II. Şiir&nesir Yarışması

Başlatan: NFK-Fan Tarih: 14.08.2008 21:31 Cevap: 80

NF
14.08.2008 21:31
#1

Değerli kullanıcılarımız,

 

Daha önce yönetim olarak düzenlediğimiz şiir/nesir yarışmasının ikincisini başlatmış bulunuyoruz. Konuyu sitenin amacına uygun bir biçimde belirlerken katılımı da yüksek tutabilmek amacıyla, geniş bir konu seçmeyi uygun gördük. Yarışma hakkındaki teknik bilgiyi şu şekilde özetleyeyim:

 

Konu: Üstad'la veya onun herhangi bir yönüyle ilgili şiir ve makale yarışması (Üstadla ilgili olduktan sonra, her konuda olabilir)

 

Son teslim tarihi: 16 Eylül 2008

 

* Yarışmaya katılacak olan kullanıcılarımız, ürünlerini bu başlık altına ekleyecektir.

 

* Yazıların, yazıyı gönderen kişiye ait olması gerekmektedir. Yazının başka bir platformda yayınlanmamış olması belirleyici ehemmiyettedir.

 

* Yarışmaya katılım dönemi sona erdiğinde, başlığa eklediğiniz yazılarınız yöneticiler tarafından puanlanacak ve;

 

-En yüksek puanı alan yazının sahibi kendi belirleyeceği 5 Üstad kitabı ve içeriğini bizim belirleyeceğimiz bir CD'ye,

 

- İkinci olan yazının sahibi kendi belirleyeceği 4 Üstad kitabına,

 

- Üçüncü olan yazının sahibi ise kendi belirleyeceği 3 Üstad kitabına sahip olacaktır.

 

Nesir ve şiirlerinizi göndermeye başlayabilirsiniz arkadaşlar, yarışma başlamıştır. Katılacak arkadaşlara şimdiden başarılar diliyorum. Hadi bakalım, beyninize ve parmaklarınıza kuvvet... Birinci olan yazı muhtemelen anasayfamızdaki kategorilerde de kendisine yer bulacak.

 

N-F-K Administrator

DE
14.08.2008 22:14
#2

5 kitabım vardı, ikinci 5 kitap + 1 cd yolda aman ne güzel :shiny:

 

Hayırlı olsun. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.

 

(Benim girmeye pek niyetim yok. Bu sene çok zorlu rakipler var çünkü)

TR
14.08.2008 23:01
#3

Arkadaşların da birinci olmaya hakkı var. O yüzden girmiyorum ben. Katılacak olan arkadaşlara başarılar diliyorum. İnşallah güzel çalışmalar ortaya çıkar.

HA
14.08.2008 23:09
#4

Yarışma fikri çok güzel.İstidadı olan kardeşlerimiz hünerlerini bu vesileyle göstermiş olurlar.Gerçi bu sitede o kadar çok istidatlı kardeşimiz var ki; yarışmanıın çetin geçeceğini tahmin etmek güç olmasa gerek.Şimdiden herkese kolay gelsin.

NE
15.08.2008 00:48
#5

admin kardeş bunu sormak uygun değilse silebilirsin, ama sponsor falan buldunuz mu acaba? zira tahmin ediyorum ki öğrencisin. Bu ödül meselesi de hatrı sayılır bi külfet demek. O konuda yardımcı olmamız güzel olabilir. bununla ilgili zaten yazılmış bir bilgiyi görmediysem ya da unuttuysam affola.

ME
15.08.2008 01:08
#6
admin kardeş bunu sormak uygun değilse silebilirsin, ama sponsor falan buldunuz mu acaba? zira tahmin ediyorum ki öğrencisin. Bu ödül meselesi de hatrı sayılır bi külfet demek. O konuda yardımcı olmamız güzel olabilir. bununla ilgili zaten yazılmış bir bilgiyi görmediysem ya da unuttuysam affola.

 

Hediye temini ve irsali hususunda hiçbir aracı kişi ya da kurumun varlığı sözkonusu olmadığı gibi bu konudan mütevellit hiçbir sıkıntımız da yoktur. Bizleri düşündüğünüz için sağolun.

 

Bilvesile, yarışmaya katılacak olan kardeşlerimize muvaffakiyetler diler, kalitenin ve katılımın üst düzeyde olmasını temenni ederim.

AD
15.08.2008 04:58
#7

Güzel bir organizsyon.

 

Güzel ve çetin geçeceği de aşikar.

 

Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.

 

Yazıları ve şiirleri sabırsızlıkla bekliyorum ve takipteyim.

KU
15.08.2008 08:50
#8

Katılmak arzusundayım...Zira sözkonusu olan üstadımız...

 

Katılımda bulunacak diğer arkadaşlarıma da başarılar diliyorum.

NF
15.08.2008 12:37
#9

Selamlar,

 

Arkadaşlar, Kul'un mesajına kadar yalnızca başarı temennileri dile getirilmiş. Yarışma, katılım olsun diye açıldı elbette. Başarı dileyen arkadaşların da ürünlerini bekliyoruz.

 

Hediyeler yönetim tarafından karşılanacak, o konuda bir sıkıntınız olmasın, zira bu tarafta herhangi bir sıkıntı yok. Anlayış ve nazik davranışınızdan dolayı çok çok teşekkür ediyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

HA
16.08.2008 02:39
#10

Uzun zamandır askıda olan düşüncemiz nihayet tepsiye indi :shiny:

üstadın yolunda emeklemek dahi şereftir. o ki belirtiyor ''Yollarki Allaha çıkar bendedir''

seviyoruz onu. o herşeyimiz. yolu yolumuzdur. Adı adına birşeylerin gayretinde olanlara ne mutlu....

 

öyleyse 2. kez VİRABİSMİLLAH.........

 

Daha dün hapisler yattın, hak için.

Candan geçtin, yardan,geçtin hak için.

Ne tac'lar biçildi başına ÜSTAD,

Sen vazgeçtin, sen vazgeçtin hak için.

***

Hak için söyledi, dilin dudağın.

Hak için soğudu, sıcak yatağın.

Bir özge bahar'dı bütün amacın,

Bir kutlu çileydi senin yoldaşın.

***

Şimdi toprak oldu zarif bedenin.

Toprak olan yalnız etin, kemiğin.

Sesin yaşıyor hala, hala diri,

Sesin ki yetiyor, düşman yüzgeri.

 

Hafakan_

HA
17.08.2008 14:32
#11

Ben bir şeyi anlamadım:

Üstad'a kaside mi yazıyoruz yoksa Üstad'ın da sahiplendiği bir davayla ilgili şiirler mi yazıyoruz?

NU
17.08.2008 16:45
#12

ÜSTADIN ÇİLE’Sİ…

 

‘Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır’ Böyle düşünüyordu üstad. Olgunlaşmak gerek elbet. Olgunlaşmayı bilmektedir marifet. Zaman da olsa yoldaşın, olgunlaşabilmek ne büyük saadet! Olgunlaşmayı bilmek; olgunlaşabilmek gerek!

 

Neydi büyük ustayı olgunlaştıran! Neydi onu gönül tahtımıza oturtan! Belki de şu iki cümlede gizliydi bizi ona gönülden bağlayan: ‘Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.’ Doğrudur, Hakk’a giden yolda biricik can dostuydu çilesi. Doğrudur, Hakk için alır, Hakk için verirdi her nefesi. Gönlünde yaktığı biricik iman ateşi, ne büyük bir lütuftu onun için, çaresizlerin çaresi…

 

Çile, Necip Fazıl’ın çilesi… Çile, üstadın çilesi… Sevdik, bağrımıza bastık. Çünkü hepimiz aynı çilelerden yaralıydık. Aynaya baktık üstad, aynaya baktık her bakışta, her manada aynı lezzet, aynı tat… Amacı, gayesi, kendisi; kim onun için neler feda etmezdi ki?

 

 

Sonsuza varmak… Tek meselesi. Ben değilim bunu haykıran; bakın ne diyor Üstadın Çile’si:

 

‘’Diz çök, ey zorlu nefis, önümde diz çök

Heybem hayat dolu, deste ve yumak

Sen, bütün dalların birleştiği kök

Biricik meselem sonsuza varmak…’’

 

Kader… Her insanın gideceği yer… Azrail gelmiş, alacağı vardır gelmişse eğer. Üstadın cevabı vardır hep. Her nefeste bakın ne der: ‘Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber!’

Ve şu dizeler kalır ondan geriye, bize:

‘’O demdeki perdeler kalkar, perdeler iner,

Azrail’e "hoş geldin" diyebilmekte hüner…’’

 

Üstad’ın anısına…

Nurgül…

 

daha çok yeniyim ama söz konusu üstad olunca duyarsız kalamadım. bu da benden gelsin... iyi okumalar. umarım beğenirsiniz...

TR
18.08.2008 16:54
#13
Ben bir şeyi anlamadım:

Üstad'a kaside mi yazıyoruz yoksa Üstad'ın da sahiplendiği bir davayla ilgili şiirler mi yazıyoruz?

Ben cevap vereyim, bir dava adamını anlatıyoruz. Ortalama kapasiteye sahip olan bir insan dimağı, davasıyla anlatılıp övülen bir insanın davasının da, aynı yazı içinde, aynı üslupla sunulabileceğini; ayrıca bir insan anlatılırken aynı anda davasına da temas edilebileceğini takdir etme kabiliyetiyle donanmış vaziyettedir, malum...

MU
18.08.2008 18:58
#14

Güzel organizasyon için teşekkürler....

Hayrolur inşaallah...

FA
18.08.2008 21:41
#15

KARANLIK

 

Karanlık var mı yok mu diye sorsak erdeme,

Varlığı en büyük hediye hayal perdeme.

Güneşin sandığında karanlık yoktur sandık,

Oysa ki yavrulamış,sandık içinde sandık!

 

Karanlık zift dolu gözlerde ve dudaklarda,

Ve aydınlıkta hatta solmakta kucaklarda.

 

Her karanlıktan bir ses uzanırsa kelleme,

Haykırır arkasındaki aydınlık:Elleme!

Diyorlar karanlığı pişirseler de yemem,

Bense her gece koynundayken bunu diyemem.

Ve kararsızlığım,ağlar hayatı bir anlık,

Cevabı yalnız gözler bilir,neymiş karanlık?…

 

Karanlık zift dolu gözlerde ve dudaklarda,

Ve aydınlıkta hatta solmakta kucaklarda.

 

 

 

 

N.F.A.

ÖZ
19.08.2008 16:43
#16

Hiciv

 

 

Çıkardık gayri baltalarımızı mahzenden;

Dizilin dehlizde irili ufaklı, sefil düzenden!

 

Kavramlar pazara çıkmış, irfan tozlu rafta;

Uygarlık ininde mahpus İslam, irtica yafta!

Beyninde tırnak izleri, kan fıçısı cemiyet;

Hikmeti tepeledik, tam tekmil medeniyet!

Kafatası beşeriyetin, kızgın, buharlı kazan;

Çepeçevre hisar içinde beyin, ateşte kızan!

Kaynıyor fokur fokur, cidarlarını çatlatarak;

Ne varsa hepsine berhava, aklı patlatarak!

Bir çıban ki, kızıl kıyamet fışkıran cerahat;

Yekûn hattına dayanmış yara, beşer rahat!

Damar damar akmış agora sahasına irin;

Hayvana, nebata, insana bulaştı eli kirin!

 

Suda erimiş şeker gibi ahlaka ayarlı damak;

Suda öbek öbek yağ arası etik ipte hamak!

 

Hayat mayat raddesinde mıhlı bilge kafa;

Abece hututunda felsefe satar mankafa!

Balık ummandan kaçtı, kuş kanat bıraktı;

Nebat el ayak kuşandı; sularda ateş yaktı!

Karada cins cins canlılar, denizde taştılar;

Eteklerini topladı adalar ve bu işe şaştılar!

Kamer sünger olmuş, okyanusları çekmiş;

Şems buzdağına düşmüş, yere ateş ekmiş!

Bulutlarda feveran, kan kırmızı yağıyorlar;

Ovalar, dağlar, yerden yıldırım çakıyorlar!

Pespaye kitaplık sahtekâr, anlatır maval;

Hakikat diye bellettiler yıllar yılı martaval!

İdrake prangalar bağlandı, hür dünyada;

Zanlarını mutlak irade sandılar, rüyada!

Harflerde herze, rakamlarda ters mantık;

Safsata rahlesinde esasa yer, simli sandık!

İrfan neydi? İrfan: Damarlardan akan kan;

Mihrak noktasına, dörtnala koşan safkan!

Anlamaz! Kaldırımlar lisanından anlatsan;

Anlamaz, kirli pabuçlarını çil çil parlatsan!

 

Yavuz hırsız şarlatan, ocak sahibini horlar;

Savulun, hey arsızlar, bre hey köftehorlar!

 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in bağlı bulunduğu mukaddes davasının bir yönünü dile getirmeye çalıştım, haddim olmayarak... Böyle bir yarışmada sonuncu olmak bile bana şeref verir. Başarılar... Ö.T

Ü.
20.08.2008 01:29
#17

Seninle Bir Gün

 

Gün, bu meridyene henüz uğramamış. Her yer karanlık… Her yer sessiz… Oturdum, sessizliğin çığlıklarını dinleyerek senin o buz gibi kaldırımlarına. Ve gözlerimi diktim, çileni paylaştığın, minik çatı katına. Görür gibiyim; “ O burada” diye, tüm eşyaya haber salan yeşil perdelerin, çekilmeyi bekliyor mübarek ellerinle… Güne hazırlanıyor şehvetle… Lamban feryat ediyor “Yak beni ki bakayım sana doya doya…” Damlalar sıraya girmiş, yüzünde şereflenmek için. Alnındaki ateşi biraz olsun dindirmek için… Eşya sus pus seni izlemekte. Okunmayı bekliyor, masandaki kitaplar. Sabırsızlanıyor, keyfiyetine ve mürekkebine susamış kâğıtlar… Söyleyeceğin hakikati duymak isteyen aynalar...

 

Fikirlerin yastığında gözlerini yummuş kendini dinliyorsun. Dudakların tebessüm halinde, kim bilir hangi âlemlerde geziniyorsun. Ve aralanırken yavaş yavaş gözlerin; fısıldıyorsun... :

 

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten;

Affet, senden habersiz aldığım her nefesten…

 

Ve ben çaresizce beklerken seni sokağında “ne olur…” diyordum. “ne olur Seninle Bir Gün birlikte...” İşte sen oradasın dimdik. Bir elinde çantan, bir elinde tasan… İzliyorum seni adım adım. Adım adım yolunda ilerliyorum. Her hareketini kaydediyorum… Bugün yalnızca sen ve ben, şu koca şehirde, biliyorum.

 

Sen... Ahenk ile yürürken, ağaçlar dans ediyor. Tohumlar kıskanıyor. Ve patlatıyorlar kendilerini seni görmek için... Bir an.. Bir an sendeleniyor, elini kalbine götürüyorsun. Gözlerin kapanıyor ve zevke nazır oluyorsun:

 

Arama, ilaç yok eczanede;

O var!

 

Önce mıhlanıp kalıyor etrafındaki duvarlar

 

Gayede, sebepte ve bahanede;

O var!

 

Sonra titriyor kaldırımlar…

 

Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;

O var!

 

Tekbir getiriyor bütün nebatat, hayvanat; mevcudat… Dile geliyor semavat… Haykırıyor hakikatleri, aynadaki tüm yalanlar. Kacacak yer arııyor şeytanlar... Bir hıçkırık kopuyor ardındaki küçük kızdan. Elleri yüzünde, yaşları boşalmakta sağanak sağanak. Gözler kan çanağı, dudaklar ise patlak...

 

Sor bana; “Bu kadar gafil olmak için mi akıl sahibi oldun??”

Ağlıyorum üstadım… Şimdi söyle, ben artık anlıyor muyum?

...

