Selamlar,
Üstad'ın Demokrat Parti döneminde örtülü ödenekten cüzi miktarlarda istifade etmesinin bir gazete tarafından gündeme taşınması ve sosyal medyada bu konu ile ilgili devam eden tartışmalar üzerine, Benim Gözümde Menderes adlı eserden alakalı kısımları seçerek istifadenize sunuyoruz. Daha detaylı bilgiye ihtiyaç duyanlar sözkonusu esere müracaat edebilir.
Üstad'ın Büyük Doğu mücadelesini verirken çektiği maddi sıkıntı ve kaynak bulmaktaki zorluk hakkında yazdıkları:
Hapisten çıktıkten sonra bir müslüman fabrikatörün bana sözü:
— Evinize yardım için size 30 bin lira ayırmıştım. Fakat götüremedim.
— Niçin?
— Korktum!
— Bu sözü söylerken hicap duymuyor musunuz? Bari, yapamadığınız ve asla yapamayacağınız şeyi içinizde saklayın da samimiyetsiz bir fikri fiil gibi gösterici bir teselliye kapılmayın! Siz, birçok benzeriniz gibi, nefsinizin suçunu şu veya bu mazeretle bağışlatmaya kalkan tiplerdensiniz. Bana 30 bin lira değil 30 kuruş gönderebilir ve kendinizi bildirmeye de lüzum görmeyebilirdiniz. Üstelik, bir de yapamadığınız fedakârlığı öne sürerek minnettarlık kazanmaya bakıyorsunuz!
Bu levhada umumiyetle İslâm tüccarlarına mahsus ruh haletiyle, kapitalist ellerdeki İslâm sermayesinin hissizlik ve şuursuzluğunu rahatça okuyabilirsiniz.
Benim hapse girişim, ondan sonra 10 yıl rahat yaşayabilecek kadar yardım görmeye vesile teşkil edici bir hâdiseyken üstelik, çoluk-çocuk, her defa aç kalmamıza yol açması bakımından, adetâ ihlâsımızın imtihanı ve Allah uğrunda çile çekmeye liyakatin ifadesi olarak en büyük hamd sebebidir. Allah beni bütün mücadele hayatımda, baş vurduğum teşebbüslerin hiçbiriyle menfaat sağlama noktasından imtihan etmedi. Halbuki, pekâlâ çıkardığım mecmua ve gazetelerden en meşru hakkım olarak kâr edebilir, siyaset dünyasından İslâmî gayemin bir nevi hak ve haracı olarak aldığım paraları da nefsime tahsis edebilirdim. Bana verilen paralar, büyük yatırım isteyen işlerin daima ilk taksiti olarak ödendiği ve sonra devlet kutupları arasındaki çatışmalar yüzünden kesildiği için evimdeki baba mirası öteberiyi de sattırmış, beni gırtlağıma kadar borca saplamış ve elime geçen her vâhid, üzerine iki vâhid eklememi gerektiren bir ziyan sebebi olmuştur. Örtülü ödenek hikâyesinin bütün içyüzü bundan ibarettir ve bu mevzu, ileride Yassıada Mahkemesi karşısında hâkimlere vereceğim cevapla büsbütün aydınlanacaktır.
Üstad'ın Yassıada mahkemesinde olanları anlatırken, Örtülü ödeneğin kullanım hakları hakkındaki genel değerlendirmesi:
Hele şu «örtülü ödenek» dedikleri dâvada Adnan Beyin gösterdiği, yılgın anlayışsızlık veya anlayışsız yılgınlık?..
Bu dâvanın ağırlık merkezi aşağı yukarı benim ve mahut Başsavcı, mahut sözü bu vesileyle söylemiş ve artık vesileli, vesilesiz, tekrar etmektedir: "
— Said-ün-Nursî'den daha tehlikeli olan bu adam!..
