikkatli ol, Cennetten inen taşın ismini, o kitaba uyarak yazma...

E mi?..

NU
18.06.2009 14:07
#18

"Mustafa" Film'ini izleyenler bilir. Orada kendi sesinden "İslam dini" hakkında yorumları var. Dogma olarak gördüğünü belirtiyor. Yaptığı İnkılâplar da cabası...

YA
19.06.2009 22:31
#19
10.yıl albümünden ne haber?..

Ha bir de, Kabe'yi 'tavla zarı gibi' yapan kitabı diyorsun, herhalde?

Ama dikkatli ol, Cennetten inen taşın ismini, o kitaba uyarak yazma...

E mi?..

Birader o albüm bulunur da ben vakit bulamıyorum.Beyazıt ta zor,Kadıköy'de bulunur.Mutlaka bulunur.Meraklanma o albümü bulurum ben.İki tane alırım da birini de hediye olarak yollarım sana. Sevaptır,sende çoğaltır dağıtırsın.:(

Selametle...

19.06.2009 22:40
#20
Birader o albüm bulunur da ben vakit bulamıyorum.Beyazıt ta zor,Kadıköy'de bulunur.Mutlaka bulunur.Meraklanma o albümü bulurum ben.İki tane alırım da birini de hediye olarak yollarım sana. Sevaptır,sende çoğaltır dağıtırsın. :(

Selametle...

 

Kardeşim, çok iyi olur iki tane alman da, bu albüm biraz hacimli olduğundan el yakar... Yani 1000 sayfa filandır herhalde... Hani çoğaltması da zor olur...

MU
22.06.2009 01:40
#21
Aslında bu şu bu şahsiyet meselesi değil. Zihniyet meselesi. Hani benim herhangi bir şahsiyete karşı bir düşmanlığım yok ama. millet de biraz enayi yerine koyuluyor. Taşların yerli yerinde oturmadığı ortada. Mesela bunun için arşivler açılmaz. Niye açılmasın ki? abdulhamit'e neler demediler ki... Kızıl sultan, şeriat düşmanı ve hatta katil... bakın tekrarlıyorum, şahsiyetler üzerinden değil vakıalar üzerinden konuşalım. Eğer vakıalar üzerinden konuşursak, işte o zaman sansürlenen, saklanan bilgiler yüzünden, taşlar yerine oturmuyor. Ali Şükrü Bey'in katli bile başlı başına bir sorun.

Ayrıca; Atatürk zamanında olan işlerin sorumlusu İnönü ise, bu bir anlamda Atatürk basif bir adamdı demek olmuyor mu?

Osmanlının son iki ve hatta üçyüz yılı da sorunlu tabiki. Çöküş oradan başladı haliyle. Peki yapılan bütün bu Cumhuriyet inkilaplar o dönemin devamı niteliğinde değil mi, felsefik olarak? Yani daha açık yazarsak, aslında osmanlı sürecinde yapılan meşruti hareketlerin zirve noktası oluyor şimdiki işler. E ozaman Osmanlının o yönetim şekli bunlar için zaten yıkılmalıydı. Yıktılarda... Demekki Osmanlı yıkılırken başka yerlere yol açılıyordu. Açılsın ama maddiyat yanında maneviyatta isteriz.

Osmanlının çöküşünü bu zihniyet yapar ve mirasa konar, suçlu olanlar ise her zaman mazlumlar.

Şapka kanunu... Bir yahudi zengin oldu, bir Peygamber aşığı idam edildi... Nasıl elle tutulu mu?

 

:D

YU
24.06.2009 16:49
#22
"Mustafa" Film'ini izleyenler bilir. Orada kendi sesinden "İslam dini" hakkında yorumları var. Dogma olarak gördüğünü belirtiyor. Yaptığı İnkılâplar da cabası...

 

 

kesinlikle bu söze katılmakla birlikte benim şahsi görüşüm olarak söyleyeyim ben bu zatı atam olarak görmüyorum karşı çıkan olur yada olmaz bilemem ama dışarda gençliğin bu hallerde olmasına sebep bir dünyanın temel taşlarını atan dinimize bu denli sözleri sayan bir kişiyi ata saymıyorum kendime isteyen sayabilir saygı duyuyorum

_M
24.06.2009 17:26
#23

Biz kendimize bakalım abilerim :D

 

Her nefs birgün elbet yaptıklarının hesabını verecek,

 

Ortada bu kadar çelişki varken ölmüş bir insanın arkasından konuşup vebal almamanızı tavsiye ederim...

 

Bizler sevap günahtan sorumlu melekler falan degiliz. Bir adamın yanında da yürüsen akşama kadar niyetini bilmen mümkün değil....Kaldı ki bir an pişman oldu günahlarından ve tövbe etti..İşte o zaman olan sana olur...Günah saymakla vakit harcadın....

MU
24.06.2009 19:47
#24
Biz kendimize bakalım abilerim :D

 

Her nefs birgün elbet yaptıklarının hesabını verecek,

 

Ortada bu kadar çelişki varken ölmüş bir insanın arkasından konuşup vebal almamanızı tavsiye ederim...

