Sakarya Türküsü

Başlatan: ToKSiN Tarih: 20.07.2005 14:44 Cevap: 96

TO
20.07.2005 14:44
#1

SAKARYA TÜRKÜSÜ

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

 

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

 

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

S.A.

 

Yine üstadın çok hoşuma giden bir şiiri. Özellikle şu mısralar gerçekten insanı çok etkiliyor.

 

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

Selametle...

ÇI
20.07.2005 14:53
#2

A.S

 

Üstadın bu şiiri benim için çok özeldir..Üstadla tanışmama sebep olan eseridir..Ben iddia ederim ki böyle bir şiirin cumhuriyet tarihinde bir benzeri daha yoktur,Üstadın diğer eserleri gibi..

 

selam ve dua ile..

NF
20.07.2005 14:55
#3

A.selam

 

Üstadsever gençlerin marşı olmuş bir şiir... Sakarya nehrinin manası arkasında hayalini kurduğu, oluşturmaya çabaladığı gençliğe bırakılmış bir yol haritası, bir pusula...

 

Üstad'ın ilk karşılaştığım şiirlerindendir... Üstad yine kelimeleri, insanın beyninde Sakarya misali ahenk içinde akıtmayı başarmıştır... Harika bir şiir, harika bir pusula...

 

Saygı ve selamlarımla...

AH
20.07.2005 19:36
#4

S.a

 

Bu şiir bir klasiktir. Nasıl Mehmet Akif'in Çanakkale Şiirini okurken gözünüzde(en azından benim gözümde) yaşlar birikiyorsa, bu şiir içinde aynı durum söz konusu... Bu şiiri hemen hemen bütün gençler az çok bilir. Ama anlamak önemli olanı.

 

Bana tek bir şiir söyleyin ki bir milletle bu kadar özdeşleşmiş olsun!... Dünya savaşından çıkmış Türkiye'yi bu kadar iyi anlatabilsin. Milletin ruh haline bu kadar ince temas edebilen başka şiir tanımam ben...

 

Üstadı tanımadan önce(çok kısa bir süreye tekamül eder

inşallah sizde üstadın değerini her koşulda anlarsınız(affedin beni)) dahi ezbere bildiğim bir şiirdi. Tam olarak ne anlattığını bilmeden bile inanılmaz duygular aşılayabilen bir şiir.

 

Lütfen şu mısraları tekrar ve tekrar okuyun. Burada ki yeteneğin(edebi) benzerrini cumhuriyet tarihi edebiyatta bulabilecek misiniz...

 

"Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!"

 

Allah bütün gençliğimize Üstad'ın bütün düşüncelerini, yazılarını, şiirlerini anlayabilme kabiliyeti ve uğraşı versin...

BA
20.07.2005 19:58
#5

S.A

Üstad'ın en çok beğendiğim şiirlerinden biridir. İnsan okurken kendini buluyor. Yahu bilmiyorum ama çok etkileniyorum, hele hele son mısrası "Yüz Üstü çok süründün AYAĞA KALK SAKARYA".. İşte bıu son nokta varya gerçekten hoş. Allah'ım bizlerin arsından da üstadlar gibi örnek arkadaşlar çıkarsın inşaallah..

FE
21.07.2005 14:27
#6

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

işte öldürücü darbeyi vuruyor gerçekten de ...

M-
21.07.2005 21:16
#7

S.A

 

Radyoda şiir okuduğum zamanlar en çok Üstad ın şiirlerini beğenirlerdi.. ve de ençok Sakarya Türküsü ile Zindan`dan Mehmed`e Mektup isimli şiirini..

 

Selametle

TU
07.09.2005 12:26
#8

Gönülden inanmış bir insanın acaba davasında yalnız kaldığının bir işaretimidir bu...

'Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!"

NF
07.09.2005 16:42
#9
Gönülden inanmış bir insanın acaba davasında yalnız kaldığının bir işaretimidir bu...

'Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!"

Selamlar,

 

Lâfta hayır...

 

Gerçekte, belki...

 

Dönemin istibdadî yönetimi sayesinde bir türlü rahat bırakılmayan Üstad'ın çevresi pek gelişemedi...

 

Burada, O'nun yürekten bağlılarını unutmamak lâzım. Fakat, "aydın" ve "yönetici" kesimlerden, yani ülkeyi yönlendirecek kapasitede ve mevkîde olanlardan pek destek görmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Bugün, yaşadığımız pek çok sorunun temelinde yatan sebep de bu olsa gerek...

 

Gerçek mânâda yükselişimiz, onu tanıdığımız, anladığımız, yalnız bırakmadığımız gün gerçekleşecektir...

 

Saygı ve selamlarımla

TU
08.09.2005 08:34
#10

"buluştururlar bizi elbet bir gün hesapta,

lafını çok dinledik şimdi iş inkılapta"

beyti ile rejimle hesaplaşma içndeyken şimdi kendimizden başlayarak

hesaplaşmalı,önce hançeri kendimize vurmalı...

Böyle gelip böyle mi gidecektik? Büyük Doğu lüksümüz mü olmalıydı.

Selam gönülden inananlara

TU
02.10.2005 09:49
#11

Sakarya şiirinin ingilizcesini 20 sene önce bir dergide görmüştüm, bulamıyorum. lütfen bulursanız buraya yazın

AK
04.10.2005 00:34
#12

Benim de okul yillarinda severek okudugum siirlerden birtanesi. Tabir-i caizse, benim ikinci istikläl marşim desem hata yapmis olmam herhalde.

CI
07.12.2005 20:28
#13

Bu şiiri her okuduğumda gözlerim doluyor...!

 

Bunun Sakarya'lı olmamla bir alakası yok tabi :)

 

Özellikle sizin de beğendiğiniz bölümlerden öte ben bu şiirin her cümlesine, her kelimesine her okuyuşta; aynı hazzı duyuyor aynı tadı alıyorum; birbirinden ayıramıyorum bu mısra diğerinden güzeldir diye.

Tek kelimeyle mükemmel...!

AR
23.01.2006 14:03
#14
"Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!"

 

Benim de çok hoşuma gitti bu mısralar.

 

Dün akşam tekrar okudum şiiri.

Her okuduğumda daha iyi anlıyorum. Başka yorumlar çıkarıyorum.

 

Allah razı olsun hepinizden

NE
06.02.2006 20:03
#15

öz vatanında parya olmuş bir millet..

ama o millet islamın şanlı sancağını tarihte elinde taşıyan milllet ..

islamın garip olduğu zamanda islamı yine zirveye taşıma potansiyeline sahip millet

ardından çil çil kubbe seren ordunun torunları

cismi kanarya kadarda olsa binbir başlı kartalı taşıma imtihanına tutulmuş millet ....

tek umut "AYAĞA KALK" demeye değecek tek gençlik; dini islamı yaşayan anadolu gençleri

 

bu şiir bize belki şuurunda olmadığımız, ama hiç şüphesiz mesuliyeti altında olduğumuz davamızı söylüyo, bizi çağırıyo , bizi o kutlu yola yolcu , o mübarek millete torun yapacak sihirli iksiri söylüyo : SON PEYGAMBER KLAVUZ.......

