Üstadın Türkiye’nin en kritik devirlerinden birine ayna tutan siyasi hatırat türündeki bu kitabı, Milli şef devrinde birtakım vesilelerle temasa geçtiği üç başvekilin ruh, mizaç, iman, fikir manzarasının tahlili ile başlıyor. Recep Peker, Refik Saydam ve Şükrü Saraçoğlu’ndan müteşekkil bu üçlü içerisinde İslam nefreti ayyuka çıkan, Üstada rüşvet vermek için ona yol parasını gönderip Ankara’ya davet eden ve bu lutfunun(!) karşılığında Chp’yi unutup Demokrat Parti ile uğraşmasını tembihleyen Recep Peker ile (rüşvet hadisesini okumak için tıklayın); “varlık vergisi” adı altında azınlıkları resmi olarak soyan ve kepenk yağcısı bir Yahudi’yi yağ tüccarı diye kaydettirip yüzlerce lira vergi isteyen, parayı alamayınca onu taş kırmaya mahkûm eden bir zulüm misalinin aktörü olan, devrindeki gazetelere “Allahtan ve ahlaktan bahsetmek yasaktır” gibi İslam düşmanlığını en berrak şekilde ortaya dökücü bir tamim yayınlayan, Büyük Doğu’yu ilk defa kapattıran , Komünizmi önlemek için, İslamiyet’i kuvvetlendirmekten başka çare yoktur” diyen vekile –Kırmızı zehiri yeşil zehir ile tedavi edemeyiz- diyen, meşhur 163. maddenin babası olan Şükrü Saraçoğlu’nun dışında Refik Saydam nefs muhasebesinin tesirine girmesi hasebiyle bahsi geçen diğer iki vekile göre farklı bir konum teşkil eder. Üstadın banka işinde çalışırken dış çizgileriyle tanıdığı, daha sonra ruh, fikir, iman zeminini de göreceği Celal Bayar’ın hakkında ise tek bir bölümden ziyade, ruh çizgileri eserin yekûnuna yayılmaktadır ve yeri geldikçe her cihetten muhasebesi yapılmaktadır.
Demokrat Parti’nin kuruluş sürecinde CHP içinde vuku bulan vakalar ve vakaların failleri etrafında akmaya başlayan kitap, birçok tarihi kişiliğin, hadisenin tetkiki, kişilerin ve hadiselerin ruhuna kadar inen muhakemeler, ( bilhassa kitabın tamamına yayılan Adnan Menderes’in ruh zemininin tahlilleri) Türkiye’nin o devirde içinde bulunduğu ahvalin muhasebesi ile sosyolojik ve psikolojik tahlillerin yer aldığı ve Demokrat Partinin hangi atmosferde hangi cereyanlar üzerine kimler tarafından tohumunun atıldığı, çok partili sisteme geçişte Amerikanın dürtüşünün rolü, kurulduğundan bitişine kadar fikirsiz ve gayesiz bir teşkilat olmaktan öteye geçemeyen ve Menderes’in bir türlü tutturamadığı, varamadığı, eremediği, olamadığı halin izharı ile birlikte kitap dokuz ana başlık altında toplanmıştır.
Kitabın ilerleyen sayfalarında Adnan Menderes’in dünyaya gelişinden Demokrat Parti’nin başına geçişine kadar geçen sürecin geniş bir yelpazede tetkik edilmesi, aile bağlarından ruh çizgilerine kadar müşahhas ve mücerret zemine oturan her noktanın teşhisi ve tahlili karşımıza çıkmaktadır.
Büyük Doğu’nun neşredilmeye başladığı yıldan meşum darbenin patladığı zamana kadarki devirler arasında Büyük Doğu’nun nasıl bir açılış ve kapanış çizgisi izlediğini, Büyük Doğu’nun geçirdiği safhaları, hangi şartlar dâhilinde çıkartıldığı, ne sebeplerle kapattırıldığı hakkında da tafsilatlı malumata ulaşmak mümkün. İçte ve dışta sürdürülen politikaların tahlili, Üstadın Demokrat Parti devrini 3 ana başlıkta incelemesi bilhassa boyuna gaflet devri bölümünde iyice netleşen ruhsuz madde imarı, madde eserlerinin yanında mana eserleri vermekten mahrum oluş, ortaya ruh ve fikir ülküsü konulamaması ve pırıltılı bir şekilde fabrikalar, limanlar, yollar, okullar ülkede çoğalmaya başlayan ve birçok tesisin yani madde imarının, bağlı olduğu ruhi oluş gayesinden nasiplenememiş olması bir daha göstermektedir ki, manaya, mücerrete, ruha, imana bağlı olmayan madde köpürtüleri, insanın hakiki oluş, varlık gayesini resmeden bir tablo olamamaktadır.
