“Necip Fazıl'a p.ştluk yapmaya kalkan öküzlere!”
Murad Salih
Epey zamandır sanal alemde merhum üstad Necip Fazıl aleyhinde sistematik bir tezvirat-karalama-kötüleme kampanyası yürütülüyor...
Hangi “Laik-kemalist-atatürkçü-kuvvacı” siteye girseniz bu kampanyanın ürünü olan üç beş saçmalığa rastlamanız mümkün....
Bunlardan en ünlüsü de merhum Üstad’ın nasıl iflah olmaz bir Amerikancı olduğunu belgeleyen(!) şu üç beş satır:
"Amerikan politikasını korumakla mükellefiz...
Amerikan siyasetini tutmak biricik yol...
Amerika'dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasında mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz. Dış siyasetimizde Amerikan siyaseti ve iç bünyemizde Amerikanizm politikasını kendimize tecezzi etmez (birbirinden ayrılmaz) bir siyaset vahidine (tekliğine) göre ayarlamakta büyük ve her işe hâkim bir mânâ gizlidir.
“Necip Fazıl Kısakürek
“Büyük Doğu Dergisi
”17 Temmuz 1959”
Alıntı bu kadar...
***
Necip Fazıl hakkında Cumhuriyet gazetesi ve benzerlerinde yazılan zırvalar dışında tek satır okumamamış” olan ve kendilerine "laik-kemalist-atatürkçü-kuvvacı” gibi sıfatlar takan, her biri ayrı bir Güççük Uğur Mumcu taslağı olan, 'Araştırmacı Kuvvacılar Bölüğü' neferi hamşolar da mal bulmuş mağribi gibi bu satırları sanal alemde gezdirerek Üsdad aleyhinde kampanya sürdürüyor: “Bakın ne kadar fena adam, işte şeriatçıların gerçek yüzü bu... Bunların alayı amerikancı zaten... Falan, filan”
Bu arada Küfür ve hakaretin bini bir para... Bunlar aynı zamanda kendilerini nedese antiemperyalist filan da sayıyorlar ya: “Vurun Amerikan uşağı Necip Fazıl’a!”
Bir de her zamanki gibi, Üstad’ın reddettiği (1) yazı ve şiirleriyle mevzuyu beslemek üçkağıtçılığı da cabası...
En son bu mavraya İPsizlerin dergisi Aydınlık atlamış ve Baran’da Sn. Baki Aytemiz’den cevabını almıştı...
Bu karalama kampanyasının kaynağı da bu takımdan -ve bu takımın genel hususiyetlerinden biri olan “okuduğunu hiç anlamama veya /edit/ anlama” özürlüsü- CÖ isimli bir hödükmüş... Bu hödük “irticanın ne kadar fena bir şey olduğunu ispatlamak” için bir kitap yazmış ve kitabına da yukarıdaki satırları irticacıların nasıl birer iflah olmaz Amerikancı olduklarını ispatlamak için belge niyetine koymuş...
Bu kampanyanın sanal alemde izini süreken,İintertürkforum’da o yazıyı oraya yapıştıran kuvvacı ile diğer forum katılımcıları arasındaki tartışmaya rastladım: bir katılımcı şöyle diyordu:
“Necip Fazıl'a p.ştluk yapmaya kalkan öküzlere
“Necip Fazıl'ın 1959 yılının dünyasında, Türkiye'nin yerinin ve rolünün ne olması gerektşiğini irdeleyen çok mükemmel stratejik bir makalesinden üç beş cümle kırpıştırıp ardarda monte ederek onun nasıl iflah olmaz bir Amerikancı olduğunu ispatlamaya kalkışan kemalist camışlara bu yazı benden armağan olsun...
”Okuyup okuyup dünya meselelerine nasıl bakılması gerektiğini öğrensinler de biraz olsun öküzlükten kurtulsunlar... Okuyup da bir /edit/ anlamazlarsa boyundan büyük işleri bırakıp, tren yolunun kenarında bir otlak bulup hem otlayıp hem de trenlere bakmaya devam etsinler... İşte O makale... Virgülüne dokunmadan:” (2)
Katılımcı, sözkonusu makalenin tamamını ve yayınlandığı büyük Doğu mecmuasının orijinalini foruma asmıştı...
Ben de onun yazısının başlığını, bu yazının başlığına taşıdım...
