Jump to content

NFK-Fan

Üstad'la Nasıl Tanıştım?

Recommended Posts

Üstad...

 

Her damlasında bir fikir, bir çile, bir bilgi barındıran, 20. yüzyılın gördüğü en büyük ve en az anlaşılabilmiş mütefekkirlik, şairlik, yazarlık, manevî babalık okyanusu...

 

Geriye dönüp baktığımda, şu güne kadar geçirdiğim, kaybolmuş, yok olmuş onca sene içerisinde, beni etkileyen en başarılı kelime sihirbazı... Son model, defolu ürün vermeyen zekâ makinelerini sürekli çalıştıran faal bir fikir fabrikası...

 

Onunla haşırneşir olmaya başlayalı yolunu bulmanın yoluna giren kişiliğim, inşallah onun sayesinde zirveye ulaşır...

 

9 yaşındayım...

 

Ailemden bir kişinin katıldığı bir kampın ardından dağıtılan "Necip Fazıl'ın kendi sesinden şiirleri" kaseti elimde...

 

Dinliyorum... Derinlerden gelen bir ses, özenle seçilmiş müzikler... Fakat hepsinden önce, beni celbeden ve özellikle, "...meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır!' düsturuna hasret çeken,, gerçek adâleti bu inanışta ve hâlis hürriyeti, hakka kölelikte bulan bir gençlik!..." cümlesiyle beni göklere yükselten mükemmel bir hitabe... Ve bu yaşımda, mânâsını pek iyi kavrayamasam da, yüreğimde, geleceğe dönük ve her an bitmeyi bekleyen bir Üstad sevgisi tohumunu filizlendiren Destan, Sakarya Türküsü ile Zindandan Mehmed'e Mektup...

 

Derken Necip Fazıl'sız geçen uzun bir ara...

 

Kopuyorum Necip Fazıl'dan...

 

9. yaşımdaki o deneyimimden sonra sevgi beslediğim Üstad'ımdan kopuyorum...

 

Ondan, eserlerinden, "kendi sesinden şiirleri"nden uzaklaşıyorum... Fakat sevgisinden asla!..

 

Ve derken tesadüfen açık bulunan bir radyo... Yaşım 13... Birisi, ismini bir yerlerden duyduğum Büyük Doğu ve onun ideoloğu Necip Fazıl'ın, vefâtının x. yıl dönümünden bahsediyor...

 

Daha önceden aşina olduğum, fakat muhtevasını bilmediğim "Büyük Doğu" ismini duyunca soruyorum: Büyük Doğu'yu kuran Necip Fazıl mı? Peki büyük Doğu ne?..

 

2 cümlelik basit bir izah...

 

Fakat benim içimdeki Üstad muhabbetini körükleyen bir 2 cümle... Soruma cevap olabilmekten çok uzak bulunsa da, beni Üstad'ın kollarına doğru iten son görünmez tezahürdür bu... Bundan sonrakileri ise gâyet açık...

 

Bir zaman daha geçer aradan...

 

Ben Üstad'dan uzaklaşmamışımdır bu sefer... Belki yaklaşmamışımdır, fakat ona ait en ufak bir söze büyük bir ilgi göstermeye başlamışımdır...

 

Nihayetinde, bilgisayarda gelişebilmek için, benden yaşça, bilgice, sahip olduğu arşivce üstün olan bir büyüğümden, içerisi genellikle bilgisayar eğitimiyle ilgili dökümanlarla dolu olan bir CD alıyorum...

 

CD'yi açıyorum...

 

Zipli paketin içinden çıkan, Teleport Pro ile indirilmiş, çoğu bilgisayarla ilgili olan siteleri inceliyorum...

 

Ve free bir site çekiyor dikkatimi... Önce pek giresim gelmiyor o geniş arşivde... Fakat bir şeyler beni bu siteyi incelemeye itiyor.

 

Açıyorum index'i...

 

O da ne?

 

HTML, DREAMWEAVER, JavaScript derslerinin arasında, Üstada ayrılmış bir bölüm de var!..

 

Kaçırmıyorum...

 

Tabiri caizse abanıyorum...

 

Üstad beni gittikçe kendine çekiyor... Varıldığında, "kurban"ını saadetler içinde boğacağa benzeyen bir karadeliğe tutulmuşcasına, zevkle çekiliyorum O'na doğru...

 

Ve bu güne kadar büyük şairliği dışında tanımadığım özellikleri çekiyor dikkatimi, eser listesini okuduğumda...