 

Bizler sevap günahtan sorumlu melekler falan degiliz. Bir adamın yanında da yürüsen akşama kadar niyetini bilmen mümkün değil....Kaldı ki bir an pişman oldu günahlarından ve tövbe etti..İşte o zaman olan sana olur...Günah saymakla vakit harcadın....

 

Arkadaşlar da kimsenin şahsını eleştirmiyor ki! Sadece bu milletin üzerinde ne oyunlar oynandı bilinmel ki , karaya ak akada kara deme zalimliğinden uzak durulsun.. Ve artık uyuduğumuz derin uykulardan uyanalım, kendimize gelip aslımıza dönelim..

 

Ayrıca bir millete şekil vermiş bir şahsı eleştirmek sizin arkadaşınızı eleştirmenizden farklı bir durumdur.. Ayrıca eleştirideki niyette Hakk ve hakikat namına ise;( ki öyle olduğunu sanıyorum) eleştirenleri eleştirmek ayrıca bir vebaldir..

_M
24.06.2009 20:06
#25
Arkadaşlar da kimsenin şahsını eleştirmiyor ki! Sadece bu milletin üzerinde ne oyunlar oynandı bilinmel ki , karaya ak akada kara deme zalimliğinden uzak durulsun.. Ve artık uyuduğumuz derin uykulardan uyanalım, kendimize gelip aslımıza dönelim..

 

Ayrıca bir millete şekil vermiş bir şahsı eleştirmek sizin arkadaşınızı eleştirmenizden farklı bir durumdur.. Ayrıca eleştirideki niyette Hakk ve hakikat namına ise;( ki öyle olduğunu sanıyorum) eleştirenleri eleştirmek ayrıca bir vebaldir..

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilmiyorum ben mi yanlış anladım ama Atatürkün şahsıne eleştiriden başka birşey görmedim ben...

 

Bu ülkenin Atatürk ün vesile olduklarından dolayı geldiği durum ortadadır amenna ama Atatürk ü eleştirmek sıradan bir arkadaşını eleştirmekten niye farklı olsun burasını anlayamıyorum .

 

Zalimi karayı akı belirlemek bana düşmez. Benim davam değil bu sonucta..Atatürk ün gercek yüzü şudur desem elime ne geçer demesem ne kaybederim. Bu açıdan bakıyorum ben olaya...İman kurtarmaksa asıl gaye, boş işlerden hele ki vebal alınabilecek durumlardan uzak durmaya gayret ediyorum...

 

Eğer ümmeti Muhammedi uyandıracak kadar ehemmiyetli birşey olsaydı Atatürk ü konusmak, ülkemizde bu ümmet için yanıp tutuşan nice Allah dostları bu konuda bir açıklama yaparlardı..Kaldı ki bu konuya zerre kadar önem verdiklerini görmedim ben mubareklerin....

24.06.2009 21:03
#26

Şahıs eleştrisi başkadır, zihniyet eleştirisi başka... Şahıs eleştirisine elbette karşıyım.

Ama ben Mostar kardeşime sormak istiyorum: Sana eğitim hayatın boyunca gösterilen bir tarih anlayışını, öne sürdüğün bu mantık yapısıyla görmezden gelmiş olmuyor musun? Yok eğer buradaki yanlışlıkları veya aklıma yatmayan kısımları araştırırım diyorsan, e biz ne yapıyoruz? Biz de onu yapıyoruz.

TBMM arşivinin hepsi açıklanmasa da, açıklananlar bile başlı başına araştırılmaya davet eden belgeler.

Mesela Bursa'nın Yunan işgaline uğraması esnasında mecliste cereyan eden konuşmalar, arşivlerde vardır. Bursa'nın işgalini kabullendirmeye dönük konuşmalar oldu orada. Daha sonra cepheye giden meclis komisyon üyeleri, araştırmalarında yetkili komutanların ihmalkar davrandıklarını gördüler. Bu komisyonun içinde Atatürk'te vardır. Sonra mecliste cereyan eden konuşmalarda, Atatürk tam tersi bir fikirle konuşmaya başladı. Yahu o Bursa işgalinde Yunanlıların nasipsiz komutanlarının Osman Gaziye saygısızlığı ülkede infiala yol açmıştı.

Ha bu rada o zaman Genelkurmay başkanı İsmet İnönüdür. İnönü'nün divan-ı harbe gitmesi gerektiği söyleniyordu mecliste. Niye? Bursa'nın işgalinde ihmalkarlık gösterdiklerinden.

 

''Müddei tarih ve vatandır!'' Alın size bir bilmece. Bu bilmeceyi çözse çözse Yavuzlenk çözer herhalde...

 

Her neyse... Şimdi burada şahıs leştirisi var mı?

_M
24.06.2009 21:06
#27

hacegan kardeşime cevap veriyorum :

 

 

benim karşı çıktığım konu şahıs eleştirisidir.

24.06.2009 21:22
#28
hacegan kardeşime cevap veriyorum :

 

 

benim karşı çıktığım konu şahıs eleştirisidir.

 

 

Evet, seni de anlıyorum ama, ''ABDÜLHAMİD'İ ANLAMAK, HERŞEYİ ANLAMAK OLACAKTIR.''