CI
09.02.2006 19:20
#16

Üstad,bu eserinde bana kalırsa tarih kitaplarımızda anlatılan ve deyim yerindeyse''balığın tırmandığı kavaktan ''bahseden bu tarihi kahramanlığın!! ardındaki sır perdesini ve tarihin ne gibi ölümcül yanlışları örtpas ettiği ve bu hataları kendi gençliğine ballandıra ballandıra anlatmasına ve bununla gurur duymasını eleştiren ve aynı zamanda gerçek kahramanları teşhir eden nadide bir eser ... diye düşünüyorum...üstada sonsuz rahmet....

AR
10.02.2006 12:23
#17

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

 

Üstad çok haklı ama bu davayı öksüz bırakmayalım biz...

TA
25.03.2006 01:05
#18

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar.

Bu Başyapıt (özellikle de şiir demiyorum) benim Üstad'ı iyiden iyiye tanımama vesile olmuştur. Aslında bu eseri ve diğerleri hep bize birşeyleri anlatıyorlar, bizim işimiz ise; bunları anlamak (ki zaten bu forum olduğunuza göre anlamışsınızdır), Üstad'ın anlatmak isteyipte anlamak istemeyen insanlara, bu birşeyleri anlatmak olmalı. Bu uğurda harcanan her emeğe Duacıyım. Hepinizden Allah razı olsun.

 

'Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak'

 

Selametle..........

LA
19.04.2006 10:43
#19

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

 

benimde en çok hoşuma giden yeri burası...

daha öncede belirtmiştim, Üstad'ı sevmem bu şiirden kaynaklanıyor...

Edebiyat hocamda büyük bir Üstad sevgisi ile bu şiiri okurken tam

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

dediğinde gözümden o kadar tatlı bir damla yaş gelmişti ki...

buda Ahmet abinin vurguladığı noktaya geliyor.

Selametle...

AC
25.04.2006 18:47
#20

S.A. İnsan bu şiiri okumaya doyamıyor ben defalarca okudum yinede hiç sıkılmadan okuyorum.

BO
06.05.2006 16:22
#21

üstadın şiirlerini fikirden soyutluyarak okuyanlara yazıklar olsun.

BD
15.12.2006 01:51
#22

SAKARYA TÜRKÜSÜ... ile tarih muvazenemize hepinizi davet ediyorum. Üstadın davadaki baş şiirinde şiirin dava yönünden tahlilini yapmalım ve biz kimdik, şimdi ne yapıyoruz??? bunu görelim inşallah...

 

selamlar, sevgiler, saygılar...

GA
18.02.2008 21:10
#23

Üstadın, kurtuluş savaşımızda ve tarihimizde bir dönüm noktası olan Sakarya savaşını mükemmel bir şekilde tasvir ettiğini görüyoruz.

bir de bu şiiri üstadın kendi sesinden dinlemek apayrı bir zevk.

üstadın en beğendiğim şiirlerinden biri olan SAKARYA TÜRKÜSÜ'nü okudukça farklı hisler tarafından sarılıyorum adeta.

VA
23.02.2008 01:59
#24

Eşsiz bir şiir.Bu şiiri zihnime öyle nakşetmişim ki mesala biri kıyı desin aklıma hemen - Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu - mısrası geliyor:) Buna benzer bir çok olay.

YE
23.02.2008 02:39
#25

Üstadı ilk defa tanığım şiir ve üstadın orta okulda ezberlediğim ilk şiiri..ALLAH amel defterini açık tutsun..

AD
23.02.2008 17:54
#26

ben de aynı senin gibi tanıdım Yenimgusim. şiir hala ezberimdedir. bazen olaylar karşısında en mantıklı ve coşkulu sözler olarak aklıma geliverir mırıldanırım. ölmez eserlerden.

vicdan azabına eş,ağla ağla Sakarya

öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya...

bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz

sen kıvrıl ben gideyim Son peygamber kılavuz. :)

AK
25.02.2008 23:45
#27

es.a/a.s

sakarya destanını hele birde duygusunu anlatabilen birisinin okumasıyla daha bir dokunuyor insana

AY
07.03.2008 22:22
#28

Selamun Aleyküm,

Bu şiir benim için çok özel bir yere sahiptir.Üstad'ın en güzel şiirlerinden birisidir.Kitaplarından nasıl ki "İdeolocya Örgüsü" davamızın özünü anlatırsa,şiirlerinden de "Sakarya Türküsü".

Bizim davamız bir nev-i sürünen Sakarya'yı baş tacı etmektir.Allahu Teala yardımcımız olsun.

YE
23.03.2008 23:01
#29

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

 

özellikle bu mısralar benim için o kadar değerli ki,,,

ne zaman bir sıkıntım olsa bu mısralar gelir aklıma,,

ve acaip motive eder,,,

üstaddan Allah razı olsun,,,

CO
27.03.2008 18:46
#30

HEPİNİZ HER ŞEYİYLE GÜZEL YAZIYORSUNUZ

ACABA YENİ GELEN NESİL İÇİN NE YAPIYORSUNUZ

BU YAZILANLARLA BELKİDE BİRİLERİNE BATIYORSUNUZ BATIKTAN NUR İLE ÇIKMANIN GÜZELLİĞİ BAŞKA BİLİYORSUNUZ

 

 

KUSURA BAKMAYIN HADDİM OLMAYARAK

SONSUZ SELAMLAR

FT
26.04.2008 23:28
#31

s.aleyküm

 

bu mısralar bin yılda bir araya gelmez. üstadı anlatmaya kelimeler aciz kalıyor Rabbim gani gani rahmet buyursun

KE
08.06.2008 11:41
#32

Bu mükemmel ötesi şiir büyük üstadın büyük eserlerinden sadece biridir. O kadar etkileyici bir şiir ki her okuduğumda tüylerim diken diken oluyor,ve ağlıyorum.Üstada hayranlığımda bu şiirle başlamıstır.

Özellikle şu mısraları benim cok hoşuma gidiyor:

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

 

 

Selametle...

FA
14.06.2008 13:24
#33

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

Üstadın ne yazık ki hala öz yurdumuzda garibiz.

 

ancak;

 

 

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

HH
30.06.2008 19:54
#34

ÜstaD' ın Bu şiirini 5 yasımda ezberlemişdim :)

 

belki de bu yüzdendir bu siire olan sevgimin büyüklügü....

Babamın da katkısı var tabi o yasda aşılamıs bana Üstad ın büyüklügünü..

 

 

Keske onu görüp sohbet edebilseydim...

 

aeolun...