 

Not: Onu ilk düşünüşüm, ilk hissedişim, ilk seyredişim…

 

Ü.Y

21.08.2008 23:35
#18

Yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum. Ahval ve şeraite göre ben de katılabilirim yarışmaya. Katılırsam yegane maksadım birinci olup hediyeleri silip-süpürmek olacaktır. Bunu da baştan açıkca izah edelim ki sonra; mürid bizi darma-duman etti, hediyeleri kaptı-kaçtı diye zırlamayın.

 

En iyi olan kazansın, en iyi ben olayım. :shiny: 3 farklı çalışmayla mı katılsam acaba yaa...!!!

DE
21.08.2008 23:44
#19

Mürid şansını fazla zorlama istersen. Bir katılırım kendine 4.lükte yer bulursun :shiny: (3 farklı nickle hemde)

21.08.2008 23:59
#20
Mürid şansını fazla zorlama istersen. Bir katılırım kendine 4.lükte yer bulursun :) (3 farklı nickle hemde)

 

İyi ki bir sefer yanlışlıkla birinci oldun derviş. Havalar, mavalar... Gazını alırım senin sonra pörsümüş balon gibi yerle yeksan olursun. :graduated: Seni paspas yapar üstünde ayakkabımın tozunu atarım :).

 

3 farklı nickmiş... Yemedi mi tek farklı (!) nickle, 3 aynı çalışmayla ilk üçü kapmak?:)

 

Bu başlık altında daha fazla konu dışı yazı yazmayalım lutfen. ( dervişe söylüyorum) Farklı başlıklarda kapışabiliriz. :D

HA
23.08.2008 19:38
#21

iki şiirle katılımda bulunmak istedim.

 

O Geliyor...

 

Çağrım bütün insanlığa

yön o yöndür yan o yöndür

tutunacak tek dal o dal buram buram çiçek çiçek

hem dünyayı hem ukbayı kucaklayan

sevgiden dostluktan hoş görüden yana ne varsa

neye muhtaçsa insan

O var…

 

Fevç fevç akın akın yönelin o yola

tutsun eller bütün gönüller halka halka öbek öbek

tek yürek atsın sevdamız…

yüreklerimizde kan yazısı bir sancı

Duyuyorum!

pek uzaklarda değil

gölgesi başımızın üstünde elimizin ucunda

güzellikler ona gebe

boşaltın meydanları o geliyor…

 

Belki hayal gibi gelir

uzak gibi gelir bir maveradır beyinlerde

işte o gelirse insanlık düzelir…

şimşekler çakar minik ellerde

 

uzak değil yakındır zaferimiz

kutlu bir doğuştur bilene

gönüllerde O'nun adı

siperden sipere can atan cengaverleriz….

 

Hasan Hüseyin Çağıran

 

*******

 

Yakışmaz Bize

 

Dalgalan ey bayrağım yükseklerde dalgalan

Şerefini kaybeder aşağılarda kalan

Yıldırımdan cesaret fatihlerden ün alan

Öyle bir milletiz biz ölmek yakışmaz bize...

 

Yıllar var ki göklerde yüzersin dalga dalga

Hiç bir kuvvet yapamaz üzerinde bir gölge

Dönme yok bu uğurda ölmeliyiz bu yolda

Şanlı bir milletiz biz solmak yakışmak bize...

 

Dayanağımız Kur'an şahadet kılıç bize

Vurun Allah aşkına çıkmalıyız gündüze

Kalmak yok enginlerde ulaşmalıyız düze

Öyle bir milletiz biz sönmek yakışmaz bize...

 

Yükselsin semalarda İslamiyet'in sesi

Alevlensin kalplerde derin iman nefesi

Çılgın bir kuş gibi kırar atar kafesi

Kalamayız dar yerde kalmak yakışmaz bize...

 

Hasan Hüseyin Çağıran

NF
23.08.2008 23:58
#22

Selamlar,

 

Yarışmaya katılacak arkadaşlar için bir hatırlatmada bulunayım; yazılarınızın yarışma konusu dahilinde olmasına özellikle hassasiyet gösterirseniz şansınız artacaktır. Konu haricinde kalan yazılar değerlendirilmeyecektir.

 

Saygı ve selamlarımla

ÖZ
24.08.2008 00:59
#23
Selamlar,

 

Yarışmaya katılacak arkadaşlar için bir hatırlatmada bulunayım; yazılarınızın yarışma konusu dahilinde olmasına özellikle hassasiyet gösterirseniz şansınız artacaktır. Konu haricinde kalan yazılar değerlendirilmeyecektir.

 

Saygı ve selamlarımla

Yarışmaya katılacak olan eserlerde, Üstadın isminin geçmesi mi gerekiyor, yoksa onun davasının bir yönünü ele almakta geçerli mi? Mesela Üstadın bende bıraktığı izleri 'Hiciv' adlı şiirimle dışa vurmaya çalıştım. Bir anlamda fikri yönden onun bir yönünü anlatmaya çalıştım, oldu veya olmadı.

Ha bu arada birden fazla eserle yarışılabiliyor muyuz?

 

Şimdiden teşekkürler...

NE
24.08.2008 03:05
#24

slm arkadaşlar. böyle bi yarışmaya katılacağım, daha doğrusu şiir yazmaya cüret edeceğim aklımın ucundan geçmezdi. Lakin aklıma bi fikir geldi, denemekten kendimi alamadım. Sizden ricam, tenkit etmekten ve eleştirmekten kesinlikle çekinmeyiniz. Hatta ilk ben başlamak istiyorum, biraz ortaokul işi oldu :graduated:

Bu arada isim koymaya gerek görmüyorum, zaten malum şiirin adının ne olduğu. Saygılar..

 

 

 

Üzerinde yürüyebilir misin sen kor ateşlerin.....?

Ürksen..

Üzülsen...

Ümidini yitirsen..

Üstlenebilir misin sorumluluğu, fedai olabilir misin....?

 

Susayan biri ya da..........................................öyle ki; ölürcesine..

Suya hasret..........................................Suya meftun; ama naçar mahzun

Serinlemek umuyorsun.................... Su arıyorsun.....................Çatlıyorsun..

Sesini duyuyorsun yalnızca suyun, çok uzaklardan............... daha da kuduruyorsun

Serencamına hayret ediyorsun

 

Ten?................................................Var mı ten kafesini parçalamadan uçabilen

Tek.....................................................Bir tek lahza olsun nefes alabilmek

Terlemek? Ama sıcaktan değil, göz pınarlarının yetmediği yerde gözyaşı terlemek!

Tok.................................................Öylesine aç ki, madde alemine tok

Toz?...............................................Tahtayı değil beynini yontan marangoz

 

Adını bile koyamazken aramakta olduğun duygunun;

..................Akıp gidecek zaman..............Harlanacaksın her yeni gün

.............Açılmaya başlayacak kozan............Çözülecek kördüğüm

...............Aslında gerçek olan..................Rüyalarda gördüğün

Adını koyacaksın sonunda aramakta olduğun duygunun

 

 

 

Dayanabilirsen sen de bir üstadsın, tahammül edebilirsen eğer,

Düşünebilirsen..............................................ve düşleyebilirsen

Dertlenebilirsen...........................................ve bulabilirsen önder

.......Dünyaya eğer, ...................................bir daha gelebilirsen

.....................Dirilebilirsen sana da üstad desinler

 

 

nefrazde

NF
24.08.2008 09:59
#25
Yarışmaya katılacak olan eserlerde, Üstadın isminin geçmesi mi gerekiyor, yoksa onun davasının bir yönünü ele almakta geçerli mi? Mesela Üstadın bende bıraktığı izleri 'Hiciv' adlı şiirimle dışa vurmaya çalıştım. Bir anlamda fikri yönden onun bir yönünü anlatmaya çalıştım, oldu veya olmadı.

Ha bu arada birden fazla eserle yarışılabiliyor muyuz?

 

Şimdiden teşekkürler...

Selamlar,

 

Yarışma; Üstad'ın bir yönünü ve ondaki bir özelliği, daha derli toplu bir ifadeyle onun kişiliğiyle, veya bir fikir/edebiyat adamlığı kimliğiyle gerçekleştirdiği aksiyonla ilgili tüm konuları ihtiva ediyor. Yarışmanın asıl öznesi, en azından görünen öznesi Üstad olmak zorundadır ve Üstad'ın özne olduğu her yazı yarışma kapsamına dahildir. "Davası" dendiğinde hem fazla geniş bir yelpazede ürünler ortaya çıkmasına zemin hazırlanmış olur, hem de hoşnut olunması mümkün olmayan muhtevadaki eserler de işin içerisine girebilir. İşe bu kadar geniş bir perspektifle bakarsak neredeyse tüm yazılar bir şekilde konu dahilinde kabul edilebilir. Üstad'ın dava adamlığı yarışma kapsamına dahildir ve bu anlatılırken onun davası ekseninde birşeyler yazma imkanına da sahipsiniz. Yalnız "O da küfre karşı savaşmıştı, ben de küfrü yeren bir şiir yazıyorum" benzeri düşüncelerden hareketle eklediğiniz yazılar yarışma konusunun kapsamı haricinde kalır.

 

Birden fazla yazıyla yarışmaya katılabilirsiniz, yalnız derece durumu sözkonusu olursa yalnızca en yüksek puanı alan yazınız değerlendirilir.

 

Saygı ve selamlarımla

PI
26.08.2008 08:06
#26

Bin yıl sonra

 

 

O Yusufçuk durmaz artık ağlıyor,

Ötüyor: Necipçik, Necipçik diye.

Cennette oturmuş yürek dağlıyor,

Şu gönül ipimiz incecik diye.

 

Kaldırımlar dâvâ, çile dâvâcı,

Dâvâlının alnı çekmekte sancı,

Kararı verende bitmez bu acı,

Hak yolu en doğru kadercik diye.

 

Bin yıl sonra ruhum, kabri yarınca,

İstiyorum, dostum kalsın karınca.

Zindana alnımız "dimdik" varınca,

Haykıracak gözler zafercik diye...

 

 

 

"Allah'ın Selamı Üzerinize Olsun..."

ÖZ
27.08.2008 19:34
#27

Efendim

 

 

 

Bir kitap arıyorum, bir kitap!.. Zaman ve mekân mefhumuyla perçinlenmiş beşeriyet zarını, bir lahzacık da olsa, delen bir kitap...

 

Edirne çöl, ben bedevi, kitap arıyorum. Nihayet bir kitapçıda buldum hikmetler deryasından pırıltıları.

 

Bu kitabın değeri?..

 

22 YTL.

 

 

 

Sen 20 YTL ver!

 

Artık dayanamıyorum! Yeşilli meşilli cüzdanıma davrandım bir hamlede...

 

Adam seslendi:

 

Sen asker misin?

 

Evet...

 

15 YTL versen yeterli!

 

Tarih: 23.10.2006. Günün misilsiz değeri ise, Ramazan Bayramına denk gelmesi...

 

Bayram akşamı yemekten sonra koğuşuma çekildim ve elimde Üstat Necip Fazıl'ın 'Çöle İnen Nur' adlı o müthiş eseri, yatağa uzandım. Okudukça açıldım, açıldıkça okudum.

 

'Başlangıç' başlığı altında Üstat Necip Fazıl, şöyle yazmaktadır:

 

O akıl budalaları ki, gözün nasıl gördüğünü anlamadan gördüğü şeylere inanırlar, fakat görmediklerine inanmazlar, gözlük üstüne gözlük takarlar ve üstelik görüneni bile göremezler; işte onlar, ellerinde birer istiklal pertavsızı taşırlar, eşya ve hadiselerin posalarını hep onunla incelerler ve hiçbir şey bulamazlar...

 

Müthiş...

 

Şu dünya pazarında beni evirip çeviren sahte oluşlardan boğulur gibi oluyorum. Dünya ne, sanat ne, dava ne, mukaddesat ne? İlim, edebiyat, şair, şiir, yazar, roman, hikaye... Devlet, millet, fert, cemiyet... Felsefe, ideoloji, nizam...

 

İnsan neye hamal?

 

Tipi bulunamayan kuyular misali, kılçık kılçık beynime batan cımbızlar hüviyetinde sualler? Kanıyor, kanıyor da tırnaklarımın beynimde çizdiği oluklarda, ama neye?..

 

Yıllardır ezberlediğim posalar, şimdi ruhumu diş diş kemiren kubur fareleri.

 

Aman efendim! Penceremde helezon gibi dönen bu sahte hayattan, hakikatin eteklerine çağırdın beni. Zaman ve mekan taassubunu delip, vakıalara temizden de temiz bir zaviyeden bakmama sebep oldun.

 

Benim güzel sebebim.

 

 

Ö.T

HA
31.08.2008 09:17
#28

Çeyrek Asırdır Çocukların Öksüz Sevgili Üstad

Bir islam neferi ,gönül adamı ,hissiyatlı ,Allaha dönüş'ün en büyük örneklerinden biri Necip Fazıl İlk lise derslerimde tanıştım büyük şairimizle Servet Hocamız onun eşsiz şiirlerini bir bir okurken duygularımız neticesinde ruhlarımız sınıfımızdan çıkıp Şehrin en güzel yerlerinde semalarda dolaşıyordu adeta.Onunla tanıyorduk Rahman sevgisini rahmana duyulan sevgi için çekilen eziyeti , o mutluydu çektiği acılara rağmen mahpuslarda yattı dostlukları tarafından terkedilişini yaşadı ,ama o bir tek Allaha güvendi sabretti karşılaştığı güçlüklere Allahın selametine sığınarak ona daha çok yaklaştı o zorluklarkla karşılaştıkça o yazın çorbası daha tatlı daha ulaşılamaz daha mükemmel bir kıvamda pişti kalbinde yaktığı gönül ateşinde.

 

İslamiyeti yazınlarıyla birçok insana sevdiren Allah sevgisini insan sevgisini okurlarına tüm kutsiyyetiyle dağıtan bir büyük şairdi Necp fazıl ,şiirlerini okurken alır sizi o hikayeye götürürür kendi elleriyle o sıcaklığı ellerinin ellerinizi tutan sımsıcak duyguyuyla bulursunuz kendinizi kitaplarında geçen hikayelerde gerçektir bunlar ki necip üstad sadece gerçekleri doğruları yazmaya çalışmış ne var ki doğrular herzaman sevilmemiştir.Acılar çekmiştir doğruları sebebiyle ...

O susmadı Allahın verdiği nimetleri akıl ,ruh ve hissiyatı en mükemmel şekilde kullandı ve insanlara her zaman en güzel en doğryu anlattı.

 

Evet Necip Üstad şimdi çocuklarını öksüz bırakıp gitti çeyrek asır oldu Şimdi sen cennetlerdesin çektiğin acıların mükafatını en büyük adalet sahibinden Allah-ü Teala dan gani gani alıyorsun rahmetini Ne güzel insansın sen sevgili üstad Ne güzel.Bizler senin şiirlerinle büyüdük senin şiirlerinde verdiğin karakterlerde kendimizi şiirlerinde yazınlarında yaşattık.Hüzünlerinle olgunlaştık ,ideallerinle umutlandık ,başarılarınla geleceğe dair güvenle baktık.

 

Daha güzel bir ülke daha güzel bir toplum ancak dini inançların topluma doğru empoze edilmesiyle muvaffakiyete kavuşacaktır.Bunu başarabilen son dönem şairlerimizden biridir Necip Fazıl üstad ,Din herzaman yakan yıkan bir terim değildir onun için islam bir gül bahçesidir.Dikkat buyurunuz gül bahçesidir islam ,güller ise herbiri bir insandır onun için Gülü kırmaya üzmeye kim dayanabilir o bunun farkındaydı insanlara bu hissiyatla yaklaştı islamı korkutarak değil güzelliklerini anlatarak insanları cezbetti önce kendisi sevdi felsefesini bu yönde değiştirdi.Duyuyorsun bizi üstad çeyrek asır geçti sen gideli çeyrek asırdır sana hasret yazan kalemler çeyrek asırdır sana elemli bıraktığın çocukların çeyrek asırdır özleminle yanıyor biz sevdiğin okurların ...