Ya Atatürk'ü anlamak?.. Bir de hadiseye bu çepheden bakmak lazım. O halde fikirleri eleştirme var, şahısları yok, değil mi? Mesela onun içki içmesi beni ilgilendirmez.

MU
24.06.2009 21:23
#29
Bilmiyorum ben mi yanlış anladım ama Atatürkün şahsıne eleştiriden başka birşey görmedim ben...

 

Bu ülkenin Atatürk ün vesile olduklarından dolayı geldiği durum ortadadır amenna ama Atatürk ü eleştirmek sıradan bir arkadaşını eleştirmekten niye farklı olsun burasını anlayamıyorum .

 

Zalimi karayı akı belirlemek bana düşmez. Benim davam değil bu sonucta..Atatürk ün gercek yüzü şudur desem elime ne geçer demesem ne kaybederim. Bu açıdan bakıyorum ben olaya...İman kurtarmaksa asıl gaye, boş işlerden hele ki vebal alınabilecek durumlardan uzak durmaya gayret ediyorum...

 

Eğer ümmeti Muhammedi uyandıracak kadar ehemmiyetli birşey olsaydı Atatürk ü konusmak, ülkemizde bu ümmet için yanıp tutuşan nice Allah dostları bu konuda bir açıklama yaparlardı..Kaldı ki bu konuya zerre kadar önem verdiklerini görmedim ben mubareklerin....

 

Bak değerli kardeşim, eğer bir insanın fikirleri, yapıp ettikleri, sebep oldukları bir milletin kaderini değiştirdiyse, ve o milleti cehennemin dibine doğru sürüklüyorsa, bunu herkesin bilmeye hakkı vardır.. Ben şahsi bir eleştiri göremedim.. Belki ben yanlış görmüşümdür.. Neden arkadaşınla o şahsın arasında fark var meselesine gelince; arkadaşın ne yaparsa yapsın en fazla ya kendisini ya ailesini yada mahallesini etkiler, konumu itibariyle değişir tabii.. Ama bu şahsın yapıp ettikleri bu milleti topyekun etkilemiştir, ve diğer islam ülkelerini de ve dahi dünyayı da.. Hatta kainatın seyrini bile menfi olarak değiştirmiştir diyebilirim.. Tabii külli iradenin izniyle, çünkü zamanında çok müdahale edilmek istenmiş ama enteresan bir şekilde muvaffak olunamamış.. Ama bizim uyanış çabamız, anlama gayretimizde aynı irade dahilindedir..

 

Bir örnekle anlatayım; adamın biri senin aklını fikirleriyle çelmeye çalışıyor, türlü hilebazlıklarla sana en batıl fikirleri süsleyerek allayarak pullayarak kabul ettirmeye çalışıyor, ve senin babanda çok zeki bir adam, bu hilebazın hilesini seziyor senin tehlikede olduğunu anlıyor ve seni uyarmaya o adamın seni aldatmasına karşı korumaya çalışıyor, bu durumda o adamın yapıp ettiklerini gözler önüne serip fikirlerinin aslında nelere sebep olduğunu göstermeye çalışıyor, ta ki nasıl birine inandığını anla, mevcut durumun kritiğini yap ve kendine gel! Babanın amacı seni kurtarmak o kişiyi yermek, onun şahsına saldırmak, aşağılamak değil.. Sen bu durumda babana " ya baba bırak ne gıybet ediyorsun, ne su -i zan ehlisin " mi dersin..

 

Ortada kandırılmış uyutulmuş bir millet var sevgili kardeşim.. Ben ilkokul birinci sınıfta okuduğum bir okuma parçasından aklım karışmış bir şekilde Osmanlıyı düşmanımız ingilizleri dostumuz Atatürk'üde yegane kahramanımız sanıyordum, gerçi sanmam uzun sürmedi ama.. Hasılı epeyce şişirilmiş bir putumuz var milletçe.. Helvadan olsaydı yerdikte işe yarardı bari :D

MU
24.06.2009 21:27
#30

"Kötü ve iyi ağaçları meyvelerinden tanıyın.."

24.06.2009 21:29
#31
Bak değerli kardeşim, eğer bir insanın fikirleri, yapıp ettikleri, sebep oldukları bir milletin kaderini değiştirdiyse, ve o milleti cehennemin dibine doğru sürüklüyorsa, bunu herkesin bilmeye hakkı vardır.. Ben şahsi bir eleştiri göremedim.. Belki ben yanlış görmüşümdür.. Neden arkadaşınla o şahsın arasında fark var meselesine gelince; arkadaşın ne yaparsa yapsın en fazla ya kendisini ya ailesini yada mahallesini etkiler, konumu itibariyle değişir tabii.. Ama bu şahsın yapıp ettikleri bu milleti topyekun etkilemiştir, ve diğer islam ülkelerini de ve dahi dünyayı da.. Hatta kainatın seyrini bile menfi olarak değiştirmiştir diyebilirim.. Tabii külli iradenin izniyle, çünkü zamanında çok müdahale edilmek istenmiş ama enteresan bir şekilde muvaffak olunamamış.. Ama bizim uyanış çabamız, anlama gayretimizde aynı irade dahilindedir..