MA
21.07.2008 14:50
#35

Bu şiir benim hayatımın başlıca eserlerinden biridir.Ve üstada olan hayranlığımı belki bu şiir sayesinde kazanmışımdır.Her bir kelimesine bin anlam yüklü eşsiz bir şiirdir.Beni de en çok etkileyen kısmı;

'Sakarya saf çocuğu masum Anadolu'nun

Divanesi ikimiz kaldık ALLAH yolunun'dur

21.07.2008 15:48
#36

okumayı bilmeden önce ezberlediğim ilk şiir... Ve hayatım boyunca ben en çok etkileyen şiirlerden biri... üstad yazar da güzel olmaz mı...

 

''Yol onun varlık onun gerisi hep angarya....''

WW
28.07.2008 20:52
#37

Şimdiki yazar görünümünde ki palyaçoların kafiye oyunları beni hiç açmıyor.. Necif Fazıl başka Hele de Zindan dan m. mektp. Bambaşka.. Yüreğine sağlık Allah Rahmet Eylesin Mekanı Cennet Olsun ,, :D

FE
31.07.2008 16:55
#38

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

Üstadın Sakarya Şiiri benim de dikkatimi çekip ezberime takılan şiirlerinden yanlızca birisi...

T-
01.08.2008 18:27
#39

AMERİKAN KÜLTÜRÜNÜ İLİKLERİMİZE KADAR İŞLENDİĞİ BİR LİSEDE OKURKEN ÜSTADI TANIMAK BÜYÜK BİR ŞANS OLMUŞTU BENİM İÇİM.İMAMHATİPLİ BİR EDEBİYAT KOCASININ DİLİNDEN DÖKÜLEN HER MISRA BEYNİME İŞLEMİŞTİ SANKİ.SONRA EVDEKİ KÜTÜPHANEMDE BULDUĞUM HAPİSHANE DAMGALI BİR ÇİLE.... SONRASI DEĞİŞEN FİKİRLER ÇELİŞEN YOLLAR VE IŞIK...

 

 

 

 

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!..

HH
02.08.2008 08:04
#40
AMERİKAN KÜLTÜRÜNÜ İLİKLERİMİZE KADAR İŞLENDİĞİ BİR LİSEDE OKURKEN ÜSTADI TANIMAK BÜYÜK BİR ŞANS OLMUŞTU BENİM İÇİM.İMAMHATİPLİ BİR EDEBİYAT KOCASININ DİLİNDEN DÖKÜLEN HER MISRA BEYNİME İŞLEMİŞTİ SANKİ.SONRA EVDEKİ KÜTÜPHANEMDE BULDUĞUM HAPİSHANE DAMGALI BİR ÇİLE.... SONRASI DEĞİŞEN FİKİRLER ÇELİŞEN YOLLAR VE IŞIK...

 

 

 

 

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!..

 

 

ve en önemlisi ne biliyomusn o ısıgı sonun da görebilmen :D

MU
12.08.2008 19:08
#41

sakarya bir başka...

önceleri sakarya meydan muharebesi için yazıldığını sanırdım...

sonradan -galiba bir radyo tiyatrosunda- işittim ki bir tren yolculuğu esnasında yanından akıveren nehir ile dertleşmiş...

ama ne güzel yapmış....

25.12.2008 23:45
#42

Üstad Necip Fazıl'ı ve bu siteyi tanımama sebep olan şiirüstü şiir..

Ve beni daha ilkokul sıralarındayken yalnış tanıdığım Üstadla gerçekten tanıştıran o insanı ararken buldum burayı..

Sebep hep bu şiirdi.Daha ilkokul sıralarında biri çıkıp bu şiiri ezbere okuyordu, manasını gönlümüze nakşederek.

Sonrası işte burası..

 

Ve o cümleler:

 

"Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!"

 

Neden?

ÜS
15.08.2009 22:57
#43

bende bu şiir ile okuldaki yarışmaya katılmıştım 6.sınftayken

1.olmuştum

tabi şiir üstad ın olunca vede çok güzel olunca öle olur

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek

siz hayat süren leşler,sizi kim diriltecek...

 

 

hey sakarya kim demiş suya vurulmaz perçin

rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur...

GE
16.08.2009 11:24
#44

Üzerinde çok düşünülmesi ve tahlil edilmesi gereken bir şiir.

KA
30.08.2009 11:04
#45

mekanın cennet olsun büyük üstad çok özlüyoruz seni

06.12.2009 20:04
#46

Hani Üstada demişler ya; neden bu şiiriniz yarışmaya katılmadı;

 

Üstadın cevabı: '' Sakarya Türküsü şiir yarışmasına girmeye tenezzül etmez...!!! ''

 

Gün geçtikçe daha çok özlüyoruz seni Üstadım...

MU
10.12.2009 03:21
#47
Sakarya şiirinin ingilizcesini 20 sene önce bir dergide görmüştüm, bulamıyorum. lütfen bulursanız buraya yazın

 

4 sene gibi bir aradan sonra cevap veriyorum zamanında yetişemediğim için kusuruma bakmayın. :)

Not: Şiirin çok profosyonelce çevrildiğini düşünmüyorum ama yine de fena değil. Ben daha iyisini yaparmıyım elbette hayır. :D

 

NECİP FAZIL KISAKÜREK - SAKARYA TÜRKÜSÜ ENGLISH TRANSLATION

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

 

Human it is, flows as it is water, curly

The one that flows one side is me, on other side Sakarya*

 

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

 

Water goes down from climbs, always step by step

And my fate is to get thirsty on acclivities

 

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:

Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

 

Everything flows, water, history, star, human and idea

Channels are dual, from one flows divine light, from the other one dirt

 

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

 

Little, big, universe; beamed in the flow

Look to the cloud there!, climbing, contrary to the water that goes down

 

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

 

But Sakarya is different, is it climbing ha?

A lead burden is loaded on its foamily body

 

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

 

Cracking, straining every nevre to take the climb

Hey Sakarya, Who said that water cannot be riveted ?

 

Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.

Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi kurulur.

 

If God wants, waters get wringed

And history of Turks gets settled on its body

 

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?

Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

 

Alack, alack my Sakarya, is this burden( duty ) for you?

This cause is seen despicable, this cause is orphan, this cause is big

 

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

What a heavy examination that you are dealing with, Sakarya!

How can a canary could carry 1001 headed eagle

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

 

I thought that it was human, who is the carrier of sacred burden

Being a hamal (porter), with no rank in the end, with no goods

 

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

 

Only a bite, from the meal that cooked with poison

And apartness from mother, country and friend

 

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

 

Now be frantic with sorrow, it is time for it

Remember the old suns (days), that run to milkyway (that became history)

 

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

 

That, Yunus Emre** was walking by your side

That, the army which drizzles shiny domes after itself

 

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

 

Where are your brothers, beneficent Nile, green Danube

When will the glorious raider that gone, turns back to the country

 

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

 

Does still tekbir crashes in the pulses of marbles

Does the mad wind find that sound : Allah is one!