 

 

Tüm arkadaşlara başarılar diliyorum

YU
31.08.2008 10:45
#29

üstada hayranlığımdan ötürü yazıyorum bir anda içimden geldi iyi kötü diye değerlendirmedim hissetim yazdım...iki ayrı yazı iki ayrı dörtlük büyüklerimizin yanında bunların aczi belli lakin ben üstadıma bir şekilde seslenmek istedim... saygılarımla

 

Üstad Benim Efendim

Ben Onun Kölesiyim

O nefsini yener

Ben Üstadıma yenilirim

 

.............

 

Ab-ı Hayatmış bu çile

Ne güzel name zindandan mehmede

Ruhumu okşar sakarya türküsü ile

Beni kendine hapseder tek kelimesiyle...

 

yunus coşkun

01.09.2008 00:23
#30

BILSEN ÜSTAD SANA NE KADAR AÇIM.ÇEKTİĞİN ÇİLE Mİ,SENİ GÜZEL VE YÜCE YAPTI.YOKSA SENLE ÇİLE Mİ YÜCELEŞTİ.KİMSESİZ KALMAK YASLANACAK BİR OMUZ BULAMAMAK NE DEMEK EN İYİ SEN BİLİRSİN.MİLENYUM ÇAGINDAYIM.ARAMIZDA ASIR VAR.MODERN GÜYA DÜNYA DAHA.ŞU AN YILANLI KUYUDAN SESLENİŞİNİ OKUYORUM.SANKİ O CEZA EVİNDE BEN KALMİŞİM GİBİ DONUYORUM.GARDİYANIN SANA'İHTİYAR' DİYE SESLANİŞ GELİYOR AKLIMA.SENİN NEFSİNİ ALT ETME ÇABASINDA...IÇ RENKLERINDESIN.AH DİYORUM.İÇİM ACIYOR SANA BOYLE DAVRANMALARINA.KEŞKELİ CUMLELER KURUYORUM,GARDİYANA ACIYORUM.ÜSTAD;NEDEN KIYDILAR SANA?BUNCA EZİYET... BİLEMEDİLER SENİN İÇİNDE ÇEKTİĞİN ZIPKIN DÜŞÜNCELERİ,KALBİNİN İGNE YASTIĞI OLDUGUNU...AMA OLMAZ OLMUYOR DEMİ ÜSTAD,İLLET,KILLET,ZILLET!ÜCÜ OLMADAN OLMUYOR.MÜSLÜMAN OLMANIN KALİTESİ BAŞKA TÜRLÜ ARTMIYOR.HEM DEĞİL Mİ ZATEN ÇİLE SÜNNET?ALLAH RASULÜNE YAPILMİŞSA,EDİLMİŞSE BUNCA HAKARET,BİZİM ÇEKTİKLERİMİZDEN BAHS ETMEK NE CÜRRET!İYİKİ O'NU BULDUN O'NU YAZDIN ÜSTAD.BİLMEM MISRALARIN GÜLDEN BAHSETMEZKEN BU KADAR SİHİRLİ OLUR MUYDU?YADA VARMASAYDIN ERİŞEMESEYDİN EFENDİNE,BAĞLUMDA Kİ PINARA;BİLLURLAŞIR MIYDI SATIRLARIN HECE HECE...BEN ŞİMDİ YAZMAYI ÇOK SEVİYORUM,DAHA DOĞRUSUSENİ OKUDUKÇA KALEMİME DUR DİYEMİYORUM.PINARIN ÇAĞLIYOR.NE ZAMAN İSMİN ANILSA,YADA SENİN ANINA YAPILMİŞ PARK GORSEM Bİ YERDE İÇİME FARKLI BİR RENK,AHENK BÜRÜNÜYOR.BAŞKA İKLİMİ YAŞIYORUM HABERSİZ HERKESTEN.BAHARI YAŞIYORUM TÜM MEVSİMLERE İNAT.ŞAİRİN DEĞİŞİYLE TÜYDEN HAFİF OLUYORUM.SENİNLE TANIŞIP

GÖRÜŞME İMKANIMIZ OLMADI.CANLI DEĞİLSİN BELKİ LAKİN BENİM ÖLÜ RUHUMA CAN KATIYORSUN.BIRGUNUM SENDEN AYRI GEÇSE TÜKENİYORUM.AKLIMA HER GELİŞİNDE FATİHALAR YOLLUYORUM.HASRETIN DE SENIN KADAR YÜCE SENI SEN GİBİ BEKLİYORUM.NE HASTA BEKLER SABAHI,NE TAZE ÖLÜYÜ MEZAR,NE DE ŞEYTAN BİR GÜNAHI,ÜSTADI BEKLEDİGİM KADAR.HANİ,SENİN EFENDİN BAĞLUMDAKİ HAYAT,DİYOR YA SANA'ALLAH SENİ İKİ CİHANDA AZİZ ETSİN'DİYE.AZİZİM BENCE BU DUA BU CİHANDA GERÇEKLŞTİ.DİLERİM ORDADA KABUL BULMUŞTUR.AZİZ PİRİM DAVA SIRTIMDA BELKİ KÖPÜKTEN GOVDEYİM DEDİĞİN GİBİ AMA SENLE TOPARLANARAK,SANA DAYANARAK,İLERLEMEYE YINE SENLE ÇALIŞIYORUM.VE AND OLSUN BEN DE RAHMİNDE CEMİYETIN DOĞUM SANCISIYIM,MUKADDES EMANETİN DÖNMEZ DAVACISIYIM!!!KABRİNİN CENNET BAHÇESİNE SELAM,DUA VE HÜRMETLE.

NF
01.09.2008 12:39
#31

Selamlar,

 

Yarışmaya katılım süresi, yönetimden gelen talep üzerine 16 Eylül 2008 tarihine kadar uzatılmıştır.

 

Saygı ve selamlarımla

ÖZ
01.09.2008 16:48
#32

Üstat Fazıl

 

 

 

 

 

 

 

Aman üstat! Bu ne dünya, ne dünya?

 

Hayat dediği zanla insan güya,

 

Gülüp oynar, sanki mesut bir rüya;

 

Ruhlar dipsiz kuyuya, beşer aya…

 

 

 

Kandillere katrandır gece çile;

 

Beyin zarında çatlak, büyük hile…

 

Ense köküne balyoz darbesiyle,

 

Beyninin yırtıkları ve nafile…

 

 

 

Zamanın pençesinde üstat asi,

 

Çivi çaktı, bakışıyla Arvasi;

 

Öksüz kalmış davaya eşsiz vasi,

 

Çatlasın Babıâli ve hamasi!

 

 

Mukaddes yüke hamal üstat Fazıl;

 

Kahpe düşman: Artık çizil ve yazıl!

 

Yekûnu tırmaladı onda akıl;

 

Kaba softa çekemez asla tek kıl!

 

 

 

Aman efendim aman, sana bendim;

 

Sana bağlı, sana mıhlı kemendim!

 

Ejderha gecelerde, mühürlendim;

 

Fikriyat cümbüşünde nur yüklendim!

02.09.2008 01:39
#33

hıcıv baslıklı şiir e dıyecek yok bence.yazarını tebrık etmek ıstedım.zaten ustada yapılacak verılecek en buyuk hedıye davaya sahıp çıkmaktır.onu boylede guzel dıle getırmenız hosuma gıttı.basarılar...şunuda sormadan gecemıcem şiirle ılgılısınız zaten yayınlatmayı dusunuyor musunuz?zamanın yenı ustadlara da ıhtyacı var çünkü:)TUNEL

VA
02.09.2008 05:38
#34
Üstat Fazıl

 

 

 

 

 

 

 

Aman üstat! Bu ne dünya, ne dünya?

 

Hayat dediği zanla insan güya,

 

Gülüp oynar, sanki mesut bir rüya;

 

Ruhlar dipsiz kuyuya, beşer aya…

 

 

 

Kandillere katrandır gece çile;

 

Beyin zarında çatlak, büyük hile…

 

Ense köküne balyoz darbesiyle,

 

Beyninin yırtıkları ve nafile…

 

 

 

Zamanın pençesinde üstat asi,

 

Çivi çaktı, bakışıyla Arvasi;

 

Öksüz kalmış davaya eşsiz vasi,

 

Çatlasın Babıâli ve hamasi!

 

 

Mukaddes yüke hamal üstat Fazıl;

 

Kahpe düşman: Artık çizil ve yazıl!

 

Yekûnu tırmaladı onda akıl;

 

Kaba softa çekemez asla tek kıl!

 

 

 

Aman efendim aman, sana bendim;

 

Sana bağlı, sana mıhlı kemendim!

 

Ejderha gecelerde, mühürlendim;

 

Fikriyat cümbüşünde nur yüklendim!

Yeter kardeşim, şu yarışmaya bizde katılacağız gözümüzü korkutuyorsun :) Senin yüzünden yarışmaya katılmaktan vazgeçtim :) Şaka bir yana yazdıklarını az da olsa beğendim :D Ciddiyetle gerçeği ifade edersek, iyi yazıyorsun harika değil. Ben yazdığım zaman harikayı göreceksin (sizde bilin) :D Biraz rekabet ortamı oluşturalım.

 

Yarışmaya katılmayan arkadaşlar, şu yarışmaya katılım artsın. Hemen hemen hepiniz Üstad hakkında birşeyler yazabilirsiniz. Bunu neden bizden esirgiyorsunuz. Herkes üst seviyede yazı yazacak diye birşey yok. Üstad bizlere nasıl tesir etmiş? Bizlere kendi hakkında neler yazdırabiliyor? E yazıverinde görelim, bu kadar cimri olmayın. Bu bölümü takip edenlerin bizden yazılarını esirgemesi hakikaten ayıp! Yakında harika bir yazı yazacağımdan imtina ediyorsanız yuhh size :) Hadi, herkes kendince birşeyler yazsın.

 

Not: Harika bir yazı yazacağım diye kibre kapıldığım sanılmasın, sadece latife yapıyoruz. Bir bakarsınız, harika da olabilir :)

ÖZ
02.09.2008 09:59
#35
hıcıv baslıklı şiir e dıyecek yok bence.yazarını tebrık etmek ıstedım.zaten ustada yapılacak verılecek en buyuk hedıye davaya sahıp çıkmaktır.onu boylede guzel dıle getırmenız hosuma gıttı.basarılar...şunuda sormadan gecemıcem şiirle ılgılısınız zaten yayınlatmayı dusunuyor musunuz?zamanın yenı ustadlara da ıhtyacı var çünkü:)TUNEL

 

 

Hiciv adlı şiir yarışma içinde değil sanırım. Evet şiir anlam bakımından iyi oldu ama, şiirde bazı hatalar var. Hece ölçüsü gibi... Yani o şiiriri yazarken, beni bağlayan şiir nizamından kendimi sıyırarak, gönlüme ne doğduysa, onu yazdım. İlginiz için teşekkür ederim.

ÖZ
02.09.2008 10:05
#36
Yeter kardeşim, şu yarışmaya bizde katılacağız gözümüzü korkutuyorsun :) Senin yüzünden yarışmaya katılmaktan vazgeçtim :) Şaka bir yana yazdıklarını az da olsa beğendim :D Ciddiyetle gerçeği ifade edersek, iyi yazıyorsun harika değil. Ben yazdığım zaman harikayı göreceksin (sizde bilin) :D Biraz rekabet ortamı oluşturalım.

 

Yarışmaya katılmayan arkadaşlar, şu yarışmaya katılım artsın. Hemen hemen hepiniz Üstad hakkında birşeyler yazabilirsiniz. Bunu neden bizden esirgiyorsunuz. Herkes üst seviyede yazı yazacak diye birşey yok. Üstad bizlere nasıl tesir etmiş? Bizlere kendi hakkında neler yazdırabiliyor? E yazıverinde görelim, bu kadar cimri olmayın. Bu bölümü takip edenlerin bizden yazılarını esirgemesi hakikaten ayıp! Yakında harika bir yazı yazacağımdan imtina ediyorsanız yuhh size :) Hadi, herkes kendince birşeyler yazsın.

 

Not: Harika bir yazı yazacağım diye kibre kapıldığım sanılmasın, sadece latife yapıyoruz. Bir bakarsınız, harika da olabilir :)

 

Efendim,

 

Ne yapayım Üstat söz konusu olunca kendimi tutamıyorum. Tabiki ben de dereceye girmek isterim ama, diğer arkadaşlarla gaye bir olduktan sonra insan sonunculağa bile üzülmüyor. En içden dileklerinizi aldım da, yarışmaya bir başka eserle de katılır mıyım, bilmiyorum! Sizden de bir eser bekliyoruz... Başarılar...

BD
02.09.2008 16:34
#37

Yarışmaya katılacak tüm gönüldaşlarımıza başarılar diliyorum.

NU
03.09.2008 00:08
#38
Efendim,

 

Ne yapayım Üstat söz konusu olunca kendimi tutamıyorum. Tabiki ben de dereceye girmek isterim ama, diğer arkadaşlarla gaye bir olduktan sonra insan sonunculağa bile üzülmüyor. En içden dileklerinizi aldım da, yarışmaya bir başka eserle de katılır mıyım, bilmiyorum! Sizden de bir eser bekliyoruz... Başarılar...

 

buna ben de katılıorum. insan böyle bir organizasyonda sonuncu da olsa üzülemez. önemli olan üstada saygımızı sevgimizi bir kez daha göstermekti. yazdıklarınıza can-ü gönülden katıldığımı belirtmek istedim. yazdıklarınızdan ötürü de tebriklerimi iletirim...

09.09.2008 02:12
#39

DUASIN DUAMSIN

BEN SENI DÜŞÜNÜNCE;SIĞLIĞI SIYRILIYOR HAYATIN

YENİ BİR DÜNYA KURUYORUM İKSİRİNLE

BEN SENİ DÜŞÜNÜNCE;FEZA GELİYOR AKLIMA

ÖYLE YA AİT OLMAMALISIN BU DÜNYAYA

BEN SENİ DÜŞÜNÜNCE;ÇOCUKLAR GİBİ ŞEN

SONUM SONSUZLUK EBEDİYYEN

DİYORUM DURMAK YOK KATİYYEN

SENİ DÜŞÜNÜNCE;DEĞİŞİYOR HERŞEYİN RENGİ

ÇİLE SÜNNET,YOL BERRAK,ŞİİR MAVİ

BAZEN UMRUMDA OLMUYOR DÜNYANIN HALİ

BIRAK DİYORUM NE VARSA,MADEM SERDE OLUM VARSA

DERT YOK KEDER HİÇ TASA

ÇEKİLECEK GELİRMİŞ BAŞA

KURAN'DAN BASKA BILMEM YASA

YOKLUĞUN BOGSADA BENİ YASA

SENİ DÜŞÜNÜNCE;DOGRULUYORUM

BELKI SAKARYA BELKI KALDIRIM OLUYORUM

ANLA İŞTE SENİ DÜŞÜNÜNCE BEN;BAŞKA OLUYORUM

ISTANBUL GELIYOR AKLIMA

BİR TAT YERLEŞİYOR DİMAĞIMA.

SENİ DÜŞÜNÜNCE BEN,BİR NİDA İÇİMDEN

EY DAVA ADAMI,EY ÖNCÜ,EY ÜSTAD;

ŞİİRLERİ YAZANDIN YAZDIRAN OLDUN

KİTAPLARI DOLDURANDIN,SATIRLARA DOLDUN,

GENÇLERE SESLENENDİN,GENÇLER DOĞURDUN,

İŞTE BURDAYIM ARDINDAYIM,DAVANA EŞ,

ŞİİRİNE KARDEŞ,

BİLİYORUM MÜKAFAT YOK YASAYANA BELEŞ,

GELDE TEKRAR YÜREĞİMİZE YERLEŞ.

ARAMIZDA ÜLEŞ,PAYLAŞALIM SENIN BİNBİR PARÇANI.

