Üstad’ın nefs muhasebesi, hâl muhasebesi yaptığı şiirlerinden biri. Aynanın, karşısındaki her şeyi herhangi bir değişikliğe uğratmadan olduğu gibi gösteren, yani kendini, menfi şeylerle karşılaşma ihtimali olsa da bundan kaçmadan, korkmadan tepeden tırnağa incelemek, müşahede etmek isteyenler için en münasip obje olması sebebiyle, ruhunu, davranışlarını muhasebeye tutmak, hayatının her saniyesini görerek iç muhasebe yapmak için seçilen bir teşbih olduğunu düşünmek mümkün.
Karşısına geçildiği zaman her şeyi olduğu gibi gösteren, bir benzetme yapacak olursak, lafı dolandırmadan hakikati en samimi şekilde söyleyiveren bir insan gibi olan ayna, Üstad’ın bu şiirindeki mahiyeti itibariyle vicdanı simgelemektedir diye düşünüyorum. Dost acı söyler misali, kişinin yaptığı hatalı davranışı kendi kendine muhasebeye çekememesi karşısında, onun iyiliğini düşünen ve hatalı tercihleriyle bir nevi uçuruma koşan arkadaşının karşısına geçerek ona göremediği hakikatleri olduğu gibi göstermeye çalışan ve bu sayede hatalarından dönmesi için onu muhasebeye davet eden bir dostun mahiyetini taşıyan ayna, insanın kendi içinde bir otokontrol mekanizması oluşturan vicdanın sembolü.
Üstad’ın aynanın karşısında yakalanma teşbihi, kendi vicdanına yakalanmasıdır. Vicdan, kişinin kendi kendisini yargılamasının yolunu açtığından, suçlarından dolayı vicdanına yakalanan insan, cürümlerin den dolayı kelepçelenen bir suçlu gibi de kelepçelenmiştir. Müşahhasta değil,mücerrette gerçekleşen bir yargılanma ve kelepçelenmedir bu.
Gaflet içinde cürmünü işlemeye devam eden insanın birdenbire vicdanı ile karşılaşması, umulmaz bir anda karşısına bir ayna çıkartılarak kendi kendisiyle yüzleşmesine sebep olmakta ve yüzleşme neticesinde hatalarını anlayan insan, vicdan tokmağını harekete geçirerek kendi kafasına indirmektedir. Gaflet esnasında hareket etmeyen, gafletten kurtulduktan sonra kafaya vurarak şuuru uyandırma vazifesini yapmaya başlayan vicdan tokmağı, insanın hareketlerinin çıkış noktası olan baş üzerinde bulunmaktadır ve baştaki bu tokmağın başa inmesi için gaflet düğümünden kurtulması gerekmektedir.
Aynaya bakan, yani her hareketini vicdan mahkemesinde yargılamaya başlayan Üstad, hiçbir suçun kaybolmadığını, her suçun, atan kişinin kimliğini ele veren bir imza gibi yüzünde yazılı olduğunu, o yüze baktıkça suçlarını hatırladığını söylemektedir. Vicdan mahkemesine çıkan ve suçları ortaya dökülen insana bir ceza vermek gerekmektedir, bu durumda en büyük ceza insanın kendisi olmaktadır. Kendi hatalarıyla yüzleşen insanın duyduğu acı ve pişmanlık hâli öyle bir ızdıraba sürüklemektedir ki, hiçbir maddi cezanın veremeyeceği kadar büyük bir manevi ceza olmaktadır insan için.
“Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme” mısraı ile Üstad, insanın kendi kendini hesaba çektiği ulvi mahkeme olan vicdanına işaret etmektedir.
İnsanoğlu, hataya dalmışken, aynı zamanda en kıymetli emanet olan vaktini de boşa harcamaktadır, insan icraatleriyle vaktini ya hayra yahut da şerre harcamaktadır. Kutsi emaneti yiyip bitirmek; dönüşü mümkün olmayan, ne verilirse verilsin bir daha ele geçirilemeyecek olan zamanın boşa harcanması manâsındadır. Bir İslam hikmeti olarak “Dün ölmüştür, yarının doğacağı ise kesin değildir,”
“Doğmaz güneşlere bağlandı vade;” mısraı, mâziyi hakkıyla değerlendiremediği için, hayırlı işleri, doğacağı kesin olmayan yarınlara bağlamanın pişmanlığını anlatmaktadır. Hem yarının geleceği kesin değildir, hem de irade, köpek nefsin dişleri arasında kıvranmaktadır. O köpek nefs ki, insanı bir saniye olsun dişleri arasından bırakmamakta, insanın iradesini ele geçirip insanı gaflete sürükleterek dışı şeker içi zehir şerrin ortasına atmak istemektedir. Ve insan bu haldeyken, iradesini köpek nefsin dişlerinden kurtarmaya çalışırken, iç âlemindeki bu düşman ile mücadeledeyken, doğmaz güneşlerin doğumunu da beklemektedir.
Vicdan mahkemesinde kendini muhakemeye çeken insan, yaptıklarını tek tek muhasebe etmiş ve büyük bir pişmanlığa gark olmuştur. Tohumu günah olanın hasatı ne olacaktır? Bu düşüncelerin verdiği pişmanlık ile, O’na isyan etmenin pişmanlığı ile biricik sığınağı olan Rabbine dönen insan, O’ndan af dilemekte, O’nun nâmütehani merhametine sığınmakta bulmuştur çareyi. Rabbinden büyük bir pişmanlık ile af dileyen insan, dünyadan elini eteğini çekmeyi düşünmekte, nedametinin ruhundaki patlaması olarak pişmanlık gözyaşlarını Nuh(Aleyhisselam) tufanına denk düşecek raddede akıtmak istemektedir. Üstad’ın bu mısraında müthiş bir teşbih var. Bütün dünyayı yerle bir edecek devasalıkta olan Nuh (aleyhisselam) tufanına eş gözyaşı dökme teşbihi, ne kadar büyük bir pişmanlık yaşandığının da göstergesidir. Herhalde kâinat kurulduğundan beri dünya üzerinde görülen en büyük su taşkını bu tufandır ve bu tufana eş olacak kadar gözyaşı dökmek isteyen bir insanın kendini ne büyük bir muhasebeden geçirdiğini görmek mümkündür.
Şiirin son kıtası, artık aynalar yani vicdan mahkemesi karşısında muhasebesini yapmış bir insanın bir daha o hatalara geri dönmeme iradesini yansıtıyor. Kendini muhasebeye çekerek suçlarını bir bir ortaya çıkarak insan, işlenen bu suçlar üzerine ve bir daha o hataları yapmamak üzere vicdanının zindanına hapsetmiştir kendini. Ne zaman ki dünyanın nefse hoş gelen süsü püsü yeniden insana bir heves verip de kendine çekmeye kalkacak olursa, aynalar(vicdan), sonu pişmanlık olan o işlerin yolunu kesecektir. Baştan sona, geçmişe yönelik yapılan bir muhasebe ve gelecekte aynı hataların işlenmemesi için iradeye giydirilen çelik bir vicdan gömleği...
Bu şiir, Üstad'ın kendi nefs muhasebesi olmakla birlikte, kendini muhasebeye çekmek isteyen, vicdan aynası karşısında kendini, ruhunu, kalbini, hayatını inceleyen insanlar için de bir pusula mahiyeti taşıyor.
Üstad’ın kendi nefsini muhasebeye çekme hassasına yönelikbir hikayesi için tıklayınız: Mektup