 

"Meğer Üstad sadece şiir yazmıyormuş!" diyorum... Evet, onun adı artık "Necip Fazıl" değil benim için... O, "ÜSTAD"!...

 

Plânlamakta olduğum, belki de 10. site projesine, Üstad'la ilgili bir bölüm eklemek geliyor aklıma... "Elimde sadece şiirleri var ama, ileride ben onun bir iki kitabını da alırım ve onları da yayınlarım!" diye düşünüyorum... Derken vasiyeti ve o ilk dinleyişimde beni başka bir âleme götüren Gençliğe Hitabe'yi de, şiirlerden ayırmak geliyor aklıma...

 

Çörekleniyorum bilgisayarın başına...

 

Günlerce uğraşıyorum...

 

Ve yapıyorum o bölümü... Üstad bölümünü hazırlıyorum!..

 

Fakat o onlarca projemde olduğu gibi aksiyon bulamayan atılımımı benden başka kimse göremiyor... Göremesin de zaten, şu anlık bunun hiçbir önemi yok... Ben görebiliyorum ya, o yeterli!..

 

Sonunda, hakkında, "bir-iki kitabını alırım" dediğim, "ileri" olarak nitelediğim zaman geliyor.

 

Soluğu, Bir kaç arkadaşımla SultanAhmet kitap fuarında alıyorum... Kararım, "Ulu Hakan II. Abdülhamid Han" ve, ismini hatırlayamadığım, "Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu açıklayan bir kitap"... Bir Ramazan ayı, ve iftara yakın...

 

Soruyorum, soruşturuyorum, Büyük Doğu Yayınları'nı buluyorum. İlk önce, "Ulu Hakan II. Abdülhamid Han"ı istiyorum, daha sonra o ismini hatırlayamadığım kitaba geliyor sıra... Görevli bana birkaç isim sayıyor.. Aman Allah'ım!.. Bunların hangisi reddedilebilir ki?..

 

Hiçbiri...

 

Fakat...

 

Ortalığı mahveden kelime, "fakat"...

 

Maddî durum yeterli değil o anda!.. Hepsini almam imkânsız... Kalınlığını göremediğim Ulu Hakan isimli eser 11 milyonsa, yandım ben!..

 

Sonuçta o kitabı da söylüyor görevli kişi /(Türkiye'nin Manzarası).. Ve alıyorum... Param artıyor, "Öfke ve Hiciv"i de alıyorum.

 

Eve geliyorum.. İlk fırsatta tarıyorum, okuyorum.

 

Üstad beni kendine çekmeye devam ediyor...

 

Karadeliğe yaklaştığınızda hızınız artar ya, aynen öyle bir değişim, gelişim oluyor bende de... Büyük bir iç huzuru ve arzu ile, başındaki "kara" sıfatı ile kazandırdığı, 180° farklı bulunan o karadeliğe koşuyorum...

 

Okuyorum, okuyorum, derslerime dahi çalışmaz oluyorum ve okumaya devam ediyorum...

 

Okudukça Üstad'a yaklaşıyorum. Farkına varıyorum ki, benim ifade etmekte çaresiz kaldıklarımı, yani yaşadıklarımı Üstad ifade etmiş, o da yaşamış... Gittikçe kendimi buluyorum onda... Üstad, bir ayna oluyor bana...

 

Aylar yılları kovalıyor...

 

10'larca kitabını okuduğum Üstad'la ilgili birşeyler yapmak, onu, ondan bîhaber olan, veya onu anlayamayan kimseye tanıtmak için üzerime görevler düştüğünü düşünüyorum...

 

Tam o sırada...

 

Görev aldığım büyük bir sitede, bana gelen bir PM hayalimi gerçekleştirmemde bana kolaylık sağlayacak, bana kelimenin tam mânâsıyla bir "arkadaş" kazandıracak ve dünyada en çok değer verdiğim kişilerin, önde gelenlerinden birisiyle tanışmamı sağlayacak... Belki o da bilmiyor o özel mesajı atarken, bunların olacağını...

 

Ve mail trafiği başlıyor aramızda...

 

Öyle bir mail trafiği ki, kitaplaştırılsa yeridir!.. Müthiş bir fikir alışverişi, müthiş bir dostluk destanı...

 

Ve sonunda Üstad için bir site açmak fikri oluşuyor bende...

 

Paylaşıyorum bu fikrimi, asil ve asıl dostumla... seve seve kabul ediyor..

 

Çalışmalara başlıyoruz.. Yardımları dokunanlar oluyor...

