Şiirden kopulmuş, herkes beklemek üzerine birşeyler yazmış. Ben de hadim olmayarak katılmak istiyorum.
Şiirin ağzından yazıldığı kişinin beklemesi, beklemek için beklemek olarak nitelenebilir. Niçin? Varılmaz bir hayale işaret olduğundan... Bir kısmı müsbete, bir kısmı menfiye delalet olan aşk için aşk, aramak için aramak, konuşmak için konuşmak, ibadet için ibadet gibi çerçevelerin işaret ettiğine benzer bir tandans mevcut burada. Adam kavuşmanın hayalini taşıyor ve arzusunu duyuyor, fakat onun asıl derdi kavuşmak değil, kavuşmak istediğini göstermek. Kavuşsa belki bitecek her şey onun için. İnsan zihni pisliktir, çalışır çabalar, kavuşunca da küçük görmeye başlar. Hudutsuz bir hırs, bitmek tükenmek bilmez bir mavera arzusu ve yok olmaz bir mükemmeliyetçiliğe sahiptir dünya insanı. Bunu bastırabiliyor musun? Ne ala, o zaman rahat ve huzurlu yaşarsın. Fakat durun orada, iş bu kadarla bitmiyor, bu kez de şöyle bir mesele karşımıza çıkıyor: Rahat ve huzurlu yaşamak insanı tatmin edecek midir? Malum, rahat batıyor adama dediğimiz tipler geziniyor sağda solda. Bir kısım insan rahata kavuşsa bile rahat durmuyor, kaşınıyor, daha iyisini istiyor, çoğu zaman elindekini de kaybediyor. Diğer taraftan da dedik ki tatmin olabilen insan huzura kavuşur. Dolayısıyla azla yetinerek mutlu olabilmeyi başarmış insan için yaşadığı hayatın sınırları bellidir, ileride kafayı bozup yeniden kendini tempolu bir kavuşma arzusuna itmediği sürece bitmiştir iş onun için. Ama bir de bu mertebeye ulaşamayan, belki de ulaşmak istemeyen insanlar var. Adam ne kavuşup kavuştuğundan sonra deli danalar gibi başka hasretlerin peşinden koşmak istiyor, ne de dinamizmi noktalayıp kendini bir daire içerisine hapsetmeyi ve rahat, huzurlu yaşayarak tatmin olmayı kabul edebiliyor. Bu adam bekleyen adamdır işte. Kavuşamayacağını bilir, nihayetinde kavuşmamayı ister ama kavuşmak arzusunun güdümünde yaşar. Kendini çöllere vuran Kays var ya, tam da bu tipi anlatırken misal olarak verebileceğimiz adamdır kendisi. Aşkından kendini dağa bayıra vurur da sonra "Bu kara kuru kız mı yani?" der çıkar işin içinden. Hayır; bu adamın arayışı, aşkı, hasreti bitmiş değildir; malum kara kuru kız 1.5 metre toprağın altında pestil olmaya, çamurlaşmaya, kokmaya, dağılıp ufalanmaya, içi dışına çıkmaya, davul gibi şişmeye, içinde oluşan gazın da baskısıyla ağzından burnundan dışarıya kanlar püskürmeye başladığında, Kays için ermeye basamak olan şahsiyet ulaşılmayan olmaktan ulaşılamaz olmaya geçmiştir. Asıl arzuladığı o kız olmasa bile, bekleyeceği, zihnini taze tutacağı imajın sillinmesi Kays'ın hayat amacını bitirmiştir. Eh, bu yüzden kızın mezarının dibinde Kays'ın pili de bitmiştir. Ahiret aleminde kavuşacaklarını umuyorum ben, ee çünkü Kays buradaki zihnini, nefsini, manevi varlığını tüm özellikleriyle koruyarak oraya taşımayacaktır. İlahi tesirle daha direkt, daha doğrusu daha aşikar bir temas kuracaktır insanlar diğer tarafta. Bu