 

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

 

All these are in you, these complex puzzles

Sakarya, nights poured tar on candles

 

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

Equal to guilty conscience, boil, boil Sakarya

You are poor on your own land, outcast in your own land

 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

 

Human, 3-5 drop blood, river 3-5 drop water

We are facing with a life, that is ambushing for life

 

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

 

Came; the mortal lie, gone; the immortal truth

You! living deaths, who will bring you to life

 

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

 

)))) sorry for these verses)))

 

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

 

Sakarya, honest children of clean Anatolia

Only we are left, wild mads of the path to Allah

 

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

 

You and me, we are made of dough that is prepared with tear

When one looks to our colours, we are from mud, and from blood

 

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

 

Fate kneaded us in the chela of scorpion

Dont bother, came like this, this world goes like this!

 

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

 

To me; bed is winding sheet, to you pool is coffin

U curl, i go, the guide is Last Prophet!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

 

The path belongs to him, everything is His, all the other angary

U creeped much with your face down, stand up, Sakarya!

 

 

Sakarya* > one of the long rivers in Turkey... And the name of the war ( Sakarya meydan muharebesi) that happened in 1921 between Turks and Greeks.

 

Bulduğum kaynak: http://ibrajimix.blogspot.com/2009/10/neci...ya-turkusu.html

10.12.2009 03:26
#48

İngilizcemiz bunu kontrol edecek kadar iyi değil ama kardeşim acaba Türkçeye has terimler ve deyimler gereği bu çeviri amacına ulaşırmı diye düşündüm.Ama çalışma çok hoşuma gitti ALLAH RAZI OLSUN.:)

MU
10.12.2009 03:52
#49

Âdî bir konudaki, nesri bile bir dilden bir başkasına hiç anlam kaybettirmeden aktarmak mümkün değil, bilirsiniz... Çeviri işi içeriksel ve şekilsel anlamda fedakarlıklar gerektiriyor. Hele ki böyle bir şiiri çevirmek gerçekten çok zor iş olsa gerek... Nitekim, çeviren arkadaşlarda iki mısrayı çevirememişler. :)

 

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

 

)))) sorry for these verses)))

 

Yapan arkadaşlardan Allah razı olsun... Sitelerine bakarsanız üstadın diğer birkaç şiirinin İngilizce çevirisini de bulabilirsiniz.

BA
16.12.2009 23:02
#50

Uzun ve Başarılı bir şiir bazı insanlar şiir yazarken sırf kafiyeleri uydurabilmek içn saçma şeyler yazarlar Sorsanız ne yazdıklarını kendileride bilmez. Lakin Üstad o insanlardan olmadığını bu uzun ve anlamlı şiiri ile net bir şekilde belirtiyor.

YU
16.12.2009 23:07
#51

okumayı , okutmayı ve ezberlemeyi en çok sevdiğim şiir hayatımın şiiri....

F.
17.12.2009 19:06
#52

İlk ezberlediğim şiirdir Sakarya Türküsü....

Herkese aynı şeyi çağrıştırıyor mu bilmem ama şiirin yazıldığı ortam ve şartlar dikkate alındığında gerçek manaya o zaman ulaşıyor bence...

MI
02.01.2010 12:12
#53

Ortaokuldayken yaramazlık yaptım diye Türkçe hocamızın bana ezberlettiği ilk şiirdir

:) :) :)

Her zaman okurken beni başka diyarlara götürür

Bu yüzden hocamı saygıyla anıyorum

keske diyorum bana daha fazla Üstad şiirleri ezberletseydi

AY
12.01.2010 01:14
#54

Bu şiiri 5.sınıf sene sonu müsameresinde arkadaşımla paylaşarak ezbere okumuştuk.Ama illa bir pot kırmak zorunda olan ben "Yüzüstü çok süründün ayağa kalk İtalya"demiştim.Buna eşgüdümlü olarak bütün salonda bir kahkaha tufanı ve rezil olmuş küçük bir kız.Şimdi hatırladıkça tebessüm etmemi sağlayan tatlı bir hatıra.

12.01.2010 21:54
#55
Bu şiiri 5.sınıf sene sonu müsameresinde arkadaşımla paylaşarak ezbere okumuştuk.Ama illa bir pot kırmak zorunda olan ben "Yüzüstü çok süründün ayağa kalk İtalya"demiştim.Buna eşgüdümlü olarak bütün salonda bir kahkaha tufanı ve rezil olmuş küçük bir kız.Şimdi hatırladıkça tebessüm etmemi sağlayan tatlı bir hatıra.

 

Aman İtalyanlar duymasın. :confused1:

Çizme'nin menfaatperestleri yanılgı manılgı demez 'Üstad Necip Fazıl bu şiiri Roma için yazmıştı' diyerek Sakarya Türkümüzü İtalyan milli şiiri yapmaya kalkarlarsa şaşırmamak gerekir.Efendim,bu tür konularda biraz daha dikkatli olalım lütfen.Bir Cenovalılara birde Venediklilere asla güvenmeyelim.

 

Jül Sezar bu şiiri duysa büstünü parçalar,üstünü düzeltir,brutus'un kemiklerini mezarından çıkarıp kazanda kaynatırdı.Bir an İtalyanların Sakarya Türküsünü sahiplendiklerini düşündümde;Pizza kulesi büyüklüğünde bir gururla gösterirlerdi tüm dünyaya onu.Jül Sezar da kimmiş?.Peh.

 

Böyle bir şiirimiz var ya...Roması da,Pizza kulesi de elin İtalyanına kalsın.

 

Yol onun varlık onun,gerisi hep angarya.

AY
13.01.2010 00:20
#56
Aman İtalyanlar duymasın. :confused1:

Çizme'nin menfaatperestleri yanılgı manılgı demez 'Üstad Necip Fazıl bu şiiri Roma için yazmıştı' diyerek Sakarya Türkümüzü İtalyan milli şiiri yapmaya kalkarlarsa şaşırmamak gerekir.Efendim,bu tür konularda biraz daha dikkatli olalım lütfen.Bir Cenovalılara birde Venediklilere asla güvenmeyelim.

 

Jül Sezar bu şiiri duysa büstünü parçalar,üstünü düzeltir,brutus'un kemiklerini mezarından çıkarıp kazanda kaynatırdı.Bir an İtalyanların Sakarya Türküsünü sahiplendiklerini düşündümde;Pizza kulesi büyüklüğünde bir gururla gösterirlerdi tüm dünyaya onu.Jül Sezar da kimmiş?.Peh.

 

Böyle bir şiirimiz var ya...Roması da,Pizza kulesi de elin İtalyanına kalsın.

 

Yol onun varlık onun,gerisi hep angarya.

Yapmayın lütfen ya!Ben İtalya kelimesini yanlışıkla ağzımdan kaçırdım eğer dediğiniz gibi olursa ileride üstada nasıl hesap veririm :)

AD
02.02.2010 04:19
#57

Sakarya Savaşı, 1683 II.Viyana Kuşatması'ndan beri süregelen geri çekilmenin, son durağıdır. Büyük Taarruz'a yol açan, son müdafaadır. Bir bakıma, Müslüman-Türk'ün yeniden şahlanmaya başlamasıdır.