Önce merhum Üstad’ın 1959 yılında Amerika, Rusya, Türkiye ve diğer milletlerin o günkü dünyadaki yerleri, rolleri ve münasebetlerinin ne olduğu ve nasıl olması gerektiğini dörtbaşı mamur bir mükemmellikte tahll eden ve dünya durdukça konusu siyaset olan bütün fakültelerde ders konusu yapılması gereken bu makalesini okuyalım....
***
AMERİKA, DÜNYA VE BİZ
Bugün dünya, milletlerin oluş istikameti ve tekevvün hakkı bakımından iki vâhide ayrılmıştır. Sonunda kaba ve basit iki vâhid... Ya Amerikayı tutacaksınız, ya Sovyet Rusyayı; ya demokrasiyi, ya komünizmayı...
Bunlardan birine temayül derhal ve kat'i olarak öbürüne aykırılık mânasına gelir. Onun için, en küçük Amerikan aleyhtarlığı, hangi zaviyeden olursa olsun, Sovyetleri desteklemek diye anlaşılır. Bu yüzden komünizmaya zıt bir dünya görüşü kerhen de olsa, Amerikan politikasını korumakla mükelleftir.
İkinci Dünya Harbinden sonra Avrupa medeniyetinin büyük mümessilleri, bir nevi iktisadi ve teknik tabiiyet yüzünden dünya görüşlerindeki istiklâllerini kaybetmişler ve mecburî olarak Amerikan hegemonyası altına girmişlerdir.
İmparatorluğunu ve dünya siyasetindeki başbuğluğunu kaybeden şahsiyetli İngiltere, şimdi bütün aksiyonunu ve söz hakkını kaybetmiş mahzun bir ülke halindedir. Almanya, topyekûn varlığıyla ödemek mevkiinde bulunduğu harp felâketini telâfi için, hârika çapında bir kalkınmadan gayri hiçbir gaye sahibi değildir. Avrupa'nın diğer milletleri de, Garp medeniyetini meçhul bir yarına çeken sinsi şartlara karşı, bütün güçlerini, kendi kabukları içinde, ruhî ve iktisadî günü birlik bir ferahlığa yöneltmiş ve dünya politikası üzerinde müessir olmak politikasını unutmuş bulunuyorlar.
Yalnız Fransa (Dö Gol) tecrübesinden sonra bir şahsiyet hummasına düşebildi; ve (frenk) isminin eski temsil hakkı üzerinde yepyeni bir istikamet kolladığını belli etti. Dış politikada ilk defa olarak (Dö Gol)ün; Amerikan hava üslerini Fransadan tasfiyeye kalkması, işte bu istiklâl ve şahsiyet davranışının en bariz işaretidir. Bu işaret, Fransanın artık bir âlet mevkiinden çıkıp, Garp medeniyetini yuğuran şahsiyetli milletlerden biri olmak sıfatını her sahada göstermek ve bütün iç ve dış buhranlarını yenmek istemesinden başka bir maksada yorulamaz.
Hakikat şudur ki, Amerika sadece iktisadi ve teknik üstünlüğü yüzünden, ayrıca hiç bir payı bulunmıyan Garp medeniyetini bütün hakları ve imtiyazlariyle ve açıkgözce nefsine yamamış; ve cihanın komünizma dehşetine karşı kendisini biricik tutamak haline getirmeği bilmiştir. Bu tutamağa el atanlar da, onun iradesine boyun eğmeğe, dünya çapında hiçbir temsil tavrı takınmamaya, şahsiyetsiz yaşamaya ve Amerikalılara mahsus basit ve düpedüz dünyanın bekçiliğini etmeğe mecburdur.
Bu ne boğucu, sıkıcı dünya! Yukarıya tükürsem bıyığım, aşağıya tükürsem sakalım...
Nazariyede materyalist Rusyaya karşı Amerika, cihana öyle ablâk bir çehre vermiştir ki, ikisi arasında sıkışıp kalan Avrupa, evvelâ birincisine, sonra ikincisine karşı (spiritüalist) bünyesini koruyabilmek için ne yapacağını bilememektedir. Birinden korunmanın öbürüne sığınmak şeklinde tecelli eden çaresi, gerçek korunmayı ve şahsiyet müdafaasını büsbütün iflâs ettirici bir durum arzetmektedir.
Bize gelince:
Halk Partisi devrinden beri, mutlak ve mecburi Amerikan siyasetini tutmak, Türkiye hesabına biricik doğru yol... Buna şüphe yok... Cihanın ölüm ve dirim halinde iki yolundan dirim istikametini seçmek milli irade ibresi yalnız bu istikameti gösterdiğine göre, her halde Halk Partisi hesabına büyük bir keşif değil...
