Elimde matbu şekliyle varolan "7 Hadis İmamının İttifak Ettikleri Hadisler" (İbrahim el-Hazimi) adlı kaynakta yukarıda bahsi geçen rivayetlerden (nahide arkadaşımızın belirttiği) yalnızca ikinci sırada yer alan rivayete benzer bir Hadis-i Şerif naklolunuyor. Elimdeki matbu kaynakta diğer rivayetlere benzer nakiller mevcut değil. Özellikle, ilk Türkçe sözlük olması hasebi ile nam salmış bir eser olan Divan-ı Lügati’t Türk kaynaklı rivayet, Kaşgarlı Mahmut’un sözlük girizgahını pek de andırır nitelikte olması ve neretva kardeşimizin dikkatleri çektiği noktanın da cari olması nedenleriyle muteber bir rivayet olma özelliğinden uzaktır. Malumunuz Kaşgarlı Mahmut Türkçe’nin Arapça’dan üstünlüğü iddia ettiği eserinin girizgahında şöyle buyuruyor:
"Allah'ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yer yüzüne hakim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türkler'in eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Haktan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hakimi olan Türkler'e herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya naili olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir…"
Hadis-i Şerif gibi zaman ve mekan üstü ulvi kelamlar üzerinde bazı amaçlarla tahrifat yapıldığı vakidir ama bu, bizleri bütün Hadis’lerden şüpheye düşecek mevkiye de sevk etmemelidir. Bu noktada muteber kaynaklardan istifade edilmesi en doğru olanıdır. Tahrifat yapanların Huzur-u İlahi’de dile getirecekleri makbul bahaneleri var mıdır bilinmez (!). Hülasa, elimdeki kaynakta Türk lafzının geçtiği ve imamların büyük ölçüde ittifak ettikleri Hadis-i Şerif’i aşağıya yazıyorum. Fakat konu hakkında tam bilgi sahibi olunabilmesi için dipnotların da okunması gerektiğini işaret ediyorum. Bunun dışındaki rivayetlere dair muteber kaynakları olanlar varsa yazabilirler.
Saygılarımla.
1. Türklerle Savaş
294. Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
"Siz, ayakkabıları kıldan (yapılmış) bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır ve siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır.[135] (Birinci rivayet)
(Hadisin lafzı, Buhârî'ye aittir.) [136]
Süfyân (ibn Uyeyne), bu hadise; Ebu Hureyre'den naklen şunu ilave yapmıştır: der ki:
Gözleri küçük, burunları yassı, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olan....[137]
Konu ile ilgili bir rivayet ise şu şekildedir:
(Sizler), kıyametin önünde, ayakkabıları kıldan (yapılmış) bir kavimle savaşacaksınız. Yüzleri kılıflı kalkanlar gibidir. Yüzleri kırmızı, gözleri küçüktür.[138] (İkinci rivayet)
Bu hadis(in bu şekildeki metinlerin)i; Buhârî ile Müslim rivayet etmiştir. Yine Buhârî'nin, Kays b. Ebi Hâzim'den yaptığı rivayet ise şu şekildedir:
Biz, Ebu Hureyre (r.a)'(ın yanına)a geldik. Ebu Hureyre dedi ki:
Ben, Resulullah (s.a.v) ile (sıkı bir şekilde) üç yıl beraber bulundum. Ömrümde bu yıllar kadar, söylerken kendisinden işittiğim hadisi ezber etmeye hırslı olmamışımdır. Resulullah (s.a.v.) eliyle işaret ederek:
Sizler, kıyametin önünde, ayakkabıları kıldan (yapılmış) bir kavimle savaşacaksınız. İşte o, (arzın boş yerinde) ortaya çıkacak (olan bir kavim)dir buyurdu.
(Hadisin ravisi) Süfyân bir defasında: 'Bunlar, Ehlu'l-Bâzir, yani Farslar'dır. [139]
Yine Buhârî'nin konu ile ilgili bir rivayetinin sonunda şu ilave yer almaktadır.