 

Bir örnekle anlatayım; adamın biri senin aklını fikirleriyle çelmeye çalışıyor, türlü hilebazlıklarla sana en batıl fikirleri süsleyerek allayarak pullayarak kabul ettirmeye çalışıyor, ve senin babanda çok zeki bir adam, bu hilebazın hilesini seziyor senin tehlikede olduğunu anlıyor ve seni uyarmaya o adamın seni aldatmasına karşı korumaya çalışıyor, bu durumda o adamın yapıp ettiklerini gözler önüne serip fikirlerinin aslında nelere sebep olduğunu göstermeye çalışıyor, ta ki nasıl birine inandığını anla, mevcut durumun kritiğini yap ve kendine gel! Babanın amacı seni kurtarmak o kişiyi yermek, onun şahsına saldırmak, aşağılamak değil.. Sen bu durumda babana " ya baba bırak ne gıybet ediyorsun, ne su -i zan ehlisin " mi dersin..

 

Ortada kandırılmış uyutulmuş bir millet var sevgili kardeşim.. Ben ilkokul birinci sınıfta okuduğum bir okuma parçasından aklım karışmış bir şekilde Osmanlıyı düşmanımız ingilizleri dostumuz Atatürk'üde yegane kahramanımız sanıyordum, gerçi sanmam uzun sürmedi ama.. Hasılı epeyce şişirilmiş bir putumuz var milletçe.. Helvadan olsaydı yerdikte işe yarardı bari :D

 

 

Yahu kardeşim Komünistin özel hayatı olmaz! Şaka şaka... Vallahi şaka... Aman ha, aman ki aman! Kimseye komünist demedim. Şaka canım!..

_M
24.06.2009 21:32
#32

yani söylediklerinize katılıyorum zaten katılmamam mümkün değil

 

evet ortada yalandan ibaret olduğunu düşündüğüm bir tarih var.

 

birtakıl deliller vs ler ile bunları çürütme çabasına karşı değilim, karşı olduğum bir insanı iyi kötü tahtına oturtmaya cüret etmektir....

 

yoksa Atatürkün yaptıklarını eleştirmeye karşı olduğum falan yok...

 

ee sizde şahıs eleştirisi yapmıyormuşsunuz, öyleyse sorun yok..ben yanlış anlamışım demekki...

24.06.2009 21:40
#33

Ayrıca bir şey dikkatinizi çekti mi?

''Atatürk, bir ulus bütün vasıtalarından yoksun bırakılsa bile, kendini kurtarıcak vasıtaları yaratabileceğini öğreten liderdir. O'nun ilk talebesi Mussoli'dir, ikinci talebesi benim.'' Adolf Hitler (Alman Devlet Başkanı)

 

''Atatürk"ün askerlik tarafına hayret etmiyorum. Her meslekte deha sahibi insanlar vardır, buna şaşılmaz. Fakat İsviçre Medeni Kanununu kabul etmek ve Türkiye"de yürürlüğe koymak! Bu âdeta dehanın da üstünde bir şey, hukuktan anlayan ve insan haklarına inanan biri sıfatıyla söylüyorum. İşte buna hayranım!'' Fransız Milli Meclisi Başkanı - EDOUARD HERRİOT

 

Ben bu başlığı açarken çelişkiye dikkat çekmiştim. Ama şu işaretlediğim ifadelerdeki müthiş benzerliği görüyor musunuz? Adamlar başımıza gelmişlerin resmini çekmişler sanki!..

Yahu bu adamların biri faşist, diğeri insan hakları savunucusu ve ikiside Atatürk'te kendi fikri yapılılarını görüyorlar. Öyleki öğrencisi faşist, hayranı insan hakları savunucusu... Büyük çelişki... Ya ifadedeki benzerlik? Çelişki içinde benzerlik... Desene, balık ağaca çıktı! Öyle, öyle...

RA
25.06.2009 10:06
#34
"Kötü ve iyi ağaçları meyvelerinden tanıyın.."

 

 

Mutedil kardeşim ne güzel bir noktayı paylaştın... Bu sözden sonra başka söylenecek birşey kalmıyor, lakin bu ağaç meyvelerini vermeye halen devam ediyor, geldiğimiz vaziyette bellidir...

 

Buna karşın Atatürk inandığı fikirleri gerçekten harekete geçirmiştir, bu yönüyle baktığımda takdir edemeden geçemiyorum... Üstad,Nazım Hikmet hakkında ne diyor :" Nazım,şuydu,buydu ;hususiyle Mistik şairin gözünde kungulu nir (robot),muhteşem bir ahmaktan başka bir şey değildi,ama inanmış bir insandı.Bu bakımdan bir dinsize düşebilecek kadarıyla samimiydi,Babıâli ahlakından uzaktı ; ve kendisine 'sen komünist misin?' diye soran hakime 'topuğumdan saçıma kadar !' diyebilecek derecede inancının kahramanıydı..."

 

Öyle yada böyle, fikri ne olursa olsun, Atatürk aksiyon noktasında eksik değildi... Şimdi bunu görüyorumda, kendimize o kadar kızıyorum ki, idrak edebilen anlar ki çok büyük yükümüz var, fikirden ziyade harekete geçirmek önemlidir...