Evet, dirim yolu seçildi; fakat bu yolda diri bir anlayış ve şahsiyetli bir tavır gösterilmedi. Vaziyet o türlü idare edildi ki, Amerika bizi cebinde keklik bildi; ve mevzuumuzda, idrâksiz kekliklere mahsus fedakârlıklardan ileriye gitmedi.
Mesele, Amerikan yardımının azlığında çokluğunda değil; Amerika'nın karşısında, yalnız kendi milli tekevvün gayesine bağlı, şahsiyetli bir millet tavrını takınmakta ve ona göre hürmet ve itibar sahibi olmakta...
Coğrafya ve tarihimiz, bizi, kapitalizma ve komünizma sistemleri arasındaki nihaî muhasebenin ana rakamını temsil edecek kadar nazik bir makamda bulundurduğuna göre, Amerika'dan bu makamın dolgun hakkını istemek ve nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalıydı. Olmadı; sanki Amerika tarafından boş bir araziye sevkedilmiş ve hudut bekçiliği almış boğaz tokluğuna çalışır bir millet olduk.
Hele lisaniyle, üslûbiyle, tipiyle, ruh haletiyle ve kendine göre kültürü veya kültür iddiasiyle Amerikalının içimize nüfuzu korkunç bir şeydir. Dolar kuvvetine dayanan ve sade Türkiye'de değil, dünyanın her tarafında kendisini hissettiren bu maddî ve aynı zamanda mânevî nüfuz belki Avrupa'nın ruhî sahada baş derdidir.
Zira Amerikalı, eski bir kök ve şahsiyet damarına bağlı olmaktan uzaktır.Garbın milletler katışığından öyle bir melezdir ki, o milletlere ait ruh uktelerini dibinden tıraş etmiş; ve meselesiz, dâvasız, dertsiz, ıztırapsız, yalnız madde hesaplarına bağlı ve beş hasse plânında yaşar bir yeni insan tipi getirmiştir. Bu yeni insan, elektriğin ne demek olduğunu düşünmez veya düşünmekte bir fayda görmez; onu bir ampul içinde zaptetmeği kâfi bulur. Bu yeni insanın hürriyet fikrinden, daha doğrusu insiyakından başka hiçbir ruhi sistemi yoktur. Başı boştur, ilcalarına tâbidir, her kayıttan ve ölçüden âzadedir, manevî sulta ve disiplin boyunduruklarından hiç birinin hükmü altına giremez; hasılı tam mânasiyle tabiat ve madde insanıdır.
Tarih, şahsiyet, ruhî hayat ve mesele sahibi milletler için de böyle bir tip, ancak bozucu ve çürütücü olabilir. Hele yeni bir hayat ve tekevvün arayan ve henüz olamamış bulunan milletler Amerikalıyı örnek aldıkları gün, meydana, bütün lûgatçesi 10-15 kelimeden ibaret, her ân çiklet çiğneyen ve homurtu halinde konuşan ve anlaşan, hiçbir ruhî müeyyideye kıymet vermeyen başı boşlar topluluğundan başka birşey çıkamaz. Amerikalı tipi, kendi vatanında belki her türlü içtimaî emniyet ve murakabeye malik olabilir; fakat taklitçilerinin dünyasında sadece felâkettir. Amerikaya gidip Amerikalı olmak belki iyi; fakat milleti içinde Amerikalılaşmak mümkün olduğu kadar kötü...
Başınızı kaldırıp büyük şehirlerde şöyle bir halimize bakacak olursanız, Amerikanizm denilen âfetin, kılığımızda, meşrebimizde, üslûbumuzda, edamızda bizi kendimizden ne kadar uzaklara götürdüğünü, yahut götürmek istediğini sezersiniz.
Mekteplerimize, gençlerimize, züppelerimize, zevk-u safa hayatımıza; ve oradan müesseselerimize, evet bütün müesseselerimize dikkatle bakınız yeter!
Bir Amerikan gemisinin İstanbul'a geldiği gün, şehrin geçirdiği telâşın, (Noel) babanın çıkını etrafında çocuklar geçirmez.
Eğer arada bir kendilerinden şu veya bu tarzda, hattâ bayrağımıza kadar uzanan kabalıklar görüyorsak, bunu, Amerikalının mizacında değil, kendi ruhî zebunluğumuzun muhatabımıza verdiği gururda aramalıyız.
İktisat reçetelerine kadar her şeyi sonsuz cömertliğinden beklediğimiz bir millet fertlerinin bize karşı ulvî hareket etmesini beklemek ve böyle bir istidadı da Amerikalıdan ummak, yerinde sayılamaz.