 

Ve...

 

Siz benim bu yazımı, n-f-k.com da okuyabiliyorsunuz şu anda...

 

Allah muvaffakiyet versin...

 

NFK-Fan

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

S.A.

 

NFK-Fan destansı bir dille anlatmış hikayesini. Benim hikayem o kadar eskilere dayanmıyor. Aslında bilinçsiz olduğum dönemlere katarsam hesabıma 3 veya 4 sene ancak.

 

Lisede okuduğum dönemlerde yazları avukat olan dayımın yanına çalışmaya giderdim. Sabahtan akşama kadar büroda otururdum. Dayımın bürosunda koca bir kitaplığı vardı. İçinde Orhan Pamuk'tan Çetin Altan'a kadar bir sürü kitap. Orhan Pamuk kitaplarını bitirdikten sonra elime bir kitap çarptı: Çile... Önce boş boş şiirleri okudum. Hatta Faruk Nafiz sanarak okuyordum şiirleri. O zamanlar elimde Han Duvarları vardı sürekli onu okuyordum ve bu sebeple sürekli ikisini karıştırıyordum. Ayırt etmeyi başardım sonunda:D Hiç bir şey anlamıyordum ama kafiyeler, benzetmeler, tezatlar ve kullanılan dil harikaydı. Sonra kitabın arkasında üstadın şiir hakkında yazdıklarını okudum. Kendi kendime bu adam diğerlerinden farklı herhalde dedim. Çünkü daha önce okuduğum şairlerin hiç birinde bu özellikler bir bütün halde yoktu. Kitabı defalarca bitirdim, bir çok şiiri ezberime aldım. Yaz bitince dayımın yanından ayrılırken kitabı götürmeyi unutmadım.

 

Sonra istisnasız her canım sıkıldığında bu kitapla rahatladım. Bunu okuduğumu görenler ilginç tepkiler veriyordu. Kimisi bu çok büyük adamdı şunu şunu yaptı derken, kimisi bence böyle kitaplar okuma diyordu. Neticede takip eden bir kaç yılda üstadın ideolojisini, mücadelesini öğrenmiştim. Ama hala şiirlere takılıydım.

 

Tam o sırada...

 

Büyük bir sitede "ne dinliyorsunuz" başlığı altına üstadın sesinden şiirleri cevabını vermiş kişiye pm yazdım. Bu kayıtları nerden elde edebileceğimi sordum. Cevap beklediğimden uzun ve şaşırtıcıydı. Cevapta üstadın 30 dan fazla kitabını okuduğunu söylüyordu ve beni msne eklediğini. Daha sonra onunla ilk konuşmamızda senin için üstadın şairliğimi üstündür, ideolojisi mi sorusuyla yerin dibine girdiğimi hatırlıyorum. İçi boş cümlelerle geçiştirdiğimi biliyorum. Arkadaşım bir iki kitap tavsiye etti.

 

İlk önerisi Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu. Bu kitabı internette arayıp indirdim ve hemen yazıcıdan çıktı aldım. Şaşırdım, hiç beklemiyordum böyle tahlilleri. Zamanında anlamaya çalıştığım, okuduğum ve hakkında karar veremediğim felsefi akımları ve şahsiyetleri o şiirlerini çok beğendiğim adam bir bir açıklamış ve son noktayı koymuş. Tek kelimeyle hayran kaldım. Aynı kitabın İslam Tasavvufu kısmında ise aradığım düşünce yapısını buldum. O noktaya ulaşabilmek istedim. Dinim dediğim ama ibadet ettiğim dönemlerde dahi ( zaman zaman farklı devreler yaşadığımı düşünüyorum) farkına varamadığım bir noktayı sezmeye başladım. Sonra kızıl sultan lakabıyla haksızca mühürlenen Abdülhamid’i üstadımın kaleminden okudum. Bir adam aynı anda Felsefe tahlilleri yapıyor, geleceğe kalacak tek şair açıklamasına değer görülüyor, tarihçilerden daha iyi tarih araştırmaları yapıp, kitaba dönüştürüyor. Nasıl bir adam bulmuştum ben…

 

Sonra sık sık beni bu yola götüren arkadaşımla fikir alışverişlerine girdik. Onunda anlattığı gibi kitap olabilecek kadar mail attık ve aldık. Bu arkadaşım NFK-Fan’dı. NFK-Fan bir gün şu an bulunduğunuz siteyi yapabileceğimizi söyledi. Bende balıklama atladım zaten.