İnsanların en iyilerinden bir kısmını, emir (devlet başkanı/yönetici) oluncaya kadar şu idare (=devlet başkanlığı/yönetim) konusunda (bu emirliği) arzu etmeyen kimseler (olarak) bulursunuz, insanlar, madenler (gibi)dir. (Kimi halis, kimi karışıktır.) Onların cahiliyette hayrlı olanları İslam (döne-min)de de hayrlı kimselerdir. Sizden birisinin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onda beni görmesi, ona kendisinin bir kat daha ailesi ve malı olmasından daha sevimli olacaktır.[140]
Yine Buhârî'nin konu ile ilgili başka bir rivayetinde, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
"Sizler, Arap olmayan (topluluk)lardan olan Hûz ve Kirman (halkıyla) [141] savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onların yüzleri kırmızı, burunları basık, gözleri küçük, yüzleri kılıflı kalkanlar (gibi)dir, ayakkabıları kıldan yapılmıştır. [142]
Müslim'in konu ile ilgili rivayeti ise şu şekildedir:
Müslümanlar; yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olup kıl elbise giyen ve kıl (ayakkabı) içinde yürüyen bir kavim olan Türklerle savaşmadıkça[143]kıyamet kopmayacaktır.[144] (Son rivayet)
Ebu Dâvud ise birinci [145] ile son rivayeti [146] nakletmiştir. Tirmizî ise birinci rivayeti nakletmiştir.
Ebu Dâvud ile Nesâî, son rivayeti nakletmiştir. Yalnız Ebu Dâvud, "Kıl (ayakkabı) içinde yürürler" ifadesini nakletmemiştir.
----------------------------
[135] Buhârî, Cihâd 95, 96; Müslim, Fiten 62-66 (2912); Ebu Dâvud, Melâhim 9 (4303, 4304); Tirmizî, Fiten 40 (2216); Nesâî, Cihâd 42; İbn Mâce, Fiten 36 (4096); Ahmed b. Hanbei, 2/319
[136] Buhârî, Cihâd 96
[137] Buhârî, Cihâd 96
[138] Müslim, Fiten 66 (2912)
[139] Buhârî, Menâkıb 25
[140] Buhârî, Menâkıb 25
[141] Said Havva bu konu ile ilgili olarak şöyle der:
"Hûz, Kirman ve Türk toplumlarından söz eden hadislerde, aynı toplumlara ait özelliklerin ele alındığını görmekteyiz. Bu özellikler ise Moğol ve Tatar toplumlarına ait özelliklerdir. Bu halkalardan "Türk" olarak söz edilmesi, Kafkas dağlarının arkasında oturan halkların tümünün Türk olarak adlandırılması sebebiyledir. Müslümanlar, bu halklardan bazılarıyla kendi topraklarında çarpışmışlardır. Bu halklardan Osmanoğulları gibi bazıları da, Müslüman olmaları sebebiyle Tatar ve Moğol dalgalarının önünden kaçarak batı taraflara yerleşmişlerdir."
B.k.z: Said Havva, İslam Akaidi, Aksa Yay., İstanbul 1996, 3/209-210 {ç}
[142] Buhârî, Menâkıb 25
[143] Hadiste, Müslümanların Türklerle savaşacağı bildirilmekte ve Türklerin şekli tarif edilmektedir.
Beyzavî (ö. 691/1291)'nin İfadesine göre; yüzlerinin kalkan gibi olmasından maksat, geniş olmasıdır. Kılıflı olmasından maksat ise, sert ve etli olmasıdır.
Ayrıca hadiste kıldan yapılmış elbise giyecekleri bildirilmektedir. Bazı alimler, bu cümleyi; kıldan dokunmuş pabuç giyecekleri şeklinde açıkimışlardır. Nevevî (ö. 676/1277)'de bu izahı yapanlardandır.