Bize düşen, kendi kendimize sahip olarak, Amerika'nın ebedî müttefiki, Amerikalının da "Sen sensin, ben de ben" tarzında dostu olmaktır.
Amerikalıyı da böylece kendimiz için bir saadet unsuru kılmak... Yoksa belâ haline getirmek değil...
Bunu en küçük milletler yaparken biz yapamazsak hazin olur. Amerika da ancak böyle bir şahsiyete maddî ve manevî itibar biçebilir. Yoksa, gelip geçici menfaatleri bakımından alâkadar olduğu; ve bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasındaki perspektif içinde mutalea ettiği kadrodan ileriye geçemeyiz.
Dış siyasetimizde Amerikan ve iç bünyemizde Amerikanizm politikasını, kendimizde tecezzi kabul etmez bir şahsiyet vâhidine göre ayarlamakta, devlet ve millet çapında kalkınışımızı kuşatacak derecede büyük ve her işe hâkim bir mâna gizlidir.
Bu mâna ta merkezinden ele geçirildiği gün, Türk ve Amerikan bayrakları, biri şu kadar yıldızlı ve öbürü sadece ay ve yıldızlı, iki ayrı dünyanın iki ayrı ve fakat daima beraber mümessilleri halinde yanyana göndere çekilebilirler.
Necip Fazıl KISAKÜREK
Büyük Doğu Dergisi / Sayı 20 /17.7.1959
***
Muhteşem makale bu...
Şimdi bu muhteşem makaleden üç beş satırı cımbızlayarak rahmetli Üstad’ın Amerikancılığına “kanıt” diye kullanan hödüklere ne nedemeli?Veya bu makaleyi okuyup da bugünün dünyasında amerikancılıklarına mazeret diye kullanmaya kalkabilecek işbirlikçiği tek ve vazgeçilmez “yaşam biçimi” olarak benimsemiş uyanık takımına nasıl anlatmalı?..
Yıl 2007...
Amerika da, dünya da 1959’un Amerika’sı ve dünyası değiller...
1990’da Sovyetler Birliği çöktü... Bu çöküş Dünyanın siyasî, hal, vaziyet ve dengelerini kökünden değiştirdi: ABD dünyada tek güç olarak kaldı ve bunun farkına varır varmaz da dünyanın tamamını ele geçirmek için plan ve eylemler yapmaya başladı...
11 Eylül 2001’de bir avuç genç mücahid, olağünüstü bir eylemle 17 Ocak 1991 Irak saldırısına karşılık olarak, ABD’yi kendi ininde ve en canını acıtacak yerlerinden vurdu... Bu eylem dünyanın siyasî durumu, yapısı, gidişatı ve dengelerini çok köklü olarak bir daha değiştirdi: Artık komünizm ve kapitalizm arasında ölümlerden ölüm beğenmek durumunda kalan güçsüz milletler için “ehvenişer- kötülerden daha az kötüsü”nü tercih ederek yaşamaya çalışma dönemini kapandı.. Bu dünyadaki tek gerçek siyasî kutuplaşma olan "Hak-batıl kutuplaşması"nın ilk adımı böylece atılmış oldu.
Bumdan sonra yeni dengelerin ‘iyi güzel-doğrü’nun temsilcisi İslâm 'mücahidl/akıncı/direnişçi'ieri ile kötü-çirkin-yanlış’ın temsilcisi ABD (ve işbirlikçileri) arasındaki halen çok şiddetli bir şekilde sürmekte olan bu savaşın sonucuna göre oluşacağı açıkça görüldü...
Yani, artık antiamerikancılığın da, antiemperyalistliğin de tek bir kriteri/miyarı/ölçüsü/ölçütü var: Dünyanın her yerinde ABD ve işbirlikçileriyle ölüm kalım savaşı veren ‘İslâm mücahid/akıncı/direnişçi’lerine ne kadar dost ve yakınsan o kadar antiamerikancı ve antiremperyalistsin...
Gerisi hikâye...
Dipnotlar:
1- Merhum Üstad’ın Vasiyeti’nden:” İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise, çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: "Koca Hz.Ömer bile Allahın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabelerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır."
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan, yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim...”
2-İmlâ hatalarına dokunmadan iktibas ettiğim bu yazının internet adresi şu: http://f16.parsimony.net/forum28507/messages/214548.htm
Baran dergisinden
Kaynak:http://siradisi.e-politica.com/topic/necip-faz-l-a-p-tluk-yapmaya-kalkan-okuzlere--3795.html