Şimdi seçim zamanı: Allah’ın emirleri mi, yoksa AYM’nin 9 üyesinin sapkın buyrukları mı?
Oğuz Gürses
Bu ülkede yaşayan insanların en az Yüzde 95’i Sünnî Müslüman (Hanefî ve Şafiî)dır.
Dört Sünnî mezhebin dördüne göre de, kadınların büluğ çağına ermelerinden itibaren başlarını örtmeleri de el, ayak ve yüzleri hariç tüm vücutlarını örtecek şekilde giyinmeleri de FARZDIR..
İslâm hukukuna göre farz, Allah’ın yapılmasını veya yapılmamasını müslümanlara emrettiği hükümdür. Bu hüküm hiçbir makam/mevki/yetki/etki sahibi kişi veya kuruluşlarca ne iptal edilebilir, ne de değiştirilebilir.
Sünnî mezheplere göre Müslüman olmak demek, bütün farz ve sünnetleri tamamen, peşinen, oldukları gibi ve pazarlıksız olarak kabul ve onlara uymayı taahhüt etmek demektir. Dinin hükümlerinden herhangi birini tadil, tebdil veya ilga etmeye teşebbüs eden kişinin dinle ilgisi, o andan itibaren tam ve kesin olarak kesilir. Dinî literatüre göre artık o kişi müslüman değil, mürted/müşrik/kâfir veya münafıktır...
Bu ülkede yaşayanların yüzde 95’i kendilerini sünnî müslüman olarak tanımladığına göre, bu müslümanlar için dini veya dinin bazı hükümlerini asıllerından farklı olarak tanımlamanın, yorumlamanın –bu tanım veya yorum hangi kişi veya kurum- tarafından yapılırsa yapılsın hiçbir bağlayıcılığı/geçerliliği yoktur.
Böyle bir tanımlamayı yırtıp atmak, çiğneyip geçmek her büluğa ermiş (yaşlılık , sakatlık, hastalık gibi herhangi bir mazereti olamayan) erkek veya kadın bütün müslümanlar için farzdır.
Bu genel bilgilerin ışığı altında AYM’nin Resmî gazetede yayınladığı “Türbanı ebediyyen yasaklayan gerekçeli kararı”na bakacak olursak...
Bir haftadır bu ülkenin -kendilerini müslüman olarak tanımlamayanlar da dahil- ahlâklı, vicdan/izan sahibi, hukuk kültürü olan, dürüst/namuslu, haksızlık karşısında susmayı onursuzluk sayan bütün düşünen/yazan/çizen/konuşan, aydın/ akademisyen/uzman insanları, bu kararın ahlâkî/hukukî/kanunuî/sosyal/siyasî herhangi bir geçerliiği/tutarlılığı/haklılığı olmadığını yazıp-çizip-anlatıyor...
Bu yazılanların/çizilenlerin/konuşuanların müştereken altını çizdiği hususlar; AYM’nin bu kararıyla -diğer bir çok kararında olduğu gibi- alenen ve açıkça Anayasa’yı çiğnediğini, yetki gaspı yaptığını, Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilga ettiğini, münhasıran TBMM’ye ait olan yasama yetkisini bu kurumun elinden alarak, kendi iznine bağladığını, bu ülkenin bir kısım genç kızlarının eğitim haklarını ortadan kaldırdığını, dinî ve cinsel ayırımcılık yaptığı şeklinde özetlenebilir.
Bütün bu haklı yorumları basitçe ifade edecek olursak, Anayasa Mahkemesi’ndeki 9 üye, bütün evrensel ahlâk ve hukuk prensipleriyle birlikte, bir çok maddesi bu evrensel ahlâk ve hukuk prensiplerine aykırı olan TC Anayasası ile yürürlükteki bazı kanunları da çiğneyerek, bu ülkenin en az yüzde 95’ini teşkil eden dinî topluluğuna (sünnî çoğunluğa): “Arkadaş biz ne evrensel ahlâk ve hukuk prensipleri, ne Anayasa, ne de yürürlükteki kanunları tanırız. Sizin dinize de/imanınıza da düşmanız! Bu yüzden onu canımızın istediği gibi eğip büker, tağyir/tebdil/ilga/iskat/tahkir/tezyif ederiz! Siz de buna dııııt’e dıııt’e uyarsınız! Gıkınızı bile çıkaramazsınız” diyor.
Yani, Anayasa Mahkemesi’ndeki bu 9 üye, bu ülkenin yüzde 95’lik Sünnî çoğunluğu’na alenen, açıkça ve küstahça meydan okuyor...
AYM, kararını resmî gazetede yayınlayarak diyeceğini demiş, yapacağını yapmıştır...
Bakalım kendi adına verildiği iddia edilen bu ahlâksız/hukuksuz/haksız kararla, dini/ imanı çok ağır şekilde tahkir ve tezyif edilen, hak ve özgürlükleri açıkça gaspedilen “yücetürkulusu” bu karara karşı ne yapacak?
Allah’ın emirlerine mi, AYM’nin 9 üyesinin sapkın buyruklarına mı uyacak?
Bir tedaî: İBDA Mimarı, bundan yaklaşık 30 yıl önce yayınlanan Gölge dergisinde benzer bir durum için şöyle bir yorum yapmıştı: “ Adaleti kendi koyduğu kurallar içinde bile hileli teraziyle tartan ele karşı yapılacak tek şey o eli kırmaktır!”
Baran dergisi
Kaynak: http://entellektuel.s4.bizhat.com/posting....um=entellektuel