Hangi Günahlar Görmezlikten Gelinir?
Geçen gün Kadıköy-Bahariye’de alışveriş yapmak için gezinirken Hayrettin Hoca’nın başlatmış olduğu ‘tahammül mü hoşgörmek mi?’ tartışmalarını tarttım içimde. Daha doğrusu gördüğüm manzara/lar beni bu konu üzerinde yeniden düşünmeye sevketti.
Savunma psikolojisinden kurtulduk mu?
Aslında benim bu mevzuyla bağlantılı olarak söyleyebileceğim ilk şey; dindarların büyük bir oranının henüz bir çeşit savunma psikolojisi içinde olduklarıdır. Yani biz hala gerici olmadığımızı, bilakis açık düşünceli olduğumuzu, kimseye bir zararımızın dokunmayacağını isbat etmeye çalışıyor gibiyiz. Düşüncelerimizi ayan beyan ifade etmekten genellikle çekiniyoruz. Çeşitli şeyleri bahane ederek, sözümüzü eğip bükerek konuşmaktan tam kurtulamadık. (Elbette durumun bu şekilde devam etmesinde, rejimin yıllardır Müslümanlara reva gördüğü eza ve cefaların büyük etkisini görmezlikten gelemeyiz. )
'Buğz' mesafesini bile hazmedemeyenler!

Hayrettin Hoca, Müslümanların münkerle, günahla mücadele biçimlerini dile getirince bir kıyamettir koptu. Oysa Hoca’nın söyledikleri, Kur’an’da ve hadislerde yer alan bazı hükümlerin dile getirilmesiydi. Üstelik laik bir rejimde başkalarına kanunların izin vermediği şekilde müdahele edemeyeceğimizi ve Müslümanlar için zararlı sonuçlar doğurabilecek eylemlerden kaçınmamız gerektiğini de vurgulayarak yapmıştı bu çıkışını.
Caddede gezinirken gencecik kızların ve erkeklerin ortalık yerde bira şişelerine gömüldüğünü gördüm. Hayrettin Hoca bir Müslüman olarak bunları hoş görmemem gerektiğini, kendimi korumak için o eylemle arama en azından bir ‘buğz’ mesafesi koymam gerektiğini söylemişti. Haksız mıydı?
Hangi günahlar görmezlikten gelinir?
Kur’an hakikatlerine göre düşündüğümüzde bir Müslümanın İslam’a aykırı eylemleri ve bu eylemin sahiplerini hoş görmesi nasıl mümkün olabilir? Bunlara sadece tahammül edebiliriz. Fakat bunların yanlış olduğunu, Kur’an’a ve İslam’a aykırı olduklarını uygun şekillerde dile getirmek de bizim görevimizdir.
Hepimizin bazı eksiklikleri, yanlışlıkları, günahları, zaafları olabilir. Fakat Allah günahlarımızı faş etmememizi ister bizden. Hatta mümin kardeşimizin gizli de, saklı da işlemiş olduğu günahlarını setrettiğimiz, örttüğümüz takdirde O da ahirette bizim kusurlarımızı, günahlarımızı bağışlayacak, ayıplarımızı yok sayacaktır.
Günahların cazip gösterilmesini engellemek suç mu?
Günahlarıyla övünenleri veya pişman olmayanları ise cezalandıracağını bildirir. Günahların cazip gösterilmesi veya teşvik edilmesi insanı Allah’ın rahmetinden, affından uzaklaştırır. Çünkü kötülük; insanın hevaya düşkünlüğünden, zalum ve cehul olmasından dolayı çok çabuk yayılabilecek bir illettir. Bu yüzden şeytanın, nefsimizin ve başkalarının teşvik ve kışkırtmalarından uzak durabilmemiz; biraz da teyakkuz halinde olabilmemizle ilgilidir.
Teyakkuz ve Müslümanın bitmeyen imtihanı!
Teyakkuzu, Türkçeye günahlara ve kötülüklere karşı alabildiğine uyanık olmak diye çevirebiliriz. Yani bizi yanlışa ve günahlara götürecek, sokacak tüm menhiyyattan, münkerattan, vesveselerden, vehimlerden, düşüncelerden uzak durmalıyız. Ayrıca Allah’ın hoşuna gitmeyecek fiillerin işlendiği yerlerden, ortamlardan elimizden geldiğince uzak durmak da teyakkuzun bir gereğidir.
Bazılarımız bu söylenenlere bakarak şöyle bir itirazda bulunabilir: Kardeşim o zaman Müslüman neyle imtihan olacak? Müslümanı imtihan etmek, ona ecrini veya cezasını vermek Allah’ın işidir. Müslümanın görevi ise kötülükleri, Allah’ın kerih gördüklerini en aza indirmek ve onlardan asla hoşlanmamaktır.
Kötülüklerden uzak dur, insanlardan değil!
İsmet Özel’in yıllardır söylediği teknolojiyi zihinsel olarak kabullenmeyiş ve bireysel hayatımızda ondan en asgari oranda faydalanma prensibine kısmen benzer bir şekilde, dinimizin kerih gördüklerini kalble ve bilinçle reddetmek müslümanlığımızın gereğidir.
Elimizden geldiğince uzak duracağımız şey kötülüklerdir, günahlardır. İnsanlar değildir. Her zaman ve zeminde dinimizin hakikatlerini en yeni ve taze üsluplarla, kelimelerle başkalarına anlatmak boynumuzun borcudur. Bunu canu gönülden istiyoruz. Çünkü bir kişinin hidayete ermesi bizim için dünyadaki her şeyden daha değerlidir. İstemediğimiz şey kötülüklerin işlenmesinin kolaylaştırılıp yaygınlaşmasıdır. Her tür devletin de vatandaşlarını kötülüklerden alıkoyma hakkı-vazifesi vardır. Bir alimin, düşünürün, entelektüelin de bu anlamda Müslümanları, devleti yöneten iktidarı uyarması ve onlara öncülük etmesi, yol göstermesi güzel bir şeydir, bir erdemdir.
İnsanın fıtratını bozan her şey kötüdür!
İslam zor(balık)la gönüllere yerleştirelecek bir din midir ki bizi zorbalıkla itham etsinler. Bizim kötülükleri, günahları benimsemeyişimiz, onlardan uzak durmamız, onları kerih görmemiz ve onların yayılmasını çeşitli şekillerde önlemeye çalışmamız; hem kendimiz için hem de başka insanlar için bir rahmettir. Bazıları Allah'ın kerih gördüklerini, yasakladıklarını kendi yaşam biçimi haline getirmiş diye bizim susup bunları hoş görmemiz beklenmemeli. İnsanın fıtratına zarar veren, onu bozan her şeyin yaygınlaşmasını önlemeye çalışmak asli vazifemizdir. Her ne kadar böyle sefih bir yaşam biçimini, üzerinde konuşulmaya müsaade etmeyecek şekilde benimsemiş kişilere gerçekleri anlatmak çok zor olsa da, böyle olanların sayısı ülkemizde diğerlerine nazaran azdır. Bu yüzden her bilinçli mümin öncelikle İslam'ı elinden geldiğince kendi yaşamının her alanına yedirmeli, yaymalı ve yaşadıklarını, tattıklarını çevresine anlatma yöntemlerini, yollarını arayıp bulmalıdır.
Mustafa Nezihi (dünya bizim)