25.06.2009 11:18
#35

Sir Percy Loraine’nin 9 Nisan 1938 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Halifax’a yolladığı raporunda Atatürk’e Türkiye ile İngiltere arasında samimi dostluk ilişkisinin kurucusu olduğu için fahri bir paye verilmesini istemesi de Loraine’nin konuyla ilgili düşüncelerinde ne kadar samimi olduğunu göstermektedir. Adı geçen raporda Loraine’nin şu ifadeleri kullanmıştır:

 

“Atatürk’ün şahsına dikkat gösterilmelidir. Dört yıl kadar önce Türk politikasına İngiliz taraftarı bir veçhe veren o’dur; “müeyyideler” devresinin getirdiği endişelere, totaliter devletlerin artmakta olan askeri kudret ve siyasi cazibesine, Batılı demokrasilerin görünürdeki zaafına rağmen, yolundan şaşmayan ve Türkiye’nin İngiltere’ye güvenini arttırmaya devam eden Odur. Diktatör devletlerden birinin yapmak istediği gibi, O’na bir filoluk savaş uçakları veya öldürücü silahlar vermeye kalkışırsak, herhalde yaraşır bir hareket yapmış olmayız. Sayın Lord, en tanınmış İngiliz üniversitelerinden biri tarafından Ona fahri bir paye verilmesi ihtimali üzerinde durmanızı rica ederim.” ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 67-68-69, Cilt: XXIII, Mart-Temmuz-Kasım 2007

 

T.C. Başbakanlık

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

Yine aynı kaynaktan:

(...) Hitler ve Mussolini gibi adamlarla Mustafa Kemal’i aynı kategoriye sokmak büyük bir haksızlıktır. Onun davranışlarında katiyen kibirlilik yoktur. Koyduğu hedefler hayalden uzak, barışçıl ve asla diktatörlüğü özendirecek, akla getirecek şeyler değildir. Türkiye Devleti kurulduktan sonra kılıcını kınına sokmuş, mareşallik üniformasını da çıkarmıştır ve ölümüne kadar da bu böyle devam etmiştir.

 

… Eğer Atatürk bir diktatör olsaydı, Hitler ve Mussolini’nin genlerini taşıması gerekirdi ama taşımıyordu. Kendisi din karşıtı bir kişi değildi ama dinin ve hurafelerin politik hayatta etkili olmasını da kesinlikle istemiyordu. Atatürk’ün İngilizlere de karşı olduğu söylendi ama o, iki ülke arasında dostluk ilişkilerini kurabilmek için yoğun çaba harcadı. Eğer ona karşı yapılan bu suçlamalar doğru olsa idi, bugün onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti kurulamammış olurdu”. Sir Percy Loraine, 1933 yılı sonlarında İngiliz Hükümeti’nin Ankara Büyükelçisi

 

Devam...

“Onun amacı, tükenmiş, parçalanmış, çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalan Türk Ulusu’ndan türdeş bir millet yaratmak ve bu doğrultuda Türkiye’yi yeniden inşa etmekti. Yeniden yapılandırmayı gerçekleştirirken izlenmesi gereken iki önemli aşama vardı. Öncelikle Türk halkına bağımsızlığını ve egemenliğini kazandırmak, ikinci olarak da Osmanlı’dan kalan Türk kökenli olmayan vatandaşlara Türk vatandaşlarıyla eşit haklar sağlamak idi.

 

Bu hedefine ulaşabilmek için ilk önce Türk halkı için zararlı düşünceleri barındıran gelenekleri, bu geleneklerin temsilcisi kurumları yıkmaya hazırlandı ve yıktı. Atatürk’ün bu idealini anlamayarak ortadan kaldırmak isteyenlerin oluşturdukları kuvvet çok büyüktü. Saltanat ve hilafet geleneği vardı, sarayın halk üzerindeki etkisi büyüktü. Çünkü İslâm anlayışı devlet dairelerine iyice yerleştirilmişti ve bu düşüncenin sahipleri devlet dairelerinde oluşturulan dini hiyerarşinin savaşçılarıydı. Diğer taraftan Osmanlı İmparatorluğu’nu çok uluslu yapısını muhafaza edeceğine söz veren ancak bunu gerçekleştiremeyen Sultan Abdülhamit Enver, Talat ve Cavid gibi kişilerin başında yer aldığı Genç Türkler tarafından devrilmişti. Hindistan, Rusya, Çin Afrika vb.. dünyadaki tüm Müslümanları bir araya getirerek dine dayalı bir Saltanat-Hilafet kurma ideolojisine sahip olan bu Pan-İslamist dönekler; Abdülhamit yıkıldıktan sonra, bir anda Kafkasya, Türkistan vb.. dünyadaki bütün Türk soyundan gelenleri bir araya getirerek devasa bir Türk İmparatorluğu kurmayı amaçlayan Pan-Türkist ideolojinin savunucuları haline geliverdiler ve imparatorluğun kaderini Almanlara teslim ederek ve savaşta Almanya’nın yanında yer alarak askeri felaket, ekonomik iflas ve ülkenin parçalanmasına neden oldular. İşte Mustafa Kemal, eski imparatorluğun bu eski askerlerine karşı mücadele vermek mecburiyetinde kaldı.''