Adnan Beyin, emini bildiği, halbuki, en azılı can düşmanı bir Halk Partiliden daha az emin, Mason tekkesi şeyhi, Müsteşar Salih Korur, örtülü Ödenek hazinesinin muhafızı sıfatiyle nereye ve ne sarfederse yazmaktadır. Adnan Bey «eve bir cımbız alınsın!» demişse, o da yazılmakta... Halbuki yine Adnan Bey, bana bizzat söylediğine göre, maaşlarına ek olarak etrafına dağıttığı ihsanları öz kesesinden ödemekte, odacısından yaverine ve Hususî Kalem Müdürü ve memurlarına kadar, hizmetindeki her ferdi mükâfatlandırmakta ve bunları şahsî geliriyle karşılamaktadır. Her halde onun şahsî parası olarak hususî kalemde bir küçük masraflar kasası da olması icap eder. «Filân şeyi alıp eve gönderiniz!» deyince de bunu «örtülü ödenekten karşılayınız!» mânası çıkmaz. Ama hiçbir şeyin gider ve gelir sistemine aldırmayan, böyle bir murakabeyi adetâ küçüklük sayan Menderes, emri verince, Müsteşar, inadına «örtülü ödenek»ten harcar, sonunda görüldüğü gibi de, kalem kalem tutulan listeyi, bilerek veya bilmeyerek ihtilâlcilere sunar.
Ama iş ne şunda, ne bunda... «Örtülü ödenek» dedikleri şu kadar milyonluk fonun esasında, keyfiyetinde!...
Örtülü ödenek, Başvekâlet makamını millî irade organının itimat reyiyle ihraz etmiş, millet mutemedi mevkiinde bir adama, siyaset ve hükümet icaplarına göre dilediği gibi harcasın ve kimseye hesap vermek mecburiyeti bulunmaksızın yerini takdir ve tâyin etsin diye verilen bir fondur ve asla, kayıtlık, kuyutluk, hesaplık, bilânçoluk bir tarafı yoktur. Salih Korur'un tuttuğu hesap, ancak Başvekile karşı temize çıkmak için olabilir, öyledir ama, o, bu hesapla Başvekilini kirliye çıkarmıştır. Kaydı olmazsa kimsenin «nereye gitti?» diye bir şey soramayacağı mevzuda, kabahat, harcamaların kaydedilmiş olmasında mıdır?., İsterse bir Başvekil örtülü ödeneğini topyekûn metreslerine verir ve bu takdirde yalnız Allah ile vicdanına karşı sorumlu olur. Başvekillik makamının haysiyeti, bu noktaya kadar suiistimal edilmesi mümkün ve tahkik ve tetkikten masum bir tasarruf hakkı belirtirken, Menderes'in bundan suale çekilmesi ve bu görülmemiş usulsüzlüğe cevap verememesi ne hazindir?
Diyecekti ki:
— örtülü ödeneğin hesabı, bütün dünyada hiçbir başvekilden sorulamaz! Eğer benim suçum, Müsteşarımın bunları tek tek kaydedip gözlerinizin önüne serilmesini sağlamış olmaksa, cürmümün derecesini tespit etmek için, benden önceki başvekillerin de hesaplarının getirtilmesini ve arada bir kıyaslama yapılmasını talep ederim. O zaman kimin alnı açık olduğu görülür.
Mahkemede Üstad'ın örtülü ödenekle ilgili açıklaması:
Sual:
— Örtülü ödenek vaziyetine ne dersiniz?