 

Böylesi kritik bir değere malik olan Sakarya Savaşı, bu şahlanışın neticesini alabilmiş midir?

 

Yoksa, bu şahlanış, ölüm halindeki hastanın, son defa can havli ile doğrulmasından, bir müddetlik iyilik belirtileri göstermesinden mi ibarettir?

 

 

İşte Sakarya'nın şahlanışı;

 

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur?

 

 

Hakikatten de imtihan değil miydi bu zaferin getirisi?

 

Sakarya'nın nezdinde, Müslüman-Türk'ün, bu getiri ile kendi iman yekünundan neler götürüldü?

 

İşte Sakarya'nın, arada ve boynu bükük kalışı;

 

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

 

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

 

Peki Sakarya Savaşı ve devamında gelen Büyük Taarruz'un neticesinde neler oldu?

 

Hakeden, hakettiği değeri aldı mı?

 

Ya haketmeyen?

 

Şimdi Lozan'a hangi nazar ile bakıyoruz?

 

Hilafet makamı ile kaldırılan yalnız hilafet miydi, yoksa ameliyat masasındaki zalim doktorun elinde, beyni, bütün damarlarından öksüz bırakılarak ölüme terkedilen aciz misali, mazlum ve bedbaht Müslüman dünyasının reisi olan Müslüman-Türk milletinin hizmetkarlığını yaptığı mukaddes değerleri miydi?

 

Çeyrek istiklalin katliam mahkemeleri, şapkalar, Türkçe ezan ve Kur'an'lar (haşa), din kisvesinde dinsizlik...

 

Vesairesi ziyadesi ile fazla.

 

Birbiri ardınca gelen ve hücumunu direk İslâm'a yönelten bütün küfür menşeinin tek derdi, bu dini ve bu dinin insanlarını topyekün yoketmek iken; bu küfre karşı kazanılan böylesi zafer silsileleri ardından, hangi değer için savaşıldığını bilen fakat bu değeri yine öz sandığı ellerde ve öz diyarında kaybeden Müslüman-Türk'ün nezdinde, eski günlerini yad edip, geleceğine ağlayan Sakarya nasıl dövünmesin?

 

 

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

 

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

 

Sakarya'yı, üçbuçuk-dört asırlık miskinlik uykusundan kaldıran o mukaddes ruh, tek numunesini Allah ve Rasûl aşkından alıp, yedi düveli parça parça etti etmesine de, yerine pinekleyen ve numunesini Allah ve Rasûl aşkından gayri herşeyde arayan kör-topal-çolak varisi, olası durumda, hangi aşka yüz vuracak, hangi aşk onu diriltecek?

 

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

 

 

İşte bu olası durumun mahiyetini bilecek olan da, olası durumu tarumar edip, ayaklar altına alınan başlar ile, baş tacı edilen ayakları yerli yerine koyacak olan da yine Sakarya ve onun nezdinde, zehirle pişmiş aşı yiye yiye, yaralı, bitkin, derbeder bir ahval içinde, bugünlere gelmeye muvaffak olan Müslüman-Türk'tür.

 

Üstad'ın (R.Aleyh) buyurduğu gibi;

 

11. asırdan 16. asra kadar Türk'ün elinde yüceltilen İslâm, sonunda Türkiye'de bozuldu ve İslâm iddiasındaki her yerde aynı hale geldi. Şimdi ancak Türkiye'de düzeltilmelidir ki, her yerde düzeltilebilsin??

 

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

Allahû Alem, manaların manasını özünde taşıyan bu mukaddes şiirden anladığımız bir mana da budur...

VI
07.02.2010 18:45
#58

öyle kolay akmaz yaşlarım,

aktığı zaman değerli olmak için..

 

gözyaşımı zor tutmuştum istemeden akmıştı ilk dinlediğimde bir çocuktan, tüylerimi diken diken eden nadide şiirlerden..

F.
15.02.2010 22:19
#59

Benim içinde bu şiirin yeri ayrıdır.. Okumaya başladığımda ezberlediğim ilk şiiirdir. Bu kelimelerin manasını anlamaya çalışarak başladım Üstadı anlamaya. Beni Üstadla tanıştıran, onu tanımamı sağlayan babama da çok teşekkürler sizlerin huzurunda... Böyle yetiştirilmesi gereken bütün evlatlara ve böyle yetiştirmesi gereken bütün babalara....

SE
28.02.2010 23:29
#60

ezberlenmesi gereken bir şiiri üstadımızın.hatta bir şiir değil bir marş niteliğinde apayrı birşey.Allah ondan razı olsun...

YU
21.03.2010 20:32
#61

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

 

 

arkadaşlar bu mısralardaki ''mermer'' kelimesi neyi ifade ediyor.. ya da anlamak için bu şiiri bütünüyle mi ele almak lazım ..

21.03.2010 22:40
#62

Sanırım mimari de ve güzel sanatlar da islamiyyetin ölçüsüne duyulan özlemi ifade ediyor.Ama ustalarımız daha iyi bilirler tabi ki...

MU
23.03.2010 22:22
#63

Selamlar,

Mimarîsinde ana malzemelerden biri olarak mermer kullanılması hasebiyle "Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?" mısraında geçen mermerin camiileri simgelediğini düşünüyorum. Şahane bir teşbih kullanmış Üstad bu iki mısrada. İnsan vücudunda atan nabız, kalbin kan pompaladığının bir göstergesidir, bedenin canlılığının bir nişânesidir. Nabzın atmaması, insanın ölmüş olduğunun emârelerindendir. Nasıl ki nabzın atmasını sağlayan kalpten pompalanan kansa, bir camiinin de imâr ediliş gayesini bulması, canlılığının delili, vücuda kan gibi hayat veren ve mecazi manada caminin nabzının çarpmasını sağlayan camiilerden yükselen tekbirdir, ezan-ı Muhammedî'nin başlangıç ifadesi olan tekbirdir.

Göğe doğru şehadet parmağı gibi uzanan minarede okunan ezan, tekbir ile başlar. Minareden dalga dalga yayılmaya başlayan tekbir sesleri, Allah'ın birliğini, büyüklüğünü, kudretini ihtiva eden o tekbir sesleri mermerlerin nabzında çarpmaya başlamakla birlikte, minarelerin yüksekliğine eş irtifada esen deli rüzgarlar ile de buluşmaktadır.

 

Üstad bu şiirinde ruh kökü -dini, imanı- sökülüp atılmak istenen bir nesilden, o neslin içinde bulunduğu durumdan, o nesli bu hale getirenlerin şekavetinden bahsetmektedir. Her türlü zulme uğramış, öz vatanında parya derekesine düşürülmüş, dininden kopartılmak istenmiş bir neslin mermerlerinin nabzında hâlâ tekbirlerin çarpıp çarpmayacağı, deli rüzgarların Allah bir! sedasını bulup bulmayacağı suali de geleceğe dair bir temenni ve arzu ihtiva etmektedir.