 

Üstad bir yerden sonra bırakılamaz oluyor haberiniz olsun. Kendinizi sonu gelmez bir deryaya girmeye hazır hissetmiyorsanız hiç okumayın derim.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Necip Fazıl Kısakürek…Yaşadıklarıyla ilim deryasından geçip fikir deryasına dalmış olan üstad...

Aslında şiirle aram pek iyi değildir ,dolayısıyla üstadı şiirleriyle tanımadım önce.Zaten çok eskilere dayanmıyor Necip Fazıl hastalığı bende.Bir gün ünlü bir sitenin linkine rastladım ,sonra üye oldum neyse başladım kalabalık forumda karşıma çıkanları okumaya.Okurken tabi arada diğer üyelerin durumunu da görüyorsunuz,o da ne “N-F-K Hastası “Tabi ben anlamıyorum bu nedir böyle diye,sonradan öğreniyorum üstad olduğunu .Bir gün kütüphanede bir kitap ararken elime Necip Fazıl’dan bir kitap geçti,Aynadaki Yalan.İlk kitap...Ama okurken o kadar etkilendim ki ,sanki her kelimesini ayrı ayrı yaşıyordum.Her kelime bende derinleri daha da derinleri işliyordu ve unuttuğum bir dönemi hatırlatıyordu.Ama fikir çilesi işte…Ne unutulur ne unutulabilirmiş,üstadla bunu da anlamış olduk böylece.Anladığımız da tam olarak şu,o zamanlar unutmaya çalıştığınız bitmez sandığınız ,yaşadıklarınızı sizden başka kimsenin bilmediği ve bilse de asla yardım edemiyeceği o zamanların unutulmaması gerektiği.Ne mutlu düşünebilenlere ve fikretmenin çilesini yaşayabilenlere.Üstad bu konuda yaşadıklarını yaşatarak yazma kabiliyeti sayesinde bize yön veriyor ve biz de kendimizi içinden çıkılması ne kadar güç hallere de soksak üstadın eserlerini okuyunca tek olmadığımızı anlayabiliyoruz.”Aynadaki Yalan” bitti,o gece nasıl uyudum ya da nasıl uyuyamadım ,doğrusu anlatabileceğimi sanmıyorum ama derhal bir diğer kitap için kütüphaneye gittim .Hatta arkadaşlar halimi görmüş olacak ki benimle beraber işlerini güçlerini bırakıp kitap aramışlardı.Bir kitap iki kitap derken üçüncüsü…İşte böyle böyle biz de sonunda bir N-F-K Hastası olduk çıktık ,dileriz herkes bu hastalığa tutulsun ve görsün neymiş fikir çilesi…

Saygı ve Selamlarımızla….

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamün aleyküm;

 

Benim hikayem de Ahmet arkadaşımızın ki gibi çok eskilere dayanmıyor.

 

İnternet ile ilk tanıştığımız günler, malum ilk olan aşk gibidir o zamanlar. Bir heyecan, merak istek.. Tabi ben de o merağı ilk olarak chatte aramaya başlamıştım. Gençlik işte. ;) Bir gün, bir ircd serverinde chat yaparken, Samsun’dan bir abi ile tanıştım. Bilirsiniz o ilk tanışma fasıllarını; nereden? Asl? U? Vesaire saçma sapan diyalog ile geçer bu sanal muhabbetler. Lakin konuştuğum şahsa Sakaryalı olduğumu söyledikten sonra bana direkt;

İnsan bu su misali, kıvrım kıvrım akar ya bir yanda akan benim diğer yanda Sakarya.. diye başladı Sakarya Türküsü’nü döktürmeye. Allah Allah dedim kendi kendime, bu adam delimidir veli’midir. Neyse bitirdi bitirmesine koca şiiri chatte ama beni de bitirdi son kelimesiyle; Neden eşlik etmiyorsun? Yoksa bilmiyor musun… Hayda al başına bela :P Utanarak, sıkılarak bir yooo çektim… Ama sanırım o bu yoo yu arsızca algılamış olacak ki; Terbiyesiz, Hadi Üstad’ı tanımıyorsun, Sakaryalısın hiç mi duymadın bu şiiri deyince girdim o an altımda duran iskemlenin dibine, boş insan oluşumuzdan olacak ki yerin dibine bile giremedik hafifliğimizden. Neyse, ben bu azardan sonra kapattım mirci. Düşündüm biraz. Sonra gidip samimi olduğum bir öğretmenime bu şiiri sordum. Sağ olsun bana Çile’yi uzattı gülümseyerek. Okudum okumasına amma boş okumuşum, Kendimi Üstad’ın kitabına layık bir insan bile görmediğimden okurken utanmışım.. Ve hala da utanır, kızarım kendime.. :) Neden daha fazla okumam diye??? O gün bu gündür, okurum arasıra. Ama gene kızarım kendime neden arasıra?İnşallah, yeniden başlayacağım ve yeniden okuyacağım, sindire sindire…

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Valla benim ilginç bir hikayem yok.

