Bu adamın sonunda böyle yapacağından, yani bir gün 'Ben Mehdiyim' demeye başlayacağından tırsar dururdum. Mehdi vurgusunun sürekli yapılmasından, ağızdaki baklanın bir gün düşeceği endişesi uyanmıştı bende. Gerçi yine 'Ben Mehdi'yim' dememiş fakat 'fiziki alametlerin hepsi tutuyor, İstanbul'luyum, dediğim herşey çıktı, mücadele tarzım ve bana yapılanlar benziyor, ben de Mehdi gibi sadece tek değil, pek çok alanda mücadele ediyorum, falan fıstık' diye kopmuş gitmiş baba valla. 'Lafı döndürmeyi sevmem' diye şişiyorsun da, Mehdiye ait özelliklerin üzerinde aksettiğini söyleme boşboğazlığının manası ne? Bırak be kardeşim, eğer samimiyetle bunu düşünüyorsan bu vurguyu senin yerine başkaları yapsın. Mehdi'ye benzediğini söyledin de hangi hayra yol açtın Allah aşkına? Madem Mehdi olduğundan emin olmadığını söylüyorsun; cevabından emin olmadığın, nefsini okşayan, samimiyetini sorgulayan bu soruyu geçiştirecek kadar da mı kafan çalışmıyor yahu? Vallahi üzüldüm. Geri zekalıca bir laf yumurtlayıp kendini harcadı, işe yarayabilecek emeklerinin tesirsiz kalmasına yol açtı.
Ben bu adamın vaktinde pek çok kitabını okumuş, neticede de bana hitap etmediğini, fakat hala taliplileri olduğundan bir fonksiyonu yerine getirmesi, bir ihtiyaca cevap vermesi yönüyle kendisini eleştirmemem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Zira bence Üstad'ın dediği gibi iman ettikten sonra onu -tıpkı marifetmişcesine 'Ben akılcı bir adamım' diyen Adnan efendi gibi- akıllarıyla ispatlamaya çalışanlar, küfrü akıllarıyla savunanlara akrabadır ve dinden bilime gelmek yerine bilimden dine gitmek tehlikeli bir yoldur. Bilimin, dünya tarihinin istisnasız her döneminde baskın dünya görüşlerinin sözcülüğünü yaptığı bir hakikat... Din baskınsa dini destekleyen, gayr-i dini telakkiler ön planda ise bunların davulculuğunu yapan bir seyir izlemiştir bilim. Dün kiliseyle çelişen yanı baskı altında tutulan bilimin, bugün dini destekleyen tezleri ortaya atan temsilcileri tazyiğe uğruyor. Ayrıca 100 yıl önceki insanlar, bugün yanlışlığına hükmedilmiş inançlarının, en az bizim neslimizin bilimden emin olduğu derecede, eminiydi. Yarınkiler de bizim bilimsel inançlarımıza gülecek, bunu biliyorum. Hal böyleyken asla ideallerimizi belirleyici bir mevkiye oturtulmaması gereken ahmak bilimle İslam'a yol bulmaya çalışmak bana uygun değil. Fakat malesef yüz yıla yakın bir süredir pozitivist bir eğitimin şekillendirdiği çilesiz insanlarımız, bilim lafını duyunca diplerini düşürür olduklarından piyasada dinin bilimle savunulmasını gerektiren bir ihtiyaç zuhur etti. Bu mevcut dünya gerçeğini görmezden gelip inatlaşmanın da bir manası yok. İdeal bu olmasa da, dinin bilimle desteklenmesine ihtiyaç duyan insanların tatmin edilmesi, mücadelenin bilim sahaasında da sürdürülmesi önem ifade ediyordu ve evet, bu işi Adnan Efendi ve saz arkadaşları fena yapmıyordu.
Oktar'ın bilim ve din ekseni haricindeki yazıları ise genellikle Mehdi-Hz. İsa-Deccal-Dabbe'tül-Arz çevresinde kaleme alınmış, çoğunluğu gereksiz yazılardan ibaretti benim gözümde. Hele hele 'Azerbaycanla yarın birleşelim', 'Sevgili Ermeniler, akıllı olup bize düşmanlık yapmayı keser misiniz acaba?' tarzlı komiğin de komiği, yüzeysel oğlu yüzeysel siyasi yazılarına hiç değinmiyorum bile.
Neyse. İnatla gündeme getirilen Mehdi vurgularının sebebi belli oldu şimdi. Çok yazık. Bence İslam'ı bilimle destekleme ihtiyacı duyanlar için bu arkadaşın kitapları hala fonksiyonunu yerine getirebilir. Fakat kaynağı bu kadar sapıtık olan yazıları insanlar okur mu, bu yazıların güvenilir bir yanı kalır mı, bilmiyorum... İnsan, ancak ölmemek için bataklıktan su içer, öyle değil mi?
Hakikaten üzüldüm ben... Mehdiye benziyormuş. Peh! De şimdi gör bakalım Mehdiliğin neye benzediğini. Kendini bitirdin, anten.
Yahu iyi güzel de be kardeşim, İslami bir iddiayla ortaya çıkan insanlardaki bu sapıtma, bu ahlaksızlaşma, bu çark etme, yaptığı işi eline yüzüne bulaştırma temayülü ne zaman bir çözüm bulacak? Sinir oluyorum, neden birkaç dişe dokunur iş yapan Müslüman kestim temsilcileri, bir süre sonra nefslerinin esiri olup -af buyurunuz- yavşamaya başlıyorlar? Müslümanlık adına iç burkan bir hal bu. Belki de halis niyetle yola çıkmış olmalarına rağmen, zamanla idealizmini bir tarafa bırakıp sapıtanlar hiç de azınlıkta değil. Çok üzücü bir hal. Görünen o ki biz Müslümanların önce ahlakımızı ve nefs hakimiyetimizi muhafaza etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Evet, yola çıkmadan önce yapmamız gereken bu... Üstümüzü başımızı çamura buladıktan sonra, yani başlangıçtaki idealimize mücerretle müşahhası ayıramayan aptalların dünyasında zarar verecek olduktan sonra, bu işlere girişmemek belki de daha evla...
Bu arada Cübbeli 'Mehdi'ye tank-top işlemez' derken bir insanı kastettiyse, Oktar'ın bu meseledeki yaklaşımını daha doğru bulduğumu da belirtmek isterim fakat asıl mevzu o değil zaten.