Hadisteki tarife göre, Müslümanlarla savaşacak olan milletin, Tatarlar olması muhtemeldir. Aynî (ö. 855/1451}, Resulullah (s.a.v)'in işaret ettiği ordunun Cengiz Han ve torunu Hulagu'nun komutasında İslam alemini yakıp yıkan, gaddarlığı dilere destan olan Tatar ordusu olduğuna şöyle işaret etmektedir:
"Resulullah (s.a.v)'in haber verdiği bu savaşların bir kısmı, (hicri) 617 tarihinde meydana gelmiştir. Türklerden büyük bir ordu çıkarak bütün Horasan diyarını kılıçtan geçirmiş, bundan sadece mağaralara saklananlar kurtulabilmiştir. Bunlar; Rey, Kazvİn ve Mera-ğa'ya kadar ki bütün İslam beldelerini çiğneyip geçmişler, kadınlarını esir edip çocuklarını kesmişlerdir. Sonra da İsfahan'a ilerleyerek sayısız insanı öldürmüşlerdir. Atlarını camilere doldurup cami ve mescitlerin direklerine bağlamışlardır."
Kurtubî (ö. 671/1273)'de, "Tezkire"de Moğol ve Tatarların üç çıkışları olduğunu şöyle belirtmektedir.
Birincisinde; Maveraunnehr çevresindeki Horasan beldelerinde yaşayan İnsanların tümünün canlarını kıyıp Sasanoğullarının hakimiyetine son vermişler, Peşaver şehrini tamamen yakmışlar, Harezm halkından önlerine geleni öldürmüşler, Rey, Kazvin, Erdebil, Azerbeycan beldelerinin merkezi durumundaki Merağa şehirlerini ve daha başka şehirleri tamamen yerle bir etmişler,
ikincisinde ise; Irak'a ulaşıp buranın en büyük şehri olan İsfahan'a saldırmışlar, şehrin halkı hadis ilmiyle uğraşmakta olup yüce Allah'ın yardımıyla Moğola saldırılarına karşı göğüs germişler, Moğolların çoğu öldürülmüş olup okun yaydan çıkması gibi kaçmışlardır.
Üçüncüsünde ise; Bağdat ve çevresindeki beldeler üzerine saldırıya geçmişler, bu beldelerde bulunan insanların çoğunu öldürüp buraları viraneye çevirmişlerdir. Ardından çok kısa bir süre içerisinde Suriye ve civarını da ele geçirmişlerdir. Aynu Calut denilen yerde Moğollar ile Müslümanlar karşı karşıya gelmişler, bu savaşta Moğollardan çok sayıda asker öldürüldü. Bu yenilgi üzerine Moğolar, Suriye topraklarını terk edip kaçtılar. Daha sonra Fırat'ın arkasına çekilmişler, yenilmiş, perişan olmuş, aşağılanmış ve yüzleri yerlere sürtülmüş olarak geri dönmek zorunda kalmışlardır. Merhum Said Havva ise bu konuda şöyle der:
Bu hadisi şerifte kastedilen saldırıların Moğol ve Tatar saldırıları olması muhtemeldir. Hadis metinlerinde "Türk" ismiyle kastedilenlerin, bilinen Türk halkından daha geniş bir kitleyi içine aldığı anlaşılmaktadır. Bundan dolayı hadislerin açıklamalarını yapan ilım adamları, bu bölümdeki hadis-i şeriflerde işaret edilen olayların, Müslümanların Mogol ve Tatar saldırıları dolayısıyla karşı karşıya geldikleri sıkıntılar olduğunu söylemişlerdir. B.k.z: Said Havva, İslam Akaidi, Aksa Yay., İstanbul 1996, 3/207 (ç)
[144] Müslim, Fiten 65 (2912)
[145] Ebu Dâvud, Meîâhim 9 (4304); Buhârî, Cihâd 96; Müslim, Fiten 62
[146] Ebu Dâvud, Melâhim 9 (4303); Müslim, Fiten 65 (2912)