 

''M. Philips Price 19 Mayıs 1957 tarihinde Loraine’ne şu mektubu yazmıştır:

 

“Atatürk’ün ölüm yıldönümü nedeniyle hazırlamış olduğunuz yazıyı bana gönderdiğiniz için teşekkür ederim. Atatürk hakkında diktatör derken açıkçası bu kelime üzerinde çok düşünmüş değildim. İfade etmek istediğim, tek parti yönetiminin egemen olduğu TBMM’nin ilk günlerinde meclis hem yasama, hem de yürütme yetkilerini elinde tutuyordu. Bu devrimi gerçekleştirme maksadını güdüyordu ve lider muhalefeti engellemek için baskı uygulamak mecburiyetinde idi. Rus Devrimine şahit olduğum için bu konuda Rusya ve Türkiye arasında benzerlikler olduğuna inanıyorum. Baskı dönemi her iki ülkede de gerekli idi. Ama bununla birlikte Rusya’daki sistem katı idi çünkü devrimin felsefesi değişimi kabul etmiyordu. Ancak Türkler pratik ve faydacı bir anlayış benimseyerek bu dönemi kolaylıkla aştılar. Ve sonuçta sistemleri Batı Avrupa rejimine yakın bir hale geldi.

 

Geçen yıl kendi “Türkiye Tarihimi” yazarken 1925 yılında gerçekleşen Kürt isyanı karşısında Atatürk’ün takındığı tutum nedeniyle kafam biraz karışıktı. Bu dönemde istisnai kanunlar uygulanmıştı ve doğru dürüst bir yargılama yapılmadan çoğu kişi asıldı. Bu dönemin diktatörlük dönemi olduğunu düşünüyorum ancak bu siz Büyükelçi olarak Ankara’ya atanmadan çok önceydi. Sizin yayınınızı okudum ve kesinlikle ben de sizin gibi Atatürk’ün diktatörlük sıfatı yapıştırılarak Lenin’le aynı yere konulmasına karşıyım. Ama Cumhuriyetin kritik dönemlerinde baskıcı bir idare vardı34.

 

Bu mektuba karşılık Loraine, 23 Mayıs 1957 tarihinde M. Philips Price’a şu mektubu göndermiştir:

 

“14 Mayıs’ta size göndermiş olduğum mektuba cevap olarak 19 Mayısta bana göndermiş olduğunuz mektuba teşekkür ederim. İkimizin temelde düşünce ayrılıklarına sahip olmadığımıza inanıyorum. Atatürk, Hitler ve Mussolini ile aynı kefeye konulamaz. Bu konuyla ilgili sanki Atatürk’ü savunuyormuşum gibi görünsem de bu yanlış anlaşılmanın müsebbibi “Grey Wolf” (Bozkurt) adlı kitabının yazarından başkası değildir.

 

Bu konuyla ilgili beş yıl boyunca Ankara’da büyükelçiliğim esnasında incelemeler yaptım. Bu dönemde Mustafa Kemal’in yakın çevresini oluşturan ve İttihat ve Terakki Cemiyeti döneminden beri O’nu tanıyan bazı kişileri dinleme şansına sahip oldum. Bu kişiler de Mustafa Kemal’in Enver ve Talat’ın 1914 yılında Almanların yanında yer almasına kesinlikle karşı olduğunu belirttiler. Bu kişiler, Almanya savaşı kazansa da kaybetse de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanacağına dair 1914 yılında Mustafa Kemal’in yapmış olduğu kehanete yürekten inanmışlardı.''

 

Evet, 1925 yılındaki isyanı birde yabancının sözlerinden okuyun...

25.06.2009 11:32
#36

İngiliz kamuoyunda olduğu gibi Türk kamuoyunda da Loraine’nin Atatürk’ün içki ve poker arkadaşı olduğu kanısının hakim olduğu, Onun 21 Kasım 1958 tarihinde Muharrem Nuri Bilgi’ye yazdığı mektuptan anlaşılmaktadır. Bu mektubunda Loraine şöyle demektedir:

 

“… 6 Kasım tarihli mektubunuzun dördüncü paragrafından anladığım kadarıyla arkadaşlarınız tarafından yanlış bilgilendirilmişsiniz. Ben yalnızca Atatürk ile iki kez poker oynadım. Her iki oyun da Reza Shah Pahlavi’nin ziyareti esnasında gerçekleşti. İlki Ankara Palas Otelde; ikincisi ise The Shah tarafından Ankara büyükelçiliğinde verilen resepsiyonda idi.

 

Ankara Palas Oteldeki yemekte ben otele geldikten bir saat sonra Atatürk geldi ve salondaki herkes ayağa kalktı. Geldikten yarım saat sonra da beni yaveri aracılığı ile bir kadeh şarap içmeye davet etti. Bunun Cumhurbaşkanının konuşmak istediği şahısla iletişim kurmak için kullandığı bir yol olduğunu anlamak pek güç değildi. O gece benim konuklarım Karabük’deki Çelik işini üstlenen British Company yetkilileri ile hazinenin İhracat Kredi Bölümü temsilcileri idi. Hep beraber Atatürk’ün masasına gittik. Bize direk pek çok konuda zorlayıcı sorular yöneltti ancak biz hepsini yanıtlayabildik ve o memnun kaldı. '' Yine aynı kaynaktan...

