En hakiki mürşid...
neyse...
Ulu Önder'imizin bedeni, öldükten sonra kaç gün toprak üzerinde kaldı? Hani derler ya, toprak da kabul etmiyor. Tabiki yok böyle bir şey de, milletimiz her şeye enfes bir benzetme bulduğundan olacak ki, bu mevzuuyu da böyle okudu... Aceba niye böyle okudu?
Ah dostlar ah!..
Hocanın biri hutbeye çıkacak ve hutbesini aldığı emir üzerine Türkçe okuyacak. Hoca emir aldığı kişiye, okuyacağı hutbeyi önceden gösterir. E hocamızın okuyacağı hutbeyi önderimiz beğenir. Dur şimdi, hocanın aklına bir şey takılır. Dur bakalım nedir o takılan şey?
Hoca:
Hutbeye çıkarken sarık saracak mıyım?
Cevap gelir:
Hayır, sarığı bırak. Benim gibi, başın açık ve fıraklı. Ne diyeyim, devrim yapılıyor.
Hoca:
Peki, dedim.
Bu hocamız Kur'an'nı Türkçe okuyan ilk hocamız. Camii de Süleymaniye Camii'si... İsmi de hocamızın, Hafız Sadeddin Kaynak...
Yahu Erzurum Kongresinin bitiş nutkunun sonunda, hem de enfes bir yazıyla ne yazıldı aceba?
Ha birde meclisin açılışı Cuma'ya alınıyor. Yoksa Perşembe açılacaktı. Dualarla açılıyor. Yahu Hacı Bayram Veli'ye uğruyorlar daha önceden.
1930'lu yıllardaki lise tarih kitapları da ortada duruyor.
Satılan, yıkılan, ahır yapılan camiler.
Rasih hoca Hilal-i Ahmer hey'etine katılıp Hindistan'a gidiyor.Hind Müslümanları müthiş bir ihtiramla heyeti karşılıyor. Rasih Efendi Delhi'de bir Cuma Namazı kıldırmak için hazırlandı. Hutbeye başladığı anda İngilizler büyük afişlerle müslüman mühitine bir şeyler yaymaya başladı. Hilafetin kaldırılması ve Halife'nin de ülke dışına sürüldüğü haberiydi afiştekiler. Afişler cami ve sokaklara bu esnada asılıyor ve camiye sonradan gelenlerin bu afişleri okumaları üzerine camidekiler de haberdar edilmiş oldu ve böylece kıyamet koptu. Rasih Hoca hayatını güç bela kurtardığını söylüyordu, türkiye'ye geldiğinde... Rasih Hoca Meclisi temsilen heyete katıldı yani, kendisi bir mebustur.
Bu vaziyet Mustafa Kemal Paşa'ya bildirilince, cevabı şöyle olmuş:
''Hocam, ne kazandık zaten, evvelce Saltanat'la Hilafet'i yekdiğerinden ayırmıştık. Halife'nin bir imam mahiyetinde kalmasında ne mahsur vardı. Yalnız, şu oldu ki, büyük İslam tebalarına malik olan hükümetler bu manevi mebutiyetin kesilmesinden fevkalade istifa ettiler. Onların asırlarca uğraşıp muvaffak olamadıkları bir işi biz kendi elimizzle baltaladık, işte bu oldu. İngilizler de bizim buradaki hatamızdan fırsat fevt etmeyerek büyük istifade temin etti.''
Ben Kadirbeyoğlu'nun yalancısıyım...