 

Lisede çok iyi bir dostum vardı o okuyordu. Bana da gösterdi bi bak şunlara dedi. İlk olarak Çile kitabını aldım. İlk zamanlar anlamıyordum ama hoşuma gidiyordu. Okuduklarıma bir anlam yüklemeye çalışıyordum.

 

Sonra bu kadar basit cümleler olmadığını öğrendim. Tiyatro eserlerinin çoğunu okudum. En çok onlar etkiledi beni. Çünkü onları en azından anlıyordum.

Sonra O ve Ben kitabını aldım. Üstadın hayatını öğrendim. Onu tam anlamıyla tanıdım.

 

Dili biraz ağır olduğu için Aynadaki Yalan kitabını yarıda bıraktığımı hatırlıyorum.

Üstadın tasavvuf konusundaki ciddiyetini anlayınca tasavvufa da merak saldım.

Öyle işte. Biraz daha yazarsam otobiyografimi de yazmış olacam.

 

Selametle..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ben üstadı 7. sınıfta tarih öğretmenim vasıtasıyla tanıdım sakarya türküsünü ezberlemiştim sonra bir kopukluk oldu ama lisede tabi int olanaklarının genişlemesiyle araştırma yapma imkanı doğmuştu bana

ilginç tir necip fazıl yazıp biraz karıştırınca affedin kadın bacakları şiirini gördüm ya dedim noluyo

sakarya saf çocuğu masum anadolunun

divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun

diyen bir insan nasıl oluyo deyip biraz canım sıkılmıştı

hatta hüseyin üzmez in kitabını okurken şaşırmıştım

tabi daha sonra üstadın tiyatro eserlerini okudum cok etkilemiştim

araştırdıkça öğrendim öğrendikçe araştırdım ...

n-f-k fan a böyle bir site kurduğu için çok teşekkürler

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamunaleykum arkadaşlar...

 

Benim ustad'la tanışmam biraz garip başladı...Yaklaşık 3-4 yıl önce bir takvim yaprağıyla başlayan ve daha sonra cığ gibi katlanarak artan bir bağ...

 

Dediğim gibi yine sıradan bir gün takvim yaprağını koparırken arkada bir mısra dikkatimi çekti;

 

"Gençliğe güvenip vakit çok erken derken;

belki elveda bile diyemezsin giderken!...

Necip fazıl Kısakürek"

 

Allah'ım bu nasıl bir söz?Kimdi bu Necip Fazıl Kısakürek?O güne kadar sadece adını duyduğum ama hiç tanımadığım bu insan,beni adeta kalbimden mıhlamıştı o mısralarıyla...(Ayrıca bu mısra benim o günkü ruh halime,arayıp da bi türlü bulamadığım ilaç gibi gelmişti...)

O günden sonra bi arayış başladı bende ve Nfk-fan arkadışımızın da dediği gibi yaklaştıkça kendine daha çok çeken,bağlandıktan sonra kopulamayan bir bağ!...Ustad'da beni çeken bi diğer özellik de,benim o güne kadar okuma alışkanlığımın olmaması yani cok uzun okuyamıyor hemen sıkılıyordum..Ama ustad başkalarının belki sayfalarla anlatmak istediğini iki satıra sığdırabiliyordu, bir iki mısrayla çok şey anlatıyordu...Artık ustadı tanıdıktan sonra onu herkese tanıtma hissi ister istemez doğuyor insanda bu büyük insanı,dava adamını herkes tanımalıydı..Ben de o içimdeki bişeyler yapma isteğini kendimce bir site yaparak doldurmaya çalıştım ama bu büyük dava bunla bitmemeli Ustadın "iman ve aksiyon" kitabındaki aksiyon tarafına geçmeliydi..Ben de bu forum sitesine yine ustadla ilgili araştırma yaparken rastladım ve inşallah bu çalışmanın devamı gelip ustada layık bi gençlik olabiliriz duasıyla bitiriyorum ve bu sitede emeği gecen herkesi tekrar kutluyorum...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

S.A.

bir gün edebiyat dersindeyiz.. edebiyat hocamız üstad'ı çok seviyor ve övüyor.

bende bi türlü onun hayatını veya bi şiirini okumamıştım..

