Hüsrev- (Zeynep'e) Güneşli bir havada bir gök gürültüsü nü bekler misiniz?
Zeynep- Beklemem
Hüsrev- Beklemezsin fakat o gelir. Hayat beklenmediklerle doludur. (Başını tavana kaldırır, parmağıyla tavanı gösterir ve birden sesini yükseltir.) Şimdi şu tavan çöker hepimiz altında kalabiliriz. Hiç de olmaz demem. Hiç de hayret etmem.(Etrafına bakınır. Gösterilecek birşey arıyor gibidir.) Ne bileyim, herşey olabilir. (Elini alnına götürür.Yüzünde ızdıraplı çizgiler belirir.) Her zaman beynimi tırmalamış bir misal hatırlarım. bakın nasıl! Mesela bir gün, Eminönü meydanında bir otomobil bir adamı çiğner. (Eliyle işaretler yaparak canlandırır.) Hadiseden on dakika evveline gidelim. Adam, mesela Gülhane Parkı önündedir. Otomobilde faraza Taksim'den geliyor. Manzarayı görüyor musunuz? Geliyor? Bin otomobil içinde bir otomobil ve yüz bin adam içinde bir adam. Ne adam çiğneneceğini bilir, ne de otomobil çiğneyeceğini. İkisi de bir sürü tesadüflerle bilmeden birbirine doğru yaklaşırlar. Mesala adam bir dükkanın önünde durur.Bir kutu kibrit alır. Bir iki adım atar. Bir arkadaşıyla konuşur. Bir vitrini seyreder. Bu masum hareketlerin bile birkaç dakika sonra kopacak faciada hisseleri vardır. Bütün bu hisseler birbirine esrarlı bir şekilde geçe geçe nihayet meşum anı doğururlar. O an gayet basit bir son sebebe dayanır. Bir dalgınlık, bir bilgisizlik, şu bu. Tesadüflerin kim bilir nasıl ve nereden idare edilen son derece girift ve içinden çıkılmaz bir riyaziyesi vardır.
Nevzat-Sen kadere inanıyorsun!...
Hüsrev- Kadere inanıyor muyum onu siz keşfedin! Fakat hayatın gizli bir şuuru olduğuna inanmak istiyorum. Öyle bir şuur ki, kendisini, yok gösterecek kadar gizleyebilmiştir. Ben hadiseleri çok girift bulan bir insanım.
Nevzat- Bir bakıma göre onlar çok sadedir
Hüsrev- Elbette! Girift olduğu kadar basit. Biz de onları bu basit çehreleriyle görürüz. Böyle görmeye mecburuz. Gözlerimiz böyle görmek içindir. Piyesteki kazayı da böyle gördük mü soracak birşey kalmaz.
(S44-45)
Bugün bir tanığım bir büyüğümle sohbet ederken, yıllar önce geçirdiği kaza bana bugünlerde bu kitabı okuduğum için kitabın bu bölümünü hatırlattı.
1977 ya da 78 senesindeki kazada 6 kişinin öldüğün ve onlarca yaralının olduğunu kendisini ve yanında oturan köylüsünün kazayı ufak tefek sıyrıklarla atlattılarını söyledi.
Kazada şuna benzer birşeyin yaşandığını söyledi.
Belki insan hemen hemen bütün kazaları incelese, bu tip bize abes gelen aslında hayata göre çok sıradan olan olayların yaşandığını görürüz.
Önemli olan onları görmektir.
Neyse olaya gelirsek, yanyana oturan iki kişiden birisi diğer kişiye " biraz da ben cam kenarında oturabilir miyim? canım sıkıldı" gibilerinden laflarla bu iki kişi yer değiştirmiş.
Yer değiştirdikten sonra kaza meydana geliyor, kazada birisi ölüyor, diğeri kurtuluyor.
Bugün anlattı bana, bende aklımda kaldığı şekilde, Üstadın kitabını okuduğuğum için, bu bölümünün aslında hayatın ta kendisini anlattığını müşahede ettim.
Üstad'ın kitabında anlattığı olay yaşanmış mıdır yaşanmamış mıdır bilemem fakat, hayata çok sade baktığımız zaman, Üstad'ın anlattığı olayın hayatın ta kendisi olduğunu anlar.