HAYDI SIMDI YASLA ARKANI,

DUY !SENİ DÜŞÜNUNCE FATİHA OKUYANI.

DUALAR YAPANI;'ALLAH'IM ADN CENNETİNE KOY BU KULUNU

HABIBINE KOMSU YAP,SENİ ANLATANI...'

AMIN...

T.YAZICI

HA
09.09.2008 20:20
#40

Es-Selam kardeşlerim. Mehmet abiyi kıramadım ve iki gün odaklanarak acizane bir şiir yazdım. Umuyorum ki sevgili kardeşlerimin fikirlerine ve büyük doğu yoluna tercüman olabilmişimdir.

 

BÜYÜK HUBEL

 

Ankara’nın Hubel’i

Uyuşmadık anlamaz

Doğduğu yer Rumeli

Uyuşmadık anlamaz

 

Sapık Kemal’le (Volter)

Fikirdaşıdır sever

Kubbeleri pek söver

Uyuşmadık anlamaz

 

Padişahla yer içer

Allah, din, şeriat der

Yalancılıkta lider

Uyuşmadık anlamaz

 

Kesmez hırsın hızını

Vahdettin’in kızını

Alamadı iç çeker

Uyuşmadık anlamaz

 

Harpta imanı andık

Şahlanacağız sandık

On yıl on milyon zındık

Uyuşmadık anlamaz

 

Halkı kandır öne geç

Kesmek için imam seç

Hani ya hilafetin

Uyuşmadık anlamaz

 

Camiye kılıç indi

Nefretiyle tepindi

Koca halk nasıl sindi

Uyuşmadık anlamaz

 

Damarımızda kene

Kölen olduk kırk sene

Bize hitap neyine

Uyuşmadık anlamaz

 

Kâh dinci kâh komünist

Hamurun suyu faşist

Okçulukta lider it

Uyuşmadık anlamaz

 

Köyde küfür okulu

Şehirler fuhuş yolu

Meclis düzenbaz dolu

Uyuşmadık anlamaz

 

Ebter kraldır kendisi

Soldu gitti hevesi

Onu seven müminle

Uyuşmadık anlamaz

 

BÜYÜK DOĞU gülleri

Hep Hak söyler dilleri

Sevmedik katilleri

Uyuşmadık anlamaz

 

09 Eylül 2008 Salı

HA
09.09.2008 20:28
#41

1400 yıl evvel Kabe'deki putu, Hubeli yıktık. İnşallah buranın da putunu yıkacağız. Selametle...

YS
09.09.2008 21:27
#42

SEN OMRUNUN YARISI HUZUNLÜ YARISI MUTLU GEÇİRENSİN SEN ÖMRUNUN YARISIN DA BULDUN YASAMANIN TADINI O ZAMAN ANLADIN GERÇEK YAMIN NE OLDUGUNU HAKKI BATILDAN AYIRDIĞIN ZAMAN ANLADIN HAYATIN İNSANA TAT VERDİGİNİ USTAD LIĞIN O ZAMAN SENDE MANA BULDU ESERLERİNİN O ZAMAN TADINI ALMAYA BASLADIN

VA
09.09.2008 22:15
#43

Harika yazmışsın, Harun Yaşar. Bazı yerler kamufle etsende bu şiir rikkatima dokundu. Bence, buraya kadar gelen yazıların en iyisi senin yazdığın şiir. Duygularımıza tercüman olmuşsun, teşekkürler.

HA
09.09.2008 22:29
#44

Allah razı olsun güzel kardeşim. Bu dava uğruna çizilen her çizgi atılan her nokta dünyalara bedel.

NE
10.09.2008 00:55
#45

Üstad Necip Fazıl'dır O.

 

Yirminci yüzyılın kârı,

Cemiyetin hamurkârı ,

Duruşundaki vâkarı,

Gören, gösterendir o.

 

Peygamber-i Zişan için

Candan, tenden geçendir o.

Din-i Mübin-i İslam'ın

Paslanmaz tüfengidir o.

 

Herşey İslam'da diyerek,

Gece gündüz yürüyerek,

Sapı, çöpü eleyerek

Saadete erendir o.

 

Büyük Doğu'nun bânisi,

Cüce sanatkâr canisi,

Mukaddesatın varisi,

Altın sema çivisi o.

 

Süt içinde ak kıl sayan,

Nefsini ipe bağlayan,

İslam üzere yaşayan

Şu gençliğin mimarı o.

 

Evlad-ı îyalden geçen,

Aşılmaz dağları deşen,

Bahar nehri gibi çoşan,

Nadide kardelendir o.

 

Kâbusu ehl-i küffarın,

Mebûsu Ehl-i İslam'ın,

Tükenmez ulu pınarın

Soğuk suyundan içen o.

 

Kağıdı alır eline,

Hakkı söylemek uğruna,

Mürekkepsiz kalemine

Ciğerden kan çekendir o.

 

İçi tasavvuf kokusu,

Dışı şeriat dokusu,

Ebedî İslam binası

Kurulsun isteyendir o.

 

"Kaldırımlar" da yürüyen,

"Çile" nin tadına varan,

"Sakarya" da genci gören

Devrin en saf şairi o.

 

Konuşması diller keser,

Duruşması tümden eser,

Yıldırımlar çaktırır ser;

Fırtınalı hatiptir o.

 

Sur önünde Fatih gibi

Çağa meydan okuyan o.

Endülüste Târık gibi

Gemileri yakandır o.

 

Kaba softa, ham yobazın,

Karnı geniş devrimbazın,

Yahudi mason üstazın

Suratına tüküren o.

 

Yosun bağlamış arkı,

İşlemeyen paslı çarkı,

Eli kolu yaslı Türk'ü

Hayata döndürendir o.

 

Yurdu nakışla işlerdi,

Fikirle toprak sulardı,

Cahile kalem bilerdi;

Asrın 'baş muallimi' o.

 

Maraş'ın asil serdarı,

Pay-i Taht'ın hükümdarı,

Eyyûb'un ebedi yârı

Noktasız bir destandır o;

Hem Necip, hem Fazıl'dır o.

 

 

 

Nedamet..

 

 

Yoğunluktan vakit bulup bir şiir de ben yazmak istedim Üstad için. Beğenileceğini umut ediyorum.

ÖZ
10.09.2008 03:41
#46
Es-Selam kardeşlerim. Mehmet abiyi kıramadım ve iki gün odaklanarak acizane bir şiir yazdım. Umuyorum ki sevgili kardeşlerimin fikirlerine ve büyük doğu yoluna tercüman olabilmişimdir.

 

BÜYÜK HUBEL

 

Ankara’nın Hubel’i

Uyuşmadık anlamaz

Doğduğu yer Rumeli

Uyuşmadık anlamaz

 

Sapık Kemal’le (Volter)

Fikirdaşıdır sever

Kubbeleri pek söver

Uyuşmadık anlamaz

 

Padişahla yer içer

Allah, din, şeriat der

Yalancılıkta lider

Uyuşmadık anlamaz

 

Kesmez hırsın hızını

Vahdettin’in kızını

Alamadı iç çeker

Uyuşmadık anlamaz

 

Harpta imanı andık

Şahlanacağız sandık

On yıl on milyon zındık

Uyuşmadık anlamaz

 

Halkı kandır öne geç

Kesmek için imam seç

Hani ya hilafetin

Uyuşmadık anlamaz

 

Camiye kılıç indi

Nefretiyle tepindi

Koca halk nasıl sindi

Uyuşmadık anlamaz

 

Damarımızda kene

Kölen olduk kırk sene

Bize hitap neyine

Uyuşmadık anlamaz

 

Kâh dinci kâh komünist

Hamurun suyu faşist

Okçulukta lider it

Uyuşmadık anlamaz

 

Köyde küfür okulu

Şehirler fuhuş yolu

Meclis düzenbaz dolu

Uyuşmadık anlamaz

 

Ebter kraldır kendisi

Soldu gitti hevesi

Onu seven müminle

Uyuşmadık anlamaz

 

BÜYÜK DOĞU gülleri

Hep Hak söyler dilleri

Sevmedik katilleri

Uyuşmadık anlamaz

 

09 Eylül 2008 Salı

 

Üstü kapalı ama, yakın geçmişten seslenen bir şiir. Ben mesajı aldım... Başarılar...

ÖZ
10.09.2008 03:48
#47

'Üstad Necip Fazıl'dır O.' şiirini gönülden yazmışsın.

 

'Süt içinde ak kıl sayan,

Nefsini ipe bağlayan,

İslam üzere yaşayan

Şu gençliğin mimarı o.'

 

'Herşey İslam'da diyerek,

Gece gündüz yürüyerek,

Sapı, çöpü eleyerek

Saadete erendir o.'

 

Özellikle bu dizelerden çok hoşlandım. Nedamet kardeşime...

AK
11.09.2008 21:59
#48

Allah ilgi alaka gösteren herkesten razı olsun...

FA
12.09.2008 11:02
#49

BÜYÜK DOĞU MEFKÜRESİ

Türk edebiyat tarihinin mümtaz, münevver şahsiyetlerinden ,büyük doğunun mimarı, sözün ve mücerret fikrin üstadı Necip fazıl Kısakürek çile, zulüm ve istibdat dolu yaşamında her daim necip milletimize islamın nurunu,büyük mefküresini bilhassa gençliğe ve tabiki topyekün bir millete aşılamayı kendisine yol edinmiş ve davasının büyüklüğü nispetince ömrü boyunca dimdik bir duruş sergilemiştir.İman donanım ve aksiyon üçgeninde bir gençliği arzulamış,hiç bir zaman da bu husustaki ümidini yitirmemiştir .Aslında o da biliyordu ki gençlik için zaruri olan donanım ve aksiyonunun mayasını iman teşkil ediyordu.Evvela gönüller fethedilmeliydi , müslüman türkün dimağında pırıl pırıl bir vatan , millet,milliyet ve iman yani islam olgusu yerleştirilmeliydi.Onun deyimiyle ham yobaz ve kaba softanın eline düşmemek gerekti.Çünkü ham yobazın müslümana vereceği zarar nicelik bakımından tartışılabilir fakat nitelik bakımından çok büyüktür.

Necip Fazıl başlı başına bir üniversitedir. Onun insana, hayata,inanca,sanata hatta hayvana bile bakış açısı klişeleşmiş düşüncelerin dışında özünü samimiyetten uhuvvetten alan farklı bir yelpazeyi ihtiva eder.Örneğin atın hayatımızda ne kadar yeri vardır daha doğrusu at hakkında ne kadar bilgimiz vardır.Eminim ki sınırlıdır,çünkü bizim için günümüzde fazla bir ehemmiyeti yoktur.Fakat üstad "ata senfoni" adlı eserinde atı öyle tarif eder,ona öyle bir değer atfeder ki aslında atın insanlık tarihi için ne kadar önemli olduğunu ve bir dönem insan hayatının merkezinde olduğunu anlarız.Cengiz hanın atı ile var olduğunu ,cihan imparatorluğunu kurarken atının rolünün ne kadar büyük olduğunu,atıyla Cengiz hanın nasıl bir duygusal bağ kurduğunu görürüz.Nitekim Cengiz han öldükten hemen sonra atı da ölmüştür.Bir nevi Cengiz hanın ölümüne dayanamamıştır.Yine atın cenk sırasında üzerinde savaşan kişinin lehinde manevralar,duruşlar ve hareketler yaptığını ,atın sahibine karşı duygusal bir bağ kurduğunu idrak ederiz.Velhasılı genel itibariyle fazla önemsemediğimiz , hayatımızda fazla yeri olmayan atın aslında insanlık tarihi için önemli bir yerinin olduğunu,sıradan bir hayvan olmadığını üstad; engin bilgi hazinesi ile bize bu ayrıntı olan gerçeği sunar.Bu da onun hüneri ve yüksek edebiyat seciyesinin emaresidir.

Acaba milliyetçiliği nasıl tanımlarız. Kavmiyetçilik olarak mı algılarız yoksa bütünleştirici ,bağlayıcı ,kulu kuldan üstün görmeyen müspet bir dünya görüşünü mü?Asli davamızın neresindedir ve bu hususta nasıl bir duruş sergilemeliyiz.Şunu iyi bilmekteyiz ki milliyetçilik fertler, zümreler hatta toplumlar tarafından farklı algılanmakta ve ona değişik anlamlar yüklenmektedir. Peki biz Müslüman Türk olarak milliyetçilik mefhumu hakkında nasıl bir tavır sergilemeliyiz ve hayatımızın neresine koymalıyız. Zira şunu vurgulamak istiyorum ; milliyetçilik hususunda sınırlarımız ne olmalı ,asli ve tali yollar ne olmalı bunun farkına varmalıyız.Gayretullaha dokunmadan ,İslami bir çerçeve içinde nasıl şekillendirmeliyiz.Bu ince çizgiyi yakalamak büyük mütefekkirin işidir, onun tefekkür penceresinden olaya bakmak hak ile batılı ayırmada isabetli bir düşünce yapısına sahip olmayı temin eder. Üstad tahayyülündeki daha doğrusu görmek istediği milliyetçi ,mukaddesatçı cemiyeti şu şekilde ifade etmiş ve bu konudaki tavrını belirtmiştir: “İçi alev alev Müslüman ,dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim , dışı içine köle ,yeni Türk neslinin maya çanağı olma ehliyeti hangi topluluktaysa ben oradayım.Bu ifadeden ,üstadın posa veyahut kabuk milliyetçiliğinden ari olduğunu algılamaktayız.Milliyetçiliği kavmiyetçilik olarak algılayan ve bu anlayışı putlaştıran beyin fukaralarına verdiği ders te çok manidardır.”Eğer gaye Türklükse,mutlaka bilmek lazımdır ki,Türk Müslüman olduktan sonra Türktür.”

Gençlik….Yüce Yaradanın büyük nimeti,aksiyon devresi,irşat ve tebliğin uzvi,bedeni ve ruhi manada en güzel şekilde icra edileceği dönem.Yüce Allah(c.c) o en büyük mahkemeyi kurduğunda insanoğluna soracağı ilk sorulardan biri:”Gençliğini nerede nasıl harcadın”.Bu büyük imtihana tabi kulun gençlik nimetini ne şekilde değerlendireceği Allah indinde büyük bir ilgiye mazhar.Üstad; ”zaman bendedir ve mekan bana emanettir” şuurunda bir gençliği arzulamakta ,küfrün bütün şubeleriyle saldırıya geçtiği bu dönemde gençliğin davayı bütün hücrelerinde hissetmesini arzulamakta.Aslında gençliği sınırlı bir zaman dilimi olarak algılamamak gerekir , çünkü İslamın nuru çağlar ötesi bir tazeliğe sahiptir ve mümin de bu ruhla her zaman genç ve diri kalır.Unutma ki bugün yarına göre daha gençsin ve yapabileceğin daha çok şeyler var.Aşk , vecd ,fetih ve hakimiyet gencin ruhunda olduğu müddetçe ,uğruna varlığını ,benliğini koyduğu davasında Allahın inayeti ile muaffak olacaktır.

Bu kadar menfi arasında acaba biz nasıl bir müspet belirtmekteyiz. Dünyanın hengamesine kapılmak acziyeti bizi asli davamızdan , varoluş gayemizden acaba ne kadar uzaklaştırmakta. Bunun muhasebesini ne sıklıkta yapmaktayız, mana alemiyle rabıtamız ne boyutta ,yaradılış gayesine uygun bir yaşam çizgisi tutturabiliyormuyuz? Mümin müminin aynasıdır , kendisini onda görür ,etle tırnak gibidir, hatasını yanlışını düzeltme hususunda kendini memur adleder. Bizler bu konuları birbirimize hatırlatmakla mükellefiz.Safımızı belirlemeliyiz ve rızayı ilahi doğrultusunda hareket etmeliyiz .Yazımızı üstadın duruşunu ,tavrını netleştirdiği nasihat niteliğindeki “ben buyum” adlı metni ile bitirmek istiyorum..Ezelde sebep ebette netice olan resuller resulünün nurlu yolunda ilerlemek ve şefaatine mazhar olmak dileğiyle…..