 

Hani British yetkililerine bir şey dediğim yok ama, bunu şimdiki hükümet yapsa ne olur aceb? Bana ilginc geldi...

25.06.2009 13:41
#37

''Bu çalışmada Pierre Bovet’in Ege Konferansları ve Türk Eğitimine İlişkin Düşünceleri ele alınmıştır. Cumhuriyet döneminde eğitimle ilgili olarak Türkiye’ye resmî ve gayrî resmî pek çok uzman gelmiştir. Bunlardan birisi de Cenevre Jean Jacques Rousseau Enstitüsü Müdürü olan Pierre Bovet’dir.'' başlıyan yazı devam ediyor.

 

 

Bovet, ülkesine döndükten sonra Türkiye hakkında, özellikle de İzmir’deki inceleme ve konferanslarıyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“İzmir Maarif Emini Fuat Beyin daveti ile Adolphe Ferriere’den sonra, İzmir ve havalisinde bir seri konferansları vermekten ve yeni Türkiye muallimleri ile on beş günlük sıkı temastan geliyorum. Oralarda hep mecmuamızın dostlarını düşündüm. Şimdi size Türkiye’de gördüklerimi söyleyeceğim:

Gazi Mustafa Kemal adında bir şef çıktı ve Türkiye doğdu. Bir inkılâp oldu ki, eşini yalnız Japonya’da görebiliyoruz. Hatta Türk İnkılâbı, Japon İnkılâbı’ndan daha mucizevidir. Zira Türk inkılâbı, ananelerle alakasını kesmiş bir nasyonalizmdir. Türkler bir taraftan memleketlerinin hakiki sahibi olmak için (yalnız Eski Şark tarihinde görülen) ahali mübadelesini konuşurken, asırlardan beri gelen kapitülasyonları ilga ile birçok noktalarda ecnebileri pek sevmez iken; diğer taraftan; arşını atıp metreyi, kendi takvimlerini atıp Hıristiyan takvimini aldılar. İslâmî ananelerle alakalarını kestiler.

 

 

 

Kadınlara haklarını verdiler. Şapka giydiler. Arap harflerini attılar. Garbın vurmak istediği boyunduruktan kurtulmak için Garbı takip etmek; Gazi’nin Türk milletine teklif ettiği heyecanlı cehdin manası işte budur.

 

 

 

Yenileşme her sahada var: İsviçre medenî kanununun kabulü, devlet ve din işlerinin ayrılması inkılâbın kanunî cepheleri. Fes yerine şapka, inkılâbın en göze çarpan cephesi. Kendilerinin ehemmiyet verdiği en büyük şey yeni harflerin kabulüdür.

 

 

 

Zira 1929 senesi iptidaisinden beri kabul edilmiş olan yeni harfler (ki Arap harfleri ile bir şey yazmak memnudur) sayesinde halkı okutma kolaylaşmıştır. Yeni harfler Türkçe’yi tamamen fonetik bir imla sahibi yapmıştır. Fransızca-İngilizce hocalarının kulakları çınlasın.

 

 

 

Cenevreli bir kız ile evlenmiş bir Türk anlattı ki, zevcesi yirmi senedir İstanbul’da olduğu halde eski yazıyı öğrenememişti. Aynı ailede seksen yaşında bir Türk nine, yeni harfleri sevinerek öğrenmiştir. Yeni harfler, herkes tarafından büyük bir heyecanla kabul edilmiştir. Muallimlere gelince, bunlar için yepyeni bir hayat başlamıştır. Birçok çocuk kitapları tabediliyor. İngilizce’den yirmi beş kadar kitap tercüme edilmiş olup çoğu muhtelif memleketlerde çocuk hayatından bahistir. (İsviçreli “İkizler” kitabı da var). Rousseau Enstitüsünün eski talebesinden İbrahim Alaaddin (Govsa) Bey tarafından tercüme edilen “Çocuk Kalbi” zaten vardı. Alaaddin Bey, küçük larus şeklinde olan (yeni lügat )ın da başlıca müellifi erindendir. İngilizce’den tercüme edilen çocuk ansiklopedisi de var, yarısı eski harflerle, son nüshaları yeni harflerledir. Hasılı bugün Türk çocuğu ve muallimi bu nevi kitaplarca öyle menbalara malik ki bizim Fransızca’da muadili yok yani Fransız eserlerden daha zengin.

(...)Bütün ilk mektepler muhtelit. Çocuk himayesi cemiyeti reislerinden biri ile konuştum; Bu muhtelit unsurun can sıkacak hiçbir arıza tevlit etmediğini söyledi. İşte bazı Latin memleketlerinin alacağı ders. Bir kız ile bir erkeğin aynı rahleye oturması (skandal) olur diye bağırıyorlar.''

 

Yani bazı Latin memleketleri karma eğitime skandal diyorlarmış. Bizimkisi ise bir örnek o memleketlere...