 

Üstad'ın bu şiirini kaleme aldığı 1949 yılına bir göz atacak olursak, ezan-ı Muhammedî'nin dinimizin kaidelerine aykırı olarak orijinal haliyle okunmadığı gerçeği karşımıza çıkacaktır. Yüce Rabb'imizin ism-i şerifi ile, tekbir ile başlayan mübarek ezanımız o yıllarda (1932-1950 arası) Allahu ekber yerine Tanrı uludur ifadesiyle başlamakta ve Üstad'ın bu mısralarda değindiği gibi Müslümanlar 'acaba o mermerlerin, camilerin nabzında eskiden olduğu gibi tekbirler yeniden çarpar mı, hâlâ çarpar mı' diye efkâra boğulmaktadır.

 

Türkçe ezan meselesiyle birlikte, tekbirin mermerlerin nabzında çarpması; müzeye çevirilen ve manâsı katledilen Ayasofya camiisinden de ezan seslerinin, tekbir seslerinin yeniden yükselmeye başlamasına dair bir isteği de işaret ediyor olabilir.

Üstad bir yazısında Ayasofya için 'ruhumun evi' tabirini kullanır. Ve 'ruhumun evini bana geri verin' der. Cemiyeti kırbaçlayan bir fikir ve aksiyon adamı olan Üstad, bu mısralar ile cemiyetin içinde bulunduğu zelil, aciz durumu gösterirken, Müslümanların nasıl bir zulme uğratıldıklarının şuuruna varmalarını, dinimizin direği olan namazımızın vaktini ilan eden ezanların Müslüman bir memlekette nasıl susturulduğunu, nasıl aslından çıkartıldığını göstermek istemekte ve şiirinin sonunda 'Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk' derken de bütün bu mukallit icraatlerden kurtulmamız gerektiğini anlatmaktadır.

 

Elhamdülillah ki mermerlerin nabzında hâlâ çarpmaktadır tekbir, lakin o tekbirlerin keyfiyetine ulaşmak, o ezanların manâsını yaşamaktır Müslümanın aslî vazifesi. Tekbirler, ezanlar okunurken Allah'ın çağrısına, kurtuluşa, felaha, namaza gitmeyen bir Müslüman, dinin direği olan namazı kıldığı halde dininin edeb, ahlak, ilm-i hâl kaidelerine uymayan bir Müslüman, ezanın, tekbirin sadece kabuğu üzerindedir. Kabuktan öze geçebilenlerden olmak duasıyla.

MU
24.03.2010 00:28
#64

Muhteşem bir bakış açısı.

Yorumunuz için teşekkürler Reyhan hanım. :)

VE
24.03.2010 20:26
#65

GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL BİR ŞİİR; OKULUMUZDA BU ŞİİRİ EN GÜZEL OKUMA YARIŞMASI YAPILMIŞTI, İLK ORDA DUYMUŞTUM VE ÇOK ETKİLENDİM. EZBERLEDİM....

"YÜZÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN AYAĞA KALK SAKARYA" BİZİMDE AYAĞA KALKMA ZAMANIMIZ GELDİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BU YÜZÜSTÜ SÜRÜNÜŞE DURRR DEMELİYİZ ARTIK TIPKI ÜSTAD GİBİ.

SO
11.04.2010 13:54
#66

orta okul yıllarımda çok sevdiğim bir matematik hocamda vardı bize hep bu şiiri okurdu necip fazıla olan hayranlığım bu şiirle başlamıştır ... okumayıda dinlemeyide en çok seviğim şiir

S&
11.04.2010 18:19
#67

Benim içinde çok özel bir şiir 14 yıldır hala ezberimde olan en anlamlı şiirdir ortaokul ,lise ve üniv. dönemimde olay olan bu şiir arkadaşlarıma daima beni hatırlatacağı için çok mutluyum :D

14.04.2010 19:52
#68

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

 

Sakarya Türküsü...

 

Of, of ki ne of... Dile vurulan perçinler bir sökülse, ah bir sökülse de öğrensek şu ifadelerdeki manaları...

 

Sahiden Sakarya savaşına bizi iten şey neydi yada şöyle diyelim ki, Eskişehir Kütahya yenilgisi nasıl oldu da sıra Sakarya'ya geldi? Ah, bu savaşlardan önce bir de İnönüler vardı değil mi? Hoş var mıydı yoksa yok muydu, onu dahi bilmiyoruz ya?

 

Üstad Sakarya'dan mevzuuyu açmışken 'sonunda ne rütbe var, ne de mal' derken neyi bize anlatmaya çalışmıştı acep? Yoksa sizin bizim ve dahi onu araştıran yazarların bu şiir hakkındaki hükümleri bir tarafa, Üstadın ne anlatmak istediği bir tarafa mı? Korkarım ki onu o şiirin gerçek anlamını anlatmak biraz yürek ister günümüzde. Çünkü bana göre o şiir bazı hakikatleri örtülü olarak anlatmış. Bilmiyoruz, bilmiyoruz ne Sakarya'yı, ne Eskişehir-Kütahya'yı, ne İnönü'yü, ne Sivas, Erzurum kongrelerini... Hiçbirini bilmiyoruz... Biliyorum diyene deli şey derim...

 

Beynimi yiyecekmiş gibi oluyorum. taşları gayet düzenli diziyorum, ama öyle bir yere geliyorum ki, oraya tam denk gelecek taşı bulamıyorum... Boş kalıyor orası... İşte Sakarya savaşı ve Kütahya Eskişehir bozgunu da böyle bir şey. Öyle kalıbı varki bu şavaşların kalıba uygun taş bulamıyorum. Mesela Kütahya eskişeyir yenilgisinde İnönü ne alemdeydi, hoş komutan oydu... Eğer büyük ihmaller olmasaydı da, bu savaş kazanılsaydı Sakarya olur muydu? Yada Taarruz daha erken mi olurdu? Şu sakarya savaşında dahi yenilgiyi neredeyse kabullenip Kayseriye eşyalarını taşımak için adam görevlendirenler vardı diyorlar ya... Kahraman kim?

gecelere katran döktü drken Üstad ne demek istedi?

 

Devam edeceğim inşallah...

15.04.2010 12:18
#69

Anlatmıyorlar bize gerçekleri, anlatmıyorlar... Ne oldu da ağızları açmıyor, açamıyorlar... Çok kötü, kabul edilemez şeyler mi oldu? Ne oldu?.. Sakarya türküsü de bunları mı anlatmak istiyor acep? Üstad bizi acı bir yemeğe mi çekmek istiyor?..