 

lise 2deydim o zamanlar. güzel kouşma dersimizede edebiyat hocamız giriyodu, size Sakarya Türküsü'nü okuyacam demişti ve gün geldi okumaya başladı.. sanki Kabe imamlarından biri Kur'an-ı Kerim'den süre felan okuyomuş gibi içime bi haz geldi.. tam şurayı okurken "Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur" dediğinde gözümden bir damla yaş gelmişti... çok hüzünlenmiştim.. Sakarya'lı değilim ama şiir gerçekten mükemmeldi. eve geldiğimde şiir kitaplarımdan üstadı arıyodum buldum bi kaç tane şimda daha da iyi anlıyordum onu.. tanışma faslım böyle oldu.

M.Akif üstaddan sonraki en büyük şair bence Necip Fazıl'dır...

Selametle...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Selamlar

 

Ciddiysen yardimci olabilirim :)

 

Saygi ve selamlarimla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Sonra bu kadar basit cümleler olmadığını öğrendim. Tiyatro eserlerinin çoğunu okudum. En çok onlar etkiledi beni. Çünkü onları en azından anlıyordum.

Sonra O ve Ben kitabını aldım.

 

Aynen kardeşim benimde okuma sıram böyledir.

 

Benim üstad hayranlığım aileden gelme.Allah razı olsun babam bir gün dışardan geldiğinde üstadın tiyatro eserlerinden bir kaçını getirdi ve bana verdi oku diye.

Ardından o ve ben geldi,sonra aynadaki yalan derken müptelası olduk.

O gün bu gündür okumaya çalışıyorum.Aslında körü körüne okumak neye yarar?

Çoğumuz okurken üstadın kastettiğini çoğu zaman kavrayamıyoruz.

Bir kerdeşimiz üstadın oğlu mehmed kısakürek in bir sözünü foruma yazmıştı

"Ben necip fazıl'ın konferanslarla vs.anılmasını değil ANLAŞILMASINI istiyorum"

Keşke üstad ı tam mansıyla anlayabilseydik..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Konular zaman içinde arka sayfalara kayıyor ve güncelleme istiyor,takdir edersiniz ki her seferinde güncelleyemeyiz ,iğnelendi.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

eski bir konu olmasına karşın buraya birkaç cümle yazmazsam içimde kalır diye düşündüm.çünkü bura Üstad ile ilgili birileriyle muhattap olduğum tek yer.

 

sadede gelelim.Üstad'ı bende bir edebiyat dersinde fark ettim.lise 2 de bir şiiri ilişti gözüme gerçi o an pek bir hayranlık duymasam bile

hemen arefesinde izlediğim Üstad'ın hayatının şiirlerinin işlendiği bir tv. programından sonra giderek merakım artıyor,giderek O'nun hakkında yeni şeyler öğrenme isteği sarıyordu beni...

Sonra Üstad hayranı olan herkes gibi Çile'yi aldım.Üstad'ın şiirlerini okudukça kendi iç dünyamda derinleşiyor,o ana kadar hiç uğramadığım,rastlamadığım hayatın girift labirentleri içinde kaybolmuş fikir çilesi dediğimiz sokağı uzaktan dahi olsa fark etmemi sağlıyordu..

 

yani zirvede bir kartopu şeklinde başladı benim için Üstad yuvarlandıkça çığ şeklini alan..

 

 

oh be..rahatlamak dedikleri şey bu olsa gerek.:)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

sanırım 8-9 yaşında falandım..muhafazakar bir kanalda üstadın kendi sesinden sakarya türküsü çalınıyordu..orada vuruldum diyebilirim kendisine..anneme sordum bu kim diye o da içini geçirerek "necip fazıl bu çok güzel şiirdir" demişti..ve o gün tanıştım üstadla ve iyikide tanışmışım..kişiliğimin oturmasında ve daha birsürü şeyde çok faydasını gördüm

