Evrim kelimesine karşı gösterilen klasik koşullanma güdümlü aksülamel doğru değil evet. Yalnız 'Kur'an'da evrimi, ifrazatımda da kaşıkçı elmasını buldum' diye gezen arkadaşları lisan-ı münasip ile, yani hak ettikleri en sivri dil ile delik deşik etmek de isabet olsa gerek. Dünya üzerindeki canlıların dünyaya çıkış sırasının, genel manada önemli istisnaları bulunmakla beraber bir sıra takip ettiği söylenebilir ve çeşitli canlılar çeşitli özellikleriyle birbirine benzerlik gösterir. İçtimai süreçte ise bir evrimden yer yer söz edilebilir; yalnız ben içtimai süreçte de sürekli ve çizgisel bir tekamülün olduğuna inanmıyor, dairesel bir zaman telakkisine iman ediyorum. Zamanın devrini yapa yapa karar kıldığı uç nokta, veda hutbesinin ifade buyurulduğu kutlu an ve mekandır. Bu ana doğru kamilleşmek, farkında olalım veya olmayalım, bütün bir hayatın yegane davası. Bu görüşün detayına girecek vaktim yok, altındaki fikri kavrayabilecek insanlarsınızdır zaten. Arife tarif haddimize mi azizan?
Tekamül, bugünün bilim saplantılılarınca dile getirilen çizgisel evrim ile temelde büyük bir yaklaşım farklılığına sahip. Evrimde değişen dış şeraite uyum sağlayabilmek için, ideali yakalamak adına sürekli bir ilerleyiş öngörülürken; kendini materyalizmin bağlı olduğu zaman ve mekan mefhumlarıyla sınırlamayan tekamül görüşünde uyum sağlamaktan ziyade, ideal olana, yani yine kemal kökünden türeyen belli mükemmele doğru bir çırpınma sözkonusudur. İki kavramın birbiriyle ilgisi var, fakat asla bir göbek bağları yok.
Meşhur evrim teorisi ise yaradılış fikrine karşı geliştirilmiş bir görüşten ibaret. Hayatını sorgulayan insan, bu dünyada neden bulunduğunu izah etme ihtiyacındadır ve bu hususta kendisine gerek yardımcı olan, gerekse kafasını karıştıran çok farklı açıklamalar mevcuttur. İmtihan dünyasının gereğidir bu zaten. Karşı tarafın yalanmasına yetecek kadar bal, onların dudaklarına çalınmalıdır ki imtihan devam edebilsin. Bedahet hissinin verdiği güveni bazen yakalayamayan, bazen de sınırlı kapasitesi sebebiyle bedihiden emin olamayan aklın zaman zaman insanları götürdüğü uçurum da bu alternatif bolluğundan kaynaklanıyor. 'Bu dünyada varım, peki neden ve nasıl?' sualine verilebilecek cevaplar temelde iki adet: Ya birisi bir amaç için yarattı, yahut da bu bilinç kendi kendine sebepsizce doğdu.
Günümüzdeki evrim teorisi de ikinci safı temsil eden bir fikir. Farklı tefsirlere hiç gerek yok. Kur'an'da da bugünkü manayı kasteden bir evrim sözkonusu edilmiyor; yoktan var edilme yoluyla ortaya çıkan bir yaradılıştan, yani düpedüz ilimden söz ediliyor. Başlı başına ruh üflenmesi ifadesi dahi bugünkü teorinin Kuran'la barışamayacağına ispattır. Bir takım fiziki benzerlikler olabilir, İslam inancında da insana doğru bir akışın kabul edildiği doğrudur; yalnız birbirine dönüşme değil, yaratılan adımlarla kamil insana doğru gelişme, mükemmele yaklaşma sözkonusu burada. Korkunç bir aşağılık kompleksiyle, İslam'ı revaçtakine yamama gayretlerine ancak mide bulantısı ile bakıyorum. En temel noktada farklılık olduktan sonra, insan maymuna benzesin, ne kıymeti var?
Kur'an'ın decoder'lığına yeltenen çapsız antenlerden dolayı radyasyon kirliliği yaşıyoruz. Ben bu sebeple acizane Üstad'ın verdiği cevabı gayet yerinde buluyor ve alkışlıyorum.
Evrim kelimesini sahip olduğu sembol değerinden dolayı pek sevmiyorum. Yalnız İslam'da da kamil arzusuna yer var. Bu arzunun varlığının bilincinde olarak, evrim kelimesinin kullanılış yerine göre tepki belirlemek en doğrusu.