 

Karabekir, Refet Bele, Fevzi Çakmak ve daha niceleri niye konuşmadılar, niye? Arşivler açıklanmaz... Ne var ki açıklanmaz?.. Üstad Refet Paşaya htıralarını yazmayı teklif eder, Refet Paşa kabul etmez ve işi istikbale bırakır... Nedir bu ağızları düğümleyen?..

 

Mesela Kurtuluş savaşlarında büyük hizmetleri olan şahıslar, daha sonradan farklı nedenlerden yargılandılar, onlara eziyet çektirdiler... İzmir suikastı, şeyh said isyanı gibi olaylarla İstiklal mahkemelerinde yargılandılar. Peki bunlar doğru mu? Kara fatmalar, nene hatunlar unutulur, amerikan mandasını isteyen halide'ye özel muamele yapılır. Peki niye?

 

Sahi, Erzurum kongresinde mandacılığı kesinlikle kabul etmeyen bir madde vardır. peki burada mandacılık görüşüldü mü? Bu fikre kimler karşı çıktı, bu fikri kimler savundu görüşüldüyse bu mesele o zaman. Acaba kongre zabıtları bu yüzden mi açıklanmaz? Mesela bu süreç içerisinde Rus mandacılığını isteyen oldu mu? İngiliz mandacılığını kimler istedi? İnönünün amerikalıları istediğini artık biliyoruz da, İngiliz mandacılığını kimlerin istediğinden bahsedilmez mesela... Neden acaba? Mandacılık fikri Wilson ilkelerini arkadan dolanmak için kurulmuş bir tuzaktır ve işgalden sömürüden farkı yok aslında. E ozaman bu dönemlerde nasıl olur da kabul edilir bu maddeler? İnönü Anaduluya geçmek istemez, güç bir şekilde ikna edilir de, ancak o zaman Anadoluya geçer. Çünkü Anadoluda bir başarı sağlanacağına inanmaz. Anadoluda da amerikan mandalığını ister, iyi mi?

 

Sonra Sivas...Hiçbirini bilmiyoruz... Daha bu mandacılık arkasındaki gerçeklere ulaşamıyoruz...

 

İş bu mandacılığı savunanlar, şunları da kabul ediyorlardı. Özetle:

Maliye, tarım, sanayi, tiçaret, bayındırlık ve eğitim bakanlıklarına uzman yardımcılar ile birlikte, amerikan başmüsteşarı tayin edilecek. Ve bunlardan kurulu bir merikan komisyonu oluşturulacak ve bu belirtilen alanlara hakim bakanlıklarda reformlar gerçekleştirecekler. adliyede de reformlar gerçekleştirilekmiş. Bunun içinde amerikan başmüsteşarın uygun göreceği farklı milletlerden seçilecek uzmanlarla kurul oluşturulacak. Jandarma ve polis işleri de bu komisyonun seçtiği memurlara bırakılacak.

Bu istekler amerikalılardan istenecek ve amerikalılar bu reformları gerçekleştirdikden sonra, bizi bize bırakacakmış güya. mandacılar böyle düşünüyor. Yukarıdaki yazı, 'türk wilsoncular birliği'nin amerika başkanına gönderdiği mektuptan bilgiler. Sahiden bu istekler size bir şeyler hatırlatıyor mu? yok canım, ne münasebet, bana böyle şeylar hatırlatmıyor da, gerçeklerden kimse bahsedmediğinden işte, bizde bu bilgilerle karşı karşıya kalıyoruz. yoksa ben inanırmıyım böyle şeylere. inamam tabiki bana öğretilen tarihe... O zaman sizde inamayan yazdıklarıma...

 

Peki bunların Sakarya türküsü ile ne alakası var? Of, ooofffffff......

MC
27.04.2010 18:21
#70

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

 

Burda oluk kelimesini zannediyorum insanın bedeni ile özdeşleştiriyor ve içinden çekilip çıkartılan ruha nur ve kir mührünü vuruyor.

 

Ruhlar iki saf asker, kin ve aşkı bölüşür;

Bir olanlar el ele, olmayanlar dövüşür.»

HA
21.05.2010 14:03
#71

birakin ayni siirin tekrar yazilmasini onun tirnagi kadar olacak bir siir bir daha asla yazilamaz...üstad bu siirinde kelimeleri aska getirmis..siirin kitalarini kelimlerini birakin harfleri bile hepsi ayri bir dilde bir ahenkte konusuyor...

21.06.2010 13:43
#72

Sakarya Türküsü Üzerine

 

Sakarya Türküsü, Necip Fazıl Kısakürek'in olduğu kadar, edebiyatımızın da büyük şiirlerinden biridir. Millî bir felsefeyi olduğu kadar, dayanılmaz bir çile ve ıstırabı da, kuvvetli şiir diliyle söyler.

Sakarya bir timsaldir. 50 mısralık bu poem'de (uzun şiir) şair, tasvir yerine tecrit yapmaktadır. Yani Sakarya, Necip Fazıl'ın söylemek istediği hafakanlı düşünce ve duygulara bir su yolu (mecra) olmaktadır.

Bu vasfıyla "Sakarya" yerine herhangi bir nehir de olabilirdi, dersiniz. Fakat hayır! Anadolu kurağının tam ortasından geçmesi, "renginin kandan ve çamurdan" olması, ihtişamlı bir maziden sonra kendi yurdunda haksızlık ve sefaleti ile "sürünmesi" bakımlarından, bu timsal-nehir, ancak Sakarya olabilir.

Sakarya; geçmişindeki şanlar, zaferler, ermişlikler ve fakat hâlindeki "paryalık" ile çıldırtıcı tezatlar trajedisinin yükünü cılız gövdesi üzerinde taşıması dolayısıyla Anadolu'dur ve Türk milletidir. (Şiirin yazıldığı 1949 yılları itibarıyla, ırmağa vurulan çizgiler daha derin gerçeklik taşımaktadır.)

 

"Sakarya, sâf çocuğu masum Anadolu'nun

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya."

 

Yüce İslâm imânı-Türk'ün şerefli geçmişi ve hâlihazırın kire, kedere, haksızlığa bulanmışlığı gibi üçüzlü bir tema üzerine kurulmuş olan bu şiirin iki kahramanı Sakarya ile Necip Fazıl'dır:

 

"İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Sakarya, sâf çocuğu masum Anadolu'nun

Divânesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız.

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş bu dünya böyle gider.

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz."

Sakarya da, şair gibi "hor, öksüz" fakat büyük bir davanın, mukaddes bir yükün hamalıdır." "O hamallık ki, sonunda rütbe ve mal yok, yalnız zehirle pişmiş aş vardır; anneden, vatandan, arkadaştan ayrılık" vardır.

Bu davanın ağırlığı altında Sakarya, şanlı imparatorluğun merkezinde ve feyizli imânın doruğunda olduğu günleri yâd ederek dövünmektedir:

 

"Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşânlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziniyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin: cömert Nil, yeşil Tuna?