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

geçen haftaya kadar yalnızca adını duyduğum, severek çile sini okuduğum.. şimdi ise çile sini okurken çoğu zaman gözyaşı döktüğüm.. ne anlatmak istediğini anlayamadığımda delirdiğim.. sözleriyle kalbime tek tek dokunmasıyla gülümsediğim.. :) üstad be..!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Geceleri radyo dinlemeyi severim. Yine uzandım yatağıma küçük radyoyu aldık elimize dolaşıyoruz istasyonlar arasında. Sonra bir istasyonda birisi şiir okuyor, ama nasıl bir şiir okuma. Sesinden 60 lı yaşlarda olduğunu hissettiren bir amca şiir okuyor. Ama nasıl bir şiir okuma, insanı yapıştırıyor kendine. Dedim heralde bu şiiri bu amca yazdı bir daha dinlemek mümkün olmaz. Fakat şiirin son anlarında birkaç kelime yakalayıp telefonuma mesajla kaydettim ertesi gün google a yazıp aramak için. Ve telefonuma kaydettiğim dörtlükler şunlardı heralde:

Lugat, bir isim ver bana halimden;

Herkesin bildiği dilden bir isim!

Eski esvaplarım, tutun elimden;

Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

 

 

Boşuna gezmişim, yok tabiatta,

İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

 

Biricik meselem, Sonsuza varmak...

 

Bunlar aklıma kazınan kelimelerdi. Sonra ertesi gün düşündüğümüz gibi gittik aradık bu kelimeleri karşımıza çıktı "çile" . O anda doya doya bir okudum çileyi. Sonra ekledim msnspace denilen alana. Benimde burdaki arkadaşlar gibi internetten tanıştığım göğsü iman dolu kardeşlerim var. O kardeşlerimden birisine bana biraz okunacak kitaplar tavsiye et teyzede okuyayım dedim. Sağolsun o tavsiye etmeden bana birkaç kitap gönderdi. O kitapların arasında da " o ve ben" . O güne kadar doğru düzgün bir kitap okkumayan ben, birkaç günde bitirdim kitabı. Ama kitabı okurken yaşadığım dinginlği, demleri anlatamam. Ondan sonra başladık Necip Fazıl okumaya. Davasını Gençliğe Hitabesini okuyunca bir tokat yedik tabiiki. O davayı gerçekleştirecek, gerçekleştirmeye çalışacak basiret, güç varmıdır bilemem ama çevrmize ve gelecek nesle aşılamaya çalışacağımızdan eminiz...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstadın adı, bir hayalet gibi zihnimin bir köşesinde hep dolaşmıştır çocukluğumdan beri. İşin tuhaf tarafı da hakkında hep şu kalıp sözleri duymaktaydım.. “Yazdıkları çok ağır, kolay kolay anlaşılmaz, sıkıcı, vs.. ama kaderin bir cilvesi olarak ben onun kitaplarına gitmeden kitapları bana geldi.

 

Lisedeyken bir arkadaş üstadın Reis Bey adlı piyesini getirdi bana ( hem Reis Bey hem Parmaksız Salih vardı kitapta) Getirme hikayesi de şöyle: arkadaşın yeğenine edebiyat hocası ödev vermiş, kitabı okuyup özetlemesini istemiş, yeğen okumayı sevmiyormuş, arkadaşa rica etmiş okuyup özetlemesi için. Arkadaş da ‘peki’ demiş, ancak ve ancak kitap hoşuna gitmemiş!.. iyi ki de gitmemiş smile.gif Arkadaşım, kitap okumayı sevdiğimi bildiği için kitabı tutmuş bana getirmiş, ( ben de o sıralar, her yana saldırıp eline geçen bütün nesneleri etrafa fırlatan bir deli gibi, elime geçen kitapları hiç düşünmeden beynimin en nadide köşelerine yerleştirip oraları çöplüğe çevirme çağımdayım. Yani cahiliye çağımdayım.) Büyük bir heyecanla kitabı elinden kaptım. İşin hüzünlü tarafı Üstadın ve kitabın kıymetini bildiğimden değil..

 

Ve; kelimelerin ahenginden, cümlelerin derinliğinden mideme yumruk yemiş gibi bir vaziyet içinde kitabı bitirdim. Gözlerimden akan yaşlar da cabasıydı. Özeti çıkardım, arkadaşa teslim ettim. Fakat kitabı vermek gelmiyordu içimden. Kitap okumayı sevmeyen bu insan bu kitabın kıymetini de anlayamayacak ne yazık, keşke kitabı bana hediye etse diye içimden geçirdim, sadece içimden geçti… inşallah o insan da bu deryanın içine giren ve bu deryada yeniden dirilenlerden olur dedim içimden. Arkadaşa da kitabın mükemmel olduğunu ve okumazsa çok şey kaybedeceğini söyledim.

