Üç sîma, üç beyanat (2) Artık ona fetva danışmayın!
Burhan Bozgeyik
bbozgeyik@milligazete.com.tr
11.05.2006
Beyanatıyla gündeme düşen ikinci mühim sîma, Diyanet İşleri Başkanı ( kısaltılmış haliyle Dİ:) idi. Sayın DİB’nın geçen hafta bir gazetede yer alan beyanatlarını okuduktan sonra önce ürperdim. Ama daha sonra yakın tarihteki gelişmeleri hatırlayınca o söylenenleri daha serinkanlı değerlendirdim.
Hatırlayacaksınız, geçenlerde Kâbe-i Muazzama’nın yanı başında ve tam da hadis-i şerifte belirtildiği üzere “Dabbetü’l Arz”ın çıkacağı Safa tepesinin hemen yakınındaki sarayda toplanan heyet, Amerika’nın istekleri doğrultusunda İslamın temel esasları dahil pek çok temel konularda “reform yapmayı” kararlaştırmıştı. O heyetin başrol oyuncuları arasında Türkiye’den giden temsilciler de vardı.
DİB’nın söylediklerini tekrarlamak istemiyorum. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, o beyanat bütün Müslümanların gözündeki bir kanaatı pekiştirmiştir: Ünvanı ne kadar büyük de olsa, artık o sîma İslamiyet adına konuşma liyakatini kaybetmiştir.
Bu gibi ifadeleri kullanan sima, takım elbisesi, kravatı ve bürokrasinin 1. derecesinin bilmem kaçıncı basamağındaki memuriyeti ile konuşup gırtlağına kadar yanlışa batacağı yerde, gidip ehliyetli kimselerden İmanın ve İslamın temel esaslarını öğrensin, yakın tarihte olup bitenleri öğrensin.
Sayın Beyefendi, “İslam dinini üç ayağa oturtuyor”muş. Bir defa o ayakları nereden çıkardı? Haydi diyelim kendi kafasından ve kendi karihasından çıkardı. Peki o ayakları İslamiyetle bağdaştırma selahiyetini nereden alıyor?
Üçüncü ayak olarak, “Çağdaş dünyanın birikimi, donanımı” diyor. Bundan kasıt nedir? “Çağdaş dünya” deyince hangi dünyayı kastetmektedir? Bundan kasıt, Avrupa, Amerika, yani Batı dünyası ise, onun “birikiminin” ve “donanımının” neler olduğu gözler önündedir. Ahlaksızlık, fuhşiyat. Rezillik, kepazelik, müptezellik, iffetsizlik...Olmaz olsun onların birikimleri ve donanımları...
Söylenecek çok söz var. Ama sayın DİB şunu çok iyi bilmeli ki, bu halk bundan böyle, “Koskoca DİB’dan daha mı iyi bileceksin?” kestirip atmalarına kanmayacaktır. Görülmüştür ki o DİB’nın Edille-i Şer’iyyeyi çok iyi kavraması gerek. Kur’an-ı Azimüşşan’ı ve Sünnet-i Seniyyeyi mükemmelen kavramış ve hayatlarında tatbik etmiş olan Sahabe-i Kiramı, Tebe-i Tabiini çok iyi anlaması gerek.
Mübarek Cuma günleri camilerde; “ağaçları koruyun!”, “hayvanları sevin!”, “turistlere güler yüzlü davranın!” gibisinden “eğreti hutbelere” tahammül gösterdiğimiz ve camileri tekellerine alıp onlarda tek yetkili olarak tasarruf etmeleri yetmezmiş gibi, şimdi bir de karşımıza bu gibi tuhaf tuhaf beyanatlar çıktı. En iyisi, “Ya Sabûr!” demek ve kulakları tıkayıp, dinin asıl kaynaklarına bakmak... Şimdilik elimizden başka bir şey gelmiyor...
(Milligazete)