 

Alın size başka bir çelişki:

 

''Kezalık milliyet terbiyesi ile enternasyonal idealin nasıl uzlaştırılacağını soruyorlardı. Dini terbiye hakkında pek çok kimselerin sualleri karşısında kalmam pek şayanı dikkatti. Anlatıldığına göre mektebi laikleştirirken Türk Cumhuriyeti din hissini kökünden söküp atmak istememiş veyahut bu his lüzumsuzdur dememiş. Muallimler dahi asla materyalist olmayıp idealizm yollan aramaktadırlar.''

 

Şimdi aynı yazıdan bir kaç satır ilerisine bakalım:

 

'Asım İsmet’in kaleme aldığı yazı şöyledir: “Profesör Bove, İzmir’e geldi. Adolf Feriyer’den sonra ikinci defadır ki, beynelmilel bir şöhreti haiz bir alim, tetkikat yapmak maksadıyla İzmir’e geliyor(...)' girişi sonrasında Asım İsmet'ten yapılana alıntı şöyle devam etmiş:

'(...)Profesör İzmir’e niçin geliyor? Cevabı gayet basittir. Bu yaz Cenevre’de elimizi sıkarken çok iyi şeyler dinlemiş ve bunları yakından görmek ihtiyacım duymuş bir mütecessis heyecan ile, “Adolf Feriyer’in neşriyatı ile Türkiye ve tahsisen İzmir mektepleri bizim için mutlaka görülmesi icap eden bir saha halini aldı. Tahakkukuna çalıştığımız yeni fikirlerin memleketinizde tatbik sahasını görmek bizi çok mütehassıs ediyor”. Sonra eliyle sakalını tutarak, “İlk fırsatın ben de Feriyer gibi İzmir’e gelmek isterim...” dedi. Bove’nin ateşli bir tecessüsle söylediği bu sözleri, biraz sonra Balkan Devletleri murahhaslarının ağızlarından biraz kıskanç bir hisle çıktığına şahit oldum. Sofya Darülfünunu profesörlerinden Bulgar pedagogu Kaçarof, bu defa Cenevre’de bizi görür görmez biraz acı bir tebessümle, “Şarkla birlikte eski terbiye sistemlerine veda ettiniz. Türkiye, alimler için, bizim memnuniyet ve gıptamızı celbeden bir tetebbu ve tetkik merkezi oluyor” dedi. Bu sözler doğru ve hakikidir. Bugünkü mekteplerimiz, beşerî zeka ve buluşun en son sistemlerinin tahakkukuna çalışan birer millî ve insanî müesseselerdir. Eski sistem, sarıkla beraber ortadan kalktı. Bugün ortada bir çocuk, onun terbiyesi içinde tabiatın çizdiği kanunlar var. Çocuğu tabiata göre yetiştirmek, pedagojinin yegane gayesidir.'

 

İmdi gelelim çelişkiye:

İşaretlediğim ifadeleri yan yana yazarsak ne olur? Çelişki... Yazalım:

 

Bugün ortada bir çocuk, onun terbiyesi içinde tabiatın çizdiği kanunlar var. Çocuğu tabiata göre yetiştirmek, pedagojinin yegane gayesidir. Anlatıldığına göre mektebi laikleştirirken Türk Cumhuriyeti din hissini kökünden söküp atmak istememiş veyahut bu his lüzumsuzdur dememiş. Muallimler dahi asla materyalist olmayıp idealizm yollan aramaktadırlar.

 

Çelişkiyi gördünüz değil mi? 'tabiatın çizdiği kanun' ne demek? Bal gibi materyalist anlayış... 'materyalist olmayıp idealizm yollan aramaktadırlar' ne demek? E boşuna dememişler. Komünistler her şeyi istismar ederler...

 

Kaynak:ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 61, Cilt: XXI, Mart 2005

04.08.2009 13:00
#38

''Atatürk"ün askerlik tarafına hayret etmiyorum. Her meslekte deha sahibi insanlar vardır, buna şaşılmaz. Fakat İsviçre Medeni Kanununu kabul etmek ve Türkiye"de yürürlüğe koymak! Bu âdeta dehanın da üstünde bir şey, hukuktan anlayan ve insan haklarına inanan biri sıfatıyla söylüyorum. İşte buna hayranım!'' Fransız Milli Meclisi Başkanı - EDOUARD HERRİOT

 

''Şahsiyeti, Fransızların (Lejyon donör) nişanıyla mükafatlandırılan Tanzimat Mecellesine karşılık, boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İşviçreli Türk Medeni Kanunu nedir?

Aynı kazana bir kerecik sokulup çıkarmakla elde edilen Türk Ceza Kanunu?..'' İdeolocya Örgüsü'nden... Necip Fazıl kısakürek

 

Görüyorsunuz komediyi değil mi?

 

Fransız Meclis Başkanı, yine kendilerinin şu mehur Lejyon donör nişanıyla mükafatlandırılan bizim Mecellemizi dozlu raflara atarak, Üstadın diliyle konuşursak, '...boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İşviçreli Türk Medeni Kanunu...' kabullendik diye hemen deha yaftasını yapıştırmış... Çelişki pek büyük... Fransızlar olarak hem bize has Mecelleyi mükafatlandır, hem de o Mecellenin yerine kabul edilen tercüme kanunlarını bir dehalık say... Hayret ki, ne hayret...