 

Efendim ondan sonra, arkadaş bir gün geldi ve dedi ki : yeğen özeti kaybetmiş, aynısından bir daha istiyormuş ve bana yeniden verildi kitap özeti çıkarılmak üzere. smile.gif

 

Bu olaydan sonra aslında bütün fikirsel, duygusal, zihinsel enerjimle üstadın eserlerine gömülmem gerekirdi fakat öyle olmadı. Denizde damla misali bu tanışmadan sonra bir kopma yaşandı. Lise bitip de dershane dönemi geldiğinde de Üstad hayranı bir arkadaş edindim ve onun sayesinde de Bir Adam Yaratmak kitabını okudum. Ve öss stresi yüzünden gene Üstaddan kopuş.. Sanki bir adım çıkıyordum merdivenden, sonra duraklıyordum. Ve diğer adıma çıkmak için uzun bir zaman geçmesini bekliyordum.. Günler, haftalar, yıllar geçti ve öss zulmünden kurtulunca da yeniden Üstadın kapısını araladım.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ah o öss zulmü... benden iyi kimse bilmez herhalde.:)

 

bir yanda içine girmeye mecbur olduğunuz katı-ruhsuz vaziyet, diğer yanda Üstad ile kelime kelime göğe yükseliş merakı.

 

zor... hakikatten zor :)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamlar,

 

Aman kardeşlerim dikkat edin, şu ÖSS'yi atlatın hayırlısıyla... O gerçekten çok önemli, en azından stresinin kalkması bile az şey değil. Kendinizi bu zaman zarfında menbaalarınızdan tamamen koparmamanız, ÖSS sonrasında bir dönüş yapmanıza vesile olur. Ayrıca ÖSS sonrasında hayatınızda meydana gelecek boşluğu kitap okuyarak doldurmak tercihine de yönelebilirsiniz ki bu harika olur sizler için. Fakat yapabileceğinizin en iyisini yapmak için gayret edin lütfen. Şu bizim achartave gibi yatarsanız şimdilerde sabah akşam çalışmak durumunda kalan onun haline duçar olursunuz vesselam :)

 

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Devam et NFK-Fan konuşmaya azaltırsın şu günahkarın günahlarını..

Hem yattığımı kim söylediki günde 15 saatten fazla uyuyamıyorum uykum gelmiyor uykusuz uykusuz dolanıyorum desem yalan olur :)

Yahu insan 24 saat ders çalışamazki arada internete falan giriyoruz. Hem daha yapıcam ben :)

 

 

Bu arada bu konuya konuyla alakasız daha fazla mesaj atmayalım.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

allah razı olsun.. iyikide üstadı bilmişsiniz ve bu güzelliklere vesile olmuşsunuz .üstadı bu kadar seven yanlıca kendimi sanırdım belki ukalalık olarak anlaşılıcak ama bulunduğum her ortamda üstaddan bahs ederdim fakat insanlar beni anlıyamazlardı.. bazıları eleştirir bazıları küçümserdii... bende kendimi yanlız hissederdim hatta bi arkadaşım benim üstada olan hayranlığımı çok abarttığımı düşünerek üstadın geçmişini anlatan bi kitap göndermişti ama benim sevgim hiç eksilmedi sizleri görünce çok sevindim allah bi kulunu sevince onu bütün aleme sevdirirmişş saygılarımla....

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ARKADAŞLAR BENİM ÜSTADA BAĞLILIĞIM BİRKAÇ RÜYAYLA BAŞLADI

OKUL KİTAPLARINDA İSMİNİ DUYMUŞUMDUR İLK VE RADYOLARDA ONU SEVENLERİN ŞİİRLERİNİ OKUDUKLARINA ŞAHİT OLMUŞUMDUR

BİRGÜN RÜYAMDA ÜSTADI GÖRDÜM EVİNE GİTMİŞİM EVDE YALNIZ O VARDI VE BİZE BİRŞEY İKRAM ETMEK İÇİN UĞRAŞIYORDU ELİNDE TABAKLA GELDİ VE BEN DEDİM Kİ UTANARAK BEN SİZİN ŞİİRLERİNİZİ ANLAMIYORUM HİÇBİRŞEY SÖYLEMEDİ

SONRA UYANDIĞIMDA ÇOK ŞAŞIRMIŞTIM NEDEN RÜYAMA GİRDİ DİYE VE ONA MERAKIM GİTTİKÇE ARTTI VE ŞİİRLERİ DE ARTIK AÇILDILAR BANA (AMA NE KADAR ONU BİLEMEM)...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...