Sanık Polat Alemdar, ayağa kalk!
İtiraf ediyorum, çocukken çok kovboyculuk oynadık. Tahta kılıçlarla epey düşman kovaladık. Cüneyt Abi’nin yeni filmi şehre geldiğinde ilk seyreden imtiyazlı gruptan olup hava atmaktan geri durmadık. Başka mahalleden, diğer okuldan olmayı düşmanlık için yeter şart gördük.
Fakat kırmızı çizgilerimiz çok esnek, cezalarımız çok naifti. Rol modelimiz, sert delikanlı Cüneyt, yarım metre uzaktan yumruk sallıyordu. Bu kavga sahnelerini gerçekçi kılmak için kullanılan ses efektleriyle normalde üç film çıkarılırdı. Bugünkü çocuklar bizim tek nefeste izlediğimiz filmleri kahkahalarla seyrediyor. Onların çizgi filmleri de bizim gibi masum değil. Şeker Kız Candy, Heidi, sinsi köpek Değerli ve Tonton ailesini merakla beklemiyorlar. Burnundan ateş çıkan ejderhalar, hayal dünyalarını altüst eden yaratıklarla büyüyorlar.
Yetmiyor, ebeveynleriyle birlikte kahramanlaştırılan mafyaları izliyorlar. Bir sezonda onlarca karakterin çeşitli şekillerde katledildiği diziler seyredilme rekoru kırıyor. Evlerimizdeki sihirli kutular, zamanla zehirli kutuya dönüşüyor. Sokaklar bu hayal âleminden fırlayıp aramıza karışan tiplerle doldu.
Fark ediyor musunuz, son günlerde okullarda işlenen cinayetler ne kadar profesyonelce. Eskiden de bıçaklı kavgalar olur, çocukların en fazla kolu bacağı çizilir, elbiseleri yırtılırdı. Şimdi kalbin üzerinde kavis çizen, boyun damarlarını ‘ustaca’ kesen katil çocuklarımız var. Trabzon’da papazı öldüren delikanlının soğukkanlılığı kanımızı dondurdu. Mafyatik dizilerde bazı sahneler hiç yabancı gelmez, Batılı şiddet sanayiinden kopyalandığı hemen anlaşılırdı. Bugün sokaklardaki ölüm sahneleri de size tanıdık gelmiyor mu? Evet, hep birlikte tempo tutuyoruz: Sanık Polat Alemdar ayağa kalk! Oh be rahatladık, katili bulup kamu vicdanına havale ettiğimize göre, şöyle ayaklarımızı uzatıp televizyon seyrederek stres atabiliriz.
Kurtlar Vadisi gibi şiddet içerikli yayınlar aslında bir sonuç. Onu tek başına sebep konumuna oturtmak yanıltıcı olacağından çözümü de geciktirecek. Bu tür dizilerde arz ve talep kısırdöngü halinde toplumu sarmalıyor. Onlar şiddet verdikçe biz daha çok istiyoruz, biz istedikçe onlar dozu biraz daha artırıyor. Polat, çetesini bırakıp diplomatik mesajlar verebilmek için Suriye’ye gittiğinde isyan edip geri çağırmadık mı? Osman Sınav’ın, Mustafa Kutlu’nun hikâyesini televizyona uyarladığı sosyal içerikli Kapıları Açmak dizisini iki haftada ıskartaya çıkarmadık mı? Hepsinden önemlisi evlatlarımızı biz mi yetiştiriyoruz, umuduna terk ettiğimiz televizyon ve bilgisayar mı?
Günah keçileri bulup vicdanımızı uyuşturmak meseleyi halletmiyor. Anne babalar ve öğretmenler vakit geçirmeden ‘biz nerede hata yapıyoruz?’ sorusuna cevap bulmalı. Arabamızın boyasına gösterdiğimiz özeni çocuklarımızdan esirgiyoruz. Etrafta bol miktarda çeşitli boy ve yaşlarda Polat Alemdar adayı var. İşin acı tarafı, aileler bu gidişi fark etmiyor. Bilhassa büyük şehirlerdeki hayhuy her şeyi unutturuyor.
Aileler bugünden tezi yok olaya el koymalı ve olağanüstü hal ilan etmeli. İlk yapılacak şey, çocukları şiddet içerikli oyun ve sitelerden uzaklaştıracak şekilde bilgisayarı kontrol altına almak. Televizyona filtreler yerleştirip zararı asgariye indirmek hemen bunu takip etmeli. Bunlar bir noktada hıfzıssıhha tedbirleri. Mevcut tahribatı onarabilmek için ise samimi bir şekilde ‘benim çocuğumda Polat olma özentisi var mı?’ sorusunu kendinize sorun. Sanal âlemdeki Polat ve gerçek dünyadaki Polat’lar varlığını bize borçlu. O zaman suçlu başkası değil, biziz.
30.03.2006
ZAMAN GAZETESİ
Bülent KORUCU'dan alıntı