Şiirlerinde mana ve kalıp kusursuzluğunu amaçlayan, bu amaca binaen bir çok şiirinde kısmi tadilatlara giden Üstad'ın, bu çok ehemmiyetli şiirini orijinalinden farklı bir şekilde yayımlamaya rıza göstermiş olduğunu zannetmiyorum. Her ne kadar söz konusu mısrayı (ne de şeytan bîgünah) şeklinde düşündüğümüzde, genel mananın bozulmadığını görüyorsak dahi, Üstad'ın şiir disiplinini ve sanat anlayışını hesaba kattığımızda bunun çok zor olduğunu anlıyoruz.
Malum mısranın (Çile)deki orijinal halinin değişmediğini, her hangi bir mantıki zayıflık veya tutarsızlık teşkil etmediğini beyan eden arkadaşlara katılmakla birlikte, ben de şunları ekleyeyim. Söz konusu mısra, kendinden önceki mısraların zaten kurmuş olduğu mana bütününe yeni bir boyut kazandırma, kurulmuş bulunan mana mahiyetini derinleştirme ve pekiştirme görevini görmektedir. Bu nasıl oluyor? (Ne hasta bekler sabahı) mısraı, (bekleyiş)i başlatıyor. (Ne taze ölüyü mezar) mısraı, başlamış bulunan (bekleyiş)i şiddetlendiriyor, (ne de şeytan bir günahı) mısraı da, nihai şiddete varmış bulunan bekleyişi zaruri bir visale bağlıyor. Tabi burada, kıtanın ilk mısraı olan (ne hasta bekler sabahı) ile, üzerinde tartışılan (ne de şeytan bir günahı) mısralarını, aynı minval üzerinde, aynı kıstaslara tabi tutarak incelersek, o zaman mısraın iddia edildiği gibi (ne de şeytan bigünahı) şeklinde olması daha tutarlı bir önerme olur. Ama ilk mısra ile, söz konusu mısra arasında, bir ipin başıyla sonu arasındaki düz bir ilişkiden ziyade, bir merdivenin ilk basamağıyla son basamağı arasındaki dikey bir ilişki vardır. Yani şöyle ki, (ne hasta bekler sabahı) mısraının bize düşündürdüğü (bekleyiş) fikri, çok aşikardır, nitekim bir hastanın sabahı bekleyişi, her hangi bir tevile ihtiyaç duymayan, tecrübesi mümkün bir bekleyiştir. Ama mesela (ne taze ölüyü mezar) mısraındaki (bekleyiş) fikri bundan biraz daha şiddetlidir. Çünkü bekleyen ile beklenen arasındaki münasebet burada daha sıkıdır. Nitekim hastanın sabahı bekleyişinde zahmet, meşakkat vardır, buna bağlı olarak toprağın ölüyü bekleyişi, hastanın sabahı bekleyişinden daha şiddetlidir, çünkü onda meşakkat değil zaruret vardır. Bu mısralarda bekleyişin şiddeti, kavuşmanın zaruretiyle dereceleniyor, ona göre kıymet kazanıyor. Bu kavuşma zarureti, (ne de şeytan bir günahı) mısrasında bir kat daha kabararak son haddine varıyor. Çünkü ilk mısrada meşakkate bağlı, ikinci mısrada zarurete bağlı, sonraki mısrada da neticesi artık kesinliğe, kaçınılmazlığa varmış bir durum söz konusudur. Nitekim şeytan için günah kaçınılmazdır, zaruret derecesi had safhadadır. İlk bakışta, şeytanın tesiri ile günahın gerçekleşmesi arasında bir (bekleyiş) safhası yokmuş gibi görünür. Dışardan bakıldığında bu doğrudur. Ama şiirin ilk mısralarından itibaren başlanarak, kademeli olarak düşünülürse, vaziyet anlaşılır. İlk mısrada meşakkate bağlı, aşikar bir bekleyiş var; bu apaçık bir kapıdır. İkinci mısrada zarurete bağlı bir bekleyiş var, bu da aralık bir kapıdır. Son mısrada ise, doğallık derecesine kadar varmış, kaçınılmaz bir bekleyiş; bu da kapalı, ama köşelerinden ışık sızan bir kapıdır. bekleyişin meşakkatinden, kavuşmanın zaruretine doğru bir sefer var şiirde. Eğer malum mısra (ne de şeytan bîgünahı) şeklinde olsaydı, bekleyişin şiddeti yukarda ifade ettiğimiz gibi dereceli olarak artmayacak, her şey aynı minvalde ve aynı dozda olacaktı diye düşünüyorum. Vesselam.