Her türlü çöküş ve bitiş, milli ruh köküne bağlı olmamaktan ve insanın asıl gayesini ihmalden doğmuştur.
Kitapta vurgulanan en önemli noktalarından biri hiç şüphesiz Üstadın demokrat partiye biçtiği gaye ve oluş sebebinin parti tarafından hayata geçirilememiş olmasıdır. Üstadın bu husus hakkında enfes bir yorumu var. Gelen Demokrat Parti değil, giden Halk Partisidir. Yani Demokrat Parti’nin seçilme sebebi onu başta görmek değil, Chp’yi iktidardan defetmek arzusudur. Demokrat Parti, Halk Partisine duyulan kin ve nefret sayesinde başa geçmiştir.
Kitabın son bölümlerinde yakından Menderes başlığı altında tipi, Menderes ve din, Menderes ve dünya görüşü, Menderes ve arkadaş, Menderes ve kadın alt başlıkları ile Menderes isminin yanında telaffuz edilen mefhumlara dair yapılan incelemeler mevcuttur.
En son bölüm yassıada adını taşımakta ve darbenin yapılışından sonra vuku bulan hadiselerin tahlili yapılmaktadır.
Kitap şu 9 ana başlıktan teşekkül etmiştir:
1-Başvekiller Boyunca
2-Demokrat Parti ve Ben
3-İktidara Kadar
4-İktidar ve Menderes
5-Hedefsiz Gayret
6-Boşuna Zahmet
7-Boyuna Gaflet
8-Yakından Menderes
9-Yassıada
Kitapta Menderes ile muhatap olan kişiler tarafından kaleme alınan anı türündeki kitaplardan, mevzuların gidişatına göre iktibaslar yapılmakta ve hadiselerin yorumlanmasına farklı zaviyelerden yaklaşmak mümkün hale gelmektedir. (Samet Ağaoğlu-Arkadaşım Menderes, Şevket Süreyya Aydemir- Menderes’in Dramı, Celal Bayar-Başvekilim Adnan Menderes)
Kitabın önemli bölümlerinden olan Üstadın kitabı yazış gayesini çerçevelediği kısım aşağıya iktibas edilmiştir:
Bu eser Adnan Menderes vesilesiyle, benim, kendi öz kalemimle bir nev’i siyasi hal tercümem, (oto-biyografi) kabul edilmelidir. Adnan beyle etrafının (objektif) resimlerini çizmek ve düpedüz hayat hikâyelerini vermek gibi bir gayretten uzağım. Aksine tam gerçeğe bağlı (sübjektif) bir metodla, benim siyasi hayat çerçevemde ve ruh aynamda tecellisini bulduğum Adnan Menderes, Partisi ve muhiti üzerindeyim. Bu bakımdan, eserime alâka duyacak olanlar, orada önce beni, davamı, sonra Adnan beyi, Partisini ve etrafını bulacak ve bütün bunların iç hakikatlerini bende tecelli etmiş şekilleriyle görecekleredir. Ve bakalım, bu şekiller, kaba (realite)lerin manalandırılmaları noktasından mahrem gerçekleri, kimsenin gözüne değmeyen iç noktalariyle verebilecek mi, veremeyecek mi?
Bütün çalışmam, Menderes’i en ileri Müslüman-Türk Gözüyle, yepyeni, bu gözün hadiselere nüfuz haysiyeti bakımından da hakikate en yakın bir tefsire kavuşturmak gayesiyledir; ve böyle olduğu içindir ki, benden basit zaman kalıpları içinde hadiseleri kaba bir istife tabi tutucu bir zabıt katibi rolü beklenmemelidir.
Bu yüzden bazı hadiseler silsilesi üzerinden kuşbakışı bir nazarla çabucak geçerken bazıları üzerinde derinliğine duruşum, hep aynı ölçü icabından...