**
...
Yüzdeyüz ilmî ifadeyle diyoruz ki; hâlimiz bugün, ruh muvazenesinin bozulmuş olması
bakımından, tarihin hiçbir devrinde ve hiçbir milletinde müsahede edilmemis denecek kadar
fecidir. Birtakım tedbirler alınıyor. Toprak reformu deniliyor, Avrupa'ya işçi gönderme deniliyor,
nüfus kontrolü deniliyor, petrol dâvası deniliyor... Bunların ruhî muvazene bakımından ne
felâketler ifade ettiğini, ne şaşkınlıklar belirttiğini kestiren yok...
Gelir-gider dengesini (enflâsyon) parasiyle kapatan, (montaj) sanayiini makineleşme sayan, dış
ülkelere ham beygir kuvveti insan kiralamakla, övünen ve onların (döviz) lerine el açan, particilik
adına şemsiye üzerine iskambil kâğıtlarını dizip «bul karayı, al parayı!» oyunundan ileriye,
geçemeyen, sağlı ve sollu, gençliğin ruh açlığı yüzünden birbirini yemesini ve bunun en feci bir
ihtilâl demek olduğunu anlamayan, bütün yayınları ve eserleriyle yangın kulesi seklinde ve tenasül
âleti biçiminde bir puta boyun eğen bir diyara ait tek ve toplayıcı teshis, müthiş bir ruh
muvazenesizliğidir.
Mazi, hâl ve istikbâl arasında muvasala kesilmistir. Bu (armonyum) un, ahengin bozulması, bir
milletin ölümü için kâfidir. Vaktiyle. Yahya Kemal'e, «Sen harabısın, harabatisin!» demişler, o da
her zamanki seziş kuvvetiyle, nasılsa (ideolojik) bir lâf ediyor:
Ne harabı ne harabatî'yim, Kökü mazide olan atîyim...
Bugünün moda gencine bakalım; kızına, politikacısına, profesörüne, muharririne...
**
...
Yine bir velînin :
«— Bana kötülüklerimi söyle!»
Diye kendisine başvuran dostuna verdiği cevaptaki :
«— Ben sende iyilik ve faziletten baska bir şey görmüyorum! Kötülüklerini söylemesi için onları
görebilen birine başvur!»
Hikmet ve rikkatine ne gün ulaşacaksın?..
Sana maya tutturmak, şekil vermek, seni, nâkilleri sökülmüş bir elektrik santrali halinde tarihinin
ve cedlerinin ruh dinamosuna bağlamak için tam 28 yıldır, karanlık zindan köşelerinde, gaz.
sandığından farksız masalarda, döşemesi patlak idarehane koltuklarında kan kusarcasına çırpındık.
Nihayet sen, oldun! Allah'ın fazliyle oldun! Benimki, bağlı olduğum Büyük Kapı yoliyle elime
verilen bir avuç tuzu, şaraba döndürülen nesillerin üzerine atmaktan ileriye geçmez. Bir avuç tuzun
bir fıçı şarabı sirkeye çevirdiğini bilirsin... Oldun!.. Fakat kendi iç bünyende zümre zümre birbirine
girmek gibi, şeytanî illetlerin en tehlikelisine düşmekten korunamadın!...