Bu başlıkta üstadın "Yeniçeri" adlı kitabından düzenli şekilde iktibaslar yapacağız. Üstadın bu önemli eserini böylece istifadenize sunmuş olacağız.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BAŞLARKEN
Bu eser, sadece Yeniçeriyi anlatmak için yazılmıs değildir. Bu eser, en fakir bedahet duygusunun bile kestirebileceği sekilde, tarihimizdeki Yeniçeri rezalet ve fecaatlerinin satıh üstü hikâyesi olarak kaleme alınmıs bulunmaktan uzaktır.
Bu eser, dünyada ilk teskilâtlı, mesleki orduyu temsil eden Yeniçerilerin ise nereden baslayıp işi nerede bitirdiğini göstermek ve bunun ruhî ve içtimai müessirlerini çerçevelemek gayesiyle yazıldı.
Bu müessir, İman ve İslâm nurunun gönüllerde sararıp solması, İman ve islâm vecd ve askının uçup
gitmesi, İman ve İslâm ruh ve ahlâkının porsuyup kurumasından ibaret; ve Yeniçeri, bu korkunç tecelliyi göstermekte sadece bir vesile...
Bir devirde, kal'anın tepesinde, basını kestiği prensin mızrak ucunda kafasını teshir ederek "İste
verdiği sözü tutmıyan beyin akıbeti!" diye bağıracak ve üzümünü yediği asmaların dibine parasını bırakacak kadar devlet gaye ve ahlâkına bağlı Yeniçeri, daha sonra Halife ve Padisahına hamam oğlanlarına mahsus muameleyi yaparken namütenahi, ulviyetten namütenahi süfliyete düsmekte ve
bu halini sadece İslâm nurunu kaybetmis bulunmaktan almaktadır.
Türk'ün bütün millî düsmanlarından beter ve senaat çapında bir tasallutla, öz vatanını isgal altında
tutan, sınırların kaçağı ve kendi yurdunun alçağı Yeniçeri, bu millete, hemen her devrin en büyük
ibret ve dikkat dersini ihtar etmek mevkiindedir.
N. F. K.
* * *
BİRİNCİ FASIL
GENÇ OSMAN
SARAY
Topkapı Sarayında, Harem Dairesinin padişahlara mahsus istirahat odalarından birinde, heybetli bir delikanlı... İlk bakışta yirmisini astığı hissini veriyor; halbuki sadece onsekizinde... Kollarını
çaprazvâri göğsünde kavuşturmuş, heykel gibi dimdik, ayakta... Odanın oymalı ve kakmalı
nakışlarla süslü kapısına bakıyor.
Sabırsızlıkla birini beklediği belli...
Pehlivan yapılı bir vücut... Uzunca bir boy ve ince kolluğunun üstüne sızmış sert adaleler... Uzun ve gür kirpikli, açık elâ, iri, derin, dibinden gizli bir hüzün cereyanı geçen gözleri var... Genişçe bir
alın ve ortası hafif kabarık, son derece vezinli bir burun... Ya dudakları?... Ahenkli kavislerin
çizdiği asalet ve zarafet arması...
İlk görenin vereceği hüküm:
— Erkek güzeli dediğin bu kadar olur!
Basında, sorguçlu, yüksek ve ince bir kavuk; ve bir ipekli mintanla şalvardan ibaret, gayet sade bir
kılık...
Bu, halkın «Genç Osman» diye andığı onaltıncı Osmanlı Padişahı İkinci Osman'dır.
Evet, gözleri kapıda, sabırsızlıkla birini bekliyor.
Dışarıdan, telâşlı ökçe sesleri içinde bir kadın nidası:
— Osmanım, arslanım!
Kapı açıldı ve içeriye Valide Sultan, Mâh - Fi-ruz Kadmefendi girdi. Geçkince yası içinde,
çürümeye başlamanın sınır noktasında, birkaç yerinden çatlamış, balları akan bir incir hali... Ötesi
ihtiyarlık olan olgunluğun son haddinde Valide Sultan...
Delikanlı Padişah, annesini görünce, sinirlendiğini belli eden bir eda ile kaslarını çattı:
— Sabahın bu saatinde isin ne burada, valide, dedi; ben su anda Hoca Ömer Efendiyi bekliyorum!
Valide Sultan kararlı:
— Onu beklediğini biliyorum! Ama benim sana önceden söyliyeceğim bir çift söz var... Hoca
Ömer Efendiyle konuşmalarında da sana dayanak olur bu bir çift söz...
— Söyle!..
— Gece yine tebdil gezmişsin!.. Galata meyhanelerini basmıs, birkaç yeniçeriyi oralarda
boğdurmuş, birkaçını da tas gemisine ve denize attırmışsın!.. Hatta birini elinle öldürmüşsün!..
Genç Osman'ın kaslarında âni bir öfke düğümü:
— Bunları kim haber verdi sana?
— Yerin kulağı olduğunu bilmez misin? Hem böyle bir sey olur da bütün Đstanbul duymaz olur
mu?
— Bu kadar çabuk?
— Ne farkeder?
— Yoksa benim arkama hafiyeler mi salıyorsun?
— Hayır; halkın görüp işittiğini ilk haber alan ben olmak istiyorum!
— Neymiş söyleyeceğin bir çift söz? Ona gelelim!..
Valide Sultan, canını dişine takmış bir tavırla, çığlık koparırcasına atıldı:
— Osmanım, arslanım! Ocaklı kullarını böyle ezme! Sana sevgi ve bağlılıklarım örseleme! Bir
fitneden, ayaklanmadan sakın! Bu genç yasında kendini padişahlıktan, beni de padişah analığından
yoksun bırakma! Bilmiyor musun yeniçerilerin dillerindeki pelesengi: «Osmanoğulları taht'a
geçemez; meğer ki, kılıçlarımızın altından geçe!»
Genç Osman, birden, öfkesini zaptetme ve sakin görünme gayretinde... Sesi müthiş, fakat pest
perdeden:
— Sen çekil valide, simdi buraya erkekler gelecek. Keyfine rahatına bak!.. Devlet isleri nene gerek
senin?..
Valide Sultan, pırlantalı elini ağzına götürmüş, oğlunun ilk defa gösterdiği, Valide Sultan nüfuzunu
Köstekleyici celâdet ve şahsiyetten hayrette, hattâ dehşette, geri çekilerek dönüp çıktı.
Valide Sultan dönüp çıkarken, topuklarına doğru sarkan, çift örgülü açık kumral saçları oğlunun
gözünden kaçmamıştır.