“Ben buyum

1.Asyacı(kopya Avrupacılığına zıt)

2.Aşırı milliyetçi Anadolucu (milliyet dışı telakki sistemlerine zıt)

3.Ruhçu(maddeciye zıt)

4.Maveracı(görülen alemin ötesi)-softaya zıt dinsize zıt

5. Şahsiyetçi keyfiyetçi (başıboş fert haklarına zıt ,standart ölçülere zıt)

6.Mülkiyette tahditçi (büyük ferdi sermayeciliğe

7.Sanat, fikir ve ilimde tecritçi(soyutlama) safiyetçi (köksüz ve kabataslak teşhis sistemlerine zıt)

8.Kafa ve ruh mümtaziyeti bakımından sınıfçı (antidemokrat)

9.Tek görüş etrafında müdahaleci(antiliberal)

Bugünkü dünya rejimlerine nispetle öz: hususi bir görüş zaviyesinden antikomünist ,antifaşist, antiliberal .İşte benim ana hatlarım!”

 

 

 

 

FATİH AKTAŞ

BU
12.09.2008 14:09
#50

Daha evvel bir arkadaşıma da dediğim gibi: Yazmak, anlatmak ve anlaşılmak kolay iş değildir. Bu yarışmaya katılmayı hiç düşünmedim bu zamana kadar, çünkü bu cesareti ve beceriyi kendimde asla görmedim.

 

Hele hele de bu sitede, pek çok kalem erbabı varken. Fakat benimde içim aktı gitti Üstad'ı söylemeye, dile getirmeye ve bende ki ruh haline...

 

Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler deyip güzel bir şeyler ortaya çıkarmayı ümit ediyorum. Tabi tıkanıp kalmazsam, kelimelerde boğulmazsam, tökezlemezsem.

AC
14.09.2008 05:04
#51

BU BAYRAK!

Karanlığın nur-udur, aydınlık

Nizamın şer-idir, dağınıklık

Bu milletin sonudur, ayrılık

Belliki tefrikadır, hastalık

 

Ruh ile bedeni ayırarak,

Benliğimizi bizden koparmak

Tek çare engelleri aşarak,

Dava budur diye haykırmak.

 

Kamerin nurlu halidir hilal

Manadır yaradan, renk ak ve al.

Ebediyetin simgesi yıldız

Manadır resul, şeklidir beşiz.

 

Ruh ile bedeni birleştirmek,

O kutlu yola erişebilmek,

Yaradanı için sevebilmek

Milleti için çok geç kalmamak

En yüce kutsal dava, BU BAYRAK!...

 

 

Arkadaşlar ben kendi yazdığım şiiri yayınlıyorum. üstad gibi düşünmeye çalıştım.

ALPER KOÇ

AK
14.09.2008 12:12
#52

Ey koca Üstad...

 

Yazmaya senin gibi sigara yakarak başlıyorum. Bir gece masanın üzerinde çalışma notlarının ve sigaranın bulunduğu zaman, devrilen çayın notlarından geçerek '' Sigarayı kurtarın sigarayı !!'' demeni hatırlayıp tebessüm ederek.

 

On yedi yaşımda abimin Çile isimli şiirini okuyup bana açıklamasıyla seni tanıyorum. Çektiğin çilenin kelimelerin bile kaldıraamayacağı bir yük olduğunu sonraları;

Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,

Mevsimden mevsime girdim böylece.

Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,

Fikir çilesinden büyük işkence

 

mısraları ile anlamaya çalışıyorum...

 

Işık girmeyen odamda geceye gündüze bakmadan, açlığıma tokluğuma aldırış etmeden, elimde Çile isimli şiir kitabın... Kimi zaman Sakarya Türküsü ile coşuyorum, kimi zaman Muhasebe ile nefisime tokat atıyorum, kimi zamanda sevgiliye Geçti istemem artık gelmeni diyorum...

 

Bulunduğumuz hali, yaşadığımız zamanı, milletimizin kaderini; okul yolunda, tarlada, yalnızlığımda, kalabalıklarda iki mısran ile haykırıyorum;

Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!

Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş…

 

İdeolocya örgüsü ile ihtiyaç duyduğumuz fikir sisteminin yönetim şeklinin ne cumhuruyet de, ne de demokraside olduğunu anlıyor ve bir zamanlar kahrolsun şeriat denen ülkemizde, her derdin devasının, her ihtiyacın hülasasının islamda olduğunu anlıyorum... İslama evet şeriata hayır diyen insanımıza ise verdiğin cevap beyinlerine kazılacak cinsten; ''Güneşe evet, ışığına hayır''.

 

Çöle İnen Nur ile Efendimiz (s.a.s) hayatı ile buluşuyorum. Bu kitap bana Bal sensin varlık petek dediğin Efendimzi (s.a.s) e şiir yazmama vesile oluyor...

 

 

 

Gökleri fersah fersah ilerleyen misafir,

Cebraili Sidretul Muntehada bırakan sefir,

Cemalullahı görüp ümmetine dönen muhabir,

Kimsesizler kimsesi ötelerin sesi Son Peygamber!

 

 

Kafa Kağıdı'nda kardeşinin Selma'nın; buğulu gözlerini solgun yüzünü düşünüp senden ricası neticesi ile ağlıyorken, Reis Bey de merhamet ile göz yaşlarına boğuluyorum... Aynadaki Yalan ile tasavvuf ile tanışırken, Veliler Ordusundan 333 ile aklın sınırlarını keşfediyorum. Mevlana'nın;

 

İnsan odur ki bir başkasının incitmesiyle incinmesin

ve insan o odur ki inciltilmeye müstehak olanı incitmesin...

 

sözüyle titriyorum...

 

Ey ÜStad KOCA ÜSTAD...

 

İnandığın davayı şekillendirecek gençiliği, batının her türlü tesiri ile eskitilmiş, pörsütülmüş, uyuşturulmuş gençliği ortasın da bir kıvılcım olarak nitelendiriyorsun... Bende eğer o kıvılcım noktasının kenarında köşesinde bulunan bahtiyar gençlertden biriysem eğer; her türlü rüzgarlara fırtınalara karşı bu kıvılcım noktası gerekirse başımı ortaya koyarak koruyacağıma, Allah inayet ve keremini nasib ederse bu noktayı yeryüzünün en ücra yerlerine kadar genişleteceğime and içerim...

 

RUHUNU FEDA ETTİĞİN DAVA YOLUNA RUHUM FEDA OLSUN...

 

RUHUNA EL-FATİHA

KE
14.09.2008 13:18
#53

akiraa kardeşim emek çekmişsin emeklerine sağlık gerçekten çok beğendim, hayranlığımı nasıl ifade etsem bilemiyorum. paylaşımın için sağol.

 

selam ve duayla...........

AK
14.09.2008 13:24
#54

Beğenmenize ve duyduğunuz ilgiye teşekkür ederim... Allah razı olsun...

ÇE
14.09.2008 20:58
#55

Ölüm Güzel Şey

 

 

Tarih 24 Mayıs 2083. Dünya'yı bir heyecan sarmış durumda. Bu büyük buluşmaya yalnızca saatler var. Yarın 25 Mayıs olacak ve büyük olay o gün gerçekleşecek. Koşturanlar, hazırlananlar, bilim adamlarının son hazırlıkları, Türk ve İslam Dünyası'nın o tarif edilemez heyecanı, Edebiyat Dünyası'nın müthiş bekleyişi. En büyük heyecanda İstanbul ve Sakarya illerinde gerçekleşmekte. Büyük Doğu kurulmuş vaziyette. Tek eksikleri fikir babalarının, müthiş bir şekilde ilerlemiş teknoloji sayesinde Fazıl Üstat'ın genlerinden ve uzayda hiçbir şeyin kaybolmadığını, her bilginin saklı kaldığını ve bu bilgilerin karmaşık problemlerle tekrardan bambaşka bir insanın zihnine yerleştirilebileceği bulgusundan sonra O'na yeniden kavuşma olanağıyla bu eksikleri giderilecek.

 

 

Kısa bir süre önce Büyük Doğu sınırlarındaki turunu tamamlayan Çelebi Mehmet, İstanbul'a 25 Nisan'da dönmüştü. Onu bambaşka bir heyecan sarmıştı. Bu gezisinin önemli bir sebebi vardı çünkü. Necip Fazıl'a gönül verenlerin hepsi İstanbul'da olamayacaktı ve bu büyük olaya Görsel Medya ile tanık olabileceklerdi. Merkezlerdeki gönüldaşların liderleri, bütün gönüldaşlarından bu büyük olaydan sonra ona iletecekleri hediyeleri, mesajları Çelebi Mehmet sayesinde ulaştıracaklardı. Çelebi Mehmet'in yükü ağırdı ve bunun üstesinden nasıl gelebileceğini tam kestirememiş durumdaydı. Ciltlerce mesaj, yüzlerce çanta hediye... Bunları nasıl o Üstat'a tek tek anlatabilir, o hediyeleri nasıl tek tek sunabilirdi ki? Mutlaka bir yolunu bulmalıydı. Eğer bulamazsa bu yük ile daha fazla yaşayabileceğini sanmıyordu. Yerleştiği otelde bu sıkıntıları bir kenara attı 24 Mayıs'ta ve dinlenmeye çekildi.

 

 

Taksim'de Kurulan BD Teknoloji Merkezi'nde bütün hazırlıklar tamamlanmak üzereydi. Bilim Adamlarının yapabilecekleri fazlaca birşey kalmamış, sadece tarihi bekliyorlardı. Her şey tekrar tekrar gözden geçirildi fakat herhangi bir problem göremiyorlardı. Meydan'da kurulmuş dev vizyonlarla Üstat'ın ilk konuşması halka canlı olarak 3 boyutlu bir şekilde gösterilecek halde hazır.

 

 

Beklenen an geldi. Protokoldekiler yerlerini aldı. İçlerinde dikkat çeken kişilerde yok değil. Üstat'a gönül vermiş kişilerden oluşmaktaydı hepside. Ama en dikkat çeken isimler O'nun ismini, fikrini 2005 li yıllarda yaşatan N-F-K.com ve Necipfazil.com site sakinleriydi. Onlardaki heyecan tarif edilemez boyuttaydı. Çelebi Mehmet'te bu olaya ilk elden şahit olabilecek kişi konumunda, içerde -bilim adamlarının yanında- hazır vaziyette beklemekteydi.

 

 

Meydan da ve evlerinde halk sabırsızlıkla o ilk konuşma anını bekliyorlardı. Saat sabahın 9.10'u ve Üstat'ın yeniden doğuşunun gerçekleşmesine sadece dakikalar var. Tam 9.30 da bu olay gerçekleşecek ve öngörülen tamamen kendine gelme süresi 3 saat sonra, yani tam 12.30 da halka ilk konuşmasını yapabilecek. Konuşma yapılmadan, yeniden doğuş anı halka gösterilmeyecekti. İçeriye hiçbir şekilde hiçbir kayıt cihazı getirilmemişti. Kayıt cihazlarının yaydıkları radyo dalgaları istenmeyen bir probleme sebep olabilirdi çünkü. Artık yeniden doğuş gerçekleşmeye başladı. Cam Fanusun arkasında, Üstat'ın genleriyle kendi genleri değiştirilmiş ve Üstat'ın uzaydan toplanmış hafıza bilgileri ile kendi hafıza bilgilerinin değiştirildiği kişi olan, Necip Fazıl Kısakürek'e canı gönülden bağlı İhsan'da ilk kıpırdamalar başlamıştı bile. Vücudunu tamamen saran yapışkan sıvıdan kollarını oynattığı görülebiliyordu. Kalp atışlarında normale dönmek üzereyken derhal sıvı boşaltma ve içeriye oksijen verilme işlemi başlatıldı. Sıvı tamamen boşalmamıştı ki ince bir iniltiyle birlikte gözlerini tekrardan açmıştı Üstat. Kim bilir neler hissediyordu, neler düşünüyordu? Bunu ancak o anlatabilirdi. Saatler artık 9.30'du ve bu büyük olay başarıyla gerçekleşmişti.

 

 

Derhal Üstat o cam fanustan çıkartıldı. Gerekli kontroller hızlı ve dikkatli bir şekilde yapıldı. Hiçbir problem görünmüyordu. Fakat Üstat'ın ağzından henüz tek kelime çıkmamıştı. Boş gözlerle etrafa ve ona yapılanlara bakıyordu. Baktı, baktı... Dinlenme odasına aldılar onu. Yanında bir kişi bulunabilecekti. O şanslı kişiyi de Çelebi Mehmet olarak belirlediler. Üstat'ın yanı başında, gözlerini bir saniye bile ayırmadan ona bakıyordu ve ağzından çıkabilecek ilk kelimeleri heyecanla bekliyordu. Saatler ilerliyor, Necip Fazıl'da hâla herhangi bir ağız hareketi olmuyordu. Milyonlarca insan heyecanla Üstat'ın ilk konuşmasını bekliyorlardı fakat olmuyordu işte.

 

 

Nihayet saatler 12.10 olmuştu. Çelebi Mehmet artık daha fazla dayanamadı ve ilk cümlelerin kendi ağzından çıkartmaya karar verdi. O cümleler şunlardı:

 

 

"Üstat'ım hoş geldiniz, kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Ben Çelebi Mehmet, size gönül vermiş milyonlarca insandan sadece birisiyim. Lütfen birkaç kelam edin" diyebildi.

 

 

Üstat, sağ başucundan gelen sese, kafasını yavaşça o yöne çevirerek ve gözlerini aralayarak tepki verebildi. "Aleyküm Selam Çelebi" Aman Allah'ım ilk sözler nihayet ağzından çıkabilmişti. Bu müthiş bir heyecana sebep oldu Çelebi Mehmet'te. Kalbinin sıkıştığını, renginin attığını ve boğazının düğümlendiğini hissedebilmişti ancak. Hiçbir şey düşünemez olmuştu bir anlığına da olsa. Ama hemen kendini toparlamalıydı ve o da öyle yaptı.

 

 

"Hoş geldiniz efendim" diyerek Üstat'ın selamına karşılık verdi ve devam etti Çelebi Mehmet:

 

 

"Efendim kendinizi yeterince iyi hissediyorsanız, dışarıda ve evlerinde bekleyen, yolunuzdan giden milyonlarca hayranınız ağzınızdan çıkabilecek birkaç kelam için canlarını bile seve seve verebilecek durumdalar. Onlara hitap etmek ister misiniz?"

 

 

Necip Fazıl birkaç saniye duraksadıktan sonra, Çelebi Mehmet'i şok edecek şu cümleleri söyledi:

 

 

"Evladım, sizler büyük bir hata yaptınız. Çağın yenilikleriyle beni Allah'ın kanunlarına aykırı bir şekilde yeniden nefes alır, düşünebilir hale getirdiniz. Sizler bilmez misiniz Allah'ın insana sadece 1 defa yaşama hakkını verdiğini. Ben ömrümü tam 100 sene evvel tamamladım. Şu anda karşınızda duranda ben değil, benim anılarımla dolu bir vücuttur. Ancak bu vücut fazla yaşama mühleti bulamayacaktır. İlk uykuma daldığım andan hemen sonra bu zihindeki anılar, bilgiler tekrardan sonsuz boşluktaki yerine geri dönecektir. Bununla beraber bu vücutta toprak olmaya mahkûmdur."