durum da hem sonsuzluk işkencesini tahammül edilebilir kılacak, hem de arzuların bittiği nokta olacaktır. Kays buradaki bekleyişinin visaline ilahi bir armağan olarak orada erecektir belki. Tavrı değişecektir diyorum, çünkü bizim bu tarafta taşımakta olduğumuz zihinlerimizi aynen diğer tarafa da götürmemiz halinde Cennet bile bir zindan halini alabilir. Orada insanın hudutsuzca arzulayan yanı terbiye edilecektir. Yoksa düşünsenize bir, sizi bu sınırsız arzularınızla tutup içinde sonsuza dek yaşayacağınız ve her istediğinizi elde edebileceğiniz, tahayyül dahi edemeyeceğiniz güzelliklerle bezenmiş bir Cennet'e soksalar bir zamandan sonra yeter lan der, bu dünyanın tatmin olmuş zengin sıpalarının becerdiği şeyi, yani müntehir olmayı başarabilmek için elinizden geleni yaparsınız. İyi düşünün, harbiden yaparsınız bunu. Sonsuzluktan bahsediyorum. Sonsuzluk, sonsuzluk... Bir türlü bitmiyor, bitmeyecek. Sonsuzluk insanın en büyük arzusudur belki ama, bu dünyanın insanlarının zihin yapısındaki bir insanın asla kaldıramayacağıdır da aynı zamanda. İşte tüm bu işkenceyi tahammül edilebilir kılan bir şey vardır ki o da Cenab-ı Hak'ı müşahede etmektir. Yaratılmış zihinlerin tatmin olmayan yapısını, aslında bir çeşit Allah arayışı olarak kabul edebiliriz. Allah'a kadar herşey vazgeçilmeyi hak eder ve bu hakiki visale deyin karşımıza çıkan tüm güzellikler bir basamaktır. Bazen insanın arzuları, onu bulunduğu noktadan daha da aşağılara çekebilir, doğrudur fakat bunu da akıl ve hislerin yanılma payı ile nefsin, şeytanın aleyhteki gayretine vermek gerekir. Son nokta Allah'tır, bu dünyada bile onu bulan nasiplilerin arzularının daha ileriye geçememesi ve devamlılığını korurken tek bir noktada çakılı kalması da aslında hududun alemlerin Rabbi olduğunu gösteriyor bize. Hmm, ne diyorduk? Off, çok fena dağıtmışız. Heh tamam, Kays'ın pili diyormuşuz. Kays'ın pili de işte bu mezarın yakınında bitiyor ve üstadın mezarda taş olmak şeklinde bahsettiği hadise gerçekleşiyor bir nevi. Bu mısra bir telmih tesiri oluşturdu bende. Belki üstad da böyle düşünmüştür, bilemeyiz. Paylaşılan kıtayla ilgili acizane fikirlerim bunlardır, umarım sıkmamışımdır. Şiirin bütününü de çok severim bu arada.
Arkadaşların yorumları hakkında sahip olduğum fikirleri çok kısa bir şekilde dercedeyim de belki hoş mütalaaların kapısını açmış oluruz böylelikle.
Beklenenin bazısı beklenmeyi hak etmez, doğru ama sizin için mühim olan şey kavuşmak ve ulaşmaksa bu durum önemlidir. Yoksa, sizde beklemeyi ateşleyen kişi yanlış tanınmış, abartılmış, şişirilmiş olabilir. Beklemek için beklemekte beklenen önemli değildir. Elde etmek istiyorsanız boşuna yapmışım dersiniz, aşk da dahil olmak üzere platonik hislere sahipseniz hayatınız boyunca yaşarsınız o arzuyu. Nesne değil özne önemlidir ikincisinde.
Sitedeki ilk mesajımda kafa şişirdim galiba, kusura bakmayın yarenler. Sürç-i lisanlarımı da lütufkar davranarak affedin. Selametle kalın.