— Evet, aldım. Alırken de bir rejim ve hükümet meddahlığı vazifesini üzerime almadım. Ben, Tanzimattan beri sökün edici ol'uşların köksüz olduğunu, hiç bir zaman Doğu ve Batı arası bir nefs muhasebesine yanaşamadığını ve mahsup sırrına varılamadığını, her kıymetin ruh ve kökünde', yâni İslâmda bulunduğunu ve aklımızı Batıdan devşirirken, ruhumuzu Doğuda tutmamız gerektiği üzerinde bütün bir dünya görüşü ve ideal savunucusuyum. İşte Adnan Beyde, Tanzimat'tan bu yana gelmiş sadrâzamlar ve başvekiller arasında bu dâvayı tutmaya müstaid biricik insanı buldum ve yardımını dâvamın hakkı olarak kabul ettim. Bütün aldıklarımı, mücadelesini ettiğim yolda harcadım. Ve sade harcamakla kalmayıp evimdeki eski koltuk ve halılara kadar da bu uğurda satmaya mecbur oldum. Zira Adnan Beyin «Bir kere başla da sonu gelir» diye ettiği her yardım, Demokrat Parti iktidarının menfî kutbu tarafından engellenince» kendisine bir ev yaptırılmaya başlanıp, birinci katı çıkmadan yüzüstü bırakılan bîçare gibi, elimdeki avucumdakini sarf etmeğe, üstelik müthiş bir borç altına girmeye mahkûm oldum. Yâni örtülü ödenekten bana verilen paralar, şahsıma bir şey getirmek yerine, benim bütün imkânlarımı yedi, bitirdi ve neyim varsa götürdü. Böylece Adnan Menderes, örtülü Ödeneğiyle beni kullanmış değil, asıl ben onu idealim uğrunda kullanmaya teşebbüs etmiş, fakat iradesiz ve sebatsız karakteri yüzünden muvaffak olamamış bulunuyorum. Benim, bir dâva uğrunda bir nevi vergi hakkiyle alabildiğim, reklâm parasına bile yetmez, gülünç meblâğlara karşılık, kendisinden milyonlar devşirip şimdi gözünü oymaya bakan, Büyük Doğu'yu örtülü Ödenek beslemesi olmakla suçlayan ve hesap vermeğe davet edilmeyen bazı gazetelerin hali, masumluk ve ulviliğimizin ters tarafından mükemmel bir ifadesidir. İsterseniz bu gazetelerin hesabını yüksek huzurunuzda ortaya dökeyim...
— Hayır!..
— Böyleyken huzurunuzda suçlu sıfatiyle oturan dünün Demokrat Parti Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Başvekili Adnan Menderes'e, bize gösterdiği yarım, devamsız ve samimiyet derecesi belirsiz alâkadan dolayı minnettar olduğumuzu ve böyle olmakta devam edeceğimizi bildirmek de vazifemdir.
Bu sahne karşısında, söyliyeceği bir şey olup olmadığı sorulan Adnan Menderes, bana uzaktan teşekkür dolu gözlerle bakarak, söyliyeceği sözü olmadığını bildirirken aynı suale mahut Savcı, kürsüsünden hafifçe doğrularak, galerinin, hayret bakışları karşısında şu cevabı verdi:
— Söyleyecek bir şey yok!»
Üstad'ın miktar hususundaki değerlendirmesi:
Örtülü ödenekten bana verilenlerini 147.000 lira olarak tespit etmişlerdi. 1952'den 1960'a kadar, iki kere günlük, bir defa da haftalık gazete çıkarmam için verilen, üstelik en saf niyetle gazeteme ve dâvama tahsis ettiğim için yetersizliği yüzünden evimdeki baba mirası eşyayı da götüren ve beni çenemedek borca batıran para... Bu 147.000 liranın, üzerine oturup «tamamlanmadıkça bir şey yapamam!» diye onu tasarrufuma geçirmiş olsam ve kendimi pahalıya satmayı bilseydim, o zamanlar oturduğum köşkü bana yüzbin liraya satmaya kalkan ev sahibime «evet!» demekle, bugün, yine dâva ve gayeme mahsus olmak üzere birkaç milyonluk bir servet sahibiydim. Bugün, Feneryolu'nda, Bağdat Caddesi üstünde, 5000 metre karelik bahçesiyle bu mülk 5 milyon lira değerindedir.
Fakat bende, gayem ve yolum bakımından mutlaka malik bulunmam gereken böyle bir malî ve ticarî şuurdan hiçbir zaman hiçbir eser olmadı; ve mukaddes hedefe yol açabilmek, bir köprübaşı tutabilmek için en yetersiz yardımlara razı olmak ve bu yüzden evimdeki eşyayı da kaybetmek ve borç denizinde boğulmak gibi bir vaziyet doğdu. Yani mahut 147.000, sırf Islâmî gayeye yol bulabilmek için, olduğu gibi, pişirdiğim yemeğe gitti, üstelik cebimde ve kilerimdekileri de silip süpürdü.
İşte, dâvamın baş hakkı olarak aldığım ve bunu iftiharla ilân ettiğim, fakat başta Adnan Beyden milyonlar çimlenip de sonradan onu vatan haini diye teşhir eden namus yoksunu gazetelere nispetle işimi bilemediğim, örtülü ödenek hikâyesi bütün içyüzü ve mahrem karakteriyle bundan ibarettir ve bu hikâye ve içyüzü bütün Büyük Doğu'cuların kavraması lâzımdır.