 

 

Bu cümlelerin sonuyla birlikte gönlünün en derinlerinden gelen acı bir iniltilerin eseri olan iki damla yaş, Çelebi Mehmet'in gözlerinden döküldü. Kelimelerin kifayetsizliği ancak bu kadar olabilir, gözlerin ve hislerin acıyarak yalvarışı ancak bu zirveye ulaşabilirdi. Evet, büyük bir ahmaklık göstermişlerdi insanlar. Allah'ın gazabına uğramak, Üstat'a gönül verenlerin isteyeceği son şey olabilirdi. Çelebi Mehmet'in dudaklarından şu cümleler döküldü:

 

 

"İlk uykunuz, son uykunuz olacak. Bunun önüne geçemeyeceğimizi, Allah'ın kanunlarına ters olduğunu anlamış durumdayım. İnsanlara seslenme vaktinizde geldi şu anda. Onlarla Konuşacak mısınız?"

 

 

Bu soruya haşin bir ses tonuyla cevap verdi Necip Fazıl.

 

 

"HAYIR!" ve bu konu hakkındaki diğer cümlelerini söyledi. Aslında bu cümleleri hiçte yabancı değildi:

 

 

"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber(sav)?"

 

 

Ve devam etti:

 

 

"Evladım. Sevenlerime hitap vaktim geldi demek. Sen şimdi onlara söyle konuşmayacak Necip Fazıl. Halk dağıldıktan sonra al ilim adamlarını gel yanıma."

 

 

Çelebi Mehmet denileni derhal uygulamaya koydu. Sabırsızlıkla bekleyen insanlara, Üstat'ın şu anda konuşmak istemediğini, durumunun iyi olduğunu, daha sonradan uygun olursa konuşacağını, kimsenin boşa beklememesini ve konuşma olmayacağı için günlük işlerine geri dönmeleri gerektiğini söyledi. İnsanların içlerinde buruk bir sevinçle karışık heyecan dalgası oluştu. Herkes denileni harfiyen uyguladı ve birkaç dakika içerisinde herkes evinin yolunu tutmaya başladı. İçerdeki ilim insanlarına durumun özetini geçti. Daha Sonra Üstat'ın odasına doğru hep birlikte gittiler.

 

 

Üstat, odada bulunan herkese yapılan yanlışı anlattı. Çelebi Mehmet'e söylediklerinin aynısını tekrarladı. Daha sonra oradakilere bu olay hakkında 1 günlük konuşma yasağı koydu ve derhal oradan ayrılması gerektiğini, Çelebi Mehmet'le birlikte genişçe bir eve gitmek istediğini söyledi. Denilenler harfiyen uygulandı. Çelebi Mehmet oteline giderek, orada bulunan hediyeleri ve ciltler dolusu mesajları alıp doğruca Üstat'a 1 günlüğüne de olsa tahsis ettikleri eve gitti. Necip Fazıl herhangi bir şey yiyemiyor, hiçbir şey içemiyordu. Ağzına hiçbir şey süremedi. Aç olmadığını, ihtiyaç duymadığını söylüyordu.

 

 

Necip Fazıl, Çelebi Mehmet'in getirdiği hediyelere hiç dokunmadı. Onları ihtiyaç durumuna göre dağıtılmasını istedi. Ne olduklarına bile bakmadı. Kendisine iletilen mesajlarla ilgilendi saatlerce. Hızlı bir okuma kabiliyeti vardı ve akşam saatlerine doğru bitirdi mesajları. Çelebi Mehmet'e sonunda tekrardan birkaç kelam etti. "Bunları daha önce kimse okudu mu?" dedi. Cevap olarak ta, "Sadece mesaj sahipleri" dedi Çelebi Mehmet. Bu sözlerin üzerine Necip Fazıl Üstat, şömineye doğru yöneldi ve ateşi körükledikten sonra mesajları yakmaya başladı. Nedeni hakkında ise tek bir kelime bile etmedi. Onlar yanarken Necip Üstat'ın mırıldandığı şiirin ahengi, şöminenin alevleriyle birlikte insanın iliklerini bile ısıtıyordu.

 

 

Gökte zamansızlık hangi noktada?

Elindeyse yıldız yıldız hecele!

Hüküm yazılıyken kara tahtada

İnsan yine çare arar ecele!

 

Gençlik... Gelip geçti... Bir günlük süstü;

Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

Eser darmadağın, emek yüzüstü;

Toplayın eşyamı işim acele!

 

 

Evde Çelebi Mehmet ve Üstat Necip Fazıl'dan başkası yoktu ve Necip Fazıl, gözlerinde bir yorgunluk hissetmeye başladı. Bunun anlamı çok açıktı. Sonsuzluğa kısa bir aradan sonra tekrar geri dönüşü engelleyecek herhangi bir mani bulunamazdı. Akrep 9'un üzerinde, yelkovan 20'nin üzerinde. Üstat yatağına uzanıp meleklerini bekliyor. Beklerken de şiirlerinden birini daha mırıldanmaya devam ediyor. İstemediği bir yerde istemedi bir şekilde yeni bir şiir yazmak gelmiyor içinden, zaten buna vakitte yok.

 

 

Üstat'ın uzandığı yatağın sadece 2 adım ötesinde duran kanepede de Çelebi Mehmet sessizce oturup, o anın gelmesini bekliyor. Üstat'ın mırıldandığı şiiri o da içinden tekrarlıyor.

 

Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,

Nasıl parçalanır nasıl bölünür?

Söylerler, mezara kulak dayasan;

Bir daha ölmemek için ölünür.

 

Çekilmez akılda bu kadar sancı;

Akıl bir küçük diş, at, kurtulursun!

Ölmemenin olsa gerek ilacı;

Eski rafta ara, belki bulursun!

 

 

Necip Fazıl, sonsuzluğa tekrardan gitmiştir artık. Onunla beraber, yanağında bir damla yaş ile Çelebi Mehmet'te Üstat'ını yalnız bırakmayarak ölüm şerbetini tattı. Yaşananlar, yaşanmaması gerekenler, olması gerektiği gibi bitti saat tam 21.30 da.

NF
16.09.2008 11:58
#56

Selamlar,

 

Bu gece saat 24:00'te katılım sona eriyor arkadaşlar. Yazılarının düzenlemesini son ana bırakan yahut henüz yazısını hazırlamadığı halde katılmak niyetinde olan arkadaşların ellerini biraz çabuk tutmaları gerekiyor.

 

Saygı ve selamlarımla

MI
16.09.2008 23:03
#57

Elleri çabuk tutsam da artık bu vakitten sonra yazıyı yetiştirmem muhal kere muhaldir.Halbuki kafamda bir şeyler biriktirmiştim de...Hediyeler benim olacaktı.Herkese 'na-nikk' yapacaktım.Başka bahara kaldı ümitler...'Böyle mi olacaktı, böyle mi olacaktı?' demekten kendimi alamıyorum.Hayıflanıyorum ve öylece kalıyorum.Yarışmacı arkadaşlara da 'bi dahaki sefere görüşürüz' diyorum.

KA
16.09.2008 23:37
#58

Üstada...

 

Yüzünü çizgi çizgi fanilik ağı sardı;

Ebedilik sevinci, içini bucak bucak.

Ulvi bir temas ile coştu ruhun, kabardı

Ruhun ki bir kuş idi; maveraya uçacak.

 

Güneşin örtüldüğü bir devirdi geldiğin

Kalplerin karardığı bir meydandı indiğin

Böyle gelmiş olsa da gitmeyecek dediğin;

İman ki bir gemiydi, ha battı ha batacak.

 

Şuur kuraklığına rahmet gülleri ektin

Düşünce hisarına İslam bayrağı çektin

Vaden olsa ebet boyu bekleyecektin,

O genci ki ölümü, dipdiri yaşatacak

VA
16.09.2008 23:52
#59

ÜSTAD

 

Geçen sene üniversiteyi kazandım. Yeni bir şehir, insanlar, suretler, sahtelikler, hakikatler, süfli yaşamlarını ulvi sanan güruh... O demlerde hayatımda dinin ehemmiyeti pek az. Eşya ve hadiselerin nefsin tahakkümünde ruhumu ezdiği, çiğnediği, yerle yeksan ettiği demler... Ense kökünde boşluğunu gezdirenler gibi saadetin, hakikatin yolunu nefsimde arıyorum. Nafile arayışlar... Bu girift meseleyi posalaştırıp kabaca şu hükme varıyorum. Anne-baba sevgisi, dost, maddiyat, mecazi aşkta saadet bir yere kadar. Hele mecazi aşk, helâlin olmayan bir kıza sevdalanma, kalbimde Allah ve Resûl sevgisini neredeyse hiçe indiriyor, diğerleri bu sevgiye mâni değil.. Diyorum, Allah'ın emir ve yasaklarına tam manasiyle iman etmedikçe herşey boş, bomboş. Peki, bu nasıl olacak? Allah, yardım eder. ''Allah'tan gayrı herşey batıl.'' Varoluş gayesinden habersiz bir gencin, bu hükümlere varması muazzam bir hadise...

 

Bir akşam internet kafeye gidiyorum, bir arkadaşımla işimiz var. Aklıma nerden ve nasıl geldiğini hatırlayamıyorum. Büyük Doğu'nun resmi sitesine giriyorum.

Üstad'ın hayatını okuyorum. Üstad'ın biyografisinin sonundakileri okuyorum.

 

Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. BİRİNİ...

O, kim mi?

Allahın Sevgilisi...

Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tâcı...

Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.

Binbir istikamette seke seke, sağa sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir şeyden habersiz ve insandaki bedava emniyet ve bedahat saadeti karşısında şaşkın, hep o BİR etrafında helezonlar çizen bir hayat...

Benim hayatım budur!''

 

Bunu okuduktan sonra, ağlamak nedir bilmeyenin gözleri doluyor ve kendimi internet kafenin tuvaletine zor atıyorum. Bu ufak yazı bana öyle tesir ediyor ki, yaklaşık bir hafta boyunca aklıma geldikçe gözlerim doluyor, ağlıyorum. Kendini arayan bir genç, bu yazı da kendini buluyor. Üstad'ın hayatını anlattığı O ve Ben'i bir yerden öğrenip alıyorum. O ve Ben'de, Üstad'da ya kendimden birşeyler buluyorum ya da onda kendimden birşeyler buluyorum.. Kitabın esas yerine geliyorum, Efendi Hazretleri'nin sözleri yüreğime hançer gibi saplanıyor. Hayatımda hiç evliya nedir bilmemişim. Okudukça sendeleniyor ve tarifi kabil olmayan iştiyakla kitabı sindire sindire okuyorum. Kitabın üzerimde ki tesiri hayatımı her yönüyle İslâm'a mutabık kılma cehdini verecek raddede. ''Bir evliyanın kitabını okumak, onunla hasbihal etmenin yarısıdır'' diye bir düstur vardır. Kitabın yazarı din büyüğü değil lâkin bir evliyayı anlatıyor. Namaz kılmayı çocukken annem öğretmişti, iki üç sene namaz kılmayınca haliyle namaz kılma ve dualar unutuluyor. Namaza başlayacağım ama nasıl? O kadar sefil bir insanım ki temel dini kaideleri nereden bulacağımı bilmiyorum. Kitapçı da üzerinde ''Büyük Namaz Hocası'' yazan Mehmet Dikmen'in kitabını alıyorum. Bir de Ahmet Cevdet Paşa'nın Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hayatını anlatan eserini memlekete gittiğimde alıyor ve okuyorum. Kitabın sonlarına doğru Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in vefatıyla masaya kapanıp, sanki Peygamber Efendimiz (s.a.v) ben hayatteyken ölmüş gibi ağlıyorum. Okudukça anlıyorum ki, esas yol bu yol. Hiçbir insan sevgiyi Peygamber Efendimiz (s.a.v) kadar haketmiyor ve onu sevipte kaybeden yok. Gün içerisinde aklıma Efendimiz (s.a.v) gelip içim yanmıyorsa, onun sözlerinin, sünnetlerinin hayatımda yeri yoksa ben niye yaşıyayım? O ve Ben'de, Efendi Hazretleri'nin Üstad'a ''namazını kıl'' telkinleri direkt bana söylenmişçesine tesir ediyor. Çevremde ki insanların namaz kılmamasına rağmen namaza devam etme hususunda ısrar ediyorum. Bazı Hadis kitaplarını alıyorum ve ilmimle amel etmeyi prensip haline getirmek o demlerde tek meselem. Koskoca yurtta ve sınıfta beş vakit namaz kılan kimse yok. Dinî ve ilmi mevzularda hasbihal edebileğim kimsenin olmaması beni kahrediyor. Her gece yatsıyı kılmak için nefsimle mücadele ederken, en sonunda bir anda olduğumdan yerden fırlayıp abdestimi alıyorum. Bu sistemin küfür sistemi olduğundan bihaber, nefsiyle hemhâl insanları gördükçe üzülüyor ve mütemadiyen içimden Allah'a hidayete ermeleri için dua ediyorum. Küfürbaz, kavgacı, beynamaz, ahlaksız; hayvan meşrepli ben yavaş yavaş değişiyorum.

 

Hayatımı müspet istikamette değiştiren bu hadisenin ardından yaklaşık dört, beş ay geçiyor. Bundan sonra selametteyim zannediyorum. Beni öyle bir hâl alıyor ki nefsin ve şeytanın vesveselerinde kafamı duvarlara vuracak hale geliyorum.Gün geçtikçe bu hâl beni büsbütün sarıyor ve kimseye soramayacağım vesvesenin mahsülü sorular bana neredeyse cinnet geçirtiyor. Bu hâlimi kimseye açamıyorum. Her an, her saniye vesvese... Doğruları tahammül seviyesinin üstünde ve kabullenemez hâle getiren bu hâlin adı ''hatarat''. ''Hatarat'' mevzuunda Allah'ı inkardan nice küfürlere kadar her kötü şey var... O ve Ben'de geçenleri ve sitemizde bu hususla alâkalı şeyleri okuyorum. Bu hâl ile süregelen dördüncü gün çıldırma noktasına geliyor ve kafamı duvarlara vurmaktan kendimi alamıyorum.Dördüncü gün sabaha kadar meâl, hâdis okuyorum. Hatarı def etmenin metodlarını uyguluyorum. Sabah namazının vaktinin girmesiyle beraber bir anda üzerimde ki hâl kayboluyor ve bir anda nasıl böyle oldum, anlayamıyorum. Allah'ım bu ne saadet, sana şükürler olsun. Bir anda dünyam tersine müspet istikamette döndü. Yurdun kahvaltı saatini bekliyorum, sonra güya yatacağım. Kahvaltı da bir arkadaşım, ''Mevlid Kandil'in mübarek olsun'' deyince şaka yaptığını zannediyorum. Arkadaşım, ısrarla şaka yapmadığını söylerken kafam dank ediyor ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in dünyaya geldiği gün olduğu için ''hatarlardan'' kurtulduğumu anlıyorum. Allah'ım sen nelere kadirsin. Mübarek gün ve geceleri (Ramazan ayı hariç) inkar eden İbn-i Temiyye denen kâfire inanadursunlar(!). Dinde reform adı altındaki fikirlerini Temiyye'den yola çıkarak savunan Muhammed Abduh ve Afgani sempatizanları gaflet denizinde yüzedursunlar...

 

''Zehrile pişen aşı, yemeğe kim gelir''

 

Yunus Emre'nin ''Şol Benim Şeyhimi'' adlı şiirinin son mısrasında dile getirdiği bu mısra da ''Hatarat'' kastediliyor ve bu yola girenlere mahsus... ''Hatarat'' mevzuu bu hâli yaşayanların yola girdiğine işaret Ben bu anlattıklarımı, Efendi Hazretleri'ne (Abdulhakim Arvasi Hz.) olan sevgi ve sadakatimin tecellisi diye izah edebilirim. Ve de onun ruhaniyeti... Bu hâl ile kavrulan sahabelerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) ''İmanın kemalindendir'' cevabını veriyor. Bu benim mübarek bir zat olduğumu göstermez sadece yola girdiğime delalettir. Benim hiçbir tarikat veya cemaatle uzaktan yakından fiilen alakamın olmaması ayrı bir mevzu.

 

"Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir?"

Dilsizce, yalnız Allah demeye kimler gelir?

 

Üstad ''Dilsizce, yalnız Allah demeye kimler gelir?'' mısraı ise tasavvufta kalp ile Allah'ı zikretmeye delalet ediyor.

