Osmanlı'ya Dair...

Başlatan: remz Tarih: 07.03.2012 22:23 Cevap: 3

RE
07.03.2012 22:23
#1

¥ l930′lu yılların Türkiyesi’nde Urla gibi bir Ege şehrinde bile insanların açlıktan öldüğünü…

 

¥ Ülkenin pek çok yerinde kefen bezi alacak kadar parası olmayan vatandaşların, Diyanet İşleri Başkanlığı’na müracaat ederek, ölülerini kefensiz gömme izni istediklerini, Başkan Şerafettin Yaltkaya’nın ise, herhangi temiz bir bezle kefenleyip defnedebileceklerine ilişkin “fetva” verdiğini…

 

¥ 950 yılına kadar liselerde ders kitabı olarak okutulan “Tarih II” isimli kitapta Kâbe’nin “tavla zarı”na benzetildiğini, “Hicret”în “kaçış” olarak nitelendiğini, Peygamber Efendimiz’den “Hicaz Peygamberi” olarak bahsedildiğini, buna mukabil yalancı peygamber Müseylime’nin bir hayli övüldüğünü ve Kur’an’ın “Muhammed’in fikirlerinin toplu olduğu kitap” şeklinde tanıtıldığını…

 

¥ Ortalama bir memurun aylık maaşının 50 lira olduğu yıllarda, 75 bin lira gibi büyük paralar harcanarak heykel dikildiğini…

 

¥ Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babaannesi Hayme Ana’nın Çarşamba Köyü’ndeki (Bilecik/ Domaniç) türbesini Sultan II. Abdülhamid’in tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle, zeminini Hereke halılarıyla kapladığını, ancak tek parti yönetimi döneminde o muhteşem halının türbeden alınarak, partinin İnegöl İlçe Merkezi’ne serildiğini, atlas perdelerin ise kaymakamlık binasında kullanıldığını…

 

¥ Osmanlı Devleti, cumhuriyete dönüştükten sonra, ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre sefaretine giderek: “Herkes bu pasaportla alay ediyor, oysa eskiden Osmanlı pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb’asıyım ne olur bunu değiştirin” diye sefaret yetkililerine yalvardığını…

 

¥ 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gelişme yolunu tıkadığı ve Osmanlılarla savaştığı için Katolik Avrupa tarafından kendisine “Hıristiyanlığın şövalyesi” unvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın ölüm döşeğinde, evlatlarına, “Bir gün korunmaya ihtiyaç duyarsanız, Asla Rus’a yanaşmayın, çünkü haindir, sizi yok eder. Kendinizi gönül rahatlığıyla Osmanlılara emanet edin, çünkü onlar âdil ve merhametlidirler” diye vasiyet ettiğini…

 

¥ 1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete oturan dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen’in, “Bu Suudi Arabistan’ın ilk tuzdan arıtma tesisidir” demesi üzerine, Fransız Büyükelçisinin, “Hayır ekselans, bu Suudi Arabistan’ın ikinci tuzdan arıtma tesisidir. İlkini sizin dedeleriniz (Osmanlılar) 1800′lü yılların sonunda gerçekleştirdiler” diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini…

 

¥ Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kaybettiğimiz topraklarda yaşayan çeşitli halkların Osmanlı’yı hâlâ hürmetle andığını, yaşlı bazı Cezayirlilerin ve Libyalıların boyunlarına muska diye Osmanlı parası taktığını…

 

¥ Osmanlı Devleti’nin şahlanış dönemine rastlayan günlerde, Avrupalı papazların, Hıristiyan vatandaşlarını teselli etmek için, “Dünya hakimiyeti Türklere, Cennet de Hıristiyanlara verildi” şeklinde izahlar getirdiklerini (şimdi de biz öyle yapıyoruz), ama cemaatin çoğunun buna inanmadığını, “Dünyada dünyamızı elimizden alan alanlar, ahirette de cennetimizi alırlar” diye söylendiklerini…

 

 

 

...BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

 

Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit (2012-02-29)

RE
09.03.2012 23:05
#2

VE....

 

Pis Kokusundan Dolayı Kovulan Elçi Veli lakaplı II. Bayezid'in padişahlığı. döneminde İstanbul'a, Moskova kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin geldiğini . .

Bu adamın, insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı yıkanması için hamama götürüldüğünde, bu keferenin hayatında hiç hamam görmemiş olup yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina olmadığı için kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı İstanbul'dan kovulduğunu...

 

 

İçi Yivli Toplar ve Ecdadımızın Sızlayan Kemikleri

Yavuz Sultan Selim Han'ın Ridaniye Savaşı'nda, ileri görüşlü babası Sultan II Bayezid' ın icadı olan "içi yivli topları kullanarak büyük başarılar elde ettiğini..

Bugün ise bizlerin hala II Bayezid'in bu büyük icadını tarih kitaplarımızda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi" diye okutma gafletini göstererek ecdadımızın kemiklerini sızlattığımızı..

 

İade-i Ziyaret

Meşhur bir politikacımıza Fransa'da: "Siz Osmanlıların Viyana kapılarında ne işiniz vardı? diye sorması üzerine, o politikacımızın gayet veciz bir şekilde: "Haçlı seferlerinin iade-i ziyaretiydi diye cevap verdiğini .

 

İnsanlığın En Muhteşem Harikası

Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :

"Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht'un:

 

"Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır" diye cevap verdiğini...

 

Ağaca Asılan Zekat Parası

Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını

Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:

"Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al" diye yazdığını..

Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını......

 

 

Abdülhamid Han'ın İstihbarat Gücü

Batılı emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanıp kışkırtarak Anadolu'da karışıklıklar çıkardığı günlerde, İngiliz Büyükelçisi'nin Sultan Abdülhamid'e gelip, küstahça: "Daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz?" diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu Hakan'ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek:

 

"Filan gün, filan saatte Karadeniz'in filan noktasına yaklaşıp, karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz. " cevabını verdiğini...Sultan Abdülhamid'in bu muazzam istihbarat gücü karşısında İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını...

 

10.03.2012 00:58
#3

Osmanlı işte, herşeyiyle, ölüsü yeter derler ya aynen öyle ölmesi bile yüzyıllar süren, can cekişirken bile saygı duyulan ne muazzamn bir devlet. ecdadımız yani atalarımız... ne hale geldik, getirildik...

 

günümüzde hala Endonezya da ve bazı Afrika köylerinde Sultan 2. Abdülhamid Han adına hutbe okunuyor...

 

Osmanlıyı ne gün anlarız bilmem ama anlayabildiğimiz gün aslımıza rücu ettiğimiz gün olacaktır diye düşünüyorum...