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı; Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya kandillere katran döktü geceler."

 

"Sakarya Türküsü", tarihinin akışı içinde bir idraktir. Tarihin su yoluna döşeli kirli ve temiz "olukları" tespit eden şair, bugünkü boynu bükük acınacak manzaramızın yalan ve riyadan; bütün mukaddeslere karşı inançsızlık, samimiyetsizlik ve sahte sevgiden doğduğuna kanidir.

Bir başka şiirinde de:

"Bütün bir kâinat yalana teslim" diyen Necip Fazıl'dır. Kısacası İslâm'a, tarihe, millete karşı kof bir inançsızlık: İşte faciamızın sebebi budur.

 

"Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift: birinden nûr akar, birinden kir.

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek!

Kafdağı'nı assalar, belki çeker de bir kıl

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl...

Bununla beraber milletimiz, halkımız, askerimiz gibi Sakarya da, bu köleleştiren zilletin, bu yalanın, bu sahteliğin farkındadır. Bu milletimize oynanmış onur kırıcı, bu zehir ve zillet verici "entrika" nihayete kadar sürmeyecektir. Şair, yücelerden duyduğu bir "diriliş" buyruğunu, milletine müjdeler gibi, Sakarya'ya verdiği ihtişamlı ve azimli bir emirle şiirini bitirmektedir:

 

YOL O'NUN, VARLIK O'NUN GERİSİ HEP ANGARYA

YÜZÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN, AYAĞA KALK SAKARYA

 

Ahmet Kabaklı (Şairler Sultanı Necip Fazıl)

BI
17.07.2010 02:06
#73

Vesselâm, hayatımın şiiridir...

GA
06.08.2010 22:31
#74

ilk ezberlediğim şiirdir bu... üstad deyince kalem susuyor üstad severler...

 

Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

N.
07.08.2010 17:03
#75

en sevdiğim şiirlerden birisidir... paylaşım için teşekkürler...

BI
20.10.2010 04:21
#76

Benim de İstiklal Marşı'mızdan sonra ezberlediğim ilk şiirdir... Ama şu an ezberimde hepsi yok, unutmuşum çoğu yerini...

EN
20.10.2010 16:17
#77

Üstad necip Fazıl'ın her bir şiirinde ayrı bir tat bulurum; ancak Zindandan Mehmed'e Mektup ve bu şiirinde çok daha ayrı bir güzellik vardır. Teşekkürler..

YA
23.10.2010 13:46
#78

çok güzel bir şiir paylaşım için teşekkürler

NU
17.11.2010 22:02
#79

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

 

 

Ah üstad...zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir? bu muazzam eserinin üzerine bir kelam etmek ne kadar müşkil...Söylenmesi gereken ne varsa söylemissin...Bu siir olamaz olağanüstü güzellikte...Ve sairlerde ilham alır.

IB
21.11.2010 01:06
#80

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

 

 

Üstadım,seni de , Yunus'u da,kubbeler serpen orduyu da çok özledik...Bu mısraları ne zaman okusam gözlerim yaşla doluyor...

HT
11.12.2010 18:43
#81

SAKARYA TÜRKÜSÜ

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

 

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

 

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

S.A.

 

Yine üstadın çok hoşuma giden bir şiiri. Özellikle şu mısralar gerçekten insanı çok etkiliyor.

 

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

Selametle...

 

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

 

 

hepsi güzel olduğu gibi buda güzel buda harika ...

TU
31.12.2010 15:08
#82

Selamun aleykum arkadaslar

 

siir dinletisinde sakarya siirini okuycak arkadasımıza fon muzigi olarak ne onerrsiniz.

 

online arkadaslar cvp verrlerse sevinirm

TU
01.01.2011 22:30
#83

arkadaslar, yok mu önerisi olan ?

BE
01.01.2011 22:33
#84

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

 

 

hepsi güzel olduğu gibi buda güzel buda harika ...

BD
01.01.2011 22:45
#85

Güzel bir klasik müzik koyabilirsiniz. Hayri Küçükdeniz'in de Sakarya Türküsü'nü seslendirirken arkaya koyduğu fon Beethoven'ın 5. Senfoni'si ise bilindik bir parça olması dolayısıyla çok daha manidar olur. Çok uyumlu olmayacağını düşünsem de Can Atilla'dan Rumeli Hisarı'nın Yapılışı adlı parçayı veya Yanni'den Nostalgia parçasını da düşünebilirsiniz. Hepsi giderek artan ve güçlü bir heyecanı ve inancı temsil eden parça türlerindendir. Belki Secret Garden'dan Moving adlı parça da ilginizi çekebilir. Bunlar birkaç örnek. İnşallah işinize yarayan çıkar.

 

Saygılarımızla...

TU
02.01.2011 02:14
#86

Tesekkür ederim BDG. İnanın çok yardımcı oldunuz .. Konu üstadın şiiri olunca ben hassas oluyorum; en güzeli olsun diye düşünüyorum. Şimdi bunalrı bulup tek tek dinlerim. Tekrar teşekkürler,Allah'a emanetsiniz.

DI
21.01.2011 13:02
#87

ben bunun hepsini ezberledim

KA
21.01.2011 14:06
#88

dehşet bir kafiye düzeni ve biçim

nasıl güzel anlatmış üstad..

 

 

(ayseL)

22.01.2011 00:08
#89

dehşet bir kafiye düzeni ve biçim

nasıl güzel anlatmış üstad..

 

 

(ayseL)

'kafiye canavarı' : dehşet bir kafiye düzeni

Aman aman kırıp dökme de...

BI
22.01.2011 01:25
#90

Bence klasik müzikle okumayın. Şiirin ruhuna ters olur -şahsi fikrimce-. Eski Osmanlı-Türk saray müziği; nam-ı diğer "klasik türk müziği" çok iyi gider. ıtri den, dede efendi den, yahaut başka bir türk müziği bestekarından, mahur, muhayyer, uşşak, hüseyni gibi coşkun makamlardan enstrümantal bir saz semaisi yahut peşrev eşliğinde iyi gider. Ben denemedim amna denemek lazım...

KA
26.01.2011 14:52
#91

'kafiye canavarı' : dehşet bir kafiye düzeni

Aman aman kırıp dökme de...

KA
26.01.2011 14:56
#92

kırılıp dökülmez ...

ÜN
28.01.2011 18:15
#93

Yorum yapılamayacak kadar güzelliği ve manası ortada ..

Yüreğine sağlık Üstad.

BI
01.02.2011 01:47
#94
GU
17.12.2011 14:06
#95

https://www.facebook.com/photo.php?v=10150136440012614

 

Çok güzel okunmuş paylaşmak istedim..

 

 

Sakarya Türküsü

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

 

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

 

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

 

(1949)

07.01.2012 05:20
#96

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur.

 

Tek kelime ile muhteşem bir eser. Sadece her insanın bu şiirden düşüncelerine bir pay çıkarması gerekiyor.