 

Yunus Emre kalp ile yapılan zikri ''Dil hanesi pür nur olur'' şiirinde şöyle dile getiriyor. ''Esrar-ı zikrullah'' yani kalp ile yapılan zikir.

 

DİL HANESİ PÜR NUR OLUR..

 

Dil hanesi pür nur olur,

Envar-ı Zikrullah ile.

İklim-i dil ma’mur olur,

Mi’mar-i Zikrullah ile.

 

Her müşgil iş asan olur,

Derd-i dile derman olur,

Canın içinde can olur,

Esrar-ı Zikrullah ile

 

Gamgin gönüller şad olur

Dem-besteler azad olur

Gümgeşteler irşad olur

Asar-ı Zikrullah ile.

 

Zikreyle Hak’kı her nefes

Allah bes, baki heves..

Bes gayriden ümidi kes!

Tekrar-ı Zikrullah ile.

 

Gör ehli halin fırkasın.

Çak etti ceyb-i hırkasın,

Devr eyle Zikrin halkasın;

Pergar-ı Zikrullah ile.

 

Terk et cihan arayişin

Nefsin gider alayişin

Bul can-ı dil asayişin

Efkar-ı Zikrullah ile

 

Ahmed(1) seni ikrar eder

Hem zikrini tekrar eder

İhlasını iş’ar eder

Eş’arı Zikrullah ile.

 

(1) Ahmed isminde ki sesli harfleri çıkardığımızda ''hmd'' yani hamd meydana çıkar. Yunus Emre bu şiirinde kendini adını değil, 'Ahmed' ile hamdı manalandırıyor. Ayrıca Peygamber Efendimizin (s.a.v)'in ismi de kastediliyor.

 

Altun Halka'nın 33.sü, tesbihin son tanesi Abdulhakim Arvasi Hz'i bu yolun büyüklerinden. Onun talebesi Üstad ise bizlere ''Reşahat, Başbuğ Velilerden 33, Veliler Ordusunda 333, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu'' adlı kitaplarının mesnedi tasavvuf. Efendi Hazretleri'nden sadeleştirdiği ''Tasavvuf Bahçeleri ve Rabıta-i Şerife'' kitapları tasavvufun en mühim kitaplarından. Bu iki kitabı Üstad sadeleştirmiş. Üstad'ın çoğu eserinde de tasavvufa yer veriliyor. Bazı eserlerinde Muhyiddin İbn-i Arabi Hz'i, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz'i ve daha nice mutasavvıfın kitaplarından tasavvuf ve din ile alakalı en emin bilgileri devşiriyor. Peygamber ve sahabalerden sonra dinin en büyük ferdi İmam Rabban-i Hz'inin Mektubat'ını sadeleştirdi. Üstad'ın külliyatında ''Mektubat'' adıyla mevcut. Üstad'ın adını taşıyan eserlerse bize Hak yolunun kapılarını açıyor. Üstad'ı diğerlerin münevverlerden, dava adamlarından, edebiyatçılardan vesaire ayıran yönlerinden biriside bu kitaplarda gördüğümüz derin tasavvuf bilgisi. Din büyükleri (Veliler) haricinde bu alanda zirve eserler veren başkası yok. Üstad hakkında ki mütalaalarında, tespitlerinde, tahlillerinde çoğu münevver bunlara ve Üstad'ın mutasavvıf yönüne yer vermiyor. Yada, Üstad'ın diğer meziyetlerinden buna sıra gelmiyor! Üstad'ın Seyyid Fehim Hz'ine rabıta etmesi ve annesinin Üstad'ın başında bulunmadığı hâlde Üstad'ı bir lahza yeşil cüppeli görmesini hatırlarsınız. Başbuğ Velilerden 33 adlı kitabında Üstad Altun Halka'nın 32. ferdi Seyyid Fehim Hz'ine ayırdığı bölümünde şu cümle yer alıyor: ''Üzerlerinde, umumiyetle yeşil cübbe...'' Seyyid Fehim Hz'i hakkında Abdülhakim Arvasi Hz'i ''1313'ten sonra kamil evliya gelmedi'' buyuruyor. Bediüzzaman Said Nursi Hz'i de Seyyid Fehim Hz'inden övgüyle bahseden yazıları var. Hemen belirtmeliyim, Seyyid Fehim Hz'inin halefi Efendi Hz.'idir.

 

"En dakik Şeriat mihengi" ne vurulduktan sonra bütünleştirilen ve bütünleştirilecek olan eserleri üzerinde bu ölçüyü devam ettirmeye başlar ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcunu üstlenirken;

O'na...

Üstadımız, Güdücümüz, Varlık Vesilemiz'e...

Dost, düşman, sevgi, nefret;

"sema, toprak, güneş, dünya, Allah, Peygamber, kâinat öğreticim"ize...

En yakıcı hasret; ve dayanılmaz yalnızlığımızı dayanılır hale getiren "emanet"lerine sadakat yeminiyle..

 

Üstad'ın hikâyelerim adlı eserinin önsözünde Büyük Doğucuların bu yazdıkları ''Üstadımız, Güdücümüz, Varlık Vesilemiz'e... Dost, düşman, sevgi, nefret; ''sema, toprak, güneş, dünya, Allah, Peygamber, kâinat öğreticimize'' sözleri harfiyen bana uyuyor. Üstad'ı tanıyana kadar hiçbir şey bilmiyordum desem yeridir. İman ile bütünleşmiş bir deha bir genci mıknatıs gibi çekmeli ve onu Hak yoluna çekmelidir. Kendiyle baş edemeyen nice dehaların insanlığa hiçbirşey kazandırmamıştır. Üstad bu ülkeye ve insanlığa neler kazandırmış? Deha planında bile ayırd edici yön Üstad'da. Bunları söylerken din büyüklerini ayrı bir daire içine alarak söylüyorum.

 

Üstad'ın çocukluk devresi her insan gibi hayatın her döneminde etkisi hissetmiştir. Dedesi Mehmed Hilmi Efendi'nin vakarı, asabiyeti, dürüstlüğü, şefkati... Üstad'a dini telkinleri... Babaannesi Zafer Hanım'ın, Üstad'ın çocukluk devresinde ki yaramazlıklarını engellemek için art niyetle Üstad'ı çocuk dünyasında kitaplara boğması. Babasının, bohem hayatı. Fedakar bir Müslüman-Türk kadının remzi olan annesini... Küçük yaşta ölen kardeşi Selma'ya para karşılığı elma vermesinden kısa süres sonra ölmesi.. Bunlar şiirlerinde, yazılarında, fikirlerinde kendisini gün yüzüne çıkar. Üstad'ın 30 yaşından önceki bohem hayatı babasından, dürüstlüğü ve yılmaz meşrebi dedesinden, fedakarlığı ve azmi annesinden şu veya bu şekilde Üstad'a, hayatına, fikirlerine akseder. Ölünün odası şiirinde dedesinin ölümünü -o nasıl tasvirdir ki- gözümüzle görmüş ve yaşamış oluruz.

 

Ölünün Odası

 

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;

Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.

Süt beyaz duvarlarda çivilerin gölgesi;

Artık ne bir çıtırdı, ne de bir ayak sesi....

 

Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;

Üstü boynuna kadar bir çarşafla örtülü.

Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;

Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.

 

Son nefesle göğsü boş, eli boş uzanmış yana;

Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.

Sarkık dudaklarının ucunda bir iz var;

Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar.

 

Sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân;

Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.

Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm..

Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm....

 

Üstad'ın fikirleri genç yaşlarda okul kitaplarındaydı. Kendisine ''Tanrı Şair'' lakabını layık görüyorlardı. ''Bir mısraı bu millete şeref vermeye yeter'' deniliyordu. Ta ki, Efendi Hz'ini tanıyıp İslam mücahidi olana kadar. Bu ahvalden sonra, din düşmanları sanatına yazık eden 'Sabık Şair', ''Süper Mürşit'' diye telakki ediyordu. Ayrıca bu lakaplar Üstad'ın milletimize nasıl tesir edeceğinin kaygısını taşıyor. ''Allah din düşmanlarına doğruyu tersinden söylettiriyordu.'' Bu ezelden beridir böyle... 1940'larda ki çıkarttığı dergide İsmet İnönü'yü kastederek ''Başımıza Kulak İstiyoruz'' başlığıyla dergiyi çıkarttığında yer yerinden oynamıştı. O dönemde ''Allah'' demek kanunen yasaktı. Dönemin başbakanı Recep Peker bu vaziyetten hoşlanmamış ve Üstad'a rüşvet teklif etmişti. Ya rüşvet ya hapis... Tabi ki Üstad rüşveti reddediyor. Ezan-ı Muhammed'in türkçe okunduğu dönemde bu hadiselerin ne denli mühim olduğundan bahsetmeye lüzum yok. Üstad'ın nefsinden eminliğini kibir olarak telakki edenler bunu göz ardı ediyor. Üstad'ın bir dönem ki davalarının yarısı hapisle sonuçlansa yüzyıl yatmaya mecbur edilecekti. 60 ihtilalinden sonra basın affından yararlanamayan ve mahpusa hakim olan Üstad'dı. 80 ihtilalinden sonra Kenan Evren yine aynı kahpeliği farklı şekilde yapmaya memurdu ve Üstad'ın ölümü buna mâni oldu. Bir Fransız ansiklopedisinde ''Hapis hayatı, okul hayatını geçen...'' diye bahsedilen Üstad için hapishane Medres-i Yusufiye idi. Birçok eserini bize oradan devşirmişti.

 

Garip pencerecik,küçük daracık;

Dünyaya kapalı,Allah'a açık

 

Efendi Hz'i ile tanışma hikayesi ise otobüste hızır kılıklı bir adamın teşvikiyle Efendi Hz'inin dergahının yolunu bulmasıyla başlıyor ve hiç bitmiyor. ''Allah dostu'' o mübarek zatın dergahının eşiğine yüz zürme şerefini Allah (c.c) Üstad'a bahşediyor.

 

“Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız;

Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız!”

 

''Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel;

Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel...''

 

''Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...''

 

Hepimiz Üstad'dan bahsediyoruz, lâkin Efendi Hz'inden yeteri kadar bahsetmiyoruz. Bu şiirler dururken bize laf düşmez diyen de iyi bir kaçamak yapmış olur. Susman için yazılmadı bu şiirler!

 

Üstad'ın sanatta, fikirde, aksiyonda... hakikate gitmesini şöyle betimliyor:

 

'' Ben kendilerini tanımadan dik bir kaya üzerinde gururla dünyaya karşı dikilmiş uyuz bir keçiyken, (Efendi Hz'ini) tanıdıktan sonra; yere inen ve geçtiği yol boyunca süt koyuveren memeleri şiş olmuştum.''

 

Ben ki, denizdim,

Dağbaşı bendim.

Şimdi sen oldun,

aleme pendim.

 

Başka bir yerde de şunu belirtiyor: ''Kalemime inkişaf onunla (Efendi Hz'i) geldi''.

 

Üstad kısmen muharrirliğinin daha ziyade dehasının sayesinde yakın tarihteki siyasetçilere büyük tesirleri vardır. Özal'ın, Üstad'ın son dönemlerinde evine gelip not tutması, Türkeş'in, Üstad'ın desteğini sağlamasıyla beraber zaman zaman Üstad'dan bazı fikirler alması, İsmet İnönü'nün, Recep Peker aracılığıyla rüşvet teklifinde bulunması ve yaptığı zulümler, Erbakan'ın bir dönem Üstad'ı Milli Selametçi göstererek oy avcılığı yapması. Üstad'ın, Süleyman Demirel'in mason olduğunu ispatlaması. Abdullah Gül'ün Üstad ile zamanında bazı münasebetleri olduğu ve Üstad'dan çoke etkilendiğini belirtmesi, Erdoğanın da şiirlerini okuması, Erdoğan'ın Üstad'ın doğumunun 100. yılı münasbetiyle hazırlanan cd'ye destek vermesi. Bu saydığımız isimleri Üstad ya bır ışık görerek destek çıkmış, ya da çeşitli sebeplerle ya desteğini devam ettirmiş ya da vaziyeti izah etmiştir. Yeri geldiğinde ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıştır. ''Ülkücüler bu davanın adelesi, Selametçiler ise kalbi'' diyerek ayrılıklara mâni olmaya çabalamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ki sapık fikirlerinin milli eğitim kitaplarında bulunmasını es geçmeyelim.

 

Üstad'ı sadece iyi bir sanatkar olarak telakki edenler şiir ve tiyatro kabiliyetlerini kabul ediyor. Dini kitaplardan nedense hiç söz etmiyorlar. Üstad tek yönlü değil, ''parçalarının tamamı, bütününden daha üstün bir insan''. Şiir, tiyatro, hitap, balegat, feraset, usta sanatkarın hususiyetleri, dava adamlığı... hepsi bütünününden daha üstün. Babıali adlı eserinde şöyle yazıyor:

 

''İslâm uğrunda, İslâmın şevket ve muzafferiyeti uğrunda, metodların her neviyle, şiiriyle, hikâyeleriyle, piyesleriyle, fikrî ve tarihî etüdleriyle, konferanslarıyle meydana atılmış bu çilekeş adam hakkında bu suçlama, onu derinden yaralamış, kalbini kırmış ve emeklerine küser hale gelmiştir.

 

Bereket ki, bu çilekeş adam, fikir ve sanat zevkinden mahrumluk içinde şeriat inceliklerinden de yoksun böyleleri için çalışmıyor ve yine böylelerinin tükenmelerini ve yerlerini yeni gençliğe terketmelerini Hak'tan diliyor.''

 

Üstad bunları kaleminden dimağına kan çekerek, Hak için söylüyor...

 

Kubur faresi hayatımdan kurtulduktan sonra anladım ki şeriat, şeriat olduktan sonra topyekûn hayat sisteminin insan çapında en muazzam sistemi...

 

"Oluş sırrı, o nurdan heykelin eteğinde,

Ve ölümsüz balı, Şeriat peteğinde"

 

"Her fikir her inanış, tek mevsimlik vesselam,

Zaman ve mekân üstü biricik rejim, İslâm."

 

Üstad'ı tanıdıktan sonra anladım ki, kal-ü belada bütün ruhların Allah'ın varlığını ve birliğini tasdik ettiği insan ruhu, nefsin aksi, ''herşey birden geliyor bire varıyor'' diye mütaala edebilen nedir? Ruh. En mühim prensiplerimizden biri olan ruhçuluk bize tasavvufun manasını remzlendiriyor olsa gerek.

 

''Ne varsa nakış nakış, tabiatta, maddede,

Gözlerimdeki nurun aksi, beyaz perdede...''

 

Hak için ilerleme cehdinde ki hayatımda anladım ki; idrakinde bulunduğumuz bu mübarek ay da, nefsimizi teskin etmek ve daha nice salih ameller için tuttuğumuz oruç da, insanı melekten üstün de yapan, hayvandan aşağıda yapan, kısmen bile olsa nefs muhasebe ve murakebesi için. Nice din büyüğü nefsi ehlileştirmenin insan için en mühim hadiselerden biri olduğunu belirtmiş. Namaz da ruha teslim olan nefis kahrolmuyor mu? Ve namaz bunun için bazılarına zor gelmiyor mu? Nefsi köpek halinde dışarı çıkan Velinin hikayesini bilirsiniz. İnsanı melekten üstün, hayvan aşağı yapan nefis. Şeyh-i Ekber'in belirttiği gibi: ''Zıtlar birleşebilseler bir daha ayrılmazlar.'' Bize ahiretimizi ve dünyamızı kazandırmak, ''nefs muhasebesinden geçiyor. Her şeyi madde de bulup nefsini okyanuslar misali kabartanlara ise nelerden mahrumlar, nelere malikler...

 

''Doğmaz güneşlere bağlandı vade,

Dişlerinde köpek nefsin irade.''

 

''Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!

Heybem hayat dolu, deste ve yumak.

Sen, bütün dalların birleştiği kök;

Biricik meselem, Sonsuza varmak...''

 

Anlatılamazları anlatmak, Üstad'a has bir haslet... Bu demek değildir ki, başkasında bu hasletler yok. Üstad'ın kitaplarını okuyup elimden bıraktıktan sonra bu zaman ve mekanın içerisinde değilmişim gibi geliyor. Sanki beni sihirli bir baloncuğa koymuşlar ve kitabı elimden bırakınca balon patlıyor ve yepyeni bir mekanda buluyorum kendimi. Üstad'ın kitaplarını okuyanlar, sanki bunları anlatıyor. Bu da gösterir ki, Üstad'ın sanatı muhteşem. Üstad'a ''Sultan-ı Şuarra'' diyoruz, o türkçenin de sultanıydı. Kelimeleri, cümlelerin içine bir dil mütehassısı, bir Üstad gibi yerleştiriyor.

 

Üstad sözlükte ki manası şu: Herhangi bir ilimde veya sanat alanında bilgi ve söz sahibi olan, üstün bir yeri, tam vukûfu bulunan kimse. Üstad kendine Üstad sıfatını layık görmeden şunları söylüyor: "Fikirde, sanatta, anlayışta, anlatışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billûrlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim; nefsim için değil de, sırf O'nun ümmetinden en hakîr ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için... "

 

''Ver cüceye, onun olsun şairlik,

Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.''

 

Biz de tereddüt etmeden diyoruz ki; bu saydıklarına en layık insanlardan biri de sensin. Din büyüklerini ayrı bir daireye alırsak, sadece sensin!

 

İdeolocya örgüsünden mühim bir yeri iktibas edelim: ''Bu eser benim bütün varlığım, vücut hikmetim her şeyim, ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım.Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım “müştemilat”tan başka bir şey değil…'' Bu fikir kitabı benim gözümde yeni bir devletin temel olarak alabileceği bir eser. Zamanında ''İdeolcya Örgüsünü'' temel alacağını belirtip döneklik yapan ''Erbakan''ı bundan istifade ederek oyları toplamıştır. Üstad'ın belirttiği gibi herşey doğudan fışkırdı, vahyin merkezi,müminlerin miracı kâbe, <<Gaye - İnsan ve Ufuk - Peygamber>>... Hülasa herşeyden doğuda mana buldu yani ruhumuz. ''Büyük Doğu''. Üstad'ın dilediği sistemin içi tasavvuf dışı şeriat. Böyle bir sistemi hangi samimi dindar istemez ki...

 

İslâm davasının entellektüel ve estetik bir muhtevayla güç kazanmasında, Üstad'ın payı büyüktür.

 

Serdengeçti'nin söylediği gibi: ''Ne onun (Üstad) yükseldiği yere yükselebilirdiniz, ne düştüğü yere düşebilirsiniz. Sonuna kadar zirve, sonuna kadar derinlik...'' Yine, Serdengeçti'nin söylediği gibi: ''Herkes şu beylik lâfı ediyor. Bıraktığı boşluğu kimse dolduramaz. Boşluk bırakmadı ki doldurulsun. Herşeyi doldurdu gitti. Kafaları doldurdu, gönülleri doldurdu ve yaşını doldurdu.''

 

Ben ''fakir'' yazımı şu cümleyle tamamlamak istiyorum: '' Allah'a malik olan neden mahrumdur, Allah'tan mahrum olan da neye maliktir? '' (Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri)

NF
17.09.2008 11:44
#60

Selamlar,

 

Yarışmaya katılım sona ermiştir arkadaşlar. Yazılar yönetim tarafından puanlandıktan sonra neticeler burada ilan edilecektir. Neticelerin açıklanması 10 gün içerisinde gerçekleşir diye tahmin ediyorum. Hayırlı olsun şimdiden...

 

Saygı ve selamlarımla

BU
17.09.2008 15:06
#61
Daha evvel bir arkadaşıma da dediğim gibi: Yazmak, anlatmak ve anlaşılmak kolay iş değildir. Bu yarışmaya katılmayı hiç düşünmedim bu zamana kadar, çünkü bu cesareti ve beceriyi kendimde asla görmedim. Hele hele de bu sitede, pek çok kalem erbabı varken. Fakat benimde içim aktı gitti Üstad'ı söylemeye, dile getirmeye ve bende ki ruh haline... Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler deyip; güzel bir şeyler ortaya çıkarmayı ümit ediyorum. Tabi tıkanıp kalmazsam, kelimelerde boğulmazsam, tökezlemezsem.

 

Beynim mi uyuştu ne oldu (!) Hamle yapmaktan bile aciz kaldım bu konuda, ne hikmetse? Affola.

Ü.
17.09.2008 15:31
#62

Arkadaşlarımzın ellerine sağlık, hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Çok güzel şeyler çıktı gerçekten.. Seneye çok daha etkili olacağımıza inanıyorum.

Sabırsızlıkla beklediğim isimler vardı; Vakıfahmetozısık ve büyükdoğu gibi..

Büyükdoğu, neden böyle oldu acaba?

 

Hayırlısı.. Dualarla.

VA
17.09.2008 20:11
#63
Beynim mi uyuştu ne oldu (!) Hamle yapmaktan bile aciz kaldım bu konuda, ne hikmetse? Affola.

...

 

 

Ali abi, seni gayet iyi anlıyorum. İki gün önce buraya yazmaya niyetlendim, bir paragrafı yazana kadar canım çıktı. Mesele, odaklanıp yazmakta, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. İnşallah seneye katılım bu kadar düşük olmaz. Bize çok güzel yazılarını tattıracak olan kardeşlerimiz de yazsaydı iyi olurdu.

BU
19.09.2008 14:58
#64

Belki bazı dostane ve samimi beklentileri boşa çıkarmış olabilirim, lakin yazamadığım/anlatamadığım muhakkak. Odaklanma, şevk ve üretkenlik hususunda biraz geride kaldım. Kim bilir, belki başka sefere?

 

İlaveten: Vakıf kardeşimin yazdıkları yabana atılmayacak türünden bir yazı olmuş. Genç ve ateşli (!) yaşına rağmen; yazdığı/dile getirdiği/ortaya koydukları kayda değerdir şahsımca. Yazmaya/anlatma devam et.

24.09.2008 00:35
#65

slm.ustad severler.ramazanın son gunlerını cok ıyı degerlendırmenız dılegıyle...acaba yarısma sonuçları hakkında bılgısı olan var mı.acıklandıda benım mı haberım yok.selam ve dua ıle sevgılı çile yoldasları...

MU
24.09.2008 10:04
#66

Selamlar,

Yarışma henüz sonuçlanmamıştır. Yönetim tarafından yapılan oylama bittiğinde kazananlar hakkında yapılacak olan açıklama ve verilecek olan malumat bu başlık altına eklenecektir.

HA
24.09.2008 12:37
#67
Selamlar,

Yarışma henüz sonuçlanmamıştır. Yönetim tarafından yapılan oylama bittiğinde kazananlar hakkında yapılacak olan açıklama ve verilecek olan malumat bu başlık altına eklenecektir.

Ben çok heycanlıyım vallahi. Sonuçları sabırsızlıkla bekliyorum :)

İnşallah Ramazan ayı bitmeden öğreniriz sonuçları.

Allaha emanet olun, kolay gelsin...

NF
27.09.2008 10:57
#68

Selamlar,

 

Aktif 7 yöneticinin katılımıyla gerçekleştirilen puanlamalar neticesinde, yarışmamızın sonuçları belli olmuştur. Yarışmamıza, yarışma konusuyla uyumluluk gösteren 18 yazı dahil edilmiştir.

 

Evvela yarışmaya katılan, bu organizasyona ilgi gösteren tüm kullanıcılarımıza teşekkür etmeyi bir borç biliyor ve şu anda da bunu ödüyorum. Geçen seneye göre kemmiyet ve keyfiyetin büyük bir adım ileriye taşındığını görmek hem bugün, hem de gelecek için bizleri ziyadesiyle memnun etti. Payı bulunan tüm kullanıcılarımızdan Allah razı olsun...

 

Birinci olan yazı, 70 puanlık havuzdan 64 puan aldı. İkinci 59, üçüncü ise 54 puanla yarışmayı tamamladı. İlk üçe giren yazılar arasında 5 puanlık araların bulunması hoş bir tevafuk...

 

İlk üçe giren yazıların sahipleri ise sırasıyla şu şekilde:

 

1.

 

Vakıf Ahmet

 

2.

 

Fatih Aktaş

 

3.

 

Özkan (Şiiriyle)

 

Hayırlı olsun...

 

Not: Yarışmada dereceye giren kullanıcılarımız, tercih ettikleri Üstad kitaplarını PM ile bana bildirirlerse memnun olurum. Kitaplar 2 hafta içerisinde gönderilir sanırım. Nakil işleminin de birkaç gün sürebileceğini düşünürsek, bir mani olmadığı takdirde 3 hafta içerisinde kitaplar elinize ulaşır diye tahmin ediyorum. Birinciden 5, ikinciden 4 ve üçüncüden 3 kitap ismi bekliyorum...

 

Katılan tüm kullanıcılarımıza tekraren teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Saygı ve selamlarımla

IL
27.09.2008 11:15
#69

Efendim sonuçlar hayırlı olsun.Kemiyetin ve keyfiyetin birbirine paralel seyrettiği yarışmamız da, yarışmaya iştirak eden tüm kullanıcılarımıza bir teşekkür de ben ediyorum.

HA
27.09.2008 11:33
#70

Kardeşlerime helal olsun. Başarılarının devamını diliyorum.

ÖZ
27.09.2008 11:41
#71

Zorlu bir yarışmaydı. Çok derin yazılar ve şiirler arasında dereceye girmek benim için ayrı bir mutluluk vesilesi. Hemen şunu belirtmek isterim ki, yarışmada dereceye girmek bir vakıadır ama, böylesine mukaddes dava uğruna kalem oynatılan, dostluklar kurulan bir adres en büyük kazançtır.

 

Bu vesileyle birinci olan kardeşim Vakıf Ahmet'i ve ikinci olan kardeşim Fatih Aktaş'ı gönülden kutluyorum.

Not: Vakıf Ahmet'in birinci olacağını tahmin etmiştim.

MU
27.09.2008 11:46
#72

Dereceye giren arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. Bu mübarek günlerde Üstadın İslam'a adanan fikir, dava, aksiyon cihetinin mahsullerinden olan kitaplarını kazanan arkadaşlarımıza hayırlı okumalar diliyoruz. Yarışmaya katılarak bu organizyonu daha da renklendiren, ıtırlandıran arkadaşlarımıza da ayrıca teşekkür ediyoruz.

DE
27.09.2008 20:57
#73

Kazananları tebrik ediyorum :) 1. Hariç bir kişi sürpriz oldu benim için açıkcası. Sürprizleride severim.

Ü.
27.09.2008 22:58
#74

Vakıf, Özkan ve Çelebi'den derece bekliyordum. İkisini tutturmuşum, ne güzel.. :) Arkadaşlarımın hepsini tebrik ediyorum.

VA
28.09.2008 02:23
#75

Herkese teşekkür ederim, herşey için teşekkür ederim. Allah (c.c) razı olsun. Bana mânevî, fikrî, ilmî, dinî daha birçok şeyde hadsiz kıymetler kazandıran sitemizin, bu yarışmayla verdiği kıvanç da çok ayrı oldu. İnşallah, önümüzdeki yıllarda daha mühim işlerle, daha büyük kıymetlerle, topyekûn başarılı olur ve o yüce gayeye hizmet ederiz.

BD
28.09.2008 04:40
#76

Selamlar tüm gönülaşlarımıza,

 

Sitemizin artık olağanlaşan faaliyetlerinden birisi haline gelen şiir ve nesir yarışmasında bu sene geçen seneye göre kalite farkını görmemiz, yarışmaya katılanların çok oluşu, yazıların mahiyetinin daha da güçlenmeye başlaması, katılımcıların içlerindeki cevherleri daha da iyi şekilde ortaya dökebilme istidadı ve nihayetinde, tüm sonuçlarıyla ortaya güzel faaliyetlerin çıkmış olması ne kadar sevindirici.

 

Düzenlenen yarışmamızda dereceye girip 1.liği hak eden Vakıf'a gönül dolusu selam ederim. Vakıf, bu istikametini sakın bozma. Devam et. Yolun doğru yoldur, en ufacık sapma dahi yolunu bozar, istikametini kaydırır... İkinciliği elde eden Fatih Aktaş'ı da buradan site yönetimimiz adına tekrardan tebrik ederim. 3.lüğü şiiriyle hak eden Özkan'ı da tebrik eder, bu üçüncülüğün manevi hükümlüğünü belirtmek isterim. Zira 3. olacak kadar güzel bir çalışma ortaya konulmuş ise o keyfiyetin ölçüsünde bilgi ve donanım sahibi olmak da iktiza eder ki bu da paylaşılması ve artırılmalıdır. Bu yüzden dereceye giren arkadaşlarımızın(sadece 3. olan için değil) üzerine manevi bir yük vermiş oluyoruz ki, kendileri, sitemizde aktif rol oynamalı, katkıda bulunmalı, daima ilerlemek için çaba sarf etmeliler. Üstadı anlatmak için daha çok gayret göstermeliler.

 

Dereceye giren yarışmacı arkadaşlarımızdan sonra, derecede yer alamayan yarışmacılarımıza ise çok teşekkür ederim. Onların dereceye girememiş olması mahrumluk ifadesi değil aksine onlar için azim faktörü gibi telakki edilebilir. İyi niyetle ortaya konulduktan sonra birşey, belli derecelerde, belli gözle bakılmaya başlandığında o şeyin ne olduğu, nasıl olduğu, kemiyet ve keyfiyet ölçüleri bile değerlendirilmez. Halis niyet kafidir. Zira en basitinden evliyanın büyüklerinden birisi Allah'ın adını yerde görür ve kağıt parçasını ayak altından kaldırır. Bu kendisi için kutlu yolun anahtarı olur. Ve ebedi kurtuluş kapısından girer... Ufacık bir kemiyetin keyfiyete bağlandığı ama hayata dair nice büyük keyfiyet ve kemiyet ölçüleri olmasına rağmen onların yanında değeri dağa nazaranla ağaç gibi olan bu olay ne muazzamdır ki fikrimiz de tam bu minvalde kuruludur.

 

Herkesi tekrardan tebrik ederim. Bir diğer yarışmamızda tekrardan bu güzellikleri yaşamak umuduyla...

BU
29.09.2008 12:18
#77

Vakıf kardeşimden bunu bekliyordum/ümit ediyordum zaten. Onun adına sevindim. Hem kazanan, hem de yazma/paylaşma cesaretini gösteren herkesi tebrik ederim. Yüreğinize sağlık, eyvallah.

ÖZ
09.10.2008 17:44
#78

Başta Reyhan ve NFK-Fan kardeşlerim olmak üzere emeği bulunan herkese teşekkürlerimi iletirim. Yarışma sonunda vaat edilen hediyeler elime ulaştı.

VA
11.10.2008 00:16
#79

Ekleme////// Yazdığım şeyleri sonra murakebe edince içinde yazılmaması gereken şeyler olduğuna kanaat getirdim ve sildim.

 

İstediğim kitaplar elime geçti. Teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. İnşallah, hayırlara vesile olurlar...

ÖZ
11.10.2008 12:27
#80
//edit: İlgili mesaj kaldırılmıştır./reyhan//

 

İstediğim kitaplar elime geçti. Teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. İnşallah, hayırlara vesile olurlar...

 

Eh be kardeşim... Daha yazının sonunu bekleyemeden diyecekdim ki:

Hayret ki ne hayret!.. Kitaplar hemde muhteşem bir paket halinde ve Reyhan kardeşimin vasıtasıyla bana ulaştı. Söylediklerinize inanmak imkansız, diye...

